02-25-2008, 01:08 PM
Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle bir gün
Sultan Mahmud’ un kölesi olmuş.
Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş.
Derken Sultan’ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın
haznedârı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar
ona emanet edilir olmuş.
Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar.
Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle
bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü
hazmedememişler.
Bu duygular içinde,özellikle Sultan yakınlardaysa ondan gün
geçtikçe daha çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin
itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar.
Bir gün Sultanın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği
duyulmuş: Köle Ayaz’ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun?
Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim. Sultan
kulaklarına inanamamış. İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim
demiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye
hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve
sandığa gittiğini görmüş.
Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş
ve sonra da açmış. İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir
elbise! Aynanın karşısınageçmiş.
Kendi kendine, Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim
olduğunu hatırlıyor musun? diye sormuş. Bir Hiçtin sen...
Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultanın eliyle sana
rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lutfetti. Asla
nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur,
unutuluşlara sürükler.
Şimdi sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima
hatırla Ayaz, hatırla! Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce
kapıya doğru yürümüş.
Hazine dairesinden çıkarken birden Sultanla yüz yüze gelmiş.
Sultan gözlerini Ayazın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağı
yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş.
Ve sultanmahmut:Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama
şimdi... kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç
olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini
verdin demiş.
Sultan Mahmud’ un kölesi olmuş.
Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş.
Derken Sultan’ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın
haznedârı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar
ona emanet edilir olmuş.
Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar.
Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle
bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü
hazmedememişler.
Bu duygular içinde,özellikle Sultan yakınlardaysa ondan gün
geçtikçe daha çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin
itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar.
Bir gün Sultanın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği
duyulmuş: Köle Ayaz’ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun?
Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim. Sultan
kulaklarına inanamamış. İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim
demiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye
hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve
sandığa gittiğini görmüş.
Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş
ve sonra da açmış. İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir
elbise! Aynanın karşısınageçmiş.
Kendi kendine, Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim
olduğunu hatırlıyor musun? diye sormuş. Bir Hiçtin sen...
Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultanın eliyle sana
rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lutfetti. Asla
nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur,
unutuluşlara sürükler.
Şimdi sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima
hatırla Ayaz, hatırla! Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce
kapıya doğru yürümüş.
Hazine dairesinden çıkarken birden Sultanla yüz yüze gelmiş.
Sultan gözlerini Ayazın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağı
yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş.
Ve sultanmahmut:Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama
şimdi... kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç
olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini
verdin demiş.