Sivas - Sivasliyiz.Com

Tam Versiyon: HER GÜN BİRAZ DAHA KARANLIK
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.

kekre bir şey var bu havada
geçmişle gelecek arasında
acıyla sevinç arasında”


Tuhaf bir şeyler var bu havada gerçekten de. Kimsenin anlayamadığı, kimsenin sırrına nüfuz edemediği ürkütücü bir şeyler var havada. Hani o hep düşlerimizin eşiğinde bekleyen kâbuslar ve karabasanlar gibi. Eşikte bekliyor; her an ortaya çıkmaya hazır, orada olduklarını biliyoruz ama tanımlayamıyoruz işte, kendimize bile anlatabilme gücünden yoksunuz. Rüyanın en tatlı yerinde beliren dehşetin yüzü, en akıl almaz kılıklarda beliren ürkütücü şeyler.



İçimizi yurt tutan korkular, öfke ve nefret, her an uyanmaya hazır birer canavar gibi.

Bildiğimiz tüm anlamlar yer değiştirmiş.

Kahramanlar hain hainler kahraman.

Hırsızlar şerefli, haksızlar güçlü. Kurbanlar cellâdın yerine dikmiş gözlerini, cellât kurbanlarını da kendine benzetmiş. Kurbanlar artık cellâdın maskeleriyle dolaşıyor aramızda.
Kim cellât kim kurban artık hiçbirimiz bilmiyoruz.

Tuhaf bir şeyler var bu havada gerçekten de. Kulak veriyoruz toprağın uğultusuna. Hayvani bir içgüdü içimizdeki korkuyu ayaklandırıyor sanki içimizi bir mezarlığa çeviriyor. Sanki dehşet bize dönüp, ateşten parmağıyla tehdit ediyor ve “sus” diyor.

Bir son duygusu, bir felaket beklentisi, görkemli bir yıkım arzusu: Belki de her şey burada düğümlü. Neyin yıkımını istiyoruz? Yok olmasını istediğimiz şey ne? Bütün dünyayı kendimize benzeterek dindirebilir miyiz öfkemizi? Nefretle ayakta durmaya çalışıyoruz ve bizi ayakta tutması için durmadan büyüttüğümüz nefret bir bumerang gibi yine bize dönüyor. Malatya’daki vahşeti hangi kör inanç ve bağnaz tutkuyla açıklayabiliriz? Ya Ankara’nın göbeğinde kendini bombaya dönüştüren çılgınca psikolojiyi? Peki dağlarımızın gençlerimize mezarlık haline gelmesinin sebepleri üzerine düşünebiliyor muyuz? Trafikte kendisine yol vermeyeni çocuklarının gözleri önünde öldüren gözü dönmüşlüğün nasıl bir izahı bulunabilir?

Gölgesine sığındığımız o devasa bayraklar dindiremiyor içimizi kavuran bu yıkıcı duyguları ve yok edici bir nefretle körleştirdiğimiz gözlerimizi başka türlü görmeye kandırmıyor. Orada, az ötemizde duruyor işte felaket ve biz koşar adım yürüyoruz menzili içimizde başlayan o yıkıma.

Olağan süreçler yaşama şansımız ebediyen elimizden alınmış gibi. Durmadan kriz üreten bir siyasal toplumsal ortamda yaşamaya mahkûm edilen ebedi tutsaklarız biz. Tarihsel mirasımızın büyüklüğü ve görkemiyle göğsümüzü gererken, bu mirasın bir parçası olan sorunlarımızı çözmekte her nedense hamaseti aşamıyoruz.

Sonu kötü biten bir masala benziyor hikâyemiz.

Şişeden çıkan cin kötülük ve felaket getiriyor beraberinde. Uğursuzluk ve dehşet. Yıkım taşıyor.

Böyle zamanlarda şiir en güzel sığınaktır. Bu yıkımın ve nefretin tozu dumanı arasında hoyrat gözlerden uzaktaki asude bir bahar sabahı gibidir şiir. Cemal Süreya’ya kulak verelim:


" akan zaman değil mesafelerdir
Biz yeni bir hayatın acemileriyiz
Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor
Şiirimiz aşkımız yeniden
son kötü günleri yaşıyoruz belki
ilk güzel günleri de yaşarız belki
kekre bir şey var bu havada
geçmişle gelecek arasında
acıyla sevinç arasında
öfkeyle bağış arasında
…Biz kırıldık daha da kırılırız"



alıntı

emeğine sağlık abim
ÇOK SAĞOL DOĞANAY TŞKLER
emeğine sağlık metin amca

meltem58 Yazan:
emeğine sağlık metin amca


ÇOK SAĞOL MELTEM

Referans URL