02-15-2008, 03:38 PM
Bizler eşit varlıklarız ve evren bizim birbirimizle ilişkilerimizdir. Evrendeki varlıkların hepsi tek bir türdür. Her biri canlıdır ve her biri kendi kaderini kendi belirler.
Bu kitabı anlamak ya da kendi kitabınızı yazmak için bütün bilmeniz gereken bundan ibarettir. Bundan sonra söyleyeceklerimin tümü birinci paragraftan kaynaklanır. O paragrafa geri dönüp üstünde düşündüğünüzde her sorunun yanıtını bulabilirsiniz.
Evren tek bir canlıdan –o her neyse- oluşmuştur ve o canlı tanımlanamaz. Zaten tanımlamaya çalışmak bizim amacımız için gerekli değildir. Yapmamız gereken tek, yalnız bir çeşit varlık olduğunu varsaymak ve bizi bildiğimiz dünyaya göre akılcı bir açıklamaya götürüp götürmeyeceğine bakmaktır.
Her varlığın temel işlevi genleşmek ve kasılmaktır. Genleşmiş varlıklar geçirgendir; kasılmış varlıklar yoğundur ve geçirgen değildir. Bu nedenle hepimiz, tek başımıza ya da kombinasyonlar halinde boşlukta enerji ya da madde olarak ortaya çıkarız. Bu, seçtiğimiz genleşme ya da kasılma oranına ve bir genleşip bir kasılmamızı ifade ettiğimiz titrşimlere bağlıdır. Her varlığın titreşimi kendi kontrolündedir.
Tamamen genleşmiş bir varlık uzaydır, boşluktur. Genleşmek geçirgenlik demek olduğu için, bir ya da daha fazla varlıkla ‘aynı boşluk’ta var olabiliriz. Gerçekte evrendeki tüm canlıların aynı boşlukta olmaları mümkündür.
Genleşmeyi farkındalık, anlayış, ya da nasıl isimlendirmek istiyorsak o şekilde algılarız. Tamamen genleştiğimizde tam farkındalık, bütün yaşamla bütünleşmişlik hissi duyarız. Bu boyutta iken diğer varlıkların titreşimlerine ya da onlarla etkileşime karşı koymayız. Bu, zamanın var olmadığı en üst mutluluk düzeyidir. (Buna cennet de diyebilirsiniz.) Orada sonsuz bilinç, algılama ve duyumsama seçimleri vardır
Boşluk hepimizin ulaşabileceği bir deneyim boyutudur, ama o sınırsız olduğu için şimdiki boyutumuzda ondan söz etmek zor. Sınırları seçen ve tanımlamaları yapan odur. Şu kadarını söyleyebiliriz; ‘Tek Zihin’ her şeyi deneyimleyebilir. ‘Tek Zihin’ ise hepimizdir, ya da sonuna kadar genleşmiş herhangi birimiz olabilir. Şöyle bir teori de öne sürebiliriz: Tanrı, varlığı sürecek bir şeyi kendisinden daha kısıtlı biçimde yaratmazdı. Ama eğer kendini kopyalıyorsa, varlığı süren bir evren istemiş olabilir. Bu nedenle her varlık, Tanrı’nın ‘suretinde’ yaratılmış bir koyasıdır.
Hangi sözcükleri kullandığımızın önemi yok. Biz varız, evren de var. Genleşme-kasılma düşüncesini biz insanların kısıtlı gerçeği içinde de sorgulamak mümkündür.
Bir varlık tamamen kasıldığında bir madde zerreciğidir, tümüyle içine çökmüştür. Kasılma derecesine bağlı olarak başkaları ile aynı boşlukta olamaz. Bu yüzden kasılma, korku, acı, bilinçsizlik, cehalet, nefret, kötülük ve daha bir sürü olumsuz duygu olarak hissedilir. En aşırı ucunda ise delilik, her şeye ve herkese direnme ve bilincinin içinde olmamayı seçmek vardır. Kuşkusuz bu duygular ile maddesel titreşim düzeyleri birbirlerine son derece uygundur. Varlık istediği an genleşerek bunlardan kurtulabilir. Tek yapması gereken, gördüğünü ya da hissettiğini sandığı şeylere direnmekten vazgeçmesidir.
Her varlığa, her birleşim ve her titreşim düzeyine has duygular vardır. Aynı zamanda her varlık değişik bakış açılarından farklı farklı algılanır. Bu müthiş olasılıkların sayısını düşünmek insan beyninin kapasitesinin ötesindedir. Bunu yazıya dökmek fikri bile o kadar gülünç ki, şu anda bu konuda kalemimi daha fazla oynatamayacağım. Yine de bizler özgürlüğümüzün farkında olmak için bazı temel bakış açılarının üstüne çıkmayı amaçlıyoruz. Bu, içinde bulunduğumuz labirentte dolaşabilme özgürlüğümüzün yeniden farkında olmamızı, ya da en tepeye çıkmamızı sağlayacak.
Unutmamamız gereken bir nokta burada bizden başka kimsenin olmadığıdır. Tüm evren bizim gibi varlıklardan oluşmuştur. Her atomun her zerreciği canlı bir varlıktır. Her molekül ya da her hücre bir canlılar kabilesidir. Enerji, çok sayıda ‘biz’im birlikte titreşmesidir. Boşluk ise mutlak mutluluğa ulaşmış sonsuz sayıda insandır. Ölü madde ile yaşayan madde arasında bir fark yoktur, çünkü her ikisi de canlı varlıklardan oluşmuştur. Maddenin enerjiye dönüşebildiği gibi, enerji boşluğa dönüşebilir, ki bunun aksi de mümkündür. İnsanları objektif madde, enerji ve boşluk olarak göremememizin nedeni, farkındalıktan uzaklaşmamız ve kitle-madde durumunda olmamızdır. Her deneyimimiz ve algılamamız titreşim düzeyimize uygundur
Bu kurallar hepimiz için geçerli. Kurallar ise bizim dışımızda bir yerlerde oluşmaz. Hepimizin eşit olduğu ve olası davranış ve deneyimlerin hepimiz için aynı olduğu gerçeğinden kaynaklanır. İlişkilerimizin gerektirdiği kurallar içinde, eşit varlıklar olarak istediğimiz her şeyi yapmakta özgürüz. Ve ilk kural sevgi olmalıdır. Sevgi, başka varlıklarla aynı uzay boşluğunda olma eylemidir. Bunun anlamı, sevginin ‘gerçek’ olduğudur -- bizim olduğumuz kadar gerçek.
Belki de pek çoğumuz şu anda evrende bulunduğumuz yerden hoşnut değiliz. Ama sevgi içinde genleşmek ya da sevgiden uzaklaşmak yönünde vereceğimiz karar bizi olmak istediğimiz her yere götürecektir.
Sahip olduğunuz zihin ve beden, içinde bulunduğunuz aile ve toplum, doğum tarihiniz ve daha pek çok şey genleşme ve sevgiyi isteme derecenize göre sizin tarafınızdan belirlendi. Kimse size bir şey yapmadı. Kimse sizi zorlamadı. Hepimizin günün her saniyesinde yaşadıklarımızda kesin bir adalet mevcuttur. Bir anlamda rahatlayabiliriz, çünkü gizli olan, kaybedilmiş, unutulmuş hiç bir şey yoktur. Kimse terk edilmiş değildir
Sevgi içinde genleşmek evrendeki her varlığın her an yapabileceği bir eylemdir. İsteyerek farkında olmak bizi ‘cennet’e götürür; sevmek bizi özgür kılar. Bundan başka kaderimizi kontrol eden hiç bir şey yoktur.
Tek değiştirilmesi gereken boyut sevgidir. Sevecen olmanın nasıl bir duygu olduğundan emin değilseniz, bundan emin olmadığınız için kendinizi sevin. Dünyada bilinçli varlıkların birbirine duyduğu sevgiden daha önemli hiç bir şey yoktur, bu sevgi ister ifade edilsin ister edilmesin.
Daha iyi ya da daha kötü spiritüel durumları merak etmek ya da spiritüel durumunuz için endişe duymak anlamsızdır. Ama arzu ediyorsanız, bu oyunu oynamakta da serbestsiniz. Ancak, şimdiki durumunuzu sevmeden, şu anki titreşiminizi yükseltmeniz mümkün değildir. Spiritüel durumunuz ne olursa olsun, kendinizi evrenin neresinde bulursanız bulun, seçiminiz hep aynıdır: Farkındalığınızı genleştirmek ya da sıkıştırmak. Ve işe halen bulunduğunuz noktadan başlamak zorundasınız.
Tek Zihin’in kesin farkındalığından geri çekilmek için ne yaptıysak, şimdi yapıyoruz. Yaptığımız her şey her zaman bizimle olacak, onu yapmadığımız zamanda bile. Bu yüzden karşı koymak yerine onu aşmak gerekir.
Evrenin akışına güvenmeliyiz. Eğer sevgi kuralları doğruysa, o zaman biz onları kabul etsek de etmesek de, onların bilincinde olsak da olmasak da, onlardan bahseden sözcükleri kullansak da kullanmasak da, onlar yürürlüktedir.
Oyunu tersine çevirmek ilginç bir zihinsel egzersizdir. Sorun, kendinizi katı madde düzeyinden nasıl kurtaracağınız, nasıl aydınlanacağınız değildir. Asıl sorun şudur: Eğer tümüyle özgür ve kendi kaderini belirleyen bir varlıksanız, nasıl oldu da kendinizi maddesel düzeyde oyunlar oynayan bir bedene hapsettiniz? Nasıl olup da bunu böylesi bir dürtü haline getirdiniz?
Aslında kimse oyunu bozmak istemiyor. Bizler öyle-gibi görünüyor (yapıyor) ya da saklambaç oynuyor olabiliriz.
Fiziksel gerçeklik korku filmlerinin en müthişidir. Ve korku filmlerini ne kadar sevdiğimizi bilirsiniz! Bizim titreşim düzeyimizden bakıldığında evren bir illüzyon ise, yalnızca kısmen gerçekse, o zaman ondan ürkmek yerine onu sevmek ve ondan zevk almak gerekmiyor mu?
Yeryüzündeki her şey binlerce farklı titreşim düzeyinin her birinden deneyimlenebilir –en coşkulusundan en kasvetlisine kadar. İstediğimiz düzeyi istediğimiz kadar yaşamakta özgürüz.. Dikkat ve sevgimizden, sevgimizin genleşmesinden başka hiç bir şeyde değişiklik yapmamız gerekmiyor.
Evren, her biri kendi düzeyini ve ilişkilerini kendisi kontrol eden canlı varlıklardan başka bir şey olmadığına göre, onda düzeltilmesi gereken hiç bir şey olamaz. O her neyse onunla ilgili hiç bir şey yapmamız gerekmiyor. Evrenin her tarafında bilinç mevcuttur. Varlıkların kendi kararlarını kendilerinin verebileceklerine güvenebiliriz. Bize nasıl görünürse görünsün sevgi asla kontrolü kaybetmez. İlişkilerimizin kuralları fizik kuralları kadar dürüst ve keskindir.
Şu anda bu kuralların ne olduklarını bildiğimi söyleyemem. Ama içimizde bir yerlerde hepimiz neyi hak ediyorsak aynen onu aldığımızı biliyoruz.
Uyum sınırsızdır, tektir, ilahidir. Sizce, siz onun neresinde yer alıyorsunuz? Kendinize karşı fazla katı olmayın. Bir parça sevgi çok büyük şeyler başarır.
alıntı