Önemli Günleri
ÖNEMLİ GÜNLERİMiZ ve HAFTALARIMIZ
a. Eğrilce (Hıdırellez )
Mayıs ayının altıncı günüdür. O günlerde evlerde iş görülmez ve kırlarda eğlenceye gidilir. Şayet o gün iş görülürse, o günden sonra evde doğan çocukların sakat olacağına inanılır.
b. Saya Gezme
İlçede özellikle kırsal hayatla ilgili çok eski geleneklerden birisi olan Saya Gezme giderek unutulan geleneklerimizdendir. Şubat ayının üçüncü haftasında yapılır. Bu tarih, koç katımından yüz gün sonrasına, koyunların kuzulamasından elli gün öncesine tekabül eder.
Saya gezme geleneğinin temelinde, o yılki kuzulayacak koyunların kolay kuzulamaları ve sütlerinin bol olması temennisi yatar.
Saya gezmede bir merdivenin üzeri çullarla örtülüp, içerisine iki gencin girmesiyle oluşturulan ve kelek takılan bir deve, devenin yanında beyaz yünden takma sakallı bir dede, eli yüzü isle siyahlanmış bir arap ve kadın elbisesi giydirilmiş bir gelin, bunların peşine takılan çok sayıda meraklı genç vardır. Bu topluluk akşamleyin ev ev dolaşarak kapıları çalarlar. Dede kapıları açana:
Essalamün aleyküm, selam verdim aldın mı? Salyan koçu saldın mı? Bahşişini aldın mı? der.
Daha sonra gelin:
- Hey ne kaldı ne kaldı, sağmaya elli gün kaldı. Foşur foşur sağarlar, gümbür gümbür yayarlar, diyerek sözü sürdürür. İçeri davet edilmeyi beklemeden içeri giren dede, yanındaki gelini göstererek: Dünya güzeli gelinim var oynasın da görün, demesiyle gelin oynamaya başlar. Bu arada arap içeri girer. Elindeki sopayla dedeye vurur, dede ölür.
Gelin ağlamaya başlar. Gruptaki başka bir genç ev sahiplerine:
Yazıktır, gelin ağlamasın, yiyecek verin de sussun, diyerek yiyecek toplar. Daha sonra, toplanan bu yiyecekler oyuna katılan gençlerle hep birlikte yenilir.
c. Sultan Navruzu (Nevruz)
Mart ayının 21. günüdür. Oğlu nişanlı olan aileler kız tarafına çeşitli hediye ve yiyecek götürürler. Akşama kadar yerler, içerler ve evlerine dönerler.
d. Herfene (Sıra gezme)
Daha ziyade ilçenin köylerinde görülen bir gelenektir. Kış günlerinde birbirilerine yakın dostlarla bir araya gelinerek yemekler yenir, bilmeceler sorulur, türküler söylenir, oyunlar oynanır, tel helvası çekilir. Daha sonra gelecek toplantının yeri belirlenir ve dağılınır.
Halk Oyunları
Folklorun en geniş ve yaygın olanı halk oyunlarıdır. Kaynağı ,figürleri,müziği ve giysileriyle halk oyunları, ait olduğu yörenin değerlerini yansıtır. Fakat günümüzde halk oyunlarına olan ilgi günden güne azalmaktadır. Zara- ya ait oyunlar genç kızların ve genç erkeklerin birbirlerine karşı söyledikleri türkülerden meydana gelmiştir. Bugün bu türkülerin yerini davul- zurna ve cümbüş- darbuka ikilileri almıştır.
ZARA-DA OYNANAN HALK OYUNLARIMIZ
Kareysar
Temurağa
Ağırlama
Özüntek
Tamzara
Sarıkız
Hoşbilezik.
Delilo
Sivas Halayı
Abdurahman Alayı
Harami
Erkek giysileri :
Çevremizdeki erkeklerin yaşlı olanları başlarına şapka giyerler. Gençlerde bu alışkanlık genelde yoktur. Ancak bazı çevre köylerde gençler, özel günlerde genç kızların yaptıkları terlik (Takke) giyerler.
Gömlekler eskiden yakasızdı ve işlik adını alırdı. Üzerinde pek çok düğme vardır. Renkli ve parlak bu düğmeler süs yerine geçer. Renkli basmadan yapılır, önlerine ve kol ağızlarına su taşından çeşitli şekiller konur.
İki tip pantolon vardır. Birincisi moliskin ve kadifeden yapılır. Her yerde yapılan türdendir. İkincisi mahallidir. Zıvga adını alır. Zıvga kemersizdir. Kemer kısmına vezek denir. Uçkurla bele oturtulur. Vezeğin içinde olan uçkur sert bir kumaştandır. İki ucunda da püsküller vardır. Uçkur iki ucundan çekilir. Vezek bele oturtulur. Uzun olduğu için uçkur bele birkaç kez dolandırılır sonra püskülleri sarkıtılmak kaydıyla bağlanır. Zıvganın dört cebi vardır. İkisi yanda ikisi de dik olarak dizlerinin üzerine konulmuştur. Dizleri ve bacakları çeşitli renklerde kaytan denilen parçalarla süslenmiştir. Bir zıvgada mavi, yeşil ve kırmızı kaytanın bir arada kullanıldığı da olur. Paçalara doğru daralan zıvganın üst kısmı alabildiğince geniştir. Arka tarafı bir torba gibi sarkar. Bu yüzden bazı köylerde zıvga yerine şalvar ismi de kullanılır.
Çevre köylerde çoraplar koyun yününden örülür. Kadınların ve genç kızların ördükleri bu çoraplar birbirlerine verdikleri değerli armağanlar arasındadır. Daha çok aynalı, sulu, muska, balkaymak, şalörneği gelin öldüren isimlerinde motifler ve desenler kullanılır. Uzun boğazlı olup dizlere kadar çıkarlar. Yaz kış giyilir.
Kışın ayaklarına kara lastik giyen köylüler yazın çarık giyerler. Çarıklar sırımlı ve tokalı olmak üzere iki çeşittir. Sırımlı olanlar gündelik giyilir ve basit yapılıştadır. Sırım denilen bağların çorabın üzerine iki ucunun dolanmasıyla çarık ayağa tutturulur. Kuruyup ayağı sıkmaması için ara sıra su içinde ıslatılır.Tokalı çarıklar daha süslü ve göz alıcıdır. Üzerine renkli parçalar konularak süs yapılır. Ayrıca ön tarafına delikler açılarak çeşitli şekiller kazandırılır.
Kadın giysileri :
Elbiseleri genellikle divitinden yapılmıştır. Çok dallı süslü olan bu elbiselere fistan denir. Bundan başka gerilik elbisesi dedikleri ipekli entarileri de vardır. Genellikle kırmızıdır. Fistanın üzerine müso denilen düğmeli cekete benzer önü açık kolları uzun bir tür yelek giyerler. Genellikle siyah, mavi ve kırmızı reknte olup, önü ve sırtı parlak pullarla ve simlerle kapalıdır.
Bellerine çok ağır , üçgen şeklinde olan bir şal bağlarlar. Bu şalı iki kat yapıp ucunu arka tarafa sarkıtmak suretiyle kullanırlar.Şalın kenarları püsküllüdür ve her püskülün ucunda mavi boncuk takılıdır. Kendi dokumaları olan bu şalları çeşitli renk ve desenlerde süslerler. Önlerine bir çeşit önlük olan yarlık takarlar. Kalın dokumadan ya da parçaların yan yana getirilmesinden yapılmıştır. Bunlardan başka bir de paçalık giyerler. Paçalık şala benzer satenden yapılmıştır ve çok geniştir. Çorapları, erkeklerin çoraplarından daha renkli ve göz alıcıdır. Ayaklarına çarık giydikleri de olur.
Bazı aşiret köylerinde belden büzgülü ve pileli, topuklara kadar inen fistan giyilir. Bu fistanların rengi canlı, parlak ve göz alıcıdır. Yakaları çeşitli motiflerle işlenmiştir. Fistanın üzerine cepken veya ceket giyilir.
Köylüler başlarına fes takarlar. Fesin üzerine ayrıca kordonla altın veya madeni para geçirirler. Saçlarını bengüllerle süslerler. (Bengül, boncuk düğme, kurşun gibi maddelerden yapılmış saç süsleridir.)
Yemekleri
Zara ve çevresindeki mahalli yemeklerden bazıları şunlardır:
Herle çorbası: Yeşil mercimek bir tencerede iyice haşlanır. Ayrı bir kapta, un su ile bulamaç haline getirilip mercimeğin bulunduğu tencereye ilave edilir. Bir miktar kaynadıktan sonra bir tavada yeteri kadar un , tereyağıyla kavrulur, çorbaya ilave edilir.
Kesme çorbası: Kaynamış suya bir miktar mercimek konur. Çorbanın lapa olmaması için ölçülü olması gerekir. Mercimek piştikten sonra erişteye benzer şekilde kesilmiş hamur eklenir ve biraz da öyle kaynatılır. Ayrı bir tavada biraz yağ eritilerek içerisine kurutulmuş bir bitki olan annuk konur. Biraz da salça eklenir ve pişmiş olan mercimekle hamurun üzerine dökülür. Bir iki dakika da bu şekilde kaynatıldıktan sonra ateşten alınır.
Suböreği çorbası : Tencerede kaynamakta olan suya önceden küçük kareler halinde kesilmiş ve kurutulmuş hamur ilave edilir. Hamur piştikten sonra varsa yoğurt, yoksa pestükan, ayrı bir kapta sarımsakla özelenir, çorbaya ilave edilir. Üzerine kırmızı biberle tereyağı kızdırılarak dökülürse işkembe çorbasını aratmaz.
Pancar çorbası : Az bir miktar yarma tencerede kaynatılır. İçerisine varsa taze madımak, yoksa kurutulmuş madımak ilave edilir. Ayrı bir kapta ayranla un herlesi çalınır. Kaynamakta olan tencereye ilave edilir. Çorbanın herlesi geçtikten sonra, tavada tereyağı içerisine -Körmen- konularak -sokarıç- yapılır, üzerine dökülür. Servis yapılır.
Pestükan çorbası: Tencerede yeşil mercimek, yarma, varsa kemikli kıyma bir miktar su içerinde kaynatılır. Ayrı bir kapta özelenmiş pestükan ilave edilir. Tekrar kaynatılır. Üzerine tavada yapılmış nane sokarıçı ilave edilir. Kışın çok yenilen bir çorbadır.
Yarma çorbası : Yarma su ile kaynatılır. Biraz soğuyunca ayran ve özelenmiş yoğurt katılır. Üzerine dereotu ve maydanoz ilave edilerek, soğuduktan sonra yenir.
Kelecoş : Tencereye kıyılmış soğan, tereyağı ve kıyma konur. Soğanlar hafif pembeleşinceye kadar kavrulur. Sonra içerisine suda özelenmiş pestükan konularak kaynatılır. Bu karışım ayrı bir kapta doğranmış ekmeğin üzerine dökülerek yenir. Üzerine taze maydanoz da ilave edilirse, hem yemek süslenmiş hem de yemek lezzetlenmiş olur.
Cikko : Su ve yumurtayla yoğrulan hamur sofrada oklavayla açılıp bıçakla küçük kareler şeklinde kesilir, kurutulur. Makarna gibi haşlanıp, kevgirde süzülüp üzerine tereyağı dökülür ve servis yapılır.
Erişte : Yörede iki çeşit erişte yapılır. Kavurma eriştesi :Un ve su ile yoğrulur. Kalın yufka şeklinde açılır. 4 � 5 santimetre uzunluğunda kesilir. Kuruduktan sonra fırında kavrulur.
Yumurta Eriştesi : Un, yumurta ve az miktarda su ile yoğrulduktan sonra yufka yapılıp bıçakla kesilir. Kurutulur. Her iki türü de makarna gibi kaynatılır, süzülür, üzerine tereyağı dökülerek yenir.
Tırhıt pilavı :Tencerede bulgur haşlanır sonra içerisine kavurma eriştesi ilave edilir. Eğer kıyma da konulursa çok daha lezzetli olur. Ayrıca üzerine erimiş tereyağı dökülerek yenir.
Turşu mıhlası : Yörede çok yenilen pezik (Dal) turşusundan yapılır. Yağ, soğan, kıyma, salça tencerede pişirilir. Üzerine küçük küçük doğranmış turşular ilave edilir. Biraz da su konur. İyice pişirildikten sonra servis yapılır.
Pancar Pilavı :Zara- da madımağa pancar denilir. İlkbaharda yağmurlarla çıkan madımak toplanır. Yıkandıktan sonra bıçakla kıyılır. Tencereye su, bulgur, doğranmış pancar konur ve haşlanır. Tavada tereyağıyla körmen, varsa pastırma da konularak sokarıç yapılır ve yemeğe ilave edilir. Servis yapılır.
İçli Köfte : Önce köftelik ince bulgur ıslanır. Bir tencerede ince kıyılmış soğan, çekilmiş et, reyhan ve baharat konularak kavrulur. (İsteyen ceviz içi de koyabilir). Önceden ıslatılmış bulgurun içerisine yumurta kırılır. Gayet yağsız biraz da kıyma konur, iyice yoğrulur. Bu karışımdan ceviz büyüklüğünde parçalar alınır, içleri boş olacak şekilde şekillendirilir. Önceden hazırlanmış içle karıştırılır. Köfteler haşlanmaya hazırdır. Haşlandıktan sonra üzerine mis gibi Zara tereyağı dökülüp afiyetle yenir. İçli köfte -Güveği ekmeği- nin baş yemeğidir.
Efsaneleri
DİKİLİTAŞ EFSANESİ :
İlçenin sırtını yasladığı Tolos Tepesi- nde, mezar taşlarını andıran iki büyük taş dikilidir. Bu taşların hüzünlü bir hikayesi vardır. Zara- nın varlıklı ailelerinden birinin oğlu evlenmektedir. Düğün dernek kurulur, yenilir içilir. Ertesi gün gelini köyünden getirmeye gidecek sâmenler yola koyulur. Düğün sahibi yani oğlan tarafı, gelinin ve sâmenlerin dönüşünü izlemek için Tolos Tepesi' ne çıkmıştır. Sâmenler dönerken, ellerindeki mavzerlerle ateş ede ede düğün evine yaklaşmaktadırlar. Bu sırada, kör bir kurşun, talihsiz damadı yaralar ve damat ölür. Bu durumu öğrenen gelin, kendini Kızılırmak- ın sularına atar. Muradını alamamış olan iki genç, tepeye defnedilir. Mezarlarının baş uçlarına büyük taşlar dikilir. Bu nedenle bu taşlara -Dikili Taş- denilmiştir.
KIZILGÖL EFSANESİ :
Kümbet Köyü- nün üst tarafında Kızılgöl denilen küçük bir göl vardır. Adı geçen köyün büyüklerinden Mahmut Ağa, sabahları ahıra gittiğinde atının kan ter içinde kaldığını görürmüş. Sormuş soruşturmuş. Köydeki bilge kişiler; -Bu olsa olsa alkarısı işidir, akşamleyin atın sırtına -karasakız- yapıştır, eğer al karısı ise, ata bindiğinde yapışır kalır.- demişler. Mahmut Ağa söylenenleri aynen yapmış. Ertesi gün ahıra gittiğinde ne görsün; Saçları ayağına kadar uzanan bir kadın, atın üstünde oturmuyor mu? Ahıra hazırlıklı giden Ağa, hemen alkarısının yakasına iğne sokmuş. Alkarısının baş parmağı olmadığı için bu iğneyi bir türlü çıkaramamış , on yıl Mahmut Ağa- ya hizmet etmiş.
Bir gün, alkarısı , Ağa- nın küçük kızıyla Hatun Ebe- den su getirmeye gitmişler. Çiçek toplama bahanesiyle alkarısı, küçük kızı, Hatun Ebe- nin hemen üst tarafında bulunan göle doğru götürmüş. Göle yaklaşınca kıza yalvarmış, -Yarın kardeşimin düğünü olacak, ne olur şu yakamdaki iğneyi çıkar da düğüne gidip geri geleyim- demiş. Küçük kız, alkarısının yalvarmasına daynamamış ve iğneyi çıkarmış. Alkarısı gölün kenarına yaklaşmış ve kıza, -Baban beni on yıl çalıştırdı da mercimeğin neye ilaç olduğunu bile sormadı." diyerek kendini göle atmış.Birkaç dakika sonra gölün yüzü kana bulanmış. O gün bu gün, gölün adına Kızılgöl söylenegelmiştir.
TÖDÜRGE GÖLÜ EFSANESİ :
Bu günkü Tödürge Gölü- nün yerinde eskiden aynı isimli bir köy varmış. Bir gün bu köye bir derviş gelmiş. Hiç kimse onu evinde misafir etmek istememiş. Derviş bu duruma üzülmüş, giderken köy halkına beddua etmiş. -Dilerim Allah- tan, ocağınızdan su çıksın- demiş. Dervişin duası kabul olmuş.Köy sular altında kalmış, köyün insanları da, bu gölde balık olmuş.
BAĞLAMA ZAĞLAĞI EFSANESİ :
Bağlama Köyü ile Kümbet Köyü arasında büyük bir Zağlak (Mağara) vardır. Köylülerin dediklerine göre, despot bir kişi, yöreye gelen zengin bir kervancı grubunu akşam yemeğine davet etmiş; maksadı davet değil, kervancıların paralarını almakmış. Despot kişi, geceleyin kervancıların tek tek kafalarını kesmiş, kestiği başları da bu mağaraya atmış. Yöre köylüleri, dedelerinden dinledikleri bu söylencenin gerçek olup olmadığını anlamak için zağlağa inmek istemişler.İki urganı birbirine ekleyip ucunu da inen kişinin beline bağlayarak o kişiyi zağlağın dibine indirmeye çalışmışlar. Fakat zağlak çok derin olduğu için tehlikeli olur düşüncesiyle insan yerine bir hayvan indirmeyi kararlaştırmışlar.Bir keçiyi boynuzlarından bağlayıp içeriye sallamışlar. İpi geri çektiklerinde keçinin başının kopuk olduğunu görmüşler. Bu olaydan sonra zağlağın gizemi daha da artmış.
BOĞANKAYA EFSANESİ :
Beydağı yakınlarındaki Çıralık Dağı- nda, çok eskiden büyük bir canavar yaşarmış. Dağın yakınında bulunan Kızılkale Köyü- nde bir genç sevdiği kızı kaçırmış, bu dağa çıkarmış. Talihsizlik bu ya, canavar önlerine çıkmış. Oğlana saldıracağı sırada kız ellerini kaldırıp Allah- a - Yarabbi, sevdiğimi, şu canavardan kurtar, - diye dua etmiş. Yer yarılıp canavar boğazına kadar toprağa gömülmüş. Bu gün canavarın başı taş olarak dağın eteğinde bulunmaktadır. Bu taşa da -Boğankaya- denilmiştir.
Evlilik ve Adetler
a. Kız Bakma / Dünürlük
Evliliğe ilk adım dünürlükle başlar. Oğullarını evlendirecek aileler öncelikle komşularından ve yakın çevrelerinden başlayarak kız aramaya başlarlar. Bu usül ilçede yaygın olan -Görücü- usulü ile evlenme şeklidir. Dünür gitmeden önce, dünür olunacak kızın aile yapısı, ahlakı, ev işlerinde maharetli olup olmadığı araştırılır. Daha sonra, oğlan evinden birkaç kadın normal komşuluk ilişkileri içerisinde kız evine misafirliğe gider. -Hoş beş- ten sonra tabiri caizse dünür olunacak kız, görücü kadınlar tarafından çeşitli bahanelerle yakın incelemeye alınır. Bu, dünürlüğün birinci aşamasıdır. Başka bir deyişle bu birinci ziyaret, -Geçiyorduk uğradık- babından bir ziyarettir. Özellikle, kaynana kızı beğenmişse birkaç gün içinde kız evine ikinci bir ziyaret daha yapılır. Bu defa ziyaretin maksadı münasip bir lisanla -Allah' ın emri, Peygamberin kavli- ile açıkça beyan edilir. Aslında ev sahibi, daha birinci ziyarette gelenlerin dünürlüğe geldiğini sezmiştir. Eğer kız evinin, müstakbel damat adayı hakkındaki ilk araştırmaları olumlu ise, kızın annesi kızını -Vermekle vermemek arasında- kesin çizgiyi çekmeden işi evin erkeğinin üzerine atar. Ne diyeceksin, -Kız kapısı naz kapısı-dır. Bu söz oğlan evine yakılan yeşil ışıktır. Bu arada her iki taraf gerek oğlanı, gerekse kızı konu komşuya sorarak araştırmalarını sürdürürler. Damatta aranılacak hususların başında, içki ve kumarının olmamasıdır. Oğlan tarafı süreyi uzatmadan kesin neticeyi almak için kız evine bir kez daha gider. Kız evinin bu evliliğe aklı kesmişse, -Allah yazdıysa ne diyelim- veya aklı kesmemişse -Kızımızın evlenme çağı değil- diyerek olumlu, olumsuz sonucu noktalar. Eğer cevap olumluysa, -Söz kesme- aşamasına gelinmiştir. Bu aşamanın öncesinde mümkün olduğu ölçüde kız ve oğlanın birbirlerini uzaktan veya yakından görmeleri sağlanır. Ama ne var ki ilçede, kırk elli yıl önceleri evleneceği kız ile ancak -Nişanlı görme- aşamasında karşılaşan damatlar da varmış.
b. Söz Kesme / Kahve içme
Söz kesme evliliğe atılan ilk adımın pekiştirilmesi ve karar aşamasıdır. Bu defa işe her iki tarafın erkekleri de dahil edilir. Ziyaret için kız evine haber gönderilir. Oğlan evininden birkaç kadınla, yakın akrabadan birkaç erkek, kız evine bir akşam ziyaretine giderler. Kız evi ziyaretten haberdar olduğu için onlar da yakın akrabadan birkaç erkek çağırırlar. Ziyaretin maksadı, ziyarete gelen erkeklerden biri tarafından dile getirilir. -Kızınızı, oğlumuza Allah-ın emri, Peygamberin Kavli ile istemeye geldik- denir. Kız babasının - Allah yazdıysa ne diyelim- anlamındaki sözleri işin kesinleştiğinin göstergesidir. Dünürler, -Allah her iki tarafa da hayırlı uğurlu etsin- diyerek temennide bulunurlar. Arkasından misafirlere kahve ikram edilir. Daha sonra ilçenin evlilik törenleri içinde önemli bir yeri olan -El öpüşme- günü tespit edilir. El öpüşme günü daha ziyade söz kesiminden sonraki cumartesi veya pazar günü öğle namazı sonrasıdır. Bu arada kız evinin istekleri sorulur., ev eşyaları kararlaştırılır. Ertesi günden tezi yok, oğlan evi kızın el öpüşmede giyeceği elbise ve diğer giysileri almak için müstakbel gelini her iki tarafın kadınlarının iştirakiyle çarşıya götürürler. Köylerde kız istemenin şekil olarak bazı farklılıkları görülür. Örneğin bazı köylerde kız isterken oğlan babasıyla birlikte kız evine giden münasip birisi diz üstüne çökerek kızın babasına - Allah-ın emri, Peygamberin Kavli ile kızını ...... nın oğluna istiyoruz- der. Kız babası kızını verme taraftarı ise -Allah-ın emri başımın üstüne- deyip kendine bir vekil seçer. Bu kişi kız babasına vekaleten -Bir derviş geldi verdi selam, ağzındadır yeşil kalem, dili divit, eli kalem- diyerek -Kızı verdim- der. O zaman oğlan babası kalkıp kız babası ile görüşür. Birkaç gün sonra tekrar kız evine gelinir, nişan ve düğün günü tespit edilir.
c. El öpüşme / Şerbet içme
El öpüşme aşaması gerek kızın, gerekse oğlanın başının bağlandığı, konu komşunun haberdar edildiği aşamadır. Oğlan evi ve kız evi -Okuyucu- dolaştırarak eşi dostu şerbet içmeye çağırır. Masraflar oğlanevi tarafından karşılanmak üzere çağırılanların sayısına göre, lokum, şekerleme, toz şeker ve pembe renkte şerbet boyası alınır. Şerbet ezecek kadınlar sabahtan kız evine gider, hazırlık yaparlar. İlçede son yıllarda, özde değil ama şekilde oldukça değişikliğe uğrayan törenlerden biri de şerbet içme törenidir. Zira toz şekerden şerbet ezen kadınların işi kolaylaşmış, misafirlere şerbetin yerine artık kola veya kutu içerisinde meyve suyu ikram edilmeye başlanmıştır. Oğlan evi tarafı, öğle namazından sonra, beraberlerinde yakın akrabaları ve İmam Efendi ile birlikte kız evine gelirler. Misafirlerin toplanmaya başlamaları ile Hoca Efendi, hazır bulunanlara hitaben; -Komşular burada toplanmamızın sebebi ............ efendinin kerimesini (Kızını), .............. efendinin maktuluna (Oğluna) istemek içindir- der. Daha sonra bu izdivacın hayırlı olması dileğiyle dua eder. -Dua- nın akabinde misafirlere lokum ve şerbet sunulur. Davetliler kız ve oğlan evi büyüklerine -Hayırlı uğurlu olsun- diyerek tören yerinden ayrılırlar. Erkekler dağıldıktan sonra kız evinde her iki tarafın çağırdığı kadınlar toplanır. Gelin adayı, oğlan evi tarafından alınan giysileri giyerek önce müstakbel kaynana ve kendi annesinin daha sonra diğer davetlilerin elini öper. Lokum şerbet dağılır. Çalgılar çalmaya başlayınca, törene katılan genç kızlar gelinle birlikte yörede çok oynanan oyunlar oynanır.
Son yıllarda ilçede, el öpüşme törenlerinin kapsamı giderek genişleme göstermekte, hatta bu törenlere damadın da katıldığı görülmektedir. Bu nedenle taraflara yeni bir külfet getirmemesi için artık el öpüşme törenleri bir anlamda -nişan- törenleri yerine geçebilmektedir. Veyahut da nişan törenlerinin düğün törenleriyle bir arada yapılması yaygınlaşmaktadır.
El öpüşmenin ertesi günü kız evi , oğlan evine birer tabak lokum, şeker, bir sürahi dolusu şerbet gönderir.
El öpüşmesiyle düğün tarihi arasına ramazan ayı girerse, oğlan evinin kız evine -iftarlık-; kurban bayramı girerse, özenle süslenmiş -koç- göndermesi adettendir. Bazen kurbanlık koç yerine, kız evinin de fikri alınarak gelinin eksik bir eşyası alınır. Yine bu süre -Sultan Navruzu- nu kapsıyorsa, oğlan evi eş dostla birlikte kız evini ziyarete giderler. Bu arada kız evine gerek oğlan evi gerekse oğlan evinin davetlileri fındık, fıstık, leblebi, şekerleme, çekirdeksiz üzümden oluşan kuruyemiş ve terlik, iç çamaşırı veya dış giyim eşyası gibi hediyeler götürmek adettir.
-Eğrilce- günü (Mayıs ayının 6. günü) ise oğlan evinin kadınları gelini ve kız evinden birkaç kadını alarak, hava şartları müsaitse yöredeki mesire yerlerine; özellikle Tekke Yolu üzerindeki Hamdi Efendigil- in çayırlara veya Orta Çayır- a giderler. Burada, oğlan evi tarafından hazırlanan çörek, mantı, diğer yemekler ve çerezler akşama kadar yenip içilir, eğlenilir.
d. Nişan
El öpüşmeden sonra gelen aşama -nişan - dır. Taraflar, aralarında nişan töreninin ayrı yapılmasını kararlaştırabildikleri gibi düğünle birlikte yapılmasına da mutabık kalabilirler. Düğünle birlikte de yapılsa nişan geleneğinin asıl maksadı, gelin ve damada davetliler huzurunda -nişan - yüzükleri- nin takılması ve davetlilerin hediyelerini vermesi oluşturur.
Nişan törenleri eskiden kız evinde olurdu. Yaklaşık 30 yıldan beri düğün salonlarında yapılmaktadır. Tören boyunca, Zara-nın geleneksel çalgısı olan -cümbüş- eşliğinde türküler söylenir. Davetliler, aralarına gelini de alarak oyun oynarlar. Yöresel halaylar çekilecekse salonda -davul zurna- da hazır bulundurulur. Bu arada davetlilere kağıt külahlar içinde lokum , şeker veya pasta, yanında meşrubat ikram edilir. Sıra hediyelerin verilmesine gelince, kurdelalı filkete ile gelinin yakasına takılan ziynet altınları, bilezikler, zarf içinde verilen paralar, verenlerin adlarıyla tek tek yüksek sesle ilan edilir. Törenin bu sahnesinin kalıplaşmış sözleri ise, -Damadın emmisinden bir büyük altın, dayısından bir bilezik, kaynatadan bir gerdanlık, kaynanadan bir saat, iki bilezik, damadın arkadaşından 50 bin lira-gibi sözlerdir.Eğer oğlan tarafının sülalesi genişse bu bölüm saatlerce sürebilir. İlçedeki bu gelenek toplumsal açıdan yeni kurulacak bir -yuva- için bir katkı ve güzel bir dayanışma örneğidir. İlçede nişan törelerinin davetlileri genelde kadınlardır. Erkek davetliler gelse bile solonun arka kısmında otururlar. Daha muhafazakar aileler, nişan törenlerini sadece kadın davetlilerle yapmaya özen gösterirler.
e. Düğün
Düğün, evlenme sürecinin son aşamasıdır. İlçede düğün adetleri kendi içerisinde - çeyiz asma, çeyiz yazma, gelin hamamı, kına gecesi, güvey hamamı, güvey yemeği, gelin indirme, baba ekmeği ve gerdek gibi uzun bir süreç içerir. Bütün bu işlemlere başlayabilmek için oğlan evi, eskiden -okuyucu- gezdirerek eşi dostu, konu komşuyu gün belirterek yukarıdaki düğün aşamalarına davet ederdi. Şimdilerde bu iş, bir hafta öncesinden gönderilen düğün kartları vasıtasıyla yapılmaktadır.
Düğün aşamaları kendi içinde birtakım zorlukları olan bir takvime bağlanır. Örneğin, çeyiz yazma perşembe akşamı üzeridir. Cuma Gelin Hamamı, cuma akşamı Kına Gecesi, cumartesi sabahı Güvey Hamamı akabinde Güvey Yemeği, pazar günü öğleye gelin indirme, ikindi sonrası baba ekmeği ve akşam namazı sonrası Gerdek Gecesi.
Otuz-kırk yıl öncesi düğünlerin baş çalgıcıları -cindeler- denilen ekipti. Hacı (keman), Elvan (klarnet), Mustafa (def) çalardı. Daha Sonra bu ekibe Hacı Efendi- nin oğlu Ali Rıza da katılmıştı. Cindeler- in babaları Elazığ- ın Harput ilçesinden gelip Zara- ya yerleşmiş, sanatlarıyla ve hünerleriyle düğünlerde Zaralı ları şad etmişlerdi.
Sanat müziğinin çeşitli makamları, yöresel havalar bu usta üçlü sazendenin yorumlarında hatasız bir şekilde icra edilirdi.
f. Çeyiz asma
İlçede halk arasında -Çehiz- olarak telaffuz edilen Çeyiz asma kızın çeyizini oluşturan danteller, hase işleri, giysiler, mutfak eşyaları ve mobilyaları, kız evinde bir veya iki odada sergilenmesidir. Çeyiz asma gününden önce kız tarafının akrabaları yakın komşuları geline çeşitli ev eşyalarından -Yol- denilen hediyeler getirilir. Bir hafta öncesinden yoğun bir çalışma ile kız evi işleme takımları ve beyaz işleri ütüleyerek renkli kağıtlarla kaplanmış duvarlara asarlar. Bu işte, akrabaların ve komşuların evlenme çağındaki genç kızları gelinin en büyük yardımcılarıdır. Teşhir edilen kız çeyizi gerek kız evi yakınları gerekse oğlan evi yakınları ve damat tarafından gezilir. Damadın da, çeyiz bakmaya geldiğinde hediye getirmesi adettendir. Kızların verecekleri çeyizin fazla olması kız evinin övünç kaynağıdır.
g. Çeyiz yazma
Asılan çeyiz tarafların yakınları tarafından görüldükten sonra, oğlan evi yakın akraba ve komşuları büyüklerini çeyiz yazmaya davet eder. Temini mümkünse kız evine bir de daktilo götürülür. Daktilo bulunamamışsa en az iki nüsha (çeyiz kağıdı) hazırlamak üzere karbon ve beyaz kağıtlar alınır. Kız evine gidildiğinde önce kahveler içilir ve çeyiz yazılmaya başlanır. İlçede yakın zaman önce vefat eden Gökyokuş- ların Turan Efendi çeyiz yazmaya mutlaka davet edilir, o nasıl derse çeyiz öyle yazılırdı. Turan Efendi gür sesiyle (Başlığa yaz, falan efendinin kızının çeyiz kağıdıdır.Altına: Adet Cinsi, Değeri Tutarı Yaz.) Euzü Besmele -çektikten sonra, önce bir adet - Kuran- ı Kerim- yaz. Karşısına değerini yazma ha!.. Ona paha biçilemez. İki kat yatak. Yaz 15000 Lira, çeyiz yazmada hazır bulunanlardan bu işin inceliğini bilmeyen varsa miktarın fazla olduğunu söyleyecek gibi olsa diğerleri Turan Efendi- den önce söyleyene çıkışırlar; -Sen dur, Turan Efendi ne diyorsa öyle yazdırsın.- Derler. Turan Efendi babacan bir tavırla -Dur canım yavrum, bunun adeti böyledir.- Turan Efendi devamlı yaz karyola takımı, yatak örtüsü, masa takımı -Takım halinde 500 Lira .- yaz yirmi çift terlik, beş çift iskarpin 100 Lira -. Bütün çeyiz yazıldıktan sonra sıra altın takıların yazılmasına gelmiştir. -5 Bilezik, 1 Çift Küpe, Yarım Metre Zincir, Bir bayan kol saatini oğlan evi geline hediye etmiştir.- İbaresi çeyiz kağıdına kayıt edilir. Yazım bitince hesap toplanır. En kabadayı yekun 15000-20000 arasında değişir. Ancak bu rakamlar 25-30 yıl öncesinin rakamlarıdır. Yazımı tamamlanan çeyiz kağıdına tarih atılır. Bir şahide imzalattırılır. Şimdilerde ilçe merkezinde çeyiz yazmaya Ali Efendi (Pala) götürülür. Çeyiz yazmaya gelenler iki tarafın büyüklerine -Hayırlı Uğurlu olsun- temennilerinden sonra kız evinden ayrılırlar. Çeyiz kağıdı kızın babasında ve kızın sandığında uzun süre muhafaza edilir. Zira Çeyiz kağıdı tanzim etme ilerde vuku bulabilecek -Boşanma- ihtimaline karşı caydırıcılık özelliği taşır. Çünkü muhtemel bir boşanmada yazılan tüm çeyiz İslami hukuk kuralları çerçevesinde -Mihr- hükmünde olup, gelinin malı sayıldığı için çeyiz kağıdında yazılı para miktarı oğlan evinden tazmin edilebilir. Bu nedenle, çeyiz yazımında eşyaların normal değerinin çok üstünde yazılması adettir.
Çeyiz kız evinden oğlan evine giderken, kız tarafı çocuklarının kızın sandığının üstüne oturması veya gelinin bulunduğu odanın kapısının kilitlemesi, sağdıcın da bu çocuklara bahşiş vermesi adettir.
h. Gelin hamamı
Kız ve oğlan evi akrabalarından genç kızlar, eltiler ve görümceler gelin ile birlikte hamama giderek yıkanırlar. Natır ve davetliler eşliğinde gelin, göbek taşı etrafında bir taraftan dolaştırılıp bir taraftan da şarkılar türküler söylenir. Hamamda gelinin ipek peştamal ve özel takunyalar giymesi adettir. Gelinin yıkandığı sabunun yarısı saklanarak ertesi gün güveyi hamamına gelecek damada gönderilir. Davetlilere hamamda mevsime göre meyve veya meşrubat ikram edilir. Gelin hamamının bütün masrafları oğlan evi tarafından karşılanır. Bu geleneğe eskisi kadar rastlanmamaktadır.
ı. Kına gecesi
Gelin Hamamı- nın yapıldığı akşam oğlan evinden kadınlar kız evinde toplanırlar. Davetlilere kuruyemiş ikram edilir. Çalgılar çalar, önce gelinin daha sonra davetlilere oğlan evinden gün görmüş mutlu bir izdivaç yapmış -Başı Bütün- , yani başından ikinci bir evlilik geçmemiş bir kadın tarafından kına yakılır. Gelinin eline yakılan kınanın içine demir para konulur. Daha sonra bu para bir miktar kına ile kız evinde bir kadın tarafından damadın eline yakılmak üzere oğlan evine götürülür. Para bereket getirsin diye damadın cebine konur. Kınayı getiren kadına damadın bahşiş vermesi adettir. Kına yakıldığı sırada, törende bulunan genç kızlar tarafından kına türküsü ve maniler söylenir:
Elek içinde valası
Atladı geçti eşiği
Kağıt içinde kınası
Sofrada kaldı kaşığı
Hani bu kızın anası
Büyük evin yakışığı
Kız anam, kınan kutlu olsun
Kız anam, kınam kutlu olsun
Daha sonra mumlar yakılarak Çayda Çıra oyunu oynanır.
i. Güvey Hamamı
Bir gün öncesinden oğlan evi akrabalarının, konu komşunun, kız evinin gençlerini ertesi sabah için güvey hamamına davet eder. Oğlan evinin yakın akrabalarından biri düğünün bundan sonraki bölümünü ve masraflarını karşılamak üzere sağdıç olur. Hamama cümbüş , darbuka veya davul-zurna getirilir. Damat ve davetliler yıkanır. Daha sonra damat, hamamda bir berber tarafından tıraş edilir.Damat kız evi tarafından gönderilen iç çamaşırları ve gömleği giyer. Güvey hamamının bütün masrafları sağdıç tarafından ödenir. Hamam sonrası damat, arkadaşlarının koluna girer ve cümbüş eşliğinde davetlilerle birlikte güvey ekmeğinin yeneceği eve kadar yaya olarak gidilir.
j. Güvey ekmeği
Güvey hamamından çıkan davetliler oğlan evine gittiklerinde sofrayı hazırlanmış bulurlar. Güvey ekmeğinin Zara- daki baş yemekleri; üzerine bol tereyağı dökülmüş -İçli Köfte-, -Mantı- ve çayla birlikte diğer kahvaltılık yiyeceklerdir. Yemekler iştahla yendikten sonra, sıra dışarıda cümbüş veya davul zurna eşliğinde halay çekmeye gelir. Eğer düğün içkili olacaksa akşam sofralar yeniden kurulacaktır.
k. Gelin indirme
Ertesi gün öğlene doğru, oğlan evi önünde toplanan samenler, taksilere, minibüslere otobüslere binerek konvoy halinde kız evine giderler. Artık gelin için baba evinden ayrılık vakti gelmiştir. Gelin, özel olarak süslenmiş taksiye damatla ve yengeyle birlikte bindirilir. Renkli şifonlardan asılan diğer samenlerin arabaları gelin arabasını takip ederek şehirde bir tur attıktan sonra, gelinlikle tekke köyündeki Şeyh Merzuban Veli- nin türbesi ziyarete gidilir. Ziyaretten sonra nihai durak oğlan evidir. Ancak yolda her an bir çocuk grubu tarafından gelin arabasının önü iple kesilebilir. Bu nedenle sağdıcın cebinde çocuklara verilecek bol para olmalıdır.
Gelin eve girerken yüksek bir yerden damadın gelinin başına içerisinde para olan kuruyemiş atması adettir. Fakat son yıllarda bu gelenek giderek kaybolmaktadır. Damat gelinin koluna girerek gelini gerdek odasına götürür. Damat daha sonra dışarı çıkar. Son bir kez kapıda halaylar çekilir, oyunlar oynanır. Kız evinden gelen yenge ile birlikte -gelin odası- hazırlanır.
Köylerde düğün adetleri - öz- de aynı olmasına rağmen şekil bakımından ilçe merkezindekilerden bazı farklılıklar içerir. Örneğin; öz köylerinde geline -al yazmalı poşu- bağlanır, üzerine üç, beş telekten oluşan -tozak- takılır. Düğün günü güveyi davul zurna eşliğinde köyde gezdirilir. Köylüler tarafından güveyin boynuna çeşitli kumaşlardan -Yol- takılır. Davul- zurna eşliğinde güreş tutma köy düğünlerinin vazgeçilmez bir parçasıdır. -Baş- ta güreşen ve birinci gelen güreşçiye -Koç- verilir. Köylerde düğün evine -Bayrak- asmak adettir.
l. Baba ekmeği
Gelin indikten sonra ikindi namazını mütakiben oğlan evinin akrabaları ve yakın komşular baba ekmeğine davet edilir. Misafirlere çorba, etli yemekler, pilav, helva ve hoşaf ikram edilir.
Köylerde, baba ekmeğine katılanların oğlan evine hediye olarak para vermeleri adettir.
m. Gerdek
Baba ekmeğini mütakiben akşam namazından sonra İmam Efendi mevsim şartlarına göre evin içerisinde veya dışarıda oğlan evinin erkekleri ve damadın hazır bulunması ile bu izdivacın hayırlı ve uğurlu olması için dua eder. Nihayet damat önce babasının ve diğer hazır bulunanların elini öptükten sonra gerdek odasına götürülür. Eskiden damadın heyecanını gidermek için tam odaya gireceği sırada sağdıcın damada yumruk vurması adetmiş. Bu aşamaya -gelin ve güveyi el ele vermek- denir. Gelin ve güveyi, bu izdivacın hayırlı uğurlu olması dileğiyle -iki rekat namaz- kılarlar. Uzun bir süreç ve çeşitli aşamalardan geçen düğün nihayet -gerdek gecesiyle- son bulur.
Ertesi sabah gelin ve damat, kaynana, kaynata ve evin diğer büyüklerinin ellerini öperler. Birkaç gün sonra damadın gelini baba evine annesinin ve babasının elini öpmeye götürmesi adettir.
A.MAHİROĞULLARI Dünden Bugüne Zara
Konuşma Dili
İlçemizde konuşulan günlük konuşma dili,Osmanlıca-nın ve Eski Anadolu Türkçe-sinin izlerini taşımaktadır.Bu özellikleri sırasıyla inceleyecek olursak;
1.Kelime başlarındaki (k) sesi (g)- ye dönüşür. Bunun nedeni, o kelimelerin çoğunun,Osmanlıca döneminde gayın harfiyle yazılmasından kaynaklanmaktadır. Yazı dilinde değişse de konuşma dilinde hala kullanılmaktadır: Kalma- galma,kaba-gaba, kolay-golay, kahve-gahve örneklerinde olduğu gibi.
2.Bazı kelimelerin başına harf eklenmesi: Bu olay " l " ve " r " harfleriyle başlayan kelimelerde görülür. Türkçe-de kelime başında" l " ve" r " harfi bulunmaz. Ses taklidi sözlerin başında bulunması da çok nadirdir. Bu yüzden" l " ve " r " harfleriyle başlayan yabancı asıllı kelimelerin başına bazen bir harf (vokal) getirilir: Limon-ilimon,lazım-ilazım, rahat-irahat, recep-irecep, Rus-Urus, Rum-Urum, ramazan-iramazan gibi.
3." h " harfinin söylenişinde görülen değişiklikler: Türkçe kelimelerde asli olarak " h " sesi yoktur. Eski Türkçe-den Batı Türkçe-sine geçilirken, Türkçe-deki bazı " k " ler h - ye dönüşmüştür. Bu h -lerden bazıları Eski Anadolu Türkçesi- nden sonra tekrar " k " şekline geçerek asıl şekli ile günümüze kadar gelmiş, bazıları da son zamanlara kadar " h " olarak devam etmiştir. İşte bu özellik birçok yöre ağzında olduğu gibi Zara ve Sivas yöresi ağız özelliklerinde de vardır. Bu olayı daha basite indirgersek; Bugünkü Türkçe-ye geçmeden önce dilimizde üç tane " h " harfi vardı. Bunlar;ha (horlama h- si), he (hırlama h- si) ve" h " (güzel h) idi. Latin alfabesine geçtikten sonra bunların hepsinin yerine tek " h " harfi kullanılmaya başlandı.O da eskinin güzel h' si. Ama yazı dilinde birleşen bu harfler konuşma dilinde hala ayrı şekilde söylenmektedir: Hışırtı, horlamak, hırıltı , akşam-ahşam, azık-azıh gibi.
4.Harflerin yer değiştirmesi: Bir gramer birliğinde yanyana gelen iki sesin bazen yer değiştirdiği görülür: Köprü-körpü, çömlek-çölmek, kibrit-kirbit örneklerinde olduğu gibi.
5.Kelime başlarındaki " i " lerin " e " ye dönüştüğü görülür. Bu olay bilhassa Batı Türkçesi- nde görülmüştür. Eski Anadolu Türkçesi- nde kelime başında ve ilk hecedeki birçok " i " ler Osmanlıca- nın son devirlerinde ve Türkiye Türkçesi- nde " e " olmuştur. Bunu da İhsan-Ehsan, ikiz-ekiz, örneklerinde görebiliriz. Bir de bunun tam tersi olay vardır ki o da " e-i " değişmesidir. Eski Anadolu Türkçesi- nde " e" li olan bazı kelimeler Osmanlıca- nın sonlarında ve Türkiye Türkçesi- nde " i " ye dönüşmüşlerdir: Eşitmek-işitmek, geymek-giymek, eyi-iyi örneklerinde olduğu gibi. Bu geçişlerde yazı dilinde problemler olmasa da konuşma dilinde " e " li şekiller başka yörelerde olduğu gibi Zara-da da kullanılmaktadır.
6.Kelime başında " d " ve" t " harflerinin yer değiştirmesi: Diken-tiken, dut-tut, tatlı-datlı, tutmak-dutmak, tilki-dilki gibi. Eski Türkçe- deki bazı " t " ler Eski Anadolu Türkçe' sinde " d "dönüşürken Osmanlıca- dan sonra bugünkü Türkçe-de tekrar t- ye dönüşmüştür.Bu değişme söyleyişlerde tam olarak gerçekleşmemiştir.
7.Kelime başlarında " b-p " değişikliği :Türkçe-de aslında b ile başlayan bazı kelimelerin sonradan " p" ye dönüşmelerinden kaynaklanır. Bu değişiklik konuşma diline tam olarak oturmamıştır: Parmak-barmak, pastırma-bastırma, pek-bek, piş-biş örneklerinde olduğu gibi.
8.Kelimede " r-l " değişikliği: Türkçe- de nadir olarak görülen bu değişiklik yöremiz ağız özelliklerinde de vardır. Az sayıda kelimede görülür. Bu değişiklik yeni çıkmıştır: Güreş-güleş, servi-selvi gibi.
9.Yine kelime başlarındaki " s " ler " z " ye dönüşür: Sopa-zopa, sahur-zöhür örneklerinde olduğu gibi.
10.Kelimelerde " ğ-v " değişmesi: Yuvarlaklaşmanın ortaya çıkarmış olduğu bir hadisedir ve Batı Türkçesi- nden önce Eski Türkçe- de de görülür. Fakat şimdi İstanbul Türkçesi -nde fazlalaşmıştır: Koğmak - kovmak, oğmak-ovmak, kılağuz - kılavuz gibi.
11.Yöremiz ağız özelliklerinden biri de kelime ortalarında bulunan " ğ " harfinin bastırılmadan veya yokmuş gibi söylenmesidir. Bu özelliğe çok sık rastlanır: Boğmak - bomak, ağrımak - arımak, doğrulmak - dorulmak gibi. Burada dikkat edilecek husus " ğ" harfinden önce gelen ünlünün uzun veya çift ses şeklinde okunmasıdır.