07-31-2008, 02:58 PM
Kadın erkek ilişkilerinde mutlu ya da mutsuz olunan durumların bir grafiğini çizmeye kalksak şüphesiz ki uzun süre sabit giden bir çizgi elde edemezdik. Mutluluğa endeksli grafiği çizdiğimizde kimi zaman yükselişe kimi zaman düşüşe geçtiğini görürdük. Doğrusu bu ya sürekli sabit giden bir grafikte de yaşadığımız güzel anların kıymetini çok iyi anlayamaya bilirdik.
İlişkilerin ilk başlarında yükselen mutluluk grafiğinin evlilikle ya sabitlendiği ya da düşüşe geçtiği düşünülür genelde. Başlangıçta her iki tarafta birbirini mutlu etmenin arayışı içindedir. İlerleyen zamanlarda bu arayışın yerini hayat telaşı ya da kaybetmeme korkusu almış olmalı ki mutlu etmek için fazla çaba harcanmadığı gözlemlenir.
Aslında fark edilmeyen diğer bir değişle iletişimde atlanan konu her iki tarafında ilişkileri ile ilgili beklentileridir. Çoğu zaman çiftler birbirlerinin beklentilerini anlayamazlar ya da yanlış algılarlar.
Timsahla filin dillere destan aşkını duymuşsunuzdur belki;
İki sevgili evlendikten sonra, birbirleriyle kendileri için ‘en değerli’ olanı verme yarışına girerler. Timsah gölden en güzel balıkları çıkarıp sevgilisi file ikram eder. Fil de pek sevdiği yeşil yaprakların en tazelerinden çırpıp sevgilisinin önüne atar. Fakat sonuç hüsrandır. Otçul olan fil için balıklar, etçil olan timsah içinde tazecik yapraklar hiç de değerli değildir. Çift sonunda anlar ki, herkesin kendisi için ‘en değerli’ olanı vermesi iyi niyetli ancak teknik olarak yanlış bir davranıştır; hem iyi niyetli hem de teknik olarak doğru davranış eşi için ‘en değerli’ olanı vermektir.
Sonuçta fil ve timsah mutlu olurlar çünkü eşinin neyden mutlu olduğunu anlamak için ikisi de düşünmeye zaman ayırmışlardır.
Günümüz ilişkilerinde de böyle değil mi; bazı eşler sağladığı lüks yaşantıyla eşine değer verebildiğini, mutlu edebildiğini düşünürken onun iç dünyasından çok uzak yaşar. Oysa ihtiyaç duyulan biraz ilgi, biraz şefkat, biraz sevgi dolu dokunuşlardır.
Bazen iyi insan olmak da iyi ilişkiler kurmak için yeterli değildir. Öyle olmasaydı kötü giden ilişkilerdeki tek suç kötü kişilikler olurdu.
Kötü olan siz değilsiniz kötü olan ilişkiniz.
Kötü olan ilişkinizde kötü giden yanları bulmak için zaman ayırmamanız.
Kötü olan ‘benim elimden gelen bu’ diyerek mücadele vermemeniz.
Birbirinizi sevdiğiniz an bakmakla, ilgilenmekle sorumlu olduğunuz bir bebek getirmişsinizdir dünyaya; bu bebek sizin ilişkiniz.
Ona konuşmayı, yürümeyi öğretecek ikinizsiniz. Siz elinden tutarak yürümeye alıştıracaksınız. Siz konuşarak konuşmasını sağlayacaksınız. Ne kadar zaman ayırsanız o kadar güzel konuşacak ve o kadar güzel yürüyecek bu bebek.
Bebeğiniz sizin pişirdiğiniz aşk yemeğiyle beslenecek, büyüyüp serpilecek. Bu yemeğe katılan tat da pişirilen ocakta sizsiniz.
Kimse dünyaya getirdiği bebeğini kaybetmek şöyle dursun zarar görmesini bile asla istemez.
O zaman ilişkileri ayakta tutabilmek, güzelleştirebilmek adına biraz daha özenle ayrılmış zamanlar yaratın, biraz daha yürekten gelen sesleri duymak için çaba harcayın.
Birbirinizle ilgilenin, özleyin, konuşun, fikirlerinizi ve sorunlarınızı paylaşın, büyüyüp çığ haline gelmeden oturup tartışın.
Kısacası ilişkiniz için gayret gösterin, yorulun, mücadele verin.
Unutmayın mutluluk grafiğini çizen kalem sizin ellerinizde!
alıntı
İlişkilerin ilk başlarında yükselen mutluluk grafiğinin evlilikle ya sabitlendiği ya da düşüşe geçtiği düşünülür genelde. Başlangıçta her iki tarafta birbirini mutlu etmenin arayışı içindedir. İlerleyen zamanlarda bu arayışın yerini hayat telaşı ya da kaybetmeme korkusu almış olmalı ki mutlu etmek için fazla çaba harcanmadığı gözlemlenir.
Aslında fark edilmeyen diğer bir değişle iletişimde atlanan konu her iki tarafında ilişkileri ile ilgili beklentileridir. Çoğu zaman çiftler birbirlerinin beklentilerini anlayamazlar ya da yanlış algılarlar.
Timsahla filin dillere destan aşkını duymuşsunuzdur belki;
İki sevgili evlendikten sonra, birbirleriyle kendileri için ‘en değerli’ olanı verme yarışına girerler. Timsah gölden en güzel balıkları çıkarıp sevgilisi file ikram eder. Fil de pek sevdiği yeşil yaprakların en tazelerinden çırpıp sevgilisinin önüne atar. Fakat sonuç hüsrandır. Otçul olan fil için balıklar, etçil olan timsah içinde tazecik yapraklar hiç de değerli değildir. Çift sonunda anlar ki, herkesin kendisi için ‘en değerli’ olanı vermesi iyi niyetli ancak teknik olarak yanlış bir davranıştır; hem iyi niyetli hem de teknik olarak doğru davranış eşi için ‘en değerli’ olanı vermektir.
Sonuçta fil ve timsah mutlu olurlar çünkü eşinin neyden mutlu olduğunu anlamak için ikisi de düşünmeye zaman ayırmışlardır.
Günümüz ilişkilerinde de böyle değil mi; bazı eşler sağladığı lüks yaşantıyla eşine değer verebildiğini, mutlu edebildiğini düşünürken onun iç dünyasından çok uzak yaşar. Oysa ihtiyaç duyulan biraz ilgi, biraz şefkat, biraz sevgi dolu dokunuşlardır.
Bazen iyi insan olmak da iyi ilişkiler kurmak için yeterli değildir. Öyle olmasaydı kötü giden ilişkilerdeki tek suç kötü kişilikler olurdu.
Kötü olan siz değilsiniz kötü olan ilişkiniz.
Kötü olan ilişkinizde kötü giden yanları bulmak için zaman ayırmamanız.
Kötü olan ‘benim elimden gelen bu’ diyerek mücadele vermemeniz.
Birbirinizi sevdiğiniz an bakmakla, ilgilenmekle sorumlu olduğunuz bir bebek getirmişsinizdir dünyaya; bu bebek sizin ilişkiniz.
Ona konuşmayı, yürümeyi öğretecek ikinizsiniz. Siz elinden tutarak yürümeye alıştıracaksınız. Siz konuşarak konuşmasını sağlayacaksınız. Ne kadar zaman ayırsanız o kadar güzel konuşacak ve o kadar güzel yürüyecek bu bebek.
Bebeğiniz sizin pişirdiğiniz aşk yemeğiyle beslenecek, büyüyüp serpilecek. Bu yemeğe katılan tat da pişirilen ocakta sizsiniz.
Kimse dünyaya getirdiği bebeğini kaybetmek şöyle dursun zarar görmesini bile asla istemez.
O zaman ilişkileri ayakta tutabilmek, güzelleştirebilmek adına biraz daha özenle ayrılmış zamanlar yaratın, biraz daha yürekten gelen sesleri duymak için çaba harcayın.
Birbirinizle ilgilenin, özleyin, konuşun, fikirlerinizi ve sorunlarınızı paylaşın, büyüyüp çığ haline gelmeden oturup tartışın.
Kısacası ilişkiniz için gayret gösterin, yorulun, mücadele verin.
Unutmayın mutluluk grafiğini çizen kalem sizin ellerinizde!
alıntı