Sivas - Sivasliyiz.Com

Tam Görünüm: ERİŞKİNLERDE PSİKOLOJİK BOZUKLUKLAR
Şu Anda Hafifleştirilmiş Görüntüleme Modundasınız. Tam Görünüm Modu için, Buraya Tıklayın
Sayfalar: 1 2

YETİŞKİNLERDE İLETİŞİM PROBLEMLERİ
Çoğu yetişkin bütün bir ömür boyu iletişim kabiliyetini korur. Kimileri çocukluktan kalma bazı gelişimsel iletişim problemlerini yetişkinlikte de yaşamaya devam etse de, genelde yetişkinlikte görülen iletişim bozukluklarının çoğu sonradan meydana gelen olaylardır.

Afazi
Afazi, genelde beynin sol tarafında meydana gelen bir hasar sonucu kişinin konuşma, konuşulanı anlama, okuma veya yazma gibi lisan kabiliyetlerini kaybetmesidir. Afaziye yol açan başlıca nedenler arasında beyin kanamaları, vurma, çarpma gibi beyne yönelik travmalar veya lokalize beyin tümörleri gibi hastalıklar gelir. Arazlar kişilerde kendini değişik şekillerde gösterir ve daha önce bahsedilen konuşma, konuşulanı anlama, okuma ve yazma gibi modaliteler değişik biçimlerde etkilenir. Konuşma ve Lisan Patolojisi açısından rehabilitasyon hasta medikal açıdan stabile hale geldiği anda başlamalıdır ve çoğu zaman hasta hastaneden taburcu olduktan sonra da devam eder.

Dizarti
Dizarti, konuşma mekanizmasını kontrol eden kaslardaki bozukluktan doğan konuşma problemidir. Beyne yönelik bir hasardan kaynaklanan bu konuşma probleminde hasta doğru sesi çıkartmakta zorlanır. Konuşması akıcı ve anlaşılır olmaz. Travma, çeşitli hastalıklar, toksinler ve doğumda anlaşılan bir takım beyin hastalıkları dizartiye yol açabilecek çeşitli sebeplerdir.
Bu tip olaylarda Konuşma ve Lisan Patoloğunun görevi dizartinin hastanın konuşmasını nasıl etkilediğini bulmak ve rehabilitasyonu bunları geliştirmeye odaklamaktır.

SES HASTALIKLARI
Yetişkinlerde en çok görülen iletişim problemlerinden biri de ses hastalıklarıdır. Bu hastalık kişilerin seslerini doğru kullanmamalarından kaynaklanacağı gibi nörolojik problemlerden veya ağız, burun ya da larenks yapısındaki bozukluklardan da kaynaklanabilir. Kişilerin nefes kontrolünü, ses perdesini veya ses kalitesini doğru ayarlayamamalarından kaynaklanan durumlar genelde “ses hastalıkları” başlığı altına alınmaz. Bu gibi durumlar direk vokal terapiyle kişilere seslerini nasıl daha doğru kullanacakları öğretilerek düzeltilebilir. Ses telleri veya ağız, burun yapısından kaynaklanan diğer ses hastalıklarında ise hasta önce bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Onun önerileri doğrultusunda Konuşma ve Lisan Patoloğu vokal rehabilitasyona başlar.

Larenjektomi
Şüphesiz en dramatik ses problemlerinin başında ses tellerinin cerrahi bir operasyonla alınması gelir. Bu, hastanın gırtlaktan gelen ses kaynağını kaybetmesi demektir. Bu tip hastalar kendilerini sözel olarak ifade edebilmek için yeni bir ses kaynağı geliştirmek zorundadırlar. Konuşma ve Konuşma ve Lisan Patoloğları tarafından yapılan larenjektomi rehabilitasyonu, protez veya elektronik cihazların kullanımı ve özefagus konuşması denilen yemek borusunun yardımıyla konuşma gibi bir takım yöntemleri değerlendirir.

Disfaji
Disfaji en basit anlatımıyla yutma bozukluğudur. Normal yutkunma, hassas kas kontrolü gerektiren karmaşık bir hareket çizgisini içerir. Bu hareketler çok seri bir şekilde yiyecek veya içeceklerin 2-3 saniye içerisinde ağızdan mideye geçmesini sağlar. Beyin kanaması, kafa travması gibi ani gelişen nörolojik hastalıklar veya baş-boyun tümörleri gibi durumlar sonucunda normal yutkunma fizyolojisinde bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Hasta yutarken hava yolunu koruyamayabilir ve bunun sonucunda şiddetli öksürük veya bazı akciğer problemleri ortaya çıkabilir. Yutkunma problemi olan hastaların yutkunmaları Konuşma ve Lisan Patolojisi tarafından klinik ve gerekiyorsa floroskopik muayene ile değerlendirilir. Disfaji rehabilitasyonunda amaç yutma mekanizmasındaki bozukluğu azaltacak bir takım teknikler ve yiyecek içeceklerde yapılan kıvam ayarlarıyla kişinin hava yolunu koruyarak ağızdan beslenebilmesini sağlamaktır.

Kafa Travmaları
Kafa travmaları beynin doğrudan hasar gördüğü veya hasra uğrama riski olan durumlardır. Örneğin, kafaya isabet eden kurşun yaraları beyne doğrudan hasra verirken, çarpma, vurma gibi olaylar hasar riski taşır. Kafa travması geçiren hastaların yaşadığı belli başlı sorunlar arasında konsantrasyon ve hafıza problemleri, öğrenme bozuklukları ve üst düzey düşünce ile ilgili problemler gelir. Bu kognitif problemlerin yanında kişilik değişikliklerine de sıkça rastlanır. Konuşma ve Lisan Patolojisinin rolü bu tip travmalar sonucu ortaya çıkabilecek problemlerin rehabilitasyonunu üstlenmektir.

ÇOCUKLARDA İLETİŞİM BOZUKLUKLARI
I. Çocuklarda Duyma Bozukları
Duyma ve konuşma insanların ana iletişim yollarıdır. Bu nedenle işitmede meydana gelen en ufak bir kayıp kişinin lisan kullanma yeteneğine tesir edebilir. Çocuklarda olabilecek hafif derecede duyma bozuklukları bile lisan gelişimi ve okul başarısını etkiler. Çocuklarda en sık rastlanan işitme kaybı orta kulak iltihaplanmasıyla ilgilidir. Bu enfeksiyonlar şaşılacak bir hızla kendini gösterip yok olduğu için kimi zaman aileler farkına bile varmayabilirler. Hangi nedenle olursa olsun, işitme kaybı olan çocukların sosyal, kognitif ve lisan gelişimi açısından özel eğitime ihtiyaçları vardır.

II. Çocuklarda Lisan Bozuklukları
Çocuklarda lisan bozuklukları veya lisan gelişiminin gecikmesi çok çeşitli nedenlerden dolayı olabilir. Bu bozukluk veya gecikme zihinsel engel veya otizm gibi gelişimsel bir problemin habercisi olabileceği gibi kalıtsal de olabilir. Eğer lisan gelişimi bir süre normal seyrini takip edip sonra bir duraklama dönemine girdiyse bu beyne gelen bir darbeden kaynaklanıyor olabilir. Bazı bebekler problemli bir doğumdan sonra uzun süre yoğun bakımda kalmaktan dolayı kendileriyle konuşan insanlarla sınırlı bir iletişim içinde olmaktan dolayı çevrelerinden yeterli stimulasyon alamayıp lisan gelişimini zamanında tamamlamakta zorlanabilirler. Bazı çocuklar da kognitif eksikliklerinden dolayı çevreden gelen uyarıları gerektiği gibi değerlendiremeyerek lisan problemleri yaşarlar. Bütün bunlardan ayrı bir grup olarak, kimi çocuklarda görülen lisan bozuklukları duygusal, motor, kognitif veya gelişimsel problemlere bağlı olarak açıklanamaz. Görülen bozukluk sadece lisan alanında kendini gösterir ve 2 veya 3. yaşgünü civarı ortaya çıkar. Lisan haricinde fiziksel ve kogntif gelişmeleri yaşa uygun seyreden çocuklarda, bu tip problemlere “spesifik lisan bozuklukları” adı verilir. Çocuklardaki lisan bozuklukları veya gelişim gerilikleri bu çocukları normal gelişen yaşıtlarıyla karşılaştırılarak kararlaştırılır ve uzmanların belirleyeceği amaçlar doğrultusunda terapiye başlanır.

III. Çocuklarda Artikülasyon Bozuklukları
Konuşmaya başlamak bir çocuğun hayatının en önemli adımlarından biridir. Yapılan araştırmalar belli seslerin doğru telaffuzunun belli yaşlarda ortaya çıktığını göstermiştir.
30 - 36 ay: p, b, m
36 - 54 ay: n, y, t, d, k, g
54 - 66 ay: f, v, y, ı
66 - 78 aydan sonra: r, s, z, ç, c, ş, j
Çocuklarda görülen artikülasyon problemlerinin çok çeşitli sebepleri olabilir. İşitme kaybı, ağız-yüz anomalileri, damak-dudak yarıkları veya merkezi sinir sistemi kaynaklı problemler artikülasyon bozukluğuna yol açabilecek durumlardan bir kaçıdır. Çocuklar herhangi bir sesi çıkaramadıklarında bunun neden kaynaklandığını izole etmek nasıl bir terapi izleneceği açısından önemlidir.

IV. Çocuklarda Ses Hastalıkları
Çocukların yaşamlarının ilk 5 senesi içinde çıkardıkları sesler genelde dinleyenler tarafından normal olarak algılanır. Ancak kimi zaman değişiklikler farkedilebilir. Örneğin bir bebeğin ağlama sesi normalden alçak bir perdeden ve hipernazal olabilir. Sesin kalitesinde, perdesinde veya rezonansındaki herhangi bir değişme bir hava yolu veya gırtlak hastalığının ön habercisi olabilir. Bu nedenle okul öncesi veya okul çağındaki çocukların seslerini kullanmalarında herhangi bir değişiklik farkedildiğinde, bir uzmana danışılması şarttır. Çocuklarda meydana gelebilecek ses problemlerinin kaynağı ses telleriyle ilgili bir patoloji, allerji, enfeksiyon veya normalden büyük bademciklerden olabilir. Ayrıca okul çağındaki çocukların devamlı bağırarak seslerini düzenli bir şekilde yanlış kullanmaları da ses tellerinde problemlere yol açabilir. Çocuklarda zamanında ve doğru teşhis edilen ses hastalıklarının tedavisi çabuk ve etkili olur.

V. Çocuklarda Kekemelik
Kekemelik, seslerin ve hecelerin tekrarlanması veya uzatılması kaydıyla konuşmayı tamamlamak için yaşanan mücadeledir. Ancak ifadenin akıcılığında yaşanan her problem kekemelik değildir. Doğru teşhis ve rehabilitasyon için bu ayrımın yapılması çok önemlidir. Konuşma ve lisan patolojisi alanında klinik açıdan en fazla karasızlık yaşanan konulardan biri de kekemelik ve bunun sebepleridir. Günümüze değin ortaya atılan birçok teori ve buna bağlı pek çok terapi yöntemi geliştirilmiştir. Ancak kekemeliğin neden kaynaklandığı konusunda yaşanan çelişkiler tedavi konusunda da yaşanmaktadır. Yapılan araştırmalarda okul çağında kekeleyen çocukların büyük bir bölümünün lise çağına geldiklerinde konuşmalarında bir pürüz kalmadığı görülmüştür. Kekemeliği devam eden çocuklarda ise, terapi için en uygun ve gerçekçi amaç kekemeliği “geçirmek” veya “yok etmek” yerine, akıcı konuşma anlarını çoğaltmaktır


alıntı
ÇOK GÜZEL KONULAR EMEĞİNE SAĞLIK

Aşırı hareketli, dikkati dağınık, fevri. Bu terimler genellikle, yerinde duramayan, kıpır kıpır, dikkatini tekdüze durumlarda yoğunlaştıramayan, içinden geleni, canının istediğini anında gerçekleştirmek isteyen çocuklar için kullanılır. Yakın zamana kadar bu özelliklere sahip çocukların büyüdükçe ve olgunlaştıkça “düzeleceklerine” ve bu özelliklerinden arınacaklarına inanılıyordu. 1980’lerin sonuna kadar aşırı hareketlilik-dikkat bozukluğu (AHDB) sorunu sadece çocuklar açısından incelenmişti. Ancak, yeni araştırmalar gösteriyor ki, bu özelliklere sahip çocuklar, büyüseler de, temel özellikleri pek değişmiyor. Belki, eskisi gibi kalorifer borularına tırmanmıyor ya da bir gösterinin ortasında kalkıp etrafta dolaşmıyorlar, ama birini dinlerken zorlanıyorlar, eşyalarını nereye koyduklarını unutabiliyorlar, aynı saate iki kişiye randevu verebiliyorlar.



Yetişkinlikte dikkat bozukluğu sorunu olan bir bayandan şöyle bir öykü dinleyebiliriz: “Radyom açık. Bilgisayarım internete bağlanmış durumda. Bu arada ütü yapıyorum. Bir yandan da kahve içiyorum. Kahvemden bir yudum alırken kızımla onun matematik ödevi hakkında konuşuyorum. Her şey aynı anda. Ellerim ve ayaklarım sürekli kıpırdıyor. Sonra gidip mutfakta, bulaşık makinesini boşaltıyorum. Makineyi boşaltırken, bir bardağın kırılmış olduğunu fark ediyorum. Bu bardağı çıkarırken aklıma, biriktirdiğim boş şişeleri, cam toplama kutusuna atmak geliyor. Elimde şişe dolu torbayla giderken, aklıma daha alışveriş etmem gerektiği geliyor. Markete de uğruyorum. Kasanın önünde sıra beklerken, oradaki dergileri karıştırıyorum. Eve geldiğimde, almam gereken şeylerin yarısını almadığımı, unuttuğumu görüyorum. Bulaşık makinesinin sadece yarısı boşaltılmış durumda, bilgisayar hala internete bağlı, kahvem, bilgisayarın yanında, soğumuş olarak duruyor, çamaşırların çoğu ütülenmemiş. Kendimi genellikle depresif hissediyorum, çünkü zamanımın büyük bir bölümünü zamanımı iyi kullanmaya çalışarak geçiriyorum, ama nafile, hiç başarı sağlayamıyorum. Günün sonunda karşımda hep bir bitirilmemiş işler yığını duruyor. Sonra öyle bir nokta geliyor ki, işleri toparlamaya nereden başlayacağımı bilemiyorum.”



Daha önce de belirttiğimiz gibi, AHDB, çocuğun ergenliğe girmesiyle geçmiyor. Çocukluğunda bu sorunun özelliklerini taşıyan kişiler, değerlendirmenin ne kadar sıkı olduğuna bağlı olarak, %50-80 oranında bu sorunu yetişkinliğe taşıyorlar. Bu sorunun fark edilmesi niçin bu kadar uzun bir zaman aldı diye sorulursa, yanıtın büyük bir bölümünü, sorunun kendisi oluşturur, çünkü AHDB’nun en belirgin özelliği olan fiziksel anlamda aşırı hareketlilik zaman içinde azalır. Ayrıca, uzun dönemli araştırmalar yürütmenin zorlukları, kişilerin yaşlarının ilerlemesinin getirdiği ölçüm zorlukları da, bu konunun gerektiği gibi ele alınmamasının diğer nedenleridir. Yetişkin dönemde AHDB konusu, bir çok yetişkin için bir kurtarıcı olmuştur, çünkü neden yaptıklarını bilmedikleri ve yaşamlarının kalitesini düşüren bir çok davranışın nedenini öğrenmelerini sağlamıştır, ancak, konunun ilginç olması bu konuda bilimsel araştırmalar yapılmadan bir çok spekülasyon yapılmasına da neden olmuştur. Örneğin, bu yetişkinlerin diğerlerinden çok daha zeki oldukları zaman zaman iddia edilmektedir ki, aslında bu konuda heniüz bilimsel bir kanıt yoktur.



Yetişkinlikte AHDB tanısı koymak neden zordur? Öncelikle, hepimiz belli dönemlerde dikkatimizi toplamakta zorlanırız veya başladığımız bir işi bitiremeyiz. Değişik nedenlerle ortaya çıkabilecek böyle bir duruma psikiyatrik bir tanıyla yaklaşmak, durumun kişi açısından yarattığı sorumlulukları azaltabilmekte, buna yol açabilecek bir çok faktörü gözden kaçırmaya neden olabilmektedir. İkincisi, konsantre olmakta güçlük çekmek, başka psikiyatrik tanılar için da söz konusu olabilir. Üçüncü olarak da, dikkatini yoğunlaştıramamak olarak tanımlanabilecek durumların hangi noktada başladığını ve hangi noktada bittiğini saptamak çok zordur. Kişinin çocukluğunu hatırlamasındaki zorluklar, boşanma, yakınların kaybı, maddi zorluklar gibi yaşam şartlarının getirdiği zorluklar da, yetişkinlikte bu tanıyı koymada, uzmanların işini güçleştirmektedir.



Bütün bu koşullar gözetildiğinde, bir yetişkine AHDB tanısı nasıl konabilir?

Uzman, kişinin çocukluk çağı öyküsünü mutlaka öğrenmelidir. Kişi, çocukluk döneminde de AHDB nedeniyle, bulunduğu çeşitli ortamlarda sıkıntılar yaşamış olmalıdır. Bir kişinin yetişkinlikte bu tanıyı alabilmesi için, bu zorlukların çocukluk çağında başladığını bilmek önemlidir. Zorlukların ergenlik döneminden sonra başlamış olması, uzmana başka tanıları düşündürebilir.
AHDB belirtileri, kişinin bugününü olumsuz yönde etkilemekte midir? Bu da, tanı koyma açısından çok önemli bir faktördür. AHDB, gün içinde koşulların gereklerine göre davranabilmeyi bozan, kişinin akademik, mesleki veya sosyal başarılarını olumsuz yönde etkileyen bir durumdur. Kişi, bu özellikleri nedeniyle, çok sık iş değiştirmek durumunda kalır ya da işten çıkartılır, akademik alanda sık sık başarısızlıklar yaşar, yakınlık gerektiren sosyal ilişkilerinde başarısızdır ve boşanma oranı diğer bireylere oranla daha yüksektir, dürtüsel davranır, yapacaklarını unutur, işlerini düzene sokamaz, düzene sokmaya çalıştığı zamanlarda da pratik olmayan yöntemlere başvurur. Bugünü değerlendirirken, kişinin her alanda başarısız olması beklenemeyeceği gibi, sadece bir-iki kez yaşanan başarısızlıklar da tanı koymaya yeterli değildir. Örneğin, liseyi bitirebilmiş, üniversiteye girmeye hak kazanmış bir kişi, birkaç dersten başarısız oluyorsa, ona hemen AHDB tanısı konabilir mi? Büyük bir olasılıkla hayır.
Tanı koymada, bir diğer önemli etmen de, kişinin sergilediği durumun başka bir klinik tabloyla daha iyi bir şekilde açıklanıp açıklanamayacağıdır. Gözlenen durum, kişilik bozukluğu, öğrenme bozukluğu, durumsal bir sıkıntı ile açıklanabilir mi?
AHDB’ye bir çok başka klinik tablonun eşlik ettiğini de biliyoruz. Bu nedenle, eşlik eden durumları da saptamak, tanı koymada ayrı bir önem kazanmaktadır. Eğer, kişide depresyon, manik durumlar, alkol-madde bağımlılığı gözleniyorsa, bu sorunların ele alınması AHDB’na göre öncelik kazanır.


Bir yetişkin kendinde AHDB sorunu olduğundan şüpheleniyorsa, onun kendini değerlendirmesine bir ölçüde yardımcı olmak için şu ölçütler sunulabilir: (Ancak, kişinin kendi kendine tanı koymasının son derece sakıncalı olduğunu ve bu konuda şüpheleri varsa, mutlaka bir uzmana danışması gerektiğini de önemle belirtelim.)

Dikkat sorunları: Dikkatin kolaylıkla dağılması, kişinin kendini sık sık başka şeyler düşünürken bulması, başkalarını dinlemede zorlanması, eşyalarını kaybetmesi
Hareketlilik: Kıpır kıpır olma, çok konuşma
Duygusal Denge: Öfkeyi kontrol edememe, kendini depresif hissetme, ani duygu değişiklikleri
Aşırı Tepki: Baskı altında olduğunda aşırı tepki verme, işleri aşırı bir hızda çözmeye çalışma
Organize Olmada Zorluk: Önceden plan yapamama, plana uygun davranamama, bir işe başlayamama
Dürtüsellik: Söz kesme, son söylenecek şeyi en baştan söyleme, ani kararlar alma
Can Sıkıntısı: İlgisini çekecek bir şey bulamama
Kaygı: Kendini gergin, endişeli hissetme
Bedensel Şikayetler: Baş ağrıları, mide sorunları, vs.
Uyku Sorunları: Uykuya dalmada zorluk, sık uyanma
Madde Kullanımı: Yüksek miktarda alkol, yiyecek,vs. tüketmek
Çeşitli Rollerin Gereklerini Yerine Getirmede Zorluk: İş, okul, evlilik, evin günlük işleri, ebeveyn konumu, parasal konuları yürütmede başarısızlık


Görülüyor ki, yetişkinlikte AHDB tanısı koymak her ne kadar zor olsa da olanaksız değil ve bu tanıyı alan kişilerin, yaşlarından ve konumlarından beklenen performansı sergilemeleri oldukça zor. Ancak, bu olanaksız olduğu anlamına da gelmiyor. AHDB özelliklerini hangi yaş döneminde sergilerse sergilesin, kişinin yaşamla daha uyumlu olabilmek için akranlarına göre biraz daha fazla çaba harcaması gerekiyor. Zira, faturaların gününü takip etmek, karşısındaki kişinin konuşmasını bölmeden dinlemek, o anda keyif verecek durumları daha ileri tarihlere ertelemek ve ölçülü olmak, onun doğasına aykırı; bu şekilde davranabilmek için bilinçli bir zihinsel enerjiyi bu işe ayırması gerekiyor. O halde, kendilerinde böyle bir zorluk olduğunu düşünen ya da bu zorluk saptanmış olan kişiler, yaşamlarını daha kaliteli ve keyifli bir hale getirmek için neler yapabilirler?

Kişinin öncelikle, kendi sorununu ve bu sorunun özelliklerini bilmesi gerekiyor. Bu konuda bilgilenmek, kişinin bilinmezlik karşısında duyduğu endişeyi azaltacağı gibi, durumla baş etmek için da onu donanımlı hale getiriyor.
Kişi, bu bilgilenme sayesinde, davranışlarını diğer kişilere açıklayabilir, onları oluşturacakları beklentiler konusunda önceden uyarabilir, bazı durumlarda onların kendisine destek olmalarını isteyebilir.
Kişinin, zamanını nasıl kullanacağına yönelik planlar geliştirebilmesi çok önemlidir, çünkü bir çok iş, zamanı verimli kullanamamak, bir işin ne kadar süreceğini tahmin edememek gibi nedenlerle aksayabilmektedir. Bu nedenle, davranışçı yöntemlerle kişinin gününü yapılandırması ve kendi kendini denetleyebilme becerisini geliştirmesi önemlidir. Kişi, gerektiğinde bunun için de çevresinden yardım isteyebilir, örneğin bir işin aşamalarını bir başkasıyla planlamak, belli noktalarda işin denetlenmesi ve geribildirimler verilmesi gibi.
Kişi, bir konuya ne kadar süreyle yoğunlaşabildiğini de saptamalı ve dikkati dağılmaya başladığında kendine ufak molalar vermeli, belki biraz hareket etmeli ve yeniden işe başlamalıdır. Bu nedenle, kişinin yapısına uygun bir iş seçmesi çok büyük önem kazanmaktadır.
Bireysel veya aile düzeyinde uyumlu davranış becerileri kazanmak üzere psikolojik yardım almak da göz önünde bulundurulmalıdır.
Son olarak da, tıpkı çocukluk çağında olduğu gibi, kişinin yaşamla daha rahat baş etmesini sağlamak için bir ilaç düzenlemesi de düşünülebilir. Bu konuda da bir psikiyatrist ile görüşmek zorunludur.


Şu ana kadar, yetişkinlik döneminde gözlenen dikkat bozukluğunun olumsuz yanlarından söz ettik. Başka bir açıdan bakıldığında, bu kişilerin, kendilerine uygun bir iş ve sosyal ortam içinde olduklarında, sahip oldukları enerji ile çok üretken olabilecekleri, aynı anda bir çok işi düşünme özelliklerinin çok olumlu sonuçları da olabileceği, insanları daha cesur kararlar alabilme konusunda yüreklendirebilecekleri de vurgulanmalıdır.


alıntı


[size=mediuDikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), dikkatsizlik, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtilerinin görüldüğü, ömür boyu sürebilen bir bozukluktur. Çocuklarda en sık tanı konan ruhsal hastalıktır. Son verilere göre ABD’de prevelansı %4-10 arasında değişmektedir (Jensen ve ark. 2001).
Takip çalışmalarına göre, DEHB olan çocukların yaklaşık %11’inde erişkinlikte de belirtiler devam etmektedir (Manuzza ve ark. 1993). Bazı yazarlara göre DEHB belirtileri yaşla birlikte azaldığından bu bozukluk erişkin psikiyatrisi için klinik önemi olmayan bir durumdur (Hill ve Schoener 1996). Bunun tersi görüşe göre ise, çoğu olguda çocukluktaki belirtiler erişkin yaşlarda da sorun yaratmaya devam etmektedir; DEHB yaşam boyu tanısal bir devamlılık gösterir ve çocuklarda çok iyi tanınan bu sendrom erişkinlerde de görülmektedir (Faraone ve ark. 2000).
Çocuklarda DEHB tanısı koyarken nöropsikolojik değerlendirmenin rolü tartışmalıdır. Çünkü çocuklukta DEHB’nin davranışsal belirtileri (örneğin aşırı hareketlilik) ön plandadır. Erişkinlerde ise dürtüsellik ve dikkatsizlikle karakterize bilişsel yetersizliklerin daha belirgin olduğu ileri sürülmektedir (Woods ve ark. 2002). DEHB tanısını koyduracak tek bir test ne yazık ki bulunmamaktadır. Testlerin ayırt edici özelliklerinin düşük olması DEHB tanısı koymak için bir altın standard olmamasından kaynaklanmaktadır (Barkley 199Cool. DEHB’nin var olup olmadığını netleştirecek bir test olmadığı gibi, DEHB tanısı da pek çok kez gözden geçirilmiş yeni bir tanı sınıfıdır. DEHB olan erişkinlerle yapılan çalışmaların sayısı son yıllarda oldukça artmış ve bu çalışmalar DEHB’deki bilişsel ve davranışsal belirtilerin yaşla birlikte değiştiğini göstermiştir. Buna rağmen DSM-IV içinde erişkinlere özel DEHB tanı kriterleri tanımlanmamıştır (Barkley 199Cool. DEHB tanısının yalnızca klinik görüşmeyle konmasının yetersiz, güvenilmez olduğu, kişinin kendisiyle ilgili taraflı değerlendirmelerinden etkilenebildiği ve bu nedenle uygunsuz tedaviyle sonuçlanabildiği de gösterilmiştir (Meyer ve ark. 2001). Woods ve arkadaşlarının çalışması (2002) nörobilişsel işlev bozukluklarının DEHB tanısı alan erişkinlerdeki belirtilerin bir parçası olduğunu göstermiştir. Bu nedenle erişkinlerde DEHB’nin değerlendirilmesi ve tanı konması aşamalarında ayrıntılı bir nöropsikolojik değerlendirmenin katkılarının göz ardı edilemeyeceği bildirilmektedir. DEHB etiyolojisinde frontosubkortikal sistemlerin rolü olduğu yönündeki verileri hem nöroanatomik, hem nörokimyasal hem de beyin metabolizmasıyla ilgili çalışmalar desteklemektedir (Rapport ve ark. 2001). Bu verilere paralel olarak, DEHB’de nöropsikolojik çalışmalar dikkat ve frontal/yürütücü işlevler üzerinde yoğunlaşmaktadır (Woods ve ark. 2002).
Bu çalışmada DEHB tanısı alan erişkinlerde bilişsel işlevlerin nöropsikolojik testler çerçevesinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bizim bilgilerimize göre erişkin DEHB’de nöropsikolojik işlevler konusunda Türkiye’de yapılmış ilk çalışmadır.

YÖNTEMLER
DEHB Değerlendirmesi
DEHB olduğu düşünülen hastalar, değerlendirme yapılması için psikiyatri ve çocuk psikiyatrisi uzmanlarınca kliniğimize gönderilmekte ya da bu konuda çalışan derneklerin eğitim toplantılarının sonrasında kendileri kliniğe başvurmaktadırlar. DEHB belirtilerinin ve olası diğer ruhsal rahatsızlıkların araştırıldığı ilk görüşmenin ardından DEHB olduğu düşünülen kişilere, daha ayrıntılı bir değerlendirme yapmak amacıyla çeşitli ölçek ve anket formları verilmektedir. Bunlar; Demografik Bilgi Formu, Gadow-Sprafkin Erişkin Kendini Değerlendirme Envanteri–4 (Weiss ve ark.1999), Wender-Utah Değerlendirme Ölçeği’dir (Ward ve ark. 1993). Hasta hakkında bilgi verebilecek bir aile üyesinin de gelmesinin istendiği son görüşmede (anne, baba ya da eş), ayrıntılı bir öykü alınmakta, ruhsal durum muayenesi yapılmakta ve hasta tarafından doldurulan ölçekler hastayla birlikte gözden geçirilerek değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme sonrası DSM-IV tanı kriterlerine göre DEHB tanısı alan kişiler nöropsikolojik değerlendirmeye alınmaktadır .
Örneklem
Bu çalışmada Mayıs 2001 ve Temmuz 2002 tarihleri arasında DEHB değerlendirmesi amacıyla kliniğimize başvuran ve yukarıdaki sürecin sonunda DEHB konusunda deneyimli bir psikiyatri uzmanının yaptığı klinik değerlendirme sonucu DSM-IV tanı kriterlerine göre DEHB tanısı konan 16 erişkin hastanın nöropsikolojik testleri normal kontrollerle karşılaştırılmıştır. Kafa travması öyküsü, epilepsi, zeka geriliği olan ve herhangi bir psikotrop ilaç kullanan hastalar çalışmaya alınmamıştır. Gazete ilanıyla ulaşılan ve herhangi bir psikiyatrik rahatsızlığı bulunmayan sağlıklı bireyler kontrol grubu olarak alınmış, hasta grubu ve kontrol grubu yaş, cinsiyet ve eğitim durumu açısından eşleştirilmiştir.
Çalışmada değerlendirilen 16 erişkin DEHB olgusunun 3’ü kadın (%19), 13’ü erkek (%81); yaş ortalaması 29.5 ± 8.1’dir. Ortalama eğitim süresi 13.4± 2.2 yıldır .
Araçlar
Nöropsikolojik değerlendirme amacıyla DEHB ve kontrol grubuna Stroop Testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET), Benton Görsel Bellek Testi (BGBT) ve Wechsler Bellek Ölçeği (WBÖ) uygulanmıştır.
Stroop Testi (Stroop 1935, Golden 197Cool dikkat edilen uyarıcılarla edilmeyenlerin paralel işlenmesi yeteneğini, bilgi-işleme hızını ve otomatik süreçlerin bozucu etkisine karşı koyabilme (enterferans) yeteneğini değerlendiren bir nöropsikolojik testtir (MacLeod 1991). Stroop Testi’nin birinci ve ikinci alt testleri sözcük okuma, üçüncü ve dördüncü alt testler ise renk isimlendirme alt testleridir (Karakaş ve Kafadar 1999).
WKET, yetişkinlerde soyut akıl yürütme yeteneğini değerlendirmek amacıyla geliştirilmiştir (Grant ve Berg 1948, Berg 194Cool. Strateji oluşturma ve iptal etme yeteneğiyle zihinsel esneklik gibi frontal lob işlevlerini değerlendirmede kullanılan bir nöropsikolojik testtir. Test, 64 çift tepki kartından ve dört uyarıcı karttan oluşmaktadır. Hastadan her bir tepki kartını doğru olduğunu düşündüğü dört uyarıcı karttan biriyle eşlemesi istenir. Doğru eşleme kategorisi test boyunca değişmektedir.
Çalışmada uygulanan BGBT’nin C formu, çeşitli çizimlerin yer aldığı 10 karttan oluşmaktadır (Benton 1974). Hastanın bu kartlara 10 saniye bakmasından hemen sonra karttaki şekli çizmesi beklenmektedir (A uygulaması). Görsel algılamanın ve kısa süreli görsel mekansal belleğin değerlendirildiği nöropsikolojik bir testtir. Bu nedenle psikiyatri kliniklerinde sıklıkla kullanılmaktadır. Lateralizasyon konusunda değerlendirmeye imkan vermemektedir. Buna karşın anlık ve gecikmeli belleğin değerlendirilmesinde, görsel belleği, görsel algılamayı, motor yetenekleri değerlendirmede katkı sağlamaktadır (Karakaş ve Kafadar 1999).
WBÖ’nün çalışmada uygulanan formu genel bilgi, zihinsel kontrol, mantıksal bellek, ters ve düz sayı tekrarı, şekil belleği ve çağrışımlı sözel öğrenme alt testlerinden oluşmaktadır (Wechsler ve Stone 1945, Walker 1981). Testin, kısa süreli bellek ve anlık dikkat işlevlerini değerlendirmede önemli bir fonksiyonu bulunmaktadır. WBÖ bataryasının bütünü görsel ya da sözel olarak sunulan bilginin depolanma ve hatırlanma süreçlerini ölçmek üzere geliştirilmiştir (Lezak 1995, Uluğ ve Özgüzel 1985) .
İstatistiksel analizler SPSS 10.0 programı ile yapılmış, değerlendirmeye alınan hasta sayısının 20’den küçük olması nedeniyle gruplar arası farkın anlamlılığını saptamak için Mann Whitney U testi uygulanmıştır.

BULGULAR
BGBT’de DEHB olan erişkinler ve normal kontroller arasında fark saptanmamıştır.
Stroop Testi’nin birinci alt testi olan kelime okuma testinde DEHB grubu ve normal kontroller arasında süre, hata ve düzeltme puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmazken, ikinci alt testi olan renkli kelime okuma alt testini DEHB grubu normal kontrollere göre daha uzun sürede tamamlamış ve bu alt testte daha çok düzeltme yaptıkları saptanmıştır . Karelerin rengini okuma alt testinde DEHB olan erişkinler normallere göre daha çok hata yaparken, kelimelerin rengini söyleme alt testini normallere göre daha uzun sürede tamamlamışlardır. Stroop Testi’nde enterferans puan ortalamaları açısından da kontrol ve DEHB grupları arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır.
DEHB olan hastalar WKET’de 6 kategoriyi de tamamlayabilmişlerdir. DEHB grubu ve kontrollerin WKET puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır.
WBÖ’de mantıksal bellek alt testinde DEHB grubunda puan ortalamaları normallere göre düşüktür , diğer alt testlerde iki grup arasında fark saptanmamıştır.
TARTIŞMA
Bu çalışmada DEHB olan erişkinler ve normal kontrollerin çeşitli nöropsikolojik testlerdeki performansları arasında farklılıklar saptanmıştır.
DEHB grubunun Stroop testinin çeşitli alt testlerindeki performanslarının normal kontrollere göre bozuk olduğu görülmüştür. Stroop testiyle yapılan değerlendirmeler sonucu sağlıklı kontroller ve DEHB’li erişkinler arasında fark saptanan çalışmalar bulunmaktadır (Woods ve ark. 2002). Stroop testi performansındaki bozukluk, seçici dikkatteki ve/veya bozucu etkiye karşı koyabilmedeki (enterferans) bozukluğa işaret eder. Bu işlevler prefrontal korteks tarafından yerine getirilmektedir (Kimberg ve ark. 2000). Stroop testi performansındaki yetersizlik DEHB’yi normal kontrollerden ayırıyor gibi görünmekle birlikte farklı ruhsal hastalıklarda yapılan çalışmalar bu testin DEHB’li hastaları diğer hastalardan ayırmakta güvenilir olmadığına işaret etmektedir (Woods ve ark. 2002).
İşitsel ve sözel öğrenmedeki yetersizlikler, DEHB olan kişilerde sıktır ve bu nedenle DEHB grubunda en çok çalışılan öğrenme alanıdır (Woods ve ark. 2002). DEHB olan bireylerin verilen kelime listelerini öğrenmekte zorlandıkları, bunun nedeninin de öğrenilmesi gereken listenin zihinde düzenlenmesine yardımcı olacak anlambilimsel temelin bu kişilerdeki yetersizliği olduğu ileri sürülmektedir. Bunu destekler şekilde erişkin DEHB olgularındaki bellek bozuklukları depolama ve/veya pekiştirme sorunlarından çok, kodlama ve geri çağırmadaki sorunlara işaret etmektedir ve bu sorunlar genellikle frontal-subkortikal işlev bozukluklarıyla ilgilidir (Woods ve ark. 2002). Çalışmamızda WBÖ’nün mantıksal bellek alt testinde DEHB olan erişkinlerin normallere göre düşük performans göstermeleri de yukarıda söz edilen sözel bilgilerin kodlanmasındaki sorunla ilgili olabilir (Johnson 2001). WBÖ’de ters ve düz sayı dizilerinde DEHB grubu ve normal kontroller arasında fark saptanmamıştır. Bu alt testler hem dikkati hem de çalışma belleğini değerlendirmektedirler. WBÖ’deki bu alt testlerde erişkin DEHB’de ve normal kontroller arasında fark saptanmaması DEHB’de bellek işlevlerinde bozulma olmamasıyla açıklanabilir.
Niteliksel değerlendirme yöntemiyle karmaşık görsel-grafik bellek ölçülen çalışmalarda, DEHB olan erişkinler ve sağlıklı kontroller arasında planlama, perseverasyon ve düzenlilik alanlarında anlamlı farklar bulunmuştur. Bununla birlikte görsel bellekle ilgili farklı çalışmalarda erişkin DEHB grubu ve normal kontrollerin performansları arasında fark saptanmamıştır (Gansler ve ark. 1998, Woods ve ark. 2002). Bizim çalışmamızda da DEHB olan erişkinler ve normal kontrollerin görsel bellek işlevleri arasında fark saptanmamıştır.
WKET, bilişsel esneklik, kavramsallaştırma, ve verilen sözel geri bildirimlerle problem çözebilme becerilerini değerlendirir. DEHB olan çocuklarla normal kontrolleri ayırmada orta derecede güvenilir bir test olduğu gösterilmiştir (Barkley ve ark. 1992). Ancak erişkin DEHB olgularını sağlıklı kontroller veya diğer hastalardan ayırmakta çocuklardaki kadar etkili olmadığı bildirilmektedir (Gansler ve ark. 1998, Woods ve ark. 2002). Taylor ve Miller (1997) WKET’de tamamlanmış kategori sayısı ve kategoriyi devam ettirme güçlüğü açısından DEHB olan erişkinler ve kontroller arasında fark bulmuştur. Ancak çalışmada değerlendirdikleri DEHB örnekleminde farklı psikiyatrik hastalıkların bulunması, bu sonucun elde edilmesine katkıda bulunmuş olabilir. Bizim çalışmamızda DEHB olan erişkinler ve normal kontroller arasında WKET sonuçları arasında fark bulunmamıştır. WKET’in DEHB’li erişkinleri normal kontrollerden ayırt etmesindeki bu yetersizlik, testin basit dikkat sorunlarından çok kavramsallaştırma ve sorun çözme becerilerini ölçmesiyle ilgili olabilir (Paolo ve ark. 1995). DEHB olan çocukları sağlıklı kontrollerden oldukça başarılı biçimde ayıran bu test, yaşın büyümesiyle birlikte yetersiz kalmaya başlamaktadır. Bunun nedeni küçük yaştaki çocuklarda üst düzey kavramsallaştırmanın tam olarak gelişmemiş olmasıdır ki, muhtemelen bu kavramsallaştırma becerisi daha ileri yaşlarda WKET’in ölçtüğü temel becerilerden biri olmaktadır (Woods ve ark. 2002).
Bulgularımız, erişkin DEHB’de belleğe ilişkin bozulmanın olmadığını ancak dikkat sorunlarının (özellikle dikkati sürdürmede) ön planda olduğunu desteklemektedir. Nitekim DEHB olan çocuklar ve normal kontrollere WKET ve Stroop Testi’nin uygulandığı bir çalışmada, WKET’de iki grup arasında fark bulunmazken, Stroop Testi’nde DEHB olan grubun kontrollere göre daha çok hata yaptığı ve bu testin iki grubu ayırma konusunda daha duyarlı olduğu saptanmıştır (Pennington ve Ozonoff 1997). Bizim çalışmamızda da erişkin DEHB grubunun Stroop testinin dikkatin sürdürülmesini ölçen bölümünde normal kontrollere göre daha çok hata yaptıkları görülmüştür. Bu bulgular, DEHB olan erişkinlerin algısal kurulumu değişen talepler doğrultusunda ve bir bozucu etki altında değiştirebilme kolaylığını, alışılmış bir davranış örüntüsünü bastırabilme ve olağan olmayan bir davranışı yapabilme yeteneğini ortaya koymada güçlükleri olduğunu göstermiştir.
Kontrol ve hasta grubunun sayıca az olması ve kullanılan nöropsikolojik testlerin norm değerlerinin olmaması, çalışmanın sınırlılıklarıdır. İki grup zeka bölümü puanları açısından eşleştirilmemiş olsa da, eğitim yılı açısından yapılan eşleşmenin bu eksikliği kısmen gidereceğini düşünüyoruz.
Bu çalışmada elde edilen bulguların zenginleşmesi için benzer çalışmaların daha büyük gruplarda yürütülmesi gerekmektedir. Ayrıca DEHB’in alt tipleri olan dikkat eksikliğinin önde olduğu hastalar ve hareketliliğin önde olduğu hastalarda nöropsikolojik değerlendirmelerin ayrı ayrı ele alınmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.

alıntı
[/color][/size]
m][color=#FFA500]


İnsan ömrünün üçte biri uykuda geçmektedir. Uyku yalnızca organizmanın yavaşlaması değil, kendi içinde evreleri olan aktif, döngüsel bir süreçtir. Uykuda beynin çalıştığı, öğrenilen bilgileri ayıklayıp depoladığı bilinmektedir.

Yetişkin kişinin günlük uyku gereksinimi 7-8 saattir. Fakat bu gereksinim kişiden kişiye değişir. Her insanın uykusu zaman zaman bozulabilir. Ruhsal sıkıntılar, bedensel hastalıklar uykunun süresini, düzenini geçici olarak bozabilir.

UYKUSUZLUK: Uykuya dalmakta, uykuyu sürdürmede güçlük ya da uyuduğu halde yeterince uyumamış gibi yorgun hissetme şeklinde görülür. Kişi saatlerce uykuya dalamaz, dalsa bile uykusu sık sık bölünür ya da sabah çok erken uyanır ve tekrar uyuyamaz.

AŞIRI UYKU: geceleri normal süre uyunduğu halde gündüzleri uyku halinin sürmesidir. Kişinin günlük yaşamını aksatan bir boyuttadır. Ruhsal bir bozukluk ya da bilinen bir organik hastalığa bağlı olabilir.

UYKU APNE SENDROMU: Uyku süresince solunumun nöbetler halinde durmasıdır. Gündüzleri uykuya aşırı eğilim olur ve uyku sırasında horlama gözlenir.

BUNALTILI DÜŞ GÖRME: Çocukluk çağında daha sık görülür ve çoğunlukla geçicidir. Genellikle gece uykusunun sonuna doğru, korkulu düşlerle uyanma nöbetleri olur. Her insan zaman zaman korkulu düşler görebilir. Bir bozukluk olarak değerlendirilmesi için haftada en az birkaç kez olması gerekir.

GECE TERÖRÜ: Uykunun ilk birkaç saati içinde bir rüya olmaksızın kişini birden büyük bir korku ile bağırarak uyanma nöbetidir. Yoğun bir korku ve panik nöbeti ve buna bağlı çarpıntı, titreme, terleme gibi belirtiler vardır. Bu bozukluk 4-12 yaşlar arasında başlar ve çocukluk döneminin sonlarında kaybolur. Erişkinlerde bunaltı bozukluğu olan kişilerde görülebilir.

UYURGEZERLİK: Uykunun genellikle ilk birkaç saati içinde, yatakta oturma, yineleyici hareketler yapma, kalkarak dolaşma, giyinme, kapıları açma, yemek yeme gibi otomatik davranışların görüldüğü bir uyku bozukluğudur. Kişinin yüzü ifadesizdir, tek bir noktaya bakarak hareket eder, çevredekilere yanıt vermez, uyandırmak güç olur. Daha çok çocuklarda görülür, erişkinlerde ortaya çıkması nadirdir.




Deprasyon testi



Son günlerde kendinizi çok yorgun, bitkin, kırılgan ve umutsuz mu hissediyorsunuz? Zaman zaman bu her insanda olabilir doğaldır ama bu belirtiler pek hayra alemet de olmayabilir. Siz en iyisi bu testi bir gözden gözden geçirin:
08 Mart 2005 13:00
Yazı boyutunu büyütmek için
- Önceden zevk aldığınız işlerden artık zevk almamaya mı başladınız? - Son zamanlarda karar vermekte zorlanıyor musunuz? - Konsantre olmakta güçlüğünüz var mı? - Kendinize güveniniz azaldı mı? - Motivasyonunuzu kaybettiniz mi? - Enerjisiz, güçsüz ve yorgun musunuz? - Hoş olmayan şeyleri tekrar tekrar düşünmeye kendinizi zorluyor musunuz? - Kendinizi değersiz hissediyor musunuz, kendi kendinize sitem eder misiniz? - Gün boyunca ruhsal durumunuzda dalgalanmalar oluyor mu? - Cinsel isteğinizde azalma var mı? - Uyku düzeniniz bozuldu mu? - Kendinizi üzgün, keyifsiz, çaresiz hissediyor musunuz? - Ailenizde depresyonda olan, bağımlılığı olan veya intihara teşebbüs eden var mı? - İntiharı düşündünüz mü? Bu sorulara yanıtınız çoğunlukla ‘‘evet’’ ise, ‘‘depresyon’’ sorunu sizi ilgilendiriyor olabilir. Depresyonun o büyük çöküşünü beklemeyin. Beklemeden ve korkmadan yardım isteyin: - Kendinizi izole etmeyin. Sosyalleşin. Dostlarınızla, arkadaşlarınızla daha sık birlikte olun. - Problemlerinizi anlatın. Arkadaşlarınızla, eşinizle, danışman öğretmeninizle veya ailenizle üzerinizde yük olan şeyler hakkında daha sık ve daha çok konuşun. Paylaşın! - Olumlu düşünün. İyimser olmaya özen gösterin. - Tıbbi yardım istemekten çekinmeyin. Doktorunuzdan yardım isteyin


alıntı
Sayfalar: 1 2
Referans Adresler