Sivas - Sivasliyiz.Com

Tam Versiyon: TEVRAT VE iNCiL-E GuRE HZ.MUHAMMED (A.S.)
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
TEVRAT VE iNCiL-E GuRE HZ.MUHAMMED (A.S.)



Eski adi Peder Dawid Benjamin Keldani olan Abdu-l-Ahad Davud, Uniate (Papa-nin yetkisini tanimakla beraber, kendi dini ayinler ve adetlerini muhafaza eden Dogu Kilisesi) Keldani Mezhebi-nin Roma Katolik Kilisesine mensup bir rahibi idi. 1867 yilinda iran-da Urmiye sehrinde dogmus, ilk tahsilini burada tamamlamistir. 1866-dan itibaren uc yil yine ayni sehirde Suryani Hristiyanlari icin egitim veren Canterburg Baspiskoposlugu Misyon Teskilatinda ogretim elemani olarak calisti. 1892-de ise Kardinal Vaughan tarafindan Propaganda Fide Collage-de dini ve felsefi calismalar yapmak uzere Roma-ya gonderildi ve uc yil sonra rahiplige terfi etti. 1895-te iran-a giderken ugradigi istanbul-da, gunluk bir gazete icin Dogu Kiliseleri konusuda makale hazirladi. Suryani asilli olan yazarimiz, kesin zekasiyla buyuk umit vaad ettigi icin Batili misyonerler tarafindan memleketi olan iran-in Urmiye sehrinden Roma-ya goturulmus ve burada iyi bir Hiristiyan egitimi gormustur. Ne var ki Avrupa-da elde ettigi yeni bilgiler ve eski dinleri orjinal kaynaklarindan ogrenme imkani, Abdu-l-Ahad Davud-un mutecessis zekasina yeni ufuklar acmis, hakikati arama arzusuna yeni boyutlar kazandirmistir.

Her ne kadar bazi Musluman arastirmacilar da Hz. Muhammed-in eski Mukaddes Kitaplar-da mujdelendigine dair risaleler ve bazi yazilar kaleme almis iseler de, bunlarin cogu ya sadece Hristiyanlarin muharref saydiklari Barnaba incil-ine dayandigi, ya da yazarlarinin ibranice, Suryanice, Aramice, Latince ve Yunanca gibi, Tevrat ve incil-i asli nushalarindan okuyup incelemek icin son derece onemli olan lisanlari bilmedikleri icin eksik kalmaktan kurtulamamistir. Kaldi ki bunlarin Hristiyan ve Yahudi literaturlerini tam anlamiyla tanidiklari ve taradiklari da soylenemez.

Bilindigi gibi insani insan yapan, alelade bir varlik olmaktan cikarip -esref-i mahluk- haline getiren sey su uc haslettir: iyi, dogru ve guzel- iste bunun icindir ki, sevdiklerimize ve basarili olmasini temenni ettigimiz kimselere -iyiye, dogruya, guzele-- deriz. Gercekten de insan olabilmenin suuruna erebilmis bir dimag icin bunlari elde etmekten daha iyi, daha dogru ve daha guzel ne olabilir? Ne var ki, bu muazzam degerlerden birini veya birkacini elde edip gun isigina cikarmayi ve onlari diger insanlarin istifadesine sunmayi kendisine siar edinmis pek az mutefekkir, ilim adami ve sanatkar bulunmaktadir. iste ingilizce-den tercumesini yaptigimiz kitabimizin yazari Abdu-l-Ahad Davud da boyle nadide ilim adamlarindan biridir.

Basta Dogu kiliseleri olmak uzere, cesitli kiliselerde, kilise babalari arasinda Kelam-a dair cok siddetli munakasalar vuku bulmustur. Daha ikinci asirda baslayan bu tartismalar, Tevhidci gorusu savunurlarin ezilmeleri ve kitaplarinin kaynaklarinin yok edilmesine kadar devam etmistir. Bugun bunlarin, incil ve incil tefsirleriyle, cesitli yazarlarindan gunumuze degismeden gelen yegane seyler, bu Tevhidcilerin muarizlari olan Tesliscilerin, mesela Greek Patrigi Plhoutius-un ve bundan onceki bir kac kisinin tenkit etmek icin risalelerine aynen aldigi parcalarindan ibarettir.

Tevrat ve incil-lerin muharref nushalarinda bile Hz. Muhammed-in (s.a.v.) gelecegine dair acik veya kapali isaretler bulmak zor degildir. Aslinda bir hak peygamberin, kendisinden sonra gelecek peygamberin adini ve bazi ozel isaretlerini bildirmesi mantiki bir zarurettir. Aksi taktirde bir hak peygamberi, bir takim olaganustu gosterilerde bulunabilen bazi kahin, sihirbaz, buyucu ve sahta peygamberlerden ayirt etmek kolay kolay mumkun olmayacaktir. uyle anlasiliyor ki, Hz. Adem-den itibaren her peygamber kendisinden sonra gelecek peygamberin ve -Hatemul Enbiya-nin isaret ve alametlerini beyan etmis, boylece de o peygamberin zamanina yetisecek olan insanlarin, kendi rehberlerini tanimalari mumkun olabilmistir.

Abdu-l-Ahad da bu eserinin bircok yerinde bu kitabi yazmaktaki maksadinin, Hristiyanlari ve Yahudileri rencide etmek, onlarla bosuna bir catismaya girmek degil, Kitab-i Mukaddes-te mevcut olup da bunlarin din adamlari tarafindan ozellikle gozden kacirilmak istenen bir hakikati gun isigina cikarmak oldugunu beyan etmektedir. Yukarida da belirttigimiz gibi -hakikati aramak- ise -insan olmanin-en tabii icabidir. iste bunun icindir ki, Cenab-i Allah, Kur-an-i Kerim-in dort yerinde (Bakara-111, Enbiya-24, Kasas-75) iddialarinda samimi olanlari, delillerini getirmeye davet etmektedir.

ustelik bu Eski ve Yeni Ahidler-deki pek cok ayet, Kitab-i Mukaddes mutehassisi olmayan bir kimsenin dahi hemence dikkatini cekecek mahiyettedir. Boyle bir durum, Kur-an-i Kerim-in -Allah, peygamberlerden su hususta soz almistir: -Size kitap ve hikmet verdikten sonra, sizinle beraber olani tasdik eden bir resul gelecektir. O-na kesinlikle inanacak ve yardim edeceksiniz.- (Al-i imran - 81,82) ve -Hani bir zaman da Meryem oglu isa soyle demisti: Ey israil ogullari, suphesiz ki ben size gonderilen Allah-in peygamberiyim, onumdeki Tevrat-i dogrulayanim ve benden sonra gelecek olan Ahmet ismindeki bir peygamberi mujdeleyenim.-(Saff-6) seklindeki hikmetine ne kadar da uygundur. iste bu sebeple, Tevrat ve incil-lerin bu muharref nushalarinda bile Hz. Muhammed-in (s.a.v.) gelecegine dair acik veya kapali isaretler bulmak hic de zor olmayacaktir. Aslinda bir hak peygamber, kendisinden sonra gelecek peygamberi bazi emareleri ile belirtmedigi taktirde peygamberin, bir takim olaganustu gosterilerde bulunabilen bazi kahin, sihirbaz, buyucu ve sahte peygamberlerden ayirt edilmesi kolay kolay mumkun olmayacaktir.

1900 yilbasi gununde Ermeniler-e -Yeni Asir ve Yeni insan- konulu bir vaaz verdi. O, bu vaazinda islam-in zuhurundan once Nasturi misyonerlerin incil-i butun Asya-da vaaz ettiklerini hatirlatmaktan baska onlarin Hindistan-da, Tataristan-da, uin-de ve Mogolistan-da cesitli muesseslere sahip olduklarini, incil-i Uygurca-ya ve diger dillere tercume ettiklerini, Katolik, Amerikan ve Anglikan misyonerleri, kucuk bir iyilige ragmen, zaten bir avuc olan ve iran-a, Dogu Anadolu-ya ve Mezopotamya-ya dagilmis bulunan Asuri-Keldani ulusunu, temel ogretim yoluyla cesitli dusman mezhepler halinde parcaladiklarini ve onlarin bu cabalarinin nihai cokusu hazirlamaya matuf oldugunu dile getiriyordu.

Netice olarak, o yerlilere yabanci misyonerlerin himmetine guvenerek degil de, kendi islerini kendileri goren insanlar olabilmesi icin bazi fedakarliklara katlanmalarini telkin ediyordu.

Peder Benjamin, aslinda prensip olarak tamamen hakliydi. Ne var ki, bu isaret edilen hususlar, Hiristiyan misyonerlerinin ilgisini cekecek kadar fazla kabul gormedi.

O zamana kadar bes buyuk ve gosterisli misyoner teskilati - ki bunlar Amerikan, Fransiz, Alman, Anglikan ve Rus idiler; kolejleri, zengin dini cemiyetler tarafindan desteklenen basinlari, konsolosluklari ve sefaretleriyle,yaklasik yuz bin Asuri-Keldani-yi Suryani dininden koparip her biri kendi inanclarina sokmaya buyuk gayret gosteriyorlardi.

Bu rahibin zihninde uzun zamandan beri cozum bekleyen buyuk bir konu gitgide vuzuha kavusmaya basliyordu. Hiristiyanlik, butun bu degisik ve cok sayida tefsir sekilleriyle guvenilir olmamasi sebebiyle, sahte ve tahrif edilmis kitabiyla Allah-in hak dini olabilir miydi ?

Peder Benjamin, 1900 yilinin yazinda Digalo koyundeki meshur uali Bolagi uesmesi yaninda bulunan bag evinde inzivaya cekildi. Buradaki bir ayini ibadetle, tefekkurle ve Kitab-i Mukaddes-i orjinal metinlerinden okuyarak gecirdi. Nihayet aradigini bulunca Urmiye Baspiskoposlugu-na bir yazi gondererek Papazlik gorevinden ayrilis sebeplerini samimi bir sekilde izah etti. David Benjamin-i kararindan caydirmak icin kilise ileri gelenleri tarafindan yapilan tesebbuslerin hicbiri fayda vermedi.

David, Belcikali uzmanlarin idaresi altinda faaliyet gosteren Tebriz-deki iran Posta ve Gumruk isletmesi-nden yapilan davet uzerine mufettis olarak birkac ay gorev yaptiktan sonra Veliaht Muhammed Ali Mirza-nin sarayinda ogretmen ve mutercim olarak calisti. 1904 yilinda Britanya Unitaryan Cemiyeti tarafindan iran-daki kendi cemaati arasinda egitim ve ogretim faaliyetlerinde bulunmasi icin gorevlendirildi. iste bu munasebetle yolu, iran guzergahi uzerinde bulunan istanbul-a dustu ve burada seyhulislam Cemaleddin Efendi ve diger ulemayla yaptigi bir kac gorusmeden sonra islam dinini kabul etti.

Muellif eserin buyuk bir bolumunde birinci derecede onemli gordugu konu, Allah-in sifatlari meselesidir. Sonra, eserin devaminda muellif Ahid-in gercek sahibinin sadece ve sadece Hz. Muhammed(sav) oldugunu beyan etmektedir. Ve yine Eski Ahid-de dile getirilen bir cok besarete de bakildiginda tam manasiyla Hz. Muhammed-in(sav) mujdesinin verildigi acikca anlasilmaktadir.

Hakikatin teslimi ve dunya barisi acisindan Hiristiyanlik ve islamiyet arasinda, ciddi ve esasli bir calismayi gerektiren iki esasli konu bulunmaktadir. Bu her iki din de, ilhamini bir ve ayni kaynaktan aldigini iddia ederken, bu konu uzerinde durulmamis da, onemsiz bazi hususlar munakasa konusu olmakta devam ede gelmistir. Aslinda bu her iki dinde Allah-in varligina ve O-nunla ibrahim(as.) arasinda bir ahdin mevcudiyetine inanir. Bu iki ana noktaya istinaden her iki dinin aydin mensuplari arasinda tamamen adil ve nihai bir anlasmaya varmak mumkun olabilir. unce sunu sormak gerektirir:Bir tek Allah-a inanir veO2na kulluk edersek daha zavalli daha aciz mahluklar oluruz, yoksa birden fazla Allah-a inanir ve onlardan korkarsak mi daha zavalli ve cahil kimseler oluruz? unce bu iki soruya cevap verilmelidir.

islamin Allah anlayisinin, gercek Allah kavramindan farkli ve sadece Hz. Muhammed-in kendi uydurdugu hayali bir ilah oldugu seklindeki cahilce ve pesin hukumlu kanaatlar safsatadan ibarettir. Eger Hiristiyan din adamlari ve papazlari,Kitab-i Mukaddes-in tercumelerini degil de, Muslumanlarin Kuran-i Arapca aslindan okuduklari gibi, orjinal ibranice asillarindan okumus olsalardi,Muslumanlarin inandigi Allah-in Hz. Adem (as) ve diger peygamberlere vahiyle bulunan Cenab-i Haktan ayri olmayip bu Allah kelimesinin eski Sami asilli oldugunu acikca goreceklerdi.

Hiristiyanlara, zoraki bir sekilde uc-un ucuncusu olan, yani uc ilah-tan biri olan Allah-i kabul ettirdiler. Cenab-i Hak, bunlarin bu inanclarini soyle kinamaktadir: -And olsun ki,Allah uc-un ucuncusudur (uc ilah-tan biridir) diyenler de kafir olmuslardir. Halbuki bir ilahtan baska ilah yoktur. Eger dediklerinden vazgecmezlerse, herhalde onlardan kufre girenlere elem verici azap vardir.-(Maide-V/73).

Allah yaraticidir, cunku ezelde yaratmis, daima da yaratmaktadir. Allah kendine mahsus bir sekilde ezelde konustugu gibi, daima da konusmaktadir. Fakat Allah-in yarattigi sey ezeli veya ilahi bir sahsiyet arz etmez. Bu yuzden O-nun kelami da ilahi veya ezeli bir sahsiyet degildir. Halbuki Hiristiyanlar daha ileri giderek Yaratici-yi -ilahi Baba-, O-nun kelamini -Ogul- yarattiklarina ruh vermesi sebebiyle de -Kutsal Ruh- yaparlar. Fakat bunu yaparken O-nun, yaratmadan once Baba, konusmadan once Ogul ve hayat vermeden once Ruhu-l-Kudus olamayacagi seklinde bir mantigi unuturlar.

Allah-in sifatlarini, O-nun aposteriori (kesbi bilgi) tezahurlerdeki eserleri sayesinde anlayabilirsek de ne muellifin bir gorus ileri surebilecegini, ne de herhangi bir insan zekasinin ilahi sifatin mahiyetini ve Allah-in Zati ile olan munasebetini idrak edebilecegini dusunebiliriz. Ezeliyi, Apriori (vehbi ilimle) sifatlari kavrayabilmemiz de mumkun gorunmemektedir. Aslinda Cenab-i Allah bize kendi varliginin mahiyetinin nasil bir sey oldugunu kutsal kitaplarinda aciklamadigi gibi, insan zekasi da bunu kavrayabilecek kapasitede degildir.

Muellif bu yazilariyla kanayan bir yarayi yeniden deprestirmeyi veya Kilise ile luzumsuz bir munakasaya, kavgaya girmeyi de asla arzulamamistir. Bunlari yazmakla muellif, onlari sadece cok onemli bir meselenin dostca ve hos bir sekilde muzakeresine davet etmektedir.

Hiristiyanlar sayet Cenab-i Allah-in zatini tarif konusunda bos tesebbuslerinden vazgecer ve O-nun mutlak -Bir- oldugunu itiraf ederlerse, Muslumanlarla Hiristiyanlar arasinda yakinlasma da kolay saglanir, hatta ve hatta boyle bir birlik -ihtimal- olmaktan cikar, -mumkun- hale gelir. ilk once Allah-in bir oldugu gercegi bilinip kabul edilmeli ki, bu iki din arasinda diger bircok mesele kolayca cozumlenebilsin.

Muellif sikintili bir hayattan sonra Dar-ul Aceze-de vefat etmistir.
Yazar : Abdullah DAVUT
Referans URL