Sivas - Sivasliyiz.Com

Tam Versiyon: KİM AĞLAR VE KİM ANLAR
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.

Bir tarafta; Yıkıldı, yıkılacak diye kapısını çalmaya korktuğunuz, gündüz vakti olmasına rağmen karanlık, ürkütücü yaz aylarının sıcağında bile üşüten evler. Görünüşü de, kendisi de soğuk, yıkılmamak için direnen ve kimsesizlikten, yoksulluktan, ümitsizlikten buz kesmiş evler.

İnsanların hasta, çocukların çökük ve ürkek gözlerle etrafını seyrettiği evler. Rutubetin, soğuğun ve açlığın ağır kokusunun nefes almanıza engel olduğu, karşılaştığınız an kapıldığınız dehşet ve hatta korku sebebi ile sizi insanlığınızdan ve kendinizden utandıran evler.

Aynı oda içinde tuvaletin, banyonun, mutfağın, oturma odasının olduğu içinde yaşanamayan, sadece barınılan evler. Camı olmayan, bezlerle, gazetelerle tıkanmış pencereler ve aralardan sızan ışıkla aydınlanan evler.

Yakacağı, yayacağı, yiyeceği ve geleceği olmayan, sofralarında belki sadece kuru ekmek, belki sadece bulgur, belki sadece çorba ile umutlarını kapılarını çalacak birilerine bağlayan insanlar ve onların çocukları.

Orucunu akşama herhangi bir hayali olmadan tutan ve ramazanda karnı daha çok doyan, bizim çocuklar gibi, orucu akşama yemek masasına dizdiği çeşit çeşit çikolata, pastırma, sucuk, gofret, meyve hayali ile tutamayan çocuklar diyarı.

Bir sürü yalnız, kimsesiz, sahipsiz, hasta, yorgun ve yalnız ihtiyar. Gözleri ve gönülleri her zaman yaşlı, ölümü dört gözle ama kışı ve soğuğu korku ile bekleyen ihtiyarlar. Kapısını çaldığınızda heyecandan, sevinçten ne yapacağını bilemeyen insanlar. Aslında sizin ondan özür dilemeniz gerekirken, evinin halinden utandığı için sizden özür dileyen analar, babalar, nineler.

Üstelik bu insanlar mecburiyetten, açlıktan ve perişanlıktan kapımızı çaldığında kızdığımız, nereden çıktı bu dediğimiz insanların ta kendileri.

Diğer tarafta; İftar sofralarında çeşit, çeşit çorbaları, yemekleri ve tatlıları bile az bulan bizler ve bizim gözü ve gönlü doymaz çocuklarımız. Lüks sofralarda, lüks restoranlarda ve lüks otellerde bu fakirliğe nispet yapılırcasına verilen davetlerin ve iftar yemeklerinin müsebbipleri olan bizler.

Bir ev yetmeyince 2. 3. evi yaptıran, bir araba yetmeyince 2. 3. arabasını alan bizler.

Diğer tarafta karın, yağmurun, hastalıkların evlerinin içine yağdığı insanlar. Çocuklarına, kendilerine giyecek, yiyecek alamayan, bulamayan insanlar.

Bir tarafta eline bir sakız verdiğinizde, ona dünyaları bağışlamışsınız gibi size gülümseyenler diğer tarafta dünyaları aldığınız halde memnun edemediğiniz bizim çocuklar.

Bir tarafta çeşit, çeşit kıyafeti, ayakkabısı olanlar. Diğer tarafta sizin bıkıp ve iyice eskitip göndereceğiniz eskilerinizin yolunu bekleyenler.

Gelelim sözün son kısmına; Hepimiz kazandığımızı harcama, istediğimiz gibi kullanma hakkına sahibiz. Ama israf etme, para biriktireceğim diye, biri varken ikincisine sahip olacağım diye fakirleri görmezden gelme hakkına sahip değiliz.

Lütfen gidiniz gözünüzle görünüz. Açlığı, yoksulluğu, çaresizliği, ümitsizliği hissediniz. İşsizliğin, evlatlarının karnı doyuramamanın, açlığın acısını yerinde yaşayınız.

Sizi görünce mutluluktan havalara uçan çocukların sevincini paylaşınız. Götürülen üç, beş kuruşun veya bir küçük paketin o evde oluşturduğu havayı teneffüs ediniz.

İnanın bana, bu dünya da neler varmış diyeceksiniz. Ağlayacaksınız, çaresizliğin ne olduğunu anlayacaksınız ve yine ağlayacaksınız. Evinize gelecek ve günlerce gece yarıları ağlayarak uyanacaksınız, ama haberiniz olsun artık rahat bir lokma boğazınızdan geçemeyecek.

Ben duyuyorum, biliyorum demekle olmuyor. Eğer o evlere girmediyseniz, mahalleleri gezmedi iseniz, o çocuklarla, ihtiyarlarla birkaç dakika geçirmediyseniz inanın onları anlamanız mümkün olmuyor.





AHMET BERHAN YILMAZ
haklısınız yaşamayan ve görmeyen anlamaz allah herkesin yardımcısı olsun
amin gözlerine sağlık
evetttt duyduk gördükle olmuyor emeğine sağlık metin abi...
ÇOK SAĞOL HESNA TEŞEKKÜRLER
Referans URL