Sivas - Sivasliyiz.Com

Tam Görünüm: SİYAHIM BU ARALAR
Şu Anda Hafifleştirilmiş Görüntüleme Modundasınız. Tam Görünüm Modu için, Buraya Tıklayın
“Kimi kaçtığı toprakların hasretiyle ömür geçirdi bir yanı hep meflûc,

kimi de gitmek istediği için gitti söylemeden nedenini. Her seferin

gözyaşına bulanmış anları da vardı, zoraki tebessümleri de... Ne olursa

olsun tümü birden kaderdi.”



Üzerime geçirdiğim siyah abiyem ve başımda siyah örtümle sıcak Taiz’in tozlu

yollarında neredeyse hepsi beyaz olan dolmuşlardan birisine el ediyorum.

Yakında seçim var Yemen’de. Seçim şarkıları dağların yamacından vadilere,

vadilerden gide gide çöle uzanıyor. Ali Abdullah Salih çok yıllardır

cumhurbaşkanı. Her yerde afişleri asılı. Karşısında “demokrasi var havası için

gerekli” aday.

“ilgilenmediğin bir mevzu için seni rahatsız etmeye geldim

burada da insanlar insan, her yerdeki gibi

biraz kirli, biraz esmer, biraz umarsız

ama insan

kimsenin farkında olmadıklarının bile farkında değiller”



Kısa mesafeli dolmuş yolculuğu sırasında camlarına afişler yapıştırılmış arabalar

geçiyor yanımdan. Çocukların ellerinde keleş’ler. “Kim bunlar?”

“Aşiretler!”

“kendi kendimle konuşur haldeyim

çöldeki sıcak var ya

insan tahayyülünün çok ötesinde”



Seçim şarkılarına düğün konvoylarından yükselen müzik karışıyor. Her yerde

çocuk, her yerde düğün, hiç ehemmiyeti olmayan insan hayatları.



“gel de gör

anlatmakla anlaşılmaz ki güzellik”



Dolmuştan inmiş dağa doğru tırmanıyorum aklımdan geçenler bunlar. Toprak

yol hem dik, hem taşlı. Ayaklarım kayıyor. Diyorum kendime “tanıdık olmalı

sana yokuşlar Antakya’dan.” Birileri bu cümleye tebessüm ediyor içimde. Belki

annem, belki babaannem, belki de komşu kızı Gökben...



“adı hafızamda kalmış çok isim var

bir senin adın neydi bilemedim”



Ezan başlıyor. Gürültünün içinde göğe yükselen nağme sıcağı yutuyor vahalar

çıkarıyor karşıma, tozu silip süpürüyor, ne görmek istiyorsam onu sunuyor

bana bir tas soğuk su uzatır gibi en susuz zamanımda. Ardından bütün şehir

namaza duruyor.

“olduğun yerde dur da dinle

Belkıs’ın topraklarında ağıt var”



Yıllardır hiç olmadığım kadar siyahım. Erkekler hep beyaz, kadınlar hep siyah...

Ne kadar da rahatım. Siyah örtüyor beni; aydınlığımı, karışıklığımı, renklerimin

tümünü... Böylece kimse anlayamıyor en çok hangi masalı sevdiğimi, en çok

hangi adreste yaşadığımı, en çok kimi anımsayıp ona tebessüm ettiğimi...

siyahlığım her şeyin üzerini hassas dokunuşlarla örtüyor.



“bakıyorlar bana, ben bakmıyorum

dilim döndüğünce söyleniyorum

sana”



Yolum bitip bir duvarın üzerine çöktüğümde yanıbaşımdaki dik dağa selam

veriyorum. Dev kayaların üzerine oturtulmuş kale gibi evler boncuk boncuk

dizilmişler. Sokağın yoksulluğuna tezat bu ihtişam hangi saltanatın gölgesinde

uzanagelmiş buralara?



“gömlek ve ceketler

hep çizgili ve kahverengi”



Yeni tanıştım. Adı Lîna. Gülümsüyor. Başına doladığı siyah örtünün güzelliği

hoşuma gidiyor. Her gün başka, ama hep siyah örtü takmak istiyorum o an.

Eskisi gibi değilim. Eskisi gibi değilliğime şükredenlerdenim. Bu değilleme

ferahlığında yüzüyorum. Okyanus yanıbaşımda. O kırıntının da kırıntısı imiş

biliyorum. Biliyorum ve dünya okyanuslarını an’da geçip gidiyorum.



Naz Ferniba
Referans Adresler