05-10-2008, 12:55 PM
GÖNLÜ VE UFKU GENİŞ NESİLLER
Yasin Şimşek
Derler insanda derin bir yaradır köksüzlük,
Budur âlemde hudutsuz ve ha-zin öksüzlük,
Sızlatır bazı saatler dayanılmaz bir acı,
Kökü toprakta kalıp kendi ke-silmiş ağacı…
(Yahya Kemal BEYATLI)
Köksüzlük… Derinliğin olma-ması hali. Toprağa sağlam tutuna-mayacak olma durumu. Tekinsiz-lik. Milletler, geleceğe geçmişin penceresinden bakarlar. Geçmiş onlara yeni ufuklar açar. Çölde bü-yüyen nesiler yemyeşil vadilerin, ormanların, ırmakların ancak cen-nette olabileceğine inanırlar. Ya da gördüklerini tez elden damgalar-lar: Seraptır serap…
Öksüzlük… Eski Türkçemiz-de 'ög' 'anne' demekti. Öksüz, ya-ni annesiz. Anne; şefkatin, karşılık-sız sevginin, vefanın, diğergamlığın zirvesi. Bütün bunların ötesinde, hayatın idamesindeki rolüdür ona bu tacı giydiren. Yenilenmenin, ye-niden başlamanın adresidir anne.
Köksüz ve de öksüz bir millet olmadığımız açık. Acı; ama bir o ka-dar da gerçek olan bir başka haki-kat var ki, o da bizim bu değerlerin farkında olmayışımız. Kadim bir kültür ve medeniyetin evlatları, to-runları; küffar çocuklarını (devşir-me) yetiştirip güzel insanlar haline getiren değerlerinden bihaberdir. Bunda şüphesiz tarih ve medeniyet algılarımızdaki büyük kırılmaların etkisi büyüktür. Kemal Tahir: 'Tarihi çalınmış bir milletin çocuklarıyız. Cami avlusunda bulunmuş çocuk şuursuzluğu içinde kıvranıyoruz.' derken bu gerçeğe parmak bas-mıştır. Bu çırpınıştan kurtulmak istiyorsak, Hz. Musa'nın bebek-ken annesi dışındaki hiçbir kadın-dan süt emmemesi gerçeğini çok iyi anlamalıyız. Hakiki anne dışın-daki - tabir-i caizse- üvey anneler-den süt emmeyi reddetme şuuruna ulaştığımız zaman, ben bilincine ve de felaha kavuşacağız inşallah.
Öz annemizden kopup üvey anne rolündeki kaynaklardan bes-lenmek bizlere ağır bedeller ödet-tirmiş ve ödettirmeye de devam etmektedir. İtalyan doğu bilimci Anna Masal: 'Sizler hazine sandığı üzerinde oturup dilenen dilencile-re benziyorsunuz. Oturmuşsunuz hazinenin üzerine; fakat neyin üze-rinde oturduğunuzun farkında ol-madan, açmışsınız ellerinizi Batıya, dilencilik yapıyorsunuz.' sözleriyle hakikati suratımıza çarpmaktadır.
Geçmişte bir iman, infak ve de şefkat medeniyeti kuran ecdadı-mızın başarısının arkasında yatan gerçek; insan merkezli düşünme-si, meyve olarak nitelikli insana odaklanmış olmasında saklıdır. Baş-kalarına iyilik etmekten mutluluk duyan, başkalarını yaşatmak için ya-şamanın şuurunun en güzel örnek-lerini sunan insanımız, varlıklı olup da insanlara faydalı olabilecek her-hangi bir vakıf kurmayan kişileri ayıplamış, vererek var olmanın sır-rını keşfedip cömertliğin şahikala-rında mütevazı bir kul olma bahti-yarlığını tatmışlardır.
Seyrani' nin veciz şekilde ifade ettiği gerçeği hayatlarına aktar-mışlardır:
"Hesap ettim cümle dünya malını
Neticesi bir top beze dayan-dı…"
Gönlü geniş, ufku geniş insa-nımız dünyanın sonunun bir top kefen bezi olduğu gerçeğini kur-muş oldukları vakıflarla ortaya koy-muşlardır. Peygamberimizin şu ha-disini somut ve güzel örneklerle âdeta şerh etmişlerdir: ' Âdemoğlu malım malım der. Ey Âdemoğlu! Yiyip tükettiğinden; giyip eskitti-ğinden ya da hayır yoluna harcaya-rak, önden gönderdiğinden başka ne malın var ki?'
Hülasa üzerinde oturduğu-muz hazinenin farkında olmalı, öz annemizi aramaktan vazgeçme-meliyiz. Güzellikte ve de hayırda yarışılan zaman dilimleri bir ütopya ya da serap değildir. Tarihte yaşa-nılanlar onların bir daha yaşanabile-ceğinin en sarih delilidir. Yeter ki bizler tarihimize, medeniyetimize sahip çıkıp, onun üzerinde yatmak yerine, oradan güzellikleri alıp gü-nümüz dünyasına uyarlamanın gay-reti içerisinde olalım.
ALINTI
Yasin Şimşek
Derler insanda derin bir yaradır köksüzlük,
Budur âlemde hudutsuz ve ha-zin öksüzlük,
Sızlatır bazı saatler dayanılmaz bir acı,
Kökü toprakta kalıp kendi ke-silmiş ağacı…
(Yahya Kemal BEYATLI)
Köksüzlük… Derinliğin olma-ması hali. Toprağa sağlam tutuna-mayacak olma durumu. Tekinsiz-lik. Milletler, geleceğe geçmişin penceresinden bakarlar. Geçmiş onlara yeni ufuklar açar. Çölde bü-yüyen nesiler yemyeşil vadilerin, ormanların, ırmakların ancak cen-nette olabileceğine inanırlar. Ya da gördüklerini tez elden damgalar-lar: Seraptır serap…
Öksüzlük… Eski Türkçemiz-de 'ög' 'anne' demekti. Öksüz, ya-ni annesiz. Anne; şefkatin, karşılık-sız sevginin, vefanın, diğergamlığın zirvesi. Bütün bunların ötesinde, hayatın idamesindeki rolüdür ona bu tacı giydiren. Yenilenmenin, ye-niden başlamanın adresidir anne.
Köksüz ve de öksüz bir millet olmadığımız açık. Acı; ama bir o ka-dar da gerçek olan bir başka haki-kat var ki, o da bizim bu değerlerin farkında olmayışımız. Kadim bir kültür ve medeniyetin evlatları, to-runları; küffar çocuklarını (devşir-me) yetiştirip güzel insanlar haline getiren değerlerinden bihaberdir. Bunda şüphesiz tarih ve medeniyet algılarımızdaki büyük kırılmaların etkisi büyüktür. Kemal Tahir: 'Tarihi çalınmış bir milletin çocuklarıyız. Cami avlusunda bulunmuş çocuk şuursuzluğu içinde kıvranıyoruz.' derken bu gerçeğe parmak bas-mıştır. Bu çırpınıştan kurtulmak istiyorsak, Hz. Musa'nın bebek-ken annesi dışındaki hiçbir kadın-dan süt emmemesi gerçeğini çok iyi anlamalıyız. Hakiki anne dışın-daki - tabir-i caizse- üvey anneler-den süt emmeyi reddetme şuuruna ulaştığımız zaman, ben bilincine ve de felaha kavuşacağız inşallah.
Öz annemizden kopup üvey anne rolündeki kaynaklardan bes-lenmek bizlere ağır bedeller ödet-tirmiş ve ödettirmeye de devam etmektedir. İtalyan doğu bilimci Anna Masal: 'Sizler hazine sandığı üzerinde oturup dilenen dilencile-re benziyorsunuz. Oturmuşsunuz hazinenin üzerine; fakat neyin üze-rinde oturduğunuzun farkında ol-madan, açmışsınız ellerinizi Batıya, dilencilik yapıyorsunuz.' sözleriyle hakikati suratımıza çarpmaktadır.
Geçmişte bir iman, infak ve de şefkat medeniyeti kuran ecdadı-mızın başarısının arkasında yatan gerçek; insan merkezli düşünme-si, meyve olarak nitelikli insana odaklanmış olmasında saklıdır. Baş-kalarına iyilik etmekten mutluluk duyan, başkalarını yaşatmak için ya-şamanın şuurunun en güzel örnek-lerini sunan insanımız, varlıklı olup da insanlara faydalı olabilecek her-hangi bir vakıf kurmayan kişileri ayıplamış, vererek var olmanın sır-rını keşfedip cömertliğin şahikala-rında mütevazı bir kul olma bahti-yarlığını tatmışlardır.
Seyrani' nin veciz şekilde ifade ettiği gerçeği hayatlarına aktar-mışlardır:
"Hesap ettim cümle dünya malını
Neticesi bir top beze dayan-dı…"
Gönlü geniş, ufku geniş insa-nımız dünyanın sonunun bir top kefen bezi olduğu gerçeğini kur-muş oldukları vakıflarla ortaya koy-muşlardır. Peygamberimizin şu ha-disini somut ve güzel örneklerle âdeta şerh etmişlerdir: ' Âdemoğlu malım malım der. Ey Âdemoğlu! Yiyip tükettiğinden; giyip eskitti-ğinden ya da hayır yoluna harcaya-rak, önden gönderdiğinden başka ne malın var ki?'
Hülasa üzerinde oturduğu-muz hazinenin farkında olmalı, öz annemizi aramaktan vazgeçme-meliyiz. Güzellikte ve de hayırda yarışılan zaman dilimleri bir ütopya ya da serap değildir. Tarihte yaşa-nılanlar onların bir daha yaşanabile-ceğinin en sarih delilidir. Yeter ki bizler tarihimize, medeniyetimize sahip çıkıp, onun üzerinde yatmak yerine, oradan güzellikleri alıp gü-nümüz dünyasına uyarlamanın gay-reti içerisinde olalım.
ALINTI