Muğla denizden 670 m yükseklikte, üstü düz bir kaya kütlesi şekliyle ilginç bir görünüme sahip olan Hisar Dağı'nın eteklerinde kurulmuş 48000 nüfuslu bir kent merkezidir. Daha yakın geçmişe kadar sanayisi veya başka bir işlek sektörü bulunmayan son derece sakin küçük bir idari merkez konumunda iken, son yıllarda Muğla Üniversitesi'nin getirdiği canlılıkla kentsel alan Muğla Ovası'na hızla yayılmaktadır.
Muğla ovası, Menteşe kalker platosunda Neojen çağında oluşmuş depresyon ların sonradan karstlaşmasıyla oluşmuş çanak şeklindeki çukurluklardan biridir. Muğla ovasına benzer jeolojik yapıya sahip komşu ovalar Yeşilyurt, Ula, Gülağzı, Yerkesik, Akkaya, Çamköy, Yenice ovalarıdır. Muğla ovası Karadağ, Kızıldağ, Masadağı ve Hamursuz Dağı (tepesinde Hamursuz Dede'nin yatırı bulunmaktadır) ile çevrelenmiş olup, şehir sırtını dayadığı Hisar Dağı'ndan hareketle, öncelikle ova yönünde, kısmen de solunda İzmir yolu üzerinde yer alan Akçaova köyü ve sağında Karabağlar Yaylası'na bakan Düğerek mahallesi hatlarında gelişmektedir. Düğerek'in kurulduğu yamaçların gerisinde rakım hızla artar ve Menteşe Dağları silsilesi içinde yer alan Yılanlı Dağı 2000 metreye ulaşır.
Muğla iline bağlı turistik merkezlere ve deniz kıyısına varmak isteyen ziyaretçilerin bazen kenarından geçmekle yetindiği, aslında ilginç özellikleri bulunan bir kenttir. Geleneksel evler dokusu, büryan kebabı, ekşili döş dolması, çıtırmık helvası gibi özgün yemekleri, bölge kaynaklı çok sayıda arkeolojik eserin yanısıra Özlüce Köyü Kaklıcatepe'de ortaya çıkarılan 9 milyon yıllık hayvan ve bitki fosillerinin sergilendiği Muğla Müzesi, Karabağlar Yaylasında yüzyıllardır ışık değmemiş bir zemini örten dev ağaçların altındaki Keyfoturağı ve Narlı kahveleri, aydın ve konuksever halkı güçlü turistik argümanlar oluşturmaktadır.
Muğla evleri [değiştir]Muğla evleri; tasarımları, ahşap işçilikleri, tavan işlemeleri ve şehrin sembolü haline gelmiş bacaları ile Türk geleneksel mimarisinde özgün bir model oluşturmaktadır. Genelde iyi korunmuşlardır. Geleneksel mimariden doğrudan esinlenmiş yeni yapıların da Muğla bölgesinde halen diğer bölgelerimize kıyasla daha fazla inşa edildiği söylenebilir. Bunda kentin yüksek eğitim ve yerel şuur düzeyi ile yörenin turistik bir bölge olmasının etkileri bulunmaktadır. Kent merkezinde özellikle Hisar dağı eteklerine doğru yoğunlaşan eski Muğla evleri, Karabağlar Yaylası'ndaki Karabağlar mahallesi ve Yılanlı Dağı yamacındaki Düğerek mahallesi evleri ile bir arada ele alınabilir.
'Hayat' olarak adlandırılan açık ön sofalar, kuzulu kapı olarak adlandırılan avlu girişleri, ocaklar, bacalar, uzun ve geniş saçaklar, tavan süslemeleri, ahşap süslemeli verandalar, duvarlara gömülmüş dolap biçimli banyolar Muğla evlerinin tipik özellikleri arasındadır. Büyük çoğunluğu avlulu ve iki katlıdır. Bazılarında hayat bölümü sonradan kapatılmıştır. Yakın devirde inşa edilen evlerde ise, 'hayat' doğrudan kapalı olarak yapılmaktadır.
Genel özellikleri, bütün Türk evlerinde olduğu gibi, aile mahremiyeti anlayışının bir ürünü olarak içe dönük olmalarıdır. Özellikle zemin katlarında sokağa penceresi olan ev yok denecek kadar azdır. Buna karşılık avluya bakan pencerelerin çokluğu dikkat çeker ve açık, yarı açık yaşam mekanlarıyla, geniş saçaklarla zenginleştirilir. Bu nedenle, ön cephe özelliği avlu tarafından ortaya çıktığından, manzara ve güneş hakimiyetini de dengelemek üzere, evler parsellerin yukarı köşelerine ve kuzeye sağır, güneye açık olarak yerleşirler.
Plan tipleri, 'hayat' ile bunun etrafında yer alan odaların bulundukları konuma ve üst kata çıkan merdivenin yerine göre değişiklikler gösterir. Üzerlerinde yer aldıkları parsellerin biçimi ve komşu binaların konumu da planların oluşumunda etkili olabilmektedir. Ancak, genel hatlarıyla merdivenlerin, sofa içindeki yerlere göre ortadan ve yandan merdivenli tipler olarak sınıflama yapmak da mümkündür.
Ortadan merdivenlerde, üst kata çıkış binayı simetrik olarak ikiye ayırdığı gibi, farklı şekillerde de bölebilir. Ancak her iki durumda da yaygın olan uygulama, merdivenin geriye doğru sokulan bir orta sofadan çıkması ve binanın arka duvarına yaslanmış olmasıdır. Merdiven ahşaptır. Altı depo olarak kullanılır. Her iki yanında simetri hakimse birer veya ikişer oda yer alır. 'Hayat'a odalara girişte 45 dereceli kırılmalar bulunur. 'Hayat' avlu cepheleri boyunca uzandığı gibi, sadece merdivenin açıldığı ve oda girişlerinin bulunduğu orta kısımda da yer alabilir. Bu tiplerde de yaygın olan uygulama orta sofanın bina cephe hattının ilerisine doğru beşgen şekilde çıkma yapmasıdır. Ortadan çıkan merdivenin yapı kütlesine simetrik olarak ayırmadığı durumlarda ise, 'hayat'ın bir tarafında odalar yer almakta, diğer tarafında ise yine bu bölümün devamı olan yarı açık bir mekan bulunmaktadır. Genellikle, avluya bakan cephelerinde boydan boya 'hayat' bulunan evlerde ise, üst kata merdivenle çıkılır. 'Hayat'ın genişliği binanın yanından çıkan merdivenin iki kolunun genişliği ile uyum içindedir. Odalar 'hayat'ın gerisinde ve yapının arka duvarına yapılmış olarak yan yana sıralanırlar. Her biri doğrudan 'hayat'a açılır.
Sokaktan evlere kuzulu kapılardan girilir. Bu kapı geniş iki kanadı olan ve bunlardan genellikle girişe göre sağ taraftakinin içinden ikinci bir küçük kapı açılan, 2.30 m. yükseklikteki avlu duvarının yüksekliği ile orantılı, çoğunun üzerinde küçük iki tarafa meyilli. kiremit örtülü, ahşap çatısı bulunan kapılardır.
Avlular, yılın yedi sekiz ayı boyunca yaşanılan, evin kapalı mekanları ve 'hayat'larıyla kullanım bütünlüğü içinde olan, genellikle kayrak taşı ile kaplı bir çoğu havuzlu iç bahçeler şeklindedir, Duvarlara yakın yerlerde ağaçlar yer almaktadır. Evin bir duvarına bitişik olarak veya yarım bir konumda tek katlı müştemilat bulunur. Müştemilat içinde evin asıl mutfağı, ocağı, kileri ve bazen de banyo yer alır. Ayrıca, temiz su havzaları da bu binanın içinde veya dışındadır.
Yapılar genellikle taş veya ikinci derecede ahşaptır. Tüm taşıyıcı duvarlar, avlu duvarları, özellikle zemin katlar kireç harcı, kırma-moloz taş duvarlarla inşa edilmiştir. Çatı örtüsü olarak alaturka kiremit kullanılır. Çatı dışında duvar üstleri, ocak çıkıntılarının baca halinde daraldığı girintilerin üstleri de yağmurdan korunacak tüm çıkıntılar bu kiremitle örtülüdür. Ayrıca, bugün Muğla'nın sembolü olarak kabul edilen karakteristik bacadan alaturka kiremitlerle yapılan kendine özgü bir şapka ile kapatılmıştır.
Muğla evlerini, temel olarak ikiye ayırmak mümkündür :
Türk evleri [değiştir]Özellikle Hisar Dağı eteklerine doğru yayılmış olan bu evler, kentsel silüeti kırmızı kiremit çatı beyaz duvar ve üzerlerinden taşan yeşil ağaçlar üçlüsü ile oluşan armonisi içinde, geleneksel dokunun özünü oluşturan yapılardır. Avlu içindeki müştemilatlarıyla bir kullanım ve form biçimini oluştururlar. Bazılarının 'hayat'ları sonradan kapatılmış, yakın devirde inşa edilen bazılarınde ise bu bölüm doğrudan olarak yapılmışlardır.
Rum evleri [değiştir]Kentte Rum tüccarlarının yerleşmeye başlaması ile Rum aileler Konakaltı ve Saburhane mevkileri çevresinde yerleşerek kendi kültürlerine göre biçimlenen taş evleri inşa etmişlerdir. Bu evleri Türk Evlerinden ayıran temel özellik içe kapanmış olmaları, avlu yerine sokakla bütünleşen bir cephe ve kütle nizamı göstermeleridir. Diğer ayırt edici özelliği ise kesme taş yapı olmalarıdır. Eski şehrin ticaret ve zenaat merkezi Arasta mevkiinde 1895'de Rum Filivari Usta'nın elinden çıkmış saat kulesi de Rum nüfusun Muğla'ya yadigarlarındandır.
Kentte halen yaşları 100 ila 300 arasında değişen 400 yapı koruma altındadır ve kapsamlı bir restorasyon girişimi başlatılmıştır.
Muğla yemekleri & yiyecekleri [değiştir]En tanınmış yemeklerin başında Muğla'nın kendine özgü tarhanası gelir. Tarhana yazın yapılır ve pencere önlerine, dam ve avlulara serilip kurutulur ve kışın afiyetle yenilir. Zeytin ve kurutulmuş biber de Muğla'da artık bir kültür halini almıştır. Özellikle sofralık zeytin Karya döneminden beri Muğla'da önemini hala korumaktadır. Bunların dışında Muğla Merkez'in kendine özgü yemekleri de vardır. Keşkeği de unutmamak gerekir özellikle düğün yemeğidir onsuz yemek olmaz.
Üniversite kenti Muğla [değiştir]1992’de kurulmuş olan Muğla Üniversitesi, özellikle 1999 sonrasında, iş adamı Sıtkı Davut Koçman’ın Üniversiteyi kelimenin tam anlamıyla kanatlarının altına almasını takiben göz kamaştırıcı bir hızla gelişmiştir. Yakın geçmişte vefat eden Sıtkı Davut Koçman ve kurucu dekan Ethem Ruhi Fiğlalı’nın yönetiminde, evvelce 30 bin nüfuslu küçük ve hareketsiz bir il merkezinden ibaret olan şehir, 16.000’i aşkın öğrencinin oluşturduğu yeni bir topluluğun yerleşmesiyle büyük bir ivme kazanmıştır. Muğla Üniversitesi her yıl açılan yeni fakülteleri ile daha da büyük bir öğrenci kitlesine hitap edebilir hale gelmiştir. Muğla ili küçük bir il olduğudan öğrenciler kiralar ve ev bulma konularında sorun yaşayabilmektedirler.
Kültürel çalışmalar [değiştir]Muğla kültürel faaliyet açısından zengin ve öğrencilerin faaliyeleriyle giderek daha da zenginleşen bir şehirdir. Muğla Üniversitesi,Belgesel sinemacılar birliğinin sözlü tarih çalışmaları,Muğla Sanatseverler Derneği, Duvar Sahnesi Sanat Topluluğu gibi daha birçok grup ve topluluklar şehirdeki kültür potansiyelini arttırmaktadır.
İklimi ve coğrafyası [değiştir]Muğla ili Akdeniz iklimi etkisinde kalmaktadır.Muğla ilinin içinde bulunduğu Menteşe Yöresi'nde dağlar denize paralel uzanmaktadır. 800 m. yüksekliğe kadar olan alanlarda “Asıl Akdeniz İklimi” ve daha yüksek alanlarda “Akdeniz Dağ İklimi” hissedilir. Maksimum-minimum sıcaklık değerleri, nemlilik, yağış miktarı ve hakim rüzgar yönleri yerel coğrafi koşullara göre değişmektedir.Dağların denize paralel uzanmasının ve yükseltinin bu yörede Ege Bölgesi'nin genelinin aksine daha fazla olmasının diğer bir sonucu olarak ulaşım doğu-batı yönünde zorlaşır ve nüfus seyrekleşir.
Yakın çevre [değiştir]Muğla Merkez ilçesine bağlı ve belediyesi bulunan 4 yerleşim merkezi (belde) bulunmaktadır. Muğla Merkez'in ayrıca ikisi aynı adı taşıyan (Yenice) 49 köyü bulunmaktadır.
Tarihi [değiştir]Antalya, antik bölgelerden Kilikya'nın batı kesimini, Pamfilya'nın güneydoğu ucunu ve doğu Likya'yı içine almaktadır. Antalya Türkiye'de bugüne kadar bilinen en eski yerleşmelerin bulunduğu en önde gelen illerden biridir. Antalya'ya 20 km. uzaklıkta ve Toroslar'ın Akdeniz'e bakan yamaçlarında yer alan Karain Mağarası'nda yapılan kazılarda Antalya ilinde Paleolitik yerleşmenin varlığını ortaya çıkartmış ve bölgenin tarihini M.Ö. 220 bin yılına kadar indirmiştir.
Bölgenin en önemli Prehistorik buluntularını içeren Karain mağarası Paleolitik ve Neolitik, Beldibi Mağarası da Mezolitik çağdan veriler sunarken, Bademağacı Höyüğü'nde son kazılarda Cilalı taş çağı yerleşimlerine ve buluntuları ve yanısıra insanın yerleşik hayata geçişinin ilk izlerine rastlanır. Bunlara Karataş, Semahöyük'te yapılan kazılarla elde edilen Erken Tunç Çağı bulguları da eklenince, bölgede Paleolitik çağdan zamanımıza kadar kesintisiz bir uygarlığın varlığı belirlenir.
Antalya Bölgesi'nin erken tarihi, son buluntulardan önce karanlıktı. Hititlerin çivi yazılı belgelerinde, adı geçen Ahhiyava ve Arzava ülkelerinin Pamfilya olduğu bilim çevrelerinde artık daha yüksek sesle ileri sürülmektedir. Son araştırmalar ve buluntuların yorumlanmasıyla karanlık diye bilinen bu dönem de aydınlanmaya başlamıştır.
Konya'nın Yalburt'unda bir Hitit Hieroglafinde Patara'nın "Pataf" biçiminde geçmesi bu aydınlanmayı güçlendiren buluntulardır. Bıradan anlaşılan, Hititler, "Lukka Ülkesi" diye adlandırdıkları Akdeniz sahiline kadar uzanmıştır.
M.Ö.14. ve 13. yüzyıllar, Miken kolonistlerinin en faal oldukları dönemlerdir. Anadolu'nün batı ve güney bölgelerinde özellikle Mersin, Tarsus'ta bazı yerleşmeler olduğu halde, Antalya' da henüz Miken kalıntılarına rastlanmamıştır.
Hitit İmparatorluğunun yıkılmasının sebebi olan Deniz kavimleri göçü sırasında bir kısım Akalıların bu bölgeye göç ettiklerinden Grek efsanelerinde söz edilir. Truva Savaşları'ndan sonra bazı Aka boyları, Amphilokhos, Kalkhas ve Mopsos'un idaresinde Pamfilya'ya geldikleri; Perge, Sillyon, Aspendos ve Selge'yi kurdukları söylenmekle birlikte son bilimsel veriler bu kentleri yörenin yerli halkının kurduğunu göstermektedir. Bu Perge'nin Parha, Aspendos'un Estvedüs, Selge'nin Estlegiis, Silyon'un Selyuüs adlarından da bellidir.
Antalya sınırları içinde yerleşen Likyalı'ların kökenleri tartışılmakla birlikte, Hitit ve Mısır kaynaklarında (M.Ö. 2000) Lukki veya Lukka adlı bir kavimden bahsedilmektedir. Bu kavim, kendilerini "Termili" olarak adlandıran Akdeniz kıyılarımızdaki güçlü komşuları Luvilere akrabalıkları ile bilinen Likya ulusundan başkası değildir.
İlk yerleşme hareketleri İ.Ö.7. ve 8. yüzyıllarda Akdeniz kıyılarında başlamıştır. Özellikle Batı Anadolu ve Yunanistan'da bazı koloniler bu harekette önderlik ederek, bazı kentleri egemenlikleri altına almışlar veya yeni kentler kurmuşlardır.
Antalya'nın ilk surlarının II. Attalos zamanında inşa edildiği bilinmektedir. İ.S. 130 yılında Roma imparatoru Hadriyanus, Antalya seferi sırasında "Hadriyanus Kapısı"nı yaptırmış, surların doğu bölümünü de onarttırmıştır.
Bizans egemenliği [değiştir]Hıristiyanlığın Anadolu'da hızla yayıldığı M.S.5.-7. yüzyıllar boyunca Pamfilya ve Likya, Bizans eyaleti olarak önemlerini korumuşlar, hatta M.S. 2. yüzyıldaki parlak çağlarına yaklaşır derecede, imar görmüşlerdir. 7. yüzyılın ortalarında Arapların sürekli yağma ve saldırıları her iki bölgeyi büyük ölçüde zarara sokmuş, bu duruma engel olmak isteyen Bizanslılar, bölgeyi korumak amacıyla özel bir donanma kurmuşlardır. Roma İmparatorluğu'nun bölgeye kesinlikle egemen olmasından sonra, stratejik yerler veya kentlerin bazıları, ufak keşişlikler halinde Bizans egemenliği sırasında yaşamalarını sürdürmüşlerdir.
Ayrıca, Rodos, Venedik, Ceneviz korsanlarının talanları, Kıbrıs Krallarının saldırıları ve Haçlı seferi sırasındaki yağmalar, bölgenin ekonomik gücü kadar kentleri de yıpratmıştır. Bu sırada özellikle Rodos ve Cenevizliler koruma ve saldırma için, uygun kıyılarda üsler kurmuşlardır.
Antalya, Batı Akdeniz kıyısında stratejik konumuyla önemli bir liman şehridir. Bu özelliğinden dolayı, kurulduğu tarihten başlayarak sürekli istilalara maruz kalmıştır.
Selçuklu dönemi [değiştir]Antalya'nın İlk Selçuklu sultanı I. Rüknettin Süleyman Şah zamanında da (1076-1086) Türkler tarafından fethedildiği ve 1096 yılında başlayan Haçlı seferine kadar Türklerin elinde kaldığı bilinmektedir. I.İzzeddin Mesud zamanında (16-1155) da Selçuklulara geçen şehir, 1120'de Bizanslılar tarafından geri alınmıştır.
Karayolu ticaretini geliştirmeye çalışan Selçukluların en önemli hedeflerinden biri Akdeniz ticaretini ele geçirmekti. Stratejik öneminin yanı sıra, ticari açıdan Anadolu'yu diğer Akdeniz ülkelerine bağlayan bir liman olması nedeniyle de Antalya'nın alınması gerekiyordu. Mısır ve Suriye'den gelen tacirler, Anadolu'ya geçiş yolu Antalya'yı kullanıyordu. Nitekim, 1182 yılında Selçuklu sultanı II. Kılıç Arslan (1115-1192) Antalya'yı kuşatmış, fakat alamamıştır.
Latinler'in 1191 yılında Kıbrıs'a yerleşmelerinden sonra, Antalya'ya gelen tacirlerin malları çalınmaya başlamıştır. Bunun üzerine Selçuklu sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev, ikinci sultanlığı sırasında (1205-1211) Antalya'nın fethine karar verir. 5 Mart 1207 de Sultan, yerli halkın da yardımıyla şehri iki aylık kuşatmadan sonra fethetmiştir. Bunun üzerine Antalya'ya kadı, imam, hatip ve müezzinlerin tayin edildiği; mihrap ile minber konduğu, kale ve burçların onarılıp silahla, erzakla doldurulduğu belirtilmektedir. Böylelikle Selçuklular'a Akdeniz yolu açılmış; Antalya, Avrupa ve Mısır'la yapılan ticaretin merkezi olmanın yanı sıra, Selçuklu donanmasının üssü haline gelmiştir. 1212 yılında, Antalya'nın yerli halkı isyan ederek yöneticileri öldürmüştür. Bunun üzerine, Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus (1211-1220) Antalya'nın yeniden fethine karar vermiş ve 22 Aralık 1216' da şehir tekrar Selçuklular'ın eline geçmiştir.
Hıristiyan ve Müslümanların birlikte yaşama deneyimi başarısızlıkla sonuçlanınca, güvenliğin sağlanması amacıyla şehir ikiye bölünmüştür. Müslümanlarla, Hıristiyanların yaşadıkları mahalleleri birbirinden ayırmak için bir iç sur yapılmış; Hıristiyanlar şehrin doğusuna, Müslümanlar batısına yerleşmişlerdir. Kentin batısında Türk nüfusunun artmasıyla yeni bir sura gerek duyulmuş, Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad döneminde (1220-1237) 1225 yılında daha doğuda, denize doğru ikinci bir sur yapılmıştır. Böylelikle şehir Selçuklu Sultanlarının kışlık merkezi haline gelmiş, kışları çoğu zaman Antalya'da ve 1223 yılında fethedilen Alanya'da geçirmeye başlamışlardır.Hıristiyan nüfus ise kentten ayrılıp Tarsus, ve Mersin cevresine yerleşmişlerdir.
Selçuklu döneminde özellikle Alanya'da büyük bir gelişme göstermiştir. I. Alaeddin Keykubad zamanında Alanya'nın, Selçuklu hükümdarlarının kışlığı olduğunu bilmekteyiz. Bu çağda imar faaliyetleri de yukarıda anlatıldığı gibi Antalya, Alanya içinde, Antalya ve Alanya'yı Konya ve Beyşehir'e ve kıyıdan Anamur ve Mut'a bağlayan yollar üzerinde devam etmiştir.
Osmanlı dönemi [değiştir]1389 yılında Osmanlı sultanı Yıldırım Beyazıt tarafından fethedilen Antalya ve çevresi Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde Antalya surlarında fazla değişiklik yapılmamış, bazı kapılar açılmış, bazıları da onarılmıştır. Osmanlı döneminde şehir sur dışına kuzeye doğru gelişmiş, şehir merkezinin sur dışında kuzeydeki kapı çevresinde oluşmuştur. Bu nedenle, Antalya'nın Selçuklu ve Beylikleri dönemi şehir dokusu pek bozulmamıştır.
Antalya'yı I. Dünya Savaşı'na kadar bir Osmanlı Sancağı olarak görünmektedir. 1917 - 1921 arasında İtalyanların işgalinde kalan şehir, 1921 yılında Cumhuriyet Hükümeti'ne bağlanmıştır.
Manavgat, Antalya iline bağlı bir ilçedir. 5000 km²'lik yüzölçümüyle Antalya ilinin birinci büyük ilçesi konumundadır. İlçe merkez nüfusu 71.679, beldeler nüfus toplamı 69.881, köyler nüfus toplamı 57.825'dır. Bu şekilde ilçe nufusu toplamda 199.385'dir.
Coğrafyası [değiştir]Manavgat'ın kuzeyi Toros Dağları ile çevrilidir. Sahil şeridi plajları ve eşsiz kumsallarla kaplıdır. Denizden iç bölgelere gidildikçe ekilebilen düz ovaların yanında engebeli bir arazi yapısı gözlenir. Toros Dağları arasında gizlenen Eynif Ovası ünlüdür. Toros Dağları üzerinde yörüklerin konakladığı yaylalar vardır. İlçenin Doğuda sınırını oluşturan Alara Çayı, Karpuz Çayı ve ilçe merkezinden Manavgat Nehri ile üzerindeki Manavgat Şelalesi ülkemizde olduğu kadar dünyaca da ünlüdür. Bunun yanında irili ufaklı dereler vardır.
İlçe sınırlarında Manavgat Nehri üzerinde Oymapınar Barajı ve Manavgat Barajı adında iki tane hidroelektrik santrali vardır. Nehir üzerinde ikisi yaya ikiside araç trafiğine açık 4 küprü vardır.
Nüfus [değiştir]İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 199385'dir. Bunun 71679'si ilçe merkezinde, 127706'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.
İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; ? belde, ? köy ve ? mahalleden oluşmaktadır
İklim ve bitki örtüsü [değiştir]Manavgat'ın iklimi Akdeniz İklimi'dir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Don olayı tüm yıl boyunca ancak birkaç gün görülmektedir. Bazı yıllarda ise hiç don olmadığı gözlenmiştir.
Sahil şeridinden itibaren, Toroslar'a kadar uzanan alan, tamamen ziraat alanıdır. Değişik bitkiler, meyveler ve ağaçlarla kaplıdır. Tarım arazilerinden sonra Toroslar'a çıkıldıkça maki ve orman alanları başlar. Toros dağları ise tamamen çalı ve maki türü bitkilerle kaplıdır. Maki türü bitkiler genelde mersin, çilek, geven ve kara dikendir. Torosların güneyinde alçak kısımlarda kızıl çam yer almaktadır. Yükseklere çıkıldıkça kızılçam'ın yerini kara çam, ladin, sedir ve ardıç almaktadır. Akarsu vadilerinde ise söğüt ve çınar yaygındır. yazları oldukça sıcak geçer ve 45 dereceyi geçtiği görülür.
Tarihi [değiştir]Manavgat İlçesinin kuruluş tarihi ile ilgili olarak kesin bir tarih verilmese de sınırları içerisinde bulunan Side (Selimiye Köyü) ve Selge (Altınkaya Köyü) antik kentlerinin M.Ö. 6. yüzyılda kuruldukları sanılmaktadır.
Manavgat 1220 yılında Selçuklu, 1472 yılında ise Osmanlı İmparatorluğu'nun idaresine geçmiştir. 1914 yılında ilçe olmuş, Taşağıl ve Beşkonak Nahiyeleri kurularak ilçeye bağlanmıştır.
Ekonomi [değiştir]İlçenin doğal yapısı kısmen tarıma uygun olup bu bölgelerde tarım gelişmiştir. Geri kalan bölgeler olan orman ve fundalık alanlar ve hayvancılığın geliştiği köyler olarak ayrılır. İlçe köylerinde büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin yanında hububat, susam, karpuz yetiştiriciliği ve özellikle son yıllarda zeytinciliğin giderek önem kazanmaktadır. Orman ürünleri işçiliği ve mevsimlik tarım işçiliği başlıca kazanç yolları olup sınırlı tarım arazilerinde hububat yanında son yıllarda kekik, kiraz ve ceviz gibi meyve yetiştiriciliği yapılmaya başlanmıştır.
Son yıllarda pamuk üretimi azalmakta narenciye, açık alan ve örtü altı sebze yetiştiriciliğinde artma görülmektedir. İlçede sanayi gelişmemiştir. Ancak tarıma dayalı olarak pek çok fabrika bulunmaktadır.
Bunlar dışında bölgenin doğal getirisi olarak turizm ilçenin en önemli gelir kaynaklarındandır.
Turizm [değiştir]64 kilometrelik sahil şeridi ve Manavgat Şelalesi, özel çevre koruma alanları, tatil köyleri ile ilçede turizm oldukça gelişmiştir.
Ünlü seyyah Evliya Çelebi'nin kaplan avladıklarını yazdığı Sarı Su Deresi ilçe sınırları içerisindedir. İlçede son yapılan araştırmalarda Ahmetler Köyü ile Gebece köylerinde bulunan mağaralarda etüt çalışmaları tamamlanmış ülke ve bölge turizmine kazandırılmaya çalışılmaktadır.
İlçe merkezine 60 km. uzaklıkta bulunan ve Köprü ırmağını da içine alan ve milli parka adını veren Köprülü Kanyon çok ünlüdür. Köprülü Kanyon Milli Parkı içerisinde ve Altınkaya Köyü içerisinde bulunan vadiye gizlenmiş selvi ormanının dünyada bir eşi benzeri yoktur. Toros Dağları yaygın Kızılcam, Karaçam, Sedir, Selvi ormanları ile kaplıdır.
İlçe arkeolojik eserler açısından da oldukça zengindir. Side Antik Kenti, bir benzeri bulunmayan Antik Tiyatrosu, Hamamı, Antik Su Yollarıyla; Seleueka antik kenti, Sırt Köyü sınırlarında bulunan antik yerleşim bölgesi ilginç kalıntı ve kaya mezarlarıyla; ve şimdiki adı Altınkaya Köyü olan Selge antik kenti, yıkılmış haldeki tiyatrosu, kral yoluyla ve diğer kalıntılarıyla çok önemlidir. Bunun yanında Beydiğin Köyü sınırları içerisinde yer alan va Kervanyolu üzerinde bulunan Selçuklu eseri olan Kargı Han çok ünlüdür.
İlçenin turizm bölgelerinin başında Side gelmektedir. Bununla birlikte; Titreyengöl,Çolaklı, Kızılağaç ve Kumköy önemli turizm bölgeleridir.
İlçede karakteristik Akdeniz iklimi hakim olduğu için yazları sıcak ve bol güneşli olması, kışın da ılık ve yağışlı olması bir yıldaki turizm gün sayısını arttırmaktadır. Nisan ayından Kasım ayına kadar aktif turizm yaşanmaktadır. Köprülü Kanyon Milli Parkı içindeki Köprü Irmağında rafting, jeep safari, ören yerleri gezileri, su sporları, halk pazarlarını gezme, kültürel ve sanatsal faaliyetler (Manavgat Kültür ve Turizm Festivali) bunlardan bazılarıdır