Sivas - Sivasliyiz.Com

Tam Versiyon: PAYLAŞMAK
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.

İnsanın mayasında içinde yaşadığı toplumun birikimleri vardır. Tarihsel gelişim süreci içinde, insanların değişen duygularını ve gereksinimlerini, sevinçlerini, dertlerini, sorunlarını ve tüm bunları toplumsal değişim yasaları belirler. sınıflar arası ilişkilerde, üretici güçlerde ve üretim araçlarındaki kaçınılmaz değişim ve gelişme kültürel yapıyı ve ilişkileri etkiler. Bizim, bozkır kökenli oluşumuz, doğu ile batı arasında bocalayışımız, yaygın bir kültürel eğitimin verilmeyişi; sorunu olayın dışında arayan bir anlayış yaratır bizlerde. Ve örtünün altında insan ruhunun temel öğelerinden biri, insanın kendi türüne karşı duyduğu sevgi unutulur. Bugün, varlığı ve işlevi tartışılmayan bir sosyal adalet çerçevesinde özgürlüğe düşkün yaratıklar olarak yaşamaktayız. İnsanlığın sorunlarına, içine girdiği çıkmazlara ayna tutan, rota çizen düşünen insanlar platondan bugüne yüzyıllar boyunca kullanıla gelen, insanlığın gelişiminde kabul görmüş genel geçer eskimiş sözcüklere yeni bir öz vererek yaşatma uğraşı içindeler. İnsanlık aynasını oluşturan mozaiklerin en büyük parçalarından biri de ; paylaşmaktır.

Düşünce ve varlığın birlikteliğinden oluşmuş toplumsal bir varlığız. Sevdamızdır; görmek, düşünmek, anlamak ve paylaşmak. Başkalarıyla bir şeyleri paylaşmak çok önemli bir yetenektir. Kazanmak gerekir bu yeteneği. Böyle düşünmeyenler, nedenlerini görebilmeli…

Birlikte yaşayan insanların birbirlerine karşı zorunlu görevleri vardır. Aslında bu zorunluluktan çok insanın eğitilmesi sorunudur. Paylaşmanın adını “yardım etmek, iyilik etmek” gibi isimler takarsak, sisteme özgü bir sömürü olayının parçası oluruz. Bütün bu kavramlar üretim araçlarının sahiplerinin olduğu, üretimin salt kar amacıyla yapıldığı ve bu uğurda bütün insani değerlerin kullanıldığı anlayışa-kültüre- özgü kavramlardır.. İlişkilerimizde “iyilik etmek” gibi kavramlara, anlayışlara yer vermemeliyiz; karşımızdakine iyilik ederken onu küçültüyorsak. Çünkü bir insana yapılabilecek en büyük kötülüğü; iyilik etme adı altında, insanı ve ilişkileri küçülterek yapıyoruz.

Eğer insanlar arasında eşitlik olsaydı; ezenler-ezilenler, mülklüler-mülksüzler, varsıllar-yoksullar, güçlüler-güçsüzler gibi sınıflar olmasaydı iyilik-kötülük etmek gibi kavramlarda olmayacaktı. Çağlara damgasını basmış evrensel eşitsizliğin doğal sonucu olan uzlaşmazlık buradan gelir. Platon, bir yapıtında “ilkel toplumun koşulları, bu toplumun insanlarını ticaret çabalarına zorlayacak kadar bozulmamıştı. Yoksul değildiler ama zengin de olamazlardı. Çünkü ne altın ne de gümüş biriktirebilirlerdi. Bir toplumda yoksulluk veya zenginlik yoksa, iyilik ve kötülük de yok demektir. Çünkü böyle bir toplumda ne kendini üstün görme, ne haksızlık, ne kıskançlık ve ne de çekemezlik vardır. Bu çağın insanları çok iyi kişilerdi. Açık sözlü, yumuşak ve doğruydular. Onlara hiçbir yasa gerekmiyordu…”der.

Yani ne zaman ki insanlar sınıflara; mülklüler, mülksüzler ayrımına girdiler, o zaman başlamıştır iyilik, kötülük, kıskançlık, haksızlık, üstün olmak gibi kavramlar. Güçlü varsa eğer, onun iyiliğine ihtiyacı olacak bir de güçsüz vardır demektir. İnsanlar arasında eşitlik olsaydı, birinin diğerine (güçlünün güçsüze) iyilik etmesi diye bir kavram olmayacaktı. Birimiz birine kendinden bir şeyler verdiğinde eziklik duyulmayacaktı…

Alın terini bölüşen imece coşkusundan bi haber, nüanslı ve dramatik tonlamalı “iyilik etmek” sözleri “bedelini ödemelisin” dercesine taş gibi o kanatlı sözler, sevgisiz ve insancılığın, insancalığın, insancıllığın tasasından uzaktır. İnsan sevdiğine iyilik etmez. İyilikler olsun, yaşansın diye çabalar. Verdiğini görmez, vermesi gerektiğini bilir. İçinde o zorunluluğu yaşar. Sevgi kıyımına girmez.

Bu sevgi kıyımında, insansal değerlerden uzaklaşmada yaşam koşulları tek etken değil muhakkak. Geçmişin derinlerinden gelen bir yok ediş, sevgisizlik... Yüzyıllar boyu bir sultanın “kul”u olarak yaşamak, iki cins arasındaki gelenekselleşmiş eşitsizlik, amansız bir boy ölçüşmeyi gerektiren değişik bir ekonomik düzene ansızın girişimiz dört elle bireyselliğimize sarılmamıza yol açmış. İnsanın kendi başına bir değeri olduğu gerçeğinin yıllarca göz ardı edilmesi, bu gerçekle karşılaşan insanların ona sayrılık düzeyinde saplanması sonucunu doğurmuş. Toplumculuk bile içten içe bir bireyselliği beslemiş ve bizde toplumculuk adına en iyi yerine getirilen iş düşmanlık olmuştur. Ekonomik düzende insanın yeri, insanların birbirleriyle olan ilişkileri sevginin geçerliliği gibi ölçütler üzerinde durulmamıştır. Bu gibi değiniler “gereksiz duyarlıklar” olarak nitelenmiş. Nedenler, örneğin yıllarca süren kan davalarının nedenleri ile aynıdır; ‘insana değer vermemek, küçültmek ve sevgi yoksunluğu.’

Her “merhaba”larla kılıçlanmış, hep masmavi delilenip, kanatlanmış iyilikler gamzelerini göstererek, el sallayıp öpücükler dağıtarak yaşanmalı. İyilikler bir gönül avcılığıdır, yapana gönül rahatlığı sağlayan. İnsana has birikimler, deneyimler, bilgiler, bütün veriler, eldeki bütün kaynaklar, güçler gereksinimlerin karşılanması için ve açık amaçlar doğrultusunda karşılıklı seferber edilmelidir. Bir Rus yazarın dediği gibi “ insan her zaman, her yerde, her şeyden sorumludur.”





alıntı


“ insan her zaman, her yerde, her şeyden sorumludur.”
EMEĞİNE SAĞLIK ABİM
ÇOK TŞKLER ÇOK SAĞOL
emeğine sağlık .......
ÇOK SAĞOL TŞKLER
Referans URL