YETİŞKİNLERDE İLETİŞİM PROBLEMLERİ
Çoğu yetişkin bütün bir ömür boyu iletişim kabiliyetini korur. Kimileri çocukluktan kalma bazı gelişimsel iletişim problemlerini yetişkinlikte de yaşamaya devam etse de, genelde yetişkinlikte görülen iletişim bozukluklarının çoğu sonradan meydana gelen olaylardır.
Afazi
Afazi, genelde beynin sol tarafında meydana gelen bir hasar sonucu kişinin konuşma, konuşulanı anlama, okuma veya yazma gibi lisan kabiliyetlerini kaybetmesidir. Afaziye yol açan başlıca nedenler arasında beyin kanamaları, vurma, çarpma gibi beyne yönelik travmalar veya lokalize beyin tümörleri gibi hastalıklar gelir. Arazlar kişilerde kendini değişik şekillerde gösterir ve daha önce bahsedilen konuşma, konuşulanı anlama, okuma ve yazma gibi modaliteler değişik biçimlerde etkilenir. Konuşma ve Lisan Patolojisi açısından rehabilitasyon hasta medikal açıdan stabile hale geldiği anda başlamalıdır ve çoğu zaman hasta hastaneden taburcu olduktan sonra da devam eder.
Dizarti
Dizarti, konuşma mekanizmasını kontrol eden kaslardaki bozukluktan doğan konuşma problemidir. Beyne yönelik bir hasardan kaynaklanan bu konuşma probleminde hasta doğru sesi çıkartmakta zorlanır. Konuşması akıcı ve anlaşılır olmaz. Travma, çeşitli hastalıklar, toksinler ve doğumda anlaşılan bir takım beyin hastalıkları dizartiye yol açabilecek çeşitli sebeplerdir.
Bu tip olaylarda Konuşma ve Lisan Patoloğunun görevi dizartinin hastanın konuşmasını nasıl etkilediğini bulmak ve rehabilitasyonu bunları geliştirmeye odaklamaktır.
SES HASTALIKLARI
Yetişkinlerde en çok görülen iletişim problemlerinden biri de ses hastalıklarıdır. Bu hastalık kişilerin seslerini doğru kullanmamalarından kaynaklanacağı gibi nörolojik problemlerden veya ağız, burun ya da larenks yapısındaki bozukluklardan da kaynaklanabilir. Kişilerin nefes kontrolünü, ses perdesini veya ses kalitesini doğru ayarlayamamalarından kaynaklanan durumlar genelde “ses hastalıkları” başlığı altına alınmaz. Bu gibi durumlar direk vokal terapiyle kişilere seslerini nasıl daha doğru kullanacakları öğretilerek düzeltilebilir. Ses telleri veya ağız, burun yapısından kaynaklanan diğer ses hastalıklarında ise hasta önce bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Onun önerileri doğrultusunda Konuşma ve Lisan Patoloğu vokal rehabilitasyona başlar.
Larenjektomi
Şüphesiz en dramatik ses problemlerinin başında ses tellerinin cerrahi bir operasyonla alınması gelir. Bu, hastanın gırtlaktan gelen ses kaynağını kaybetmesi demektir. Bu tip hastalar kendilerini sözel olarak ifade edebilmek için yeni bir ses kaynağı geliştirmek zorundadırlar. Konuşma ve Konuşma ve Lisan Patoloğları tarafından yapılan larenjektomi rehabilitasyonu, protez veya elektronik cihazların kullanımı ve özefagus konuşması denilen yemek borusunun yardımıyla konuşma gibi bir takım yöntemleri değerlendirir.
Disfaji
Disfaji en basit anlatımıyla yutma bozukluğudur. Normal yutkunma, hassas kas kontrolü gerektiren karmaşık bir hareket çizgisini içerir. Bu hareketler çok seri bir şekilde yiyecek veya içeceklerin 2-3 saniye içerisinde ağızdan mideye geçmesini sağlar. Beyin kanaması, kafa travması gibi ani gelişen nörolojik hastalıklar veya baş-boyun tümörleri gibi durumlar sonucunda normal yutkunma fizyolojisinde bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Hasta yutarken hava yolunu koruyamayabilir ve bunun sonucunda şiddetli öksürük veya bazı akciğer problemleri ortaya çıkabilir. Yutkunma problemi olan hastaların yutkunmaları Konuşma ve Lisan Patolojisi tarafından klinik ve gerekiyorsa floroskopik muayene ile değerlendirilir. Disfaji rehabilitasyonunda amaç yutma mekanizmasındaki bozukluğu azaltacak bir takım teknikler ve yiyecek içeceklerde yapılan kıvam ayarlarıyla kişinin hava yolunu koruyarak ağızdan beslenebilmesini sağlamaktır.
Kafa Travmaları
Kafa travmaları beynin doğrudan hasar gördüğü veya hasra uğrama riski olan durumlardır. Örneğin, kafaya isabet eden kurşun yaraları beyne doğrudan hasra verirken, çarpma, vurma gibi olaylar hasar riski taşır. Kafa travması geçiren hastaların yaşadığı belli başlı sorunlar arasında konsantrasyon ve hafıza problemleri, öğrenme bozuklukları ve üst düzey düşünce ile ilgili problemler gelir. Bu kognitif problemlerin yanında kişilik değişikliklerine de sıkça rastlanır. Konuşma ve Lisan Patolojisinin rolü bu tip travmalar sonucu ortaya çıkabilecek problemlerin rehabilitasyonunu üstlenmektir.
ÇOCUKLARDA İLETİŞİM BOZUKLUKLARI
I. Çocuklarda Duyma Bozukları
Duyma ve konuşma insanların ana iletişim yollarıdır. Bu nedenle işitmede meydana gelen en ufak bir kayıp kişinin lisan kullanma yeteneğine tesir edebilir. Çocuklarda olabilecek hafif derecede duyma bozuklukları bile lisan gelişimi ve okul başarısını etkiler. Çocuklarda en sık rastlanan işitme kaybı orta kulak iltihaplanmasıyla ilgilidir. Bu enfeksiyonlar şaşılacak bir hızla kendini gösterip yok olduğu için kimi zaman aileler farkına bile varmayabilirler. Hangi nedenle olursa olsun, işitme kaybı olan çocukların sosyal, kognitif ve lisan gelişimi açısından özel eğitime ihtiyaçları vardır.
II. Çocuklarda Lisan Bozuklukları
Çocuklarda lisan bozuklukları veya lisan gelişiminin gecikmesi çok çeşitli nedenlerden dolayı olabilir. Bu bozukluk veya gecikme zihinsel engel veya otizm gibi gelişimsel bir problemin habercisi olabileceği gibi kalıtsal de olabilir. Eğer lisan gelişimi bir süre normal seyrini takip edip sonra bir duraklama dönemine girdiyse bu beyne gelen bir darbeden kaynaklanıyor olabilir. Bazı bebekler problemli bir doğumdan sonra uzun süre yoğun bakımda kalmaktan dolayı kendileriyle konuşan insanlarla sınırlı bir iletişim içinde olmaktan dolayı çevrelerinden yeterli stimulasyon alamayıp lisan gelişimini zamanında tamamlamakta zorlanabilirler. Bazı çocuklar da kognitif eksikliklerinden dolayı çevreden gelen uyarıları gerektiği gibi değerlendiremeyerek lisan problemleri yaşarlar. Bütün bunlardan ayrı bir grup olarak, kimi çocuklarda görülen lisan bozuklukları duygusal, motor, kognitif veya gelişimsel problemlere bağlı olarak açıklanamaz. Görülen bozukluk sadece lisan alanında kendini gösterir ve 2 veya 3. yaşgünü civarı ortaya çıkar. Lisan haricinde fiziksel ve kogntif gelişmeleri yaşa uygun seyreden çocuklarda, bu tip problemlere “spesifik lisan bozuklukları” adı verilir. Çocuklardaki lisan bozuklukları veya gelişim gerilikleri bu çocukları normal gelişen yaşıtlarıyla karşılaştırılarak kararlaştırılır ve uzmanların belirleyeceği amaçlar doğrultusunda terapiye başlanır.
III. Çocuklarda Artikülasyon Bozuklukları
Konuşmaya başlamak bir çocuğun hayatının en önemli adımlarından biridir. Yapılan araştırmalar belli seslerin doğru telaffuzunun belli yaşlarda ortaya çıktığını göstermiştir.
30 - 36 ay: p, b, m
36 - 54 ay: n, y, t, d, k, g
54 - 66 ay: f, v, y, ı
66 - 78 aydan sonra: r, s, z, ç, c, ş, j
Çocuklarda görülen artikülasyon problemlerinin çok çeşitli sebepleri olabilir. İşitme kaybı, ağız-yüz anomalileri, damak-dudak yarıkları veya merkezi sinir sistemi kaynaklı problemler artikülasyon bozukluğuna yol açabilecek durumlardan bir kaçıdır. Çocuklar herhangi bir sesi çıkaramadıklarında bunun neden kaynaklandığını izole etmek nasıl bir terapi izleneceği açısından önemlidir.
IV. Çocuklarda Ses Hastalıkları
Çocukların yaşamlarının ilk 5 senesi içinde çıkardıkları sesler genelde dinleyenler tarafından normal olarak algılanır. Ancak kimi zaman değişiklikler farkedilebilir. Örneğin bir bebeğin ağlama sesi normalden alçak bir perdeden ve hipernazal olabilir. Sesin kalitesinde, perdesinde veya rezonansındaki herhangi bir değişme bir hava yolu veya gırtlak hastalığının ön habercisi olabilir. Bu nedenle okul öncesi veya okul çağındaki çocukların seslerini kullanmalarında herhangi bir değişiklik farkedildiğinde, bir uzmana danışılması şarttır. Çocuklarda meydana gelebilecek ses problemlerinin kaynağı ses telleriyle ilgili bir patoloji, allerji, enfeksiyon veya normalden büyük bademciklerden olabilir. Ayrıca okul çağındaki çocukların devamlı bağırarak seslerini düzenli bir şekilde yanlış kullanmaları da ses tellerinde problemlere yol açabilir. Çocuklarda zamanında ve doğru teşhis edilen ses hastalıklarının tedavisi çabuk ve etkili olur.
V. Çocuklarda Kekemelik
Kekemelik, seslerin ve hecelerin tekrarlanması veya uzatılması kaydıyla konuşmayı tamamlamak için yaşanan mücadeledir. Ancak ifadenin akıcılığında yaşanan her problem kekemelik değildir. Doğru teşhis ve rehabilitasyon için bu ayrımın yapılması çok önemlidir. Konuşma ve lisan patolojisi alanında klinik açıdan en fazla karasızlık yaşanan konulardan biri de kekemelik ve bunun sebepleridir. Günümüze değin ortaya atılan birçok teori ve buna bağlı pek çok terapi yöntemi geliştirilmiştir. Ancak kekemeliğin neden kaynaklandığı konusunda yaşanan çelişkiler tedavi konusunda da yaşanmaktadır. Yapılan araştırmalarda okul çağında kekeleyen çocukların büyük bir bölümünün lise çağına geldiklerinde konuşmalarında bir pürüz kalmadığı görülmüştür. Kekemeliği devam eden çocuklarda ise, terapi için en uygun ve gerçekçi amaç kekemeliği “geçirmek” veya “yok etmek” yerine, akıcı konuşma anlarını çoğaltmaktır
alıntı
Aşırı hareketli, dikkati dağınık, fevri. Bu terimler genellikle, yerinde duramayan, kıpır kıpır, dikkatini tekdüze durumlarda yoğunlaştıramayan, içinden geleni, canının istediğini anında gerçekleştirmek isteyen çocuklar için kullanılır. Yakın zamana kadar bu özelliklere sahip çocukların büyüdükçe ve olgunlaştıkça “düzeleceklerine” ve bu özelliklerinden arınacaklarına inanılıyordu. 1980’lerin sonuna kadar aşırı hareketlilik-dikkat bozukluğu (AHDB) sorunu sadece çocuklar açısından incelenmişti. Ancak, yeni araştırmalar gösteriyor ki, bu özelliklere sahip çocuklar, büyüseler de, temel özellikleri pek değişmiyor. Belki, eskisi gibi kalorifer borularına tırmanmıyor ya da bir gösterinin ortasında kalkıp etrafta dolaşmıyorlar, ama birini dinlerken zorlanıyorlar, eşyalarını nereye koyduklarını unutabiliyorlar, aynı saate iki kişiye randevu verebiliyorlar.
Yetişkinlikte dikkat bozukluğu sorunu olan bir bayandan şöyle bir öykü dinleyebiliriz: “Radyom açık. Bilgisayarım internete bağlanmış durumda. Bu arada ütü yapıyorum. Bir yandan da kahve içiyorum. Kahvemden bir yudum alırken kızımla onun matematik ödevi hakkında konuşuyorum. Her şey aynı anda. Ellerim ve ayaklarım sürekli kıpırdıyor. Sonra gidip mutfakta, bulaşık makinesini boşaltıyorum. Makineyi boşaltırken, bir bardağın kırılmış olduğunu fark ediyorum. Bu bardağı çıkarırken aklıma, biriktirdiğim boş şişeleri, cam toplama kutusuna atmak geliyor. Elimde şişe dolu torbayla giderken, aklıma daha alışveriş etmem gerektiği geliyor. Markete de uğruyorum. Kasanın önünde sıra beklerken, oradaki dergileri karıştırıyorum. Eve geldiğimde, almam gereken şeylerin yarısını almadığımı, unuttuğumu görüyorum. Bulaşık makinesinin sadece yarısı boşaltılmış durumda, bilgisayar hala internete bağlı, kahvem, bilgisayarın yanında, soğumuş olarak duruyor, çamaşırların çoğu ütülenmemiş. Kendimi genellikle depresif hissediyorum, çünkü zamanımın büyük bir bölümünü zamanımı iyi kullanmaya çalışarak geçiriyorum, ama nafile, hiç başarı sağlayamıyorum. Günün sonunda karşımda hep bir bitirilmemiş işler yığını duruyor. Sonra öyle bir nokta geliyor ki, işleri toparlamaya nereden başlayacağımı bilemiyorum.”
Daha önce de belirttiğimiz gibi, AHDB, çocuğun ergenliğe girmesiyle geçmiyor. Çocukluğunda bu sorunun özelliklerini taşıyan kişiler, değerlendirmenin ne kadar sıkı olduğuna bağlı olarak, %50-80 oranında bu sorunu yetişkinliğe taşıyorlar. Bu sorunun fark edilmesi niçin bu kadar uzun bir zaman aldı diye sorulursa, yanıtın büyük bir bölümünü, sorunun kendisi oluşturur, çünkü AHDB’nun en belirgin özelliği olan fiziksel anlamda aşırı hareketlilik zaman içinde azalır. Ayrıca, uzun dönemli araştırmalar yürütmenin zorlukları, kişilerin yaşlarının ilerlemesinin getirdiği ölçüm zorlukları da, bu konunun gerektiği gibi ele alınmamasının diğer nedenleridir. Yetişkin dönemde AHDB konusu, bir çok yetişkin için bir kurtarıcı olmuştur, çünkü neden yaptıklarını bilmedikleri ve yaşamlarının kalitesini düşüren bir çok davranışın nedenini öğrenmelerini sağlamıştır, ancak, konunun ilginç olması bu konuda bilimsel araştırmalar yapılmadan bir çok spekülasyon yapılmasına da neden olmuştur. Örneğin, bu yetişkinlerin diğerlerinden çok daha zeki oldukları zaman zaman iddia edilmektedir ki, aslında bu konuda heniüz bilimsel bir kanıt yoktur.
Yetişkinlikte AHDB tanısı koymak neden zordur? Öncelikle, hepimiz belli dönemlerde dikkatimizi toplamakta zorlanırız veya başladığımız bir işi bitiremeyiz. Değişik nedenlerle ortaya çıkabilecek böyle bir duruma psikiyatrik bir tanıyla yaklaşmak, durumun kişi açısından yarattığı sorumlulukları azaltabilmekte, buna yol açabilecek bir çok faktörü gözden kaçırmaya neden olabilmektedir. İkincisi, konsantre olmakta güçlük çekmek, başka psikiyatrik tanılar için da söz konusu olabilir. Üçüncü olarak da, dikkatini yoğunlaştıramamak olarak tanımlanabilecek durumların hangi noktada başladığını ve hangi noktada bittiğini saptamak çok zordur. Kişinin çocukluğunu hatırlamasındaki zorluklar, boşanma, yakınların kaybı, maddi zorluklar gibi yaşam şartlarının getirdiği zorluklar da, yetişkinlikte bu tanıyı koymada, uzmanların işini güçleştirmektedir.
Bütün bu koşullar gözetildiğinde, bir yetişkine AHDB tanısı nasıl konabilir?
Uzman, kişinin çocukluk çağı öyküsünü mutlaka öğrenmelidir. Kişi, çocukluk döneminde de AHDB nedeniyle, bulunduğu çeşitli ortamlarda sıkıntılar yaşamış olmalıdır. Bir kişinin yetişkinlikte bu tanıyı alabilmesi için, bu zorlukların çocukluk çağında başladığını bilmek önemlidir. Zorlukların ergenlik döneminden sonra başlamış olması, uzmana başka tanıları düşündürebilir.
AHDB belirtileri, kişinin bugününü olumsuz yönde etkilemekte midir? Bu da, tanı koyma açısından çok önemli bir faktördür. AHDB, gün içinde koşulların gereklerine göre davranabilmeyi bozan, kişinin akademik, mesleki veya sosyal başarılarını olumsuz yönde etkileyen bir durumdur. Kişi, bu özellikleri nedeniyle, çok sık iş değiştirmek durumunda kalır ya da işten çıkartılır, akademik alanda sık sık başarısızlıklar yaşar, yakınlık gerektiren sosyal ilişkilerinde başarısızdır ve boşanma oranı diğer bireylere oranla daha yüksektir, dürtüsel davranır, yapacaklarını unutur, işlerini düzene sokamaz, düzene sokmaya çalıştığı zamanlarda da pratik olmayan yöntemlere başvurur. Bugünü değerlendirirken, kişinin her alanda başarısız olması beklenemeyeceği gibi, sadece bir-iki kez yaşanan başarısızlıklar da tanı koymaya yeterli değildir. Örneğin, liseyi bitirebilmiş, üniversiteye girmeye hak kazanmış bir kişi, birkaç dersten başarısız oluyorsa, ona hemen AHDB tanısı konabilir mi? Büyük bir olasılıkla hayır.
Tanı koymada, bir diğer önemli etmen de, kişinin sergilediği durumun başka bir klinik tabloyla daha iyi bir şekilde açıklanıp açıklanamayacağıdır. Gözlenen durum, kişilik bozukluğu, öğrenme bozukluğu, durumsal bir sıkıntı ile açıklanabilir mi?
AHDB’ye bir çok başka klinik tablonun eşlik ettiğini de biliyoruz. Bu nedenle, eşlik eden durumları da saptamak, tanı koymada ayrı bir önem kazanmaktadır. Eğer, kişide depresyon, manik durumlar, alkol-madde bağımlılığı gözleniyorsa, bu sorunların ele alınması AHDB’na göre öncelik kazanır.
Bir yetişkin kendinde AHDB sorunu olduğundan şüpheleniyorsa, onun kendini değerlendirmesine bir ölçüde yardımcı olmak için şu ölçütler sunulabilir: (Ancak, kişinin kendi kendine tanı koymasının son derece sakıncalı olduğunu ve bu konuda şüpheleri varsa, mutlaka bir uzmana danışması gerektiğini de önemle belirtelim.)
Dikkat sorunları: Dikkatin kolaylıkla dağılması, kişinin kendini sık sık başka şeyler düşünürken bulması, başkalarını dinlemede zorlanması, eşyalarını kaybetmesi
Hareketlilik: Kıpır kıpır olma, çok konuşma
Duygusal Denge: Öfkeyi kontrol edememe, kendini depresif hissetme, ani duygu değişiklikleri
Aşırı Tepki: Baskı altında olduğunda aşırı tepki verme, işleri aşırı bir hızda çözmeye çalışma
Organize Olmada Zorluk: Önceden plan yapamama, plana uygun davranamama, bir işe başlayamama
Dürtüsellik: Söz kesme, son söylenecek şeyi en baştan söyleme, ani kararlar alma
Can Sıkıntısı: İlgisini çekecek bir şey bulamama
Kaygı: Kendini gergin, endişeli hissetme
Bedensel Şikayetler: Baş ağrıları, mide sorunları, vs.
Uyku Sorunları: Uykuya dalmada zorluk, sık uyanma
Madde Kullanımı: Yüksek miktarda alkol, yiyecek,vs. tüketmek
Çeşitli Rollerin Gereklerini Yerine Getirmede Zorluk: İş, okul, evlilik, evin günlük işleri, ebeveyn konumu, parasal konuları yürütmede başarısızlık
Görülüyor ki, yetişkinlikte AHDB tanısı koymak her ne kadar zor olsa da olanaksız değil ve bu tanıyı alan kişilerin, yaşlarından ve konumlarından beklenen performansı sergilemeleri oldukça zor. Ancak, bu olanaksız olduğu anlamına da gelmiyor. AHDB özelliklerini hangi yaş döneminde sergilerse sergilesin, kişinin yaşamla daha uyumlu olabilmek için akranlarına göre biraz daha fazla çaba harcaması gerekiyor. Zira, faturaların gününü takip etmek, karşısındaki kişinin konuşmasını bölmeden dinlemek, o anda keyif verecek durumları daha ileri tarihlere ertelemek ve ölçülü olmak, onun doğasına aykırı; bu şekilde davranabilmek için bilinçli bir zihinsel enerjiyi bu işe ayırması gerekiyor. O halde, kendilerinde böyle bir zorluk olduğunu düşünen ya da bu zorluk saptanmış olan kişiler, yaşamlarını daha kaliteli ve keyifli bir hale getirmek için neler yapabilirler?
Kişinin öncelikle, kendi sorununu ve bu sorunun özelliklerini bilmesi gerekiyor. Bu konuda bilgilenmek, kişinin bilinmezlik karşısında duyduğu endişeyi azaltacağı gibi, durumla baş etmek için da onu donanımlı hale getiriyor.
Kişi, bu bilgilenme sayesinde, davranışlarını diğer kişilere açıklayabilir, onları oluşturacakları beklentiler konusunda önceden uyarabilir, bazı durumlarda onların kendisine destek olmalarını isteyebilir.
Kişinin, zamanını nasıl kullanacağına yönelik planlar geliştirebilmesi çok önemlidir, çünkü bir çok iş, zamanı verimli kullanamamak, bir işin ne kadar süreceğini tahmin edememek gibi nedenlerle aksayabilmektedir. Bu nedenle, davranışçı yöntemlerle kişinin gününü yapılandırması ve kendi kendini denetleyebilme becerisini geliştirmesi önemlidir. Kişi, gerektiğinde bunun için de çevresinden yardım isteyebilir, örneğin bir işin aşamalarını bir başkasıyla planlamak, belli noktalarda işin denetlenmesi ve geribildirimler verilmesi gibi.
Kişi, bir konuya ne kadar süreyle yoğunlaşabildiğini de saptamalı ve dikkati dağılmaya başladığında kendine ufak molalar vermeli, belki biraz hareket etmeli ve yeniden işe başlamalıdır. Bu nedenle, kişinin yapısına uygun bir iş seçmesi çok büyük önem kazanmaktadır.
Bireysel veya aile düzeyinde uyumlu davranış becerileri kazanmak üzere psikolojik yardım almak da göz önünde bulundurulmalıdır.
Son olarak da, tıpkı çocukluk çağında olduğu gibi, kişinin yaşamla daha rahat baş etmesini sağlamak için bir ilaç düzenlemesi de düşünülebilir. Bu konuda da bir psikiyatrist ile görüşmek zorunludur.
Şu ana kadar, yetişkinlik döneminde gözlenen dikkat bozukluğunun olumsuz yanlarından söz ettik. Başka bir açıdan bakıldığında, bu kişilerin, kendilerine uygun bir iş ve sosyal ortam içinde olduklarında, sahip oldukları enerji ile çok üretken olabilecekleri, aynı anda bir çok işi düşünme özelliklerinin çok olumlu sonuçları da olabileceği, insanları daha cesur kararlar alabilme konusunda yüreklendirebilecekleri de vurgulanmalıdır.
alıntı
İnsan ömrünün üçte biri uykuda geçmektedir. Uyku yalnızca organizmanın yavaşlaması değil, kendi içinde evreleri olan aktif, döngüsel bir süreçtir. Uykuda beynin çalıştığı, öğrenilen bilgileri ayıklayıp depoladığı bilinmektedir.
Yetişkin kişinin günlük uyku gereksinimi 7-8 saattir. Fakat bu gereksinim kişiden kişiye değişir. Her insanın uykusu zaman zaman bozulabilir. Ruhsal sıkıntılar, bedensel hastalıklar uykunun süresini, düzenini geçici olarak bozabilir.
UYKUSUZLUK: Uykuya dalmakta, uykuyu sürdürmede güçlük ya da uyuduğu halde yeterince uyumamış gibi yorgun hissetme şeklinde görülür. Kişi saatlerce uykuya dalamaz, dalsa bile uykusu sık sık bölünür ya da sabah çok erken uyanır ve tekrar uyuyamaz.
AŞIRI UYKU: geceleri normal süre uyunduğu halde gündüzleri uyku halinin sürmesidir. Kişinin günlük yaşamını aksatan bir boyuttadır. Ruhsal bir bozukluk ya da bilinen bir organik hastalığa bağlı olabilir.
UYKU APNE SENDROMU: Uyku süresince solunumun nöbetler halinde durmasıdır. Gündüzleri uykuya aşırı eğilim olur ve uyku sırasında horlama gözlenir.
BUNALTILI DÜŞ GÖRME: Çocukluk çağında daha sık görülür ve çoğunlukla geçicidir. Genellikle gece uykusunun sonuna doğru, korkulu düşlerle uyanma nöbetleri olur. Her insan zaman zaman korkulu düşler görebilir. Bir bozukluk olarak değerlendirilmesi için haftada en az birkaç kez olması gerekir.
GECE TERÖRÜ: Uykunun ilk birkaç saati içinde bir rüya olmaksızın kişini birden büyük bir korku ile bağırarak uyanma nöbetidir. Yoğun bir korku ve panik nöbeti ve buna bağlı çarpıntı, titreme, terleme gibi belirtiler vardır. Bu bozukluk 4-12 yaşlar arasında başlar ve çocukluk döneminin sonlarında kaybolur. Erişkinlerde bunaltı bozukluğu olan kişilerde görülebilir.
UYURGEZERLİK: Uykunun genellikle ilk birkaç saati içinde, yatakta oturma, yineleyici hareketler yapma, kalkarak dolaşma, giyinme, kapıları açma, yemek yeme gibi otomatik davranışların görüldüğü bir uyku bozukluğudur. Kişinin yüzü ifadesizdir, tek bir noktaya bakarak hareket eder, çevredekilere yanıt vermez, uyandırmak güç olur. Daha çok çocuklarda görülür, erişkinlerde ortaya çıkması nadirdir.
Deprasyon testi
Son günlerde kendinizi çok yorgun, bitkin, kırılgan ve umutsuz mu hissediyorsunuz? Zaman zaman bu her insanda olabilir doğaldır ama bu belirtiler pek hayra alemet de olmayabilir. Siz en iyisi bu testi bir gözden gözden geçirin:
08 Mart 2005 13:00
Yazı boyutunu büyütmek için
- Önceden zevk aldığınız işlerden artık zevk almamaya mı başladınız? - Son zamanlarda karar vermekte zorlanıyor musunuz? - Konsantre olmakta güçlüğünüz var mı? - Kendinize güveniniz azaldı mı? - Motivasyonunuzu kaybettiniz mi? - Enerjisiz, güçsüz ve yorgun musunuz? - Hoş olmayan şeyleri tekrar tekrar düşünmeye kendinizi zorluyor musunuz? - Kendinizi değersiz hissediyor musunuz, kendi kendinize sitem eder misiniz? - Gün boyunca ruhsal durumunuzda dalgalanmalar oluyor mu? - Cinsel isteğinizde azalma var mı? - Uyku düzeniniz bozuldu mu? - Kendinizi üzgün, keyifsiz, çaresiz hissediyor musunuz? - Ailenizde depresyonda olan, bağımlılığı olan veya intihara teşebbüs eden var mı? - İntiharı düşündünüz mü? Bu sorulara yanıtınız çoğunlukla ‘‘evet’’ ise, ‘‘depresyon’’ sorunu sizi ilgilendiriyor olabilir. Depresyonun o büyük çöküşünü beklemeyin. Beklemeden ve korkmadan yardım isteyin: - Kendinizi izole etmeyin. Sosyalleşin. Dostlarınızla, arkadaşlarınızla daha sık birlikte olun. - Problemlerinizi anlatın. Arkadaşlarınızla, eşinizle, danışman öğretmeninizle veya ailenizle üzerinizde yük olan şeyler hakkında daha sık ve daha çok konuşun. Paylaşın! - Olumlu düşünün. İyimser olmaya özen gösterin. - Tıbbi yardım istemekten çekinmeyin. Doktorunuzdan yardım isteyin
alıntı