Sivas - Sivasliyiz.Com

Tam Görünüm: GÖNLÜ VE UFKU GENİŞ NESİLLER
Şu Anda Hafifleştirilmiş Görüntüleme Modundasınız. Tam Görünüm Modu için, Buraya Tıklayın
GÖNLÜ VE UFKU GENİŞ NESİLLER
Yasin Şimşek
Derler insanda derin bir yaradır köksüzlük,
Budur âlemde hudutsuz ve ha-zin öksüzlük,
Sızlatır bazı saatler dayanılmaz bir acı,
Kökü toprakta kalıp kendi ke-silmiş ağacı…
(Yahya Kemal BEYATLI)
Köksüzlük… Derinliğin olma-ması hali. Toprağa sağlam tutuna-mayacak olma durumu. Tekinsiz-lik. Milletler, geleceğe geçmişin penceresinden bakarlar. Geçmiş onlara yeni ufuklar açar. Çölde bü-yüyen nesiler yemyeşil vadilerin, ormanların, ırmakların ancak cen-nette olabileceğine inanırlar. Ya da gördüklerini tez elden damgalar-lar: Seraptır serap…
Öksüzlük… Eski Türkçemiz-de 'ög' 'anne' demekti. Öksüz, ya-ni annesiz. Anne; şefkatin, karşılık-sız sevginin, vefanın, diğergamlığın zirvesi. Bütün bunların ötesinde, hayatın idamesindeki rolüdür ona bu tacı giydiren. Yenilenmenin, ye-niden başlamanın adresidir anne.
Köksüz ve de öksüz bir millet olmadığımız açık. Acı; ama bir o ka-dar da gerçek olan bir başka haki-kat var ki, o da bizim bu değerlerin farkında olmayışımız. Kadim bir kültür ve medeniyetin evlatları, to-runları; küffar çocuklarını (devşir-me) yetiştirip güzel insanlar haline getiren değerlerinden bihaberdir. Bunda şüphesiz tarih ve medeniyet algılarımızdaki büyük kırılmaların etkisi büyüktür. Kemal Tahir: 'Tarihi çalınmış bir milletin çocuklarıyız. Cami avlusunda bulunmuş çocuk şuursuzluğu içinde kıvranıyoruz.' derken bu gerçeğe parmak bas-mıştır. Bu çırpınıştan kurtulmak istiyorsak, Hz. Musa'nın bebek-ken annesi dışındaki hiçbir kadın-dan süt emmemesi gerçeğini çok iyi anlamalıyız. Hakiki anne dışın-daki - tabir-i caizse- üvey anneler-den süt emmeyi reddetme şuuruna ulaştığımız zaman, ben bilincine ve de felaha kavuşacağız inşallah.
Öz annemizden kopup üvey anne rolündeki kaynaklardan bes-lenmek bizlere ağır bedeller ödet-tirmiş ve ödettirmeye de devam etmektedir. İtalyan doğu bilimci Anna Masal: 'Sizler hazine sandığı üzerinde oturup dilenen dilencile-re benziyorsunuz. Oturmuşsunuz hazinenin üzerine; fakat neyin üze-rinde oturduğunuzun farkında ol-madan, açmışsınız ellerinizi Batıya, dilencilik yapıyorsunuz.' sözleriyle hakikati suratımıza çarpmaktadır.
Geçmişte bir iman, infak ve de şefkat medeniyeti kuran ecdadı-mızın başarısının arkasında yatan gerçek; insan merkezli düşünme-si, meyve olarak nitelikli insana odaklanmış olmasında saklıdır. Baş-kalarına iyilik etmekten mutluluk duyan, başkalarını yaşatmak için ya-şamanın şuurunun en güzel örnek-lerini sunan insanımız, varlıklı olup da insanlara faydalı olabilecek her-hangi bir vakıf kurmayan kişileri ayıplamış, vererek var olmanın sır-rını keşfedip cömertliğin şahikala-rında mütevazı bir kul olma bahti-yarlığını tatmışlardır.
Seyrani' nin veciz şekilde ifade ettiği gerçeği hayatlarına aktar-mışlardır:
"Hesap ettim cümle dünya malını
Neticesi bir top beze dayan-dı…"
Gönlü geniş, ufku geniş insa-nımız dünyanın sonunun bir top kefen bezi olduğu gerçeğini kur-muş oldukları vakıflarla ortaya koy-muşlardır. Peygamberimizin şu ha-disini somut ve güzel örneklerle âdeta şerh etmişlerdir: ' Âdemoğlu malım malım der. Ey Âdemoğlu! Yiyip tükettiğinden; giyip eskitti-ğinden ya da hayır yoluna harcaya-rak, önden gönderdiğinden başka ne malın var ki?'
Hülasa üzerinde oturduğu-muz hazinenin farkında olmalı, öz annemizi aramaktan vazgeçme-meliyiz. Güzellikte ve de hayırda yarışılan zaman dilimleri bir ütopya ya da serap değildir. Tarihte yaşa-nılanlar onların bir daha yaşanabile-ceğinin en sarih delilidir. Yeter ki bizler tarihimize, medeniyetimize sahip çıkıp, onun üzerinde yatmak yerine, oradan güzellikleri alıp gü-nümüz dünyasına uyarlamanın gay-reti içerisinde olalım.

ALINTI
Referans Adresler