07-01-2008, 10:28 PM
Anlatıldığına göre, dünyada iki kişi arkadaş oldular. Birisi Allah'a çok itaat ederdi. Diğeri de çok âsi idi. Hepimiz biliyoruz ki itaat eden cennetlik, âsi olan ise cehennemliktir. Bunlar öldükten sonra, Allah-u Zülcelal itaat edeni cennete doğru, âsiyi de cehenneme doğru gönderdi. Âsi olan kimse, yalvarmaya başlayıp şöyle dedi: "Ey arkadaş! Dünyada seninle o kadar beraber gezdik. Şimdi burada, beni nereye bırakıyorsun?"
İtaatkâr kul da cennetin yakınında durdu ve arkadaşına çok acıdı, ağlamaya başladı. Melekler: "Cennete gir, Allah'a şükret!" demelerine rağmen içeriye girmedi. "Arkadaşım bana yardım et diye yalvarıyor, benim de onu kurtarmak için kuvvetim yok, ben de onunla beraber cehenneme gireceğim, başka çarem yok!" dedi. Sonra Allah meleklere dedi ki: "Kulum ne demek istiyor, ona sorun?" İtaatkâr kul dedi ki: "Ya Rabbi! Ya o benimle beraber cennete girecek ya da ben onunla beraber cehenneme gireceğim."
Allah-u Zülcelal: "Niçin?" diye sordu. Kul: "Acıyorum ona!" diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah-u Zülcelal şöyle buyurdu: "O bir kul olduğu halde, ona acıyor. O âsi kulum da bir kaç seher vakti, bana yalvardı, ağladı. Madem ki o ona acıdı, ben de yalvardığından dolayı onu af ve mağfiret ettim."
Nasıl bir kimse başka birisinde bulunan hakkını almak için onunla mücadele ediyorsa cennete giren mü'min de, cehenneme giren mü'min arkadaşı için mücadele edecektir. Demek ki Allah-u Zülcelal, kulundan yalvarmasını istiyor. Allah-u Zülcelal kendisine karşı kul olmamızı istiyor. O'nu Rabb'imiz olarak görmeli, kendimizi de zayıf, perişan, fakir olarak görüp O'na yalvarmalıyız.
Eğer Allah istemeseydi, itaat eden kul, âsi kulu hatırlamazdı. Beni ne alakadar eder, derdi. Ama Allah-u Zülcelal, o düşünceyi onun kalbine koydu. Sırf onun seher vaktindeki tevbesinden, istiğfarından, ağlamasından dolayı arkadaşının onu hatırlayıp, şefaat etmesini sağladı. (alıntı)
İtaatkâr kul da cennetin yakınında durdu ve arkadaşına çok acıdı, ağlamaya başladı. Melekler: "Cennete gir, Allah'a şükret!" demelerine rağmen içeriye girmedi. "Arkadaşım bana yardım et diye yalvarıyor, benim de onu kurtarmak için kuvvetim yok, ben de onunla beraber cehenneme gireceğim, başka çarem yok!" dedi. Sonra Allah meleklere dedi ki: "Kulum ne demek istiyor, ona sorun?" İtaatkâr kul dedi ki: "Ya Rabbi! Ya o benimle beraber cennete girecek ya da ben onunla beraber cehenneme gireceğim."
Allah-u Zülcelal: "Niçin?" diye sordu. Kul: "Acıyorum ona!" diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah-u Zülcelal şöyle buyurdu: "O bir kul olduğu halde, ona acıyor. O âsi kulum da bir kaç seher vakti, bana yalvardı, ağladı. Madem ki o ona acıdı, ben de yalvardığından dolayı onu af ve mağfiret ettim."
Nasıl bir kimse başka birisinde bulunan hakkını almak için onunla mücadele ediyorsa cennete giren mü'min de, cehenneme giren mü'min arkadaşı için mücadele edecektir. Demek ki Allah-u Zülcelal, kulundan yalvarmasını istiyor. Allah-u Zülcelal kendisine karşı kul olmamızı istiyor. O'nu Rabb'imiz olarak görmeli, kendimizi de zayıf, perişan, fakir olarak görüp O'na yalvarmalıyız.
Eğer Allah istemeseydi, itaat eden kul, âsi kulu hatırlamazdı. Beni ne alakadar eder, derdi. Ama Allah-u Zülcelal, o düşünceyi onun kalbine koydu. Sırf onun seher vaktindeki tevbesinden, istiğfarından, ağlamasından dolayı arkadaşının onu hatırlayıp, şefaat etmesini sağladı. (alıntı)