Cevapla 
 
Derecelendir
  • 4 Oylar - 4 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ANADOLU OYUNLARI
09-21-2008, 04:39 AM
Mesaj: #1
ANADOLU OYUNLARI

ANADOLU OYUNLARI
“Çocuklar akşama kadar sokaklarda oynadıktan sonra evlerimize:
-Şu ne?
–Hamam
–Herkes evine tamam!” diyerek dağılır ve giderken de akşam yemeğinden sonra tekrar sokakta buluşmak üzere söz verirdik. Yemek sonrası sokağa erken çıkanlar, çıkmayanların kapısının önünde bağırırdık:
- ……. çıkacaktı,
- Çıkmadı,
-Ekşidi,
-Turşudu,
-Sabahlara kalmadı"
Bu sözleri çocuk dışarı çıkana kadar tekrar ederdik. İçerde arkadaşımız bu sözleri duydukça hop oturur hop kalkardı, babası izin vermezse feryat figan göklere çıkardı. Ya azar işitir sesi kesilirdi ya da babasının biz dışarıdakileri dağıtmasıyla oyun arkadaşı bulmak için başka bir kapıya yönelirdik.



EL EL ÜSTÜNDE
Önce sayışma ile bir ebe seçilir. Ebe yüzüstü yere yatar diğerleri ellerini yumruk yaparak ebenin sırtında üst üste kule gibi koyarlar ve hep bir ağızdan:
“El el üstünde
El kemerin üstünde
Kimin eli en üstte?”
diyerek ebeden hangi oyuncunun elinin en üstte olduğunu tahmin etmesini isterler. Ebe çocuklardan birisinin adını söyler eğer söylediği kişinin eli en üstteyse o diğerinin yerine ebe olur, ve oyun bu şekilde devam eder

ÇELİK ÇOMAK
Daha çok açık alanlarda oynanan bir oyundur. Oyuna bazen büyüklerin de katıldığı olur. Bu oyunda iki ucu yontulmuş kısa bir tahta yani çelik ile 50 – 60 cm uzunluğunda bir sopa yani çomak kullanılır. Oyun oynayacak olanlar iki gruba ayrılırlar. Bir tarafın oyuncusu eksik olursa bir kişi iki kişi yerine oynar ve bu kişiye “Eşi karnında” denir. Her iki taraftan birer kişi seçilir ve bu seçilen kişiler çeliklerini uzağa fırlatırlar. Hangi oyuncu çeliği daha fazla uzağa atabilmişe o taraf oyuna başlar (A takımı diyelim) Oyun başlarken yere küçük bir çukur açılır veya iki taş çeliğin boyu kadar aralıklı olarak yan yana konur. B takımı oyuncuları karşı tarafa geçer. Böylece oyun başlamış olur.
Oyuncu elindeki sopayla çukurun üzerine yerleştirdiği çeliği karşı B taraf oyuncularına doğru hızla atar ve sopayı yere bırakır. Eğer B taraf oyuncuları atılan çeliği havada yakalarsa hem sayı kazanırlar hem de çeliği kaptıran A takımı oyuncusu oyundan çıkmış olur. B takımı çeliği yakalayamadıysa, çeliği düştüğü yerden tekrar yerdeki sopaya doğru atarlar. Sopayı vurabilirlerse karşı A takımının oyuncusu yine oyundan çıkar. Vuramazlarsa A takımı çelikle sopanın arasındaki mesafeye bakarak B takımının bu mesafeyi kendi belirledikleri bir adımda almasını ister. Örneğin “3 adımda al, 5 adımda al” gibi. B takımında adımını büyük atabilen ve kendine güvenen bir oyuncu bulunmazsa, ya da bu adım sayısında çomaktan çeliğe ulaşamazsa A takımı adım sayısı kadar sayı alır. Eğer bu adımda yetişebilirlerse sayıyı B takımı alır. Oyunun başında kararlaştırılan sayıya ilk ulaşan takım oyunu kazanır. Bir sonraki oyuna kazanan taraf başlar. hangi tarafın oyuncularının tamamı ölürse bu defa diğer taraf oyuna başlar. Bir takım kararlaştırılan sayıya hiç puan kaybetmeden ulaşırsa oyundan çıkmış bir arkadaşlarını tekrar oyuna sokarlar.

ARPA ÇARPA
Oyun çıkmaz sokaklar, apartman aralarındaki dar bahçeler gibi sınırlı alanlarda oynamak için birebirdir. Bu oyunu oynayacak çocuklar aralarında bir ebe seçerler veya aralarından en büyüğü ebe olur. Ebe eline bir mendil alarak, herhangi bir hayvanın tarifini yapar;
Kasa kasa var kasa
Ayakları var kasa
Kuyruğu var kasa
Tüyleri var kasa gibi
Hayvanın tarifi yaptıktan sora, elindeki mendili karşısında dizilen oyunculara tek tek vererek tarif ettiği hayvanın ismini sorar, oyunculardan herhangi biri bilirse mendil ona verilir, diğer çocuklar kaçışmaya başlarlar. Mendil elinde olan oyuncu da onları kovalar ve mendille vurmaya çalışır. Vurulan oyundan çıkar. Oyunun ebesi bu ara “buğda buğda” derse elinde mendil olan oyuncu diğer oyuncuları vuramaz. Ancak ebe “Arpa çarpa” dediğinde vurabilir. Bu oyunda ebenin rolü büyüktür. Elinde mendil olan oyuncu diğer oyunculardan birini yakalayıp tam vuracağı sırada ebe ”Buğda buğda” yahut diğer oyuncular elinde mendil olan oyuncuya yaklaştıklarında “arpa çarpa” diyerek oyunu hareketlendirir. Vurulmadan en sona kalan ebe olur.

ÇÖMÇE GELİN
Şanlıurfa’da kurak geçen dönemlerde çocukların yağmur duası gibi oynadıkları bir oyundur Çömçe gelin. Çocuklar ellerine tahtadan çapraz şekilde yapılmış bir oyuncak alırlar ve Çömçe gelin adını verdikleri bu oyuncağı kapı kapı dolaştırırlar. Gittikleri evler çocuklara torbalar içinde bulgur veya ekmek verirken Çömçe gelinin üzerine su döker, bir miktar suyu da şakadan çocukların üzerine döker. Çocuklar bulgurun bir kısmını paylaşıp evlerine götürürken bir kısmını da Balıklıgöl’e götürüp balıklara yem olarak atarlar. Çocuklar ev ev dolaştırdıklarında kapıyı açana şu tekerlemeyi söylerler;
Çömçe gelin nar ister
Allah’tan rahmet ister
Koç koyun kurban ister
Balıklara yem ister
Ver Allah’ım ver
Bu yağmurdan bir sel...

KADI KUS KUS
Beş altı çocuk tarafından dışarıda yumuşak toprak zeminde oynanan bir oyundur. Her bir çocuk oyun alanında kendine bir köşe belirler. Tüm çocukların ellerinde birer sopa bulunur. Ayrıca tek bir küçük sopa da (çelik) vardır. Bir çocuk başka bir çocuğa çeliği atar, o da elindeki sopayla çeliği çeler. Çeliği atan çocuk çeliği almak için koşarken diğer çocuklar onun köşesine çukur kazıp sopalarını dikmeye çalışırlar, bu esnada hep bir ağızdan “kadı kus kus” diye bağırırlar. Çeliği kapan çocuk da arkadaşlarının boş köşelerine çeliği bırakmaya çalışır. Herkes hem sopasını dikip hem de kendi köşesini korumaya çalışırken sopasını dikemeyen ya da köşesine çelik bırakılan çocuk bir sonraki oyunda çeliği atacaktır. Oyun Konya bölgesinde bilinmektedir.

YÜZÜK
Kış geceleri kadınlı erkekli erişkin grupları tarafından oynanan bir oyundur. Oyuna katılanlar iki gruba ayrılırlar, her gruptan bir kişi seçilir. Bir tepsiye iki fincan ters konulup birisinin altına yüzük saklanır. Hangi oyuncu yüzüğün hangi fincanın altında olduğunu bilirse oyuna onun ekibi başlar. Tepsiye birisinin altında yüzük saklanacak biçimde 12 fincan kapatılır. Oyuna başlayan gruptan birisinin önüne tepsi getirilir ve yüzüğü tek defada bulması istenir. Bulamazsa sıra aynı gruptan bir sonraki oyuncuya geçer. Yüzük bulunduğunda tepside kaç fincan varsa o grubun hesabına o kadar puan yazılır. İlk açan kişi yüzüğü bulursa 20 puan alır. Ancak ilk oyuncu bulamaz da ikinci oyuncu bulursa 10 puanı karşı ekip alır. Yani ikinci hamlede yüzüğü bulmamaya gayret etmek gerekir. Önceden belirlenen 200-300 gibi bir puana ilk erişen grup oyunu kazanır. Kaybeden ekip diğer ekibe ziyafet vermek ya da başka bir isteklerini yerine getirmek durumundadır.

KEMİK
Özellikle mehtaplı gecelerde oynana bu oyunda çocuklar iki gruba bölünürler. Gruplardan birisi “ak koç”, diğeri “kara koç” adını alır. Bir merkez belirlenir ve bir taş dikilir. Küçük beyaz bir kemik bulunur. Oyunculardan bir grup bu kemiği bir yere atar, ay ışığında her iki grup da bu kemiği aramaya koyulur. Kemiği önce bulan gruptan , örneğin akkoç grubu bulduysa, “ak koç, kara koça bindiii” diye bağırır. Ak koç grubuna dahil olanlar, kara koç grubundan kimi yakalarlarsa sırtına binerek kendilerini merkez taşa taşıtırlar. Yakalanmadan merkeze kadar koşanlar ise rakiplerini taşımaktan kurtulurlar. Oyun böylece sürüp gider.

KOZA OYUNU
Oyunculardan bir tanesi eline bir taş parçası veya benzeri bir şey saklar. Bu taşı bulan ebelikten kurtulmuş olur. En sonunda taşı bulamayan son oyuncu ebe olur. Bu oyun genişçe bir alanda istenildiği kadar oyuncu ile oynanır.
Adına “Koza” denilen düz, hafif sivri ve normal irilikteki taş iyi bir yere dikilir. Dikilen bu “Koza” dan 5-6 metre uzağa uzun bir çizgi çizilir. Her oyuncu önceden seçmiş olduğu atış taşını 5-6 metre uzaklıktaki bu çizgiye doğru düzgün bir biçimde fırlatır. Çizgiye yakınlık durumuna göre oyuncular başlama sırası alırlar. Ebe olan oyuncu kozanın yanında bekler. Diğer oyuncular sırasıyla bir ayaklarını çizgiye koyarak atış taşlarını kozaya doğru fırlatırlar. Kozayı yıkan oyuncu gidip tekrar taşını alır ve oyuna devam hakkına sahip olur. Yaptığı atışta kozayı vuramayan yani “Fırt eden” oyuncunun atış taşı olduğu yerde kalır. Taşı yerde kalan oyuncu ebeye görünmeden koşup ayağını kendi taşına basabilirse taşını alıp oyuna devam eder. Ayağını taşa basmadan ebe tarafından yakalanan oyuncu ebe olur. Koza yıkıldığı zaman ebe kimseyi kovalayıp yakalayamaz, önce kozayı yerine dikmesi gerekir. O kozayı dikmeyle uğraşırken diğer oyuncular taşlarını almaya çalışırlar. Oyun bu şekilde sürüp gider.

ÇINDIR PIR
Bu oyunda yuvarlak ve normal genişlikteki bir alan seçilir, çocuklar bu alana toplanırlar. İki takıma bölünen çocukların her birisi arşı takımdan yaşı ve boyu kendisine yakın başka bir çocukla eşleşir.Eşleşen iki rakip oyuncu alanın kenarında bir noktada el ele tutuşurlar ve oyun için hazır duruma geldikten ve diğer oyuncular meydanı boşalttıktan sonra oyuncular “çındır pır” derler ve her biri birbirine zıt yönlere doğru koşmaya başlarlar. Oyuna ilk başlanılan noktaya ilk gelen oyuncu çındır pır oyununu kazanarak ekibine bir puan kazandırmış olur. Özellikle tüm sınıfın ya da kalabalık çocuk gruplarının oynayabileceği eğlenceli , çocukların fiziksel özelliklerini geliştiren, takım ruhu yaratan bir oyundur.

AÇIL KİLİDİM AÇIL
Kış geceleri küçük yaştaki çocukların evde oynayabilecekleri bir oyundur. Tüm çocuklar çember oluşturup yere otururlar ve ellerini yumruk yaparak üst üste kule gibi dizerler. Biri işaret parmağı yapmağı ile yumrukların üst tarafına dokunarak “Açıl kilidim açıl” diyerek teker teker elleri açar. En alttaki el açılmayınca açılmadığını görünce, elin sahibine soruları sorar cevapları alır.
Hani bunun kilidi?
Kuyuya düştü.
Kuyu ne oldu?
İnek içti.
İnek ne oldu?
Dağa kaçtı.
Dağ ne oldu?
Yandı bitti kül oldu
Külü nereye savruldu?
Havaya.
Soru-cevap bitince bütün çocuklar iki ellerini, parmakları açık olarak çenelerinin altında sakal gibi tutarak “Vay köse sakalım... Vay köse sakalım” sözlerini tekrarlayarak gülüşürler. Sonra en alta başka çocuk elini koyar, kilidi daha başka bir çocuk açar ve oyun sürüp gider.

ALKAÇ BALKAÇ
Güneydoğu illerimizde açık havada oynanan bir oyundur. İki avucunun arasında ufak bir şeyi gizli tutan ebe, karşısında yan yana yarım daire şeklinde duran çocukların, kapalı ve kendisine doğru uzanmış iki avuçlarının arasında elini gezdirirken “Alkaç balkaç, al da bunu Haleb’e uç” tekerlemesini tekrarlar. Kimse farkına varmadan birinin avucuna bıraktıktan sonra “Al da uç” der ve o çocuk kimseye yakalanmadan daha önce kararlaştırılmış olan on onbeş metre metre ilerideki yere koşar. Eğer yakalanırsa yakalayan çocuk ebe olur. Ebe çocukların her birinin kulağına bir meyve sebze adı fısıldar ve yakalnmadan karşı çizgiye kaçan çocuğa sorar: “Elma mı armut mu, ya da kabak mı nar mı?” Karşıdaki çocuğun seçtiği meyve kimin adıysa o çocuk giderek karşıdaki çocuğu sırtında alıp tekrar oyun yerine getirir.

BALIK BATTI OYUNU
Televizyonun yaygınlaşmasından önce akşam misafirliklerinde kadınlı erkekli gruplar tarafından oynanan bir oyundur. Grup halka olur, bağdaş kurup oturur, herkes ellerini bacaklarının altına sokar. Bir kişi ise halkanın ortasında oturur. Halkada oturanlar ellerindeki kıvrılmış bir mendili birbirlerine ebeye yakalanmadan verirler. Ebe ise mendilin kimde olduğunu anlamaya çalışır. Herkes ebe baktığında sanki mendil kendisindeymiş gibi paniğe kapılmış görünmeye çalışarak ebeyi yanıltır, bu esnada mendil elden ele dolaşır. Arada bir mendille ebeye vurulup tekrar saklanır. Ebe mendili kimin elinde yakalarsa yeni ebe o olur.

DİKİLİ TAŞ OYUNU
Oyuncu grubu ikiye ayrılır, her grupta 4-5 kişi olmalıdır. Her iki grup yüzleri birbirine bakacak biçimde 8-10 metre kadar aralıklı durur. Herkes birer metre aralıklarla önlerine birer sivrice taş ya da sopa dikerler. Daha sonra her grup bir taraftan kendi taşlarını korumaya çalışırken diğer taraftan karşı tarafın taşlarını devirmeye çalışır. Bütün taşları ilk devrilen taraf mağlup olur.

ELİM SENDEÇocuklar bir tekerleme söyleyerek aralarında bir ebe seçtikten sonra ebeden kaçarlar. Ebe ise onlara eli ile dokunmaya çalışır. Ebe kime dokunursa bu defa o çocuk ebe olur.

ABA ALMASI
Onbeş yirmi kişi katılabildiği için daha çok kalabalık gruplarla gidilen pikniklerde oynanan eğlenceli bir oyundur. Grubun yarısı birer ikişer metre ara ile halka olur, diğer yarısı ise bu gruptakilerin sırtına biner. Bir çift ise ebe olur. Sırttakiler başörtüsü ya da mendil gibi bir kumaşı ebe çifte kaptırmadan birbirine atmaya çalışır. Eğer ebe kaparsa ya da mendil yere düşerse bu defa omuzdakiler aşağıya iner, alttakiler omuza alınır.


alıntı
KAFKASKAR diyor ki:
Yalnız kurt’ların tunçtan göğüsleri nurlu iman dolu,
Yolları Sancaktar Kafkas Kartalı Şeyh Şamil’in yolu.
Kafkas halklarının haklı özgürlük davası adına,
Yok mu duası kabul olunacak bir Allahın kulu.
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  SADECE TÜRKİYE’DE OLUR AngeL 1 11 Bugun 12:34 AM
Son Mesaj: KAFKASKAR
  Güzel sözler inanmassaniz bakin Mehmet kocsan 6 34 11-29-2008 08:28 PM
Son Mesaj: O.K
  Türk kimdir Sorusuna En güzel Cevaplar Mehmet kocsan 4 27 11-28-2008 05:23 PM
Son Mesaj: qönüL.yoRquNu
  Güzel Sözler Devami sizden Mehmet kocsan 4 24 11-24-2008 08:29 PM
Son Mesaj: Mehmet kocsan
  Aydin dogan,in Güzel Mirascilari Mehmet kocsan 0 7 11-24-2008 02:59 PM
Son Mesaj: Mehmet kocsan
  Türklerin ahlakı üzerine çok güzel bir yazı kadirhan58 3 61 11-01-2008 05:46 PM
Son Mesaj: qönüL.yoRquNu
  İSMEK’te yeni dönem candy 0 23 10-27-2008 10:27 PM
Son Mesaj: candy
  Güzel vatanimizin üzerinde kara bulutlar ucuyor vardir bundada bi hayir Mehmet kocsan 0 27 10-23-2008 02:54 AM
Son Mesaj: Mehmet kocsan
  Asker kızından güzel bir yazı ... kadirhan58 2 48 10-21-2008 07:54 PM
Son Mesaj: candy
Exclamation GÜZEL İNSAN OLMALI O.K 2 37 10-19-2008 09:39 PM
Son Mesaj: O.K

Forum Atla:

İletişimSivas | Sivasliyiz.ComYukarıya dönİçeriğe DönHafifleştirilmiş SürümRSS Beslemesi






Seni Seviyorum Msn Nickleri Msn Adresleri Kevenli Check up