Sivas - Sivasliyiz.Com

Tam Versiyon: Kafkas Kartalı Şeyh Şamil
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.

Şeyh Şamil (1797 - 1871)






İmam Şamil 1797 yılında Dağıstan’ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avar Türklerine mensup Dengau Muhammed’dir. 15 yaşında iken at binerek kılıç kuşandı. 20 yaşına geldiğinde iki metreyi aşan boyu ile atlama, ateş etme, güreş, koşu, kılıç gibi spor dallarında üstün yetenek sahibi olmuştu.

Öğrenimine bilgin Said Harekani’nin yanında başladı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki’nin öğrencisi oldu. Kendinden önce İmamet makamında bulunan Gazi Muhammed ve Hamzat Beg’in müşavirliğini yaptı. Son derece sade ve kanaatkar bir hayatı vardı.

İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlenmiş ve bu izdivaçların bazıları dini ve siyasi sebeplerle olmuştu. Şamil’in Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin, Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu.

Şamil, İmam yani devlet başkanı seçildikten sonra ilk iş olarak iç işlerini ele aldı. Ruslara karşı daha etkili savaşmak için lüzumlu idari ve askeri teşkilatları yeni esaslara göre tanzim etti. Bir taraftan askeri tedbirler alıp düşmana karşı savunma savaşları verirken, diğer taraftan da muntazam adli ve idari sivil bir devlet mekanizması geliştirmiş, medreselerde eğitime önem verdirmiş, fikir ve sanat alanında da büyük adımlar atılmasını sağlamıştır. Döneminde tophaneler, baruthaneler, silahhaneler yapılmış, muntazam birlikler halinde askeri teşkilat kurulmuştur.

Güçlü hitabeti, kararlı tutumu ve askeri dehasıyla büyük başarılar kazanmış, ünü kısa zamanda yayılarak, otoritesi Dağıstan civarında yaşayan geniş topluluklar tarafından kabul edilmiştir.

İmam Şamil, idare sistemini yeniden düzenlerken, ülkeyi naiplik ve vilayetlere ayırarak bunların başına hem askeri hem de sivil yetkilerle donatılmış naipleri getirdi. Üç veya dört naiplik bir vilayet idi. Vilayetlerin başındaki naibin rütbesi daha yüksekti.

Ayrıca, her biri birer savaş kahramanı olan bu yüksek rütbeli naiplerden Ahverdil Muhammed, Kabet Muhammed, Şuayıb Molla, Taşof Hacı, Danyal Sultan, Nur Muhammed, Hitinav Musa, Sadullah, Duba Hacı, Hacı Murat ve Şamil’in büyük oğlu Muhammed Gazi, gazavat’ın adı anılması gereken başlıca kahramanları oldular.

Şamil imam seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar Rusya’nın büyüklüğü ve kudretine rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürdü. Kendinden önceki iki imamın döneminde de fiilen 10 yıl savaşlara iştirak ettiğinden durup dinlenmeden cihad ettiği süre tam 35 yılı bulmuştur. Bu süre zarfında Rus kuvvetlerine büyük zayiatlar vermiş ancak kısıtlı sayıdaki asker sayısı da günden güne erimiştir. 1839’da Ahulgo Tepesinde 3.000 mürid ile General Grabbe komutasındaki 10.000’i aşkın üstün donanımlı Rus ordusunun kuşatmasına 80 gün süreyle direnişi harp tarihine geçmiştir. Şamil bu savaşta eşi Cevheret’i, oğlu Said’i ve kızkardeşi Mesedo’yu kaybetmiş, 8 yaşındaki oğlu Cemaleddin’i Ruslara rehin vermek zorunda kalmıştır.

Bu dehşet verici savaşlarda sadece insan kaybı olmadı. Ruslar, ancak aylar süren savaşlar sonunda işgal edebildikleri bölgelerde, ağaçları, ormanları yakıp, bir tek canlı yaratık bırakmadan ilerlerdiler.

Savaşlara iştirak eden Rus komutanlarından Milyutin, 80 gün devam eden Ahulgo savaşı hakkında hatıratında şu satırlara yer verir; "Artık muharebenin sevk ve idaresi kumandanların elinden büsbütün çıkmıştı. Hiddetlerinden köpürmüş, adeta çıldırmış bir hale gelen dağlılar, ulu orta askerlerimizin üzerine saldırıyor, süngü ucunda can verinceye kadar dövüşüyorlardı. Kadınlar bile kendilerini kudurmuş gibi müdafaa ettiler ve silahsız oldukları halde sıra sıra süngülerimizin üzerine atıldılar. Lakin muvaffakiyet için her türlü fedakarlığı göze almış olan Rus kumandanlığı inatla taarruzlara devam etti. Teslim olmayı katiyyen reddeden dağlılar, hiçbir ümitleri kalmadığı halde kahramanca dövüştüler. Kadınlar, çocuklar ellerindeki kamalarla Ruslara hücum ediyor, süngülerin önünde göz kırpmadan can veriyorlardı. Bazıları ise kendilerini ve çocuklarını korkunç uçurumlara atıyorlardı. Yaralılar bile inanılmaz şekilde dövüşüyordu."

Dost ülkelerden hiçbir yardım göremeyen İmam Şamil’in, nihayet elindeki bütün kuvvet kaynakları tükenir ve 1859’un 6 Eylül’ünde Gunip’te Prens Baryatinsky komutasındaki 70.000 kişilik Rus ordusuna, yanında birkaç yüz kişi kalıncaya kadar direndikten sonra teslim olur.

İmam Şamil, aile efradı ve 40 kadar adamı Petersburg’a Çar’ın sarayına götürülür. Rus Çarı II.Aleksandr tarafından sarayın kapısında hayrete düşülecek derecede nazik karşılanır. Çar, babası 1.Nikola’ya ve ihtişamlı ordularına tam otuzbeş yıl Kafkasya’yı zindan eden, zamanının bu en büyük kahramanını karşısında görür görmez, yüzünden ve sakalından hayranlıkla öpmekten kendini alıkoyamaz.

İmam Şamil bir ay kadar sarayda misafir edildikten sonra, saygın tutsak olarak esaret yıllarını geçireceği Kaluga’ya gönderilir.

Ancak Şamil ve ailesine esaret çok ağır gelir. İki yıl içinde Şamil’in simsiyah saçları beyazlar. Büyük kızı Nafisat ile gelini Muhammed Gazi’nin karısı Kerimet üzüntüden vereme yakalanarak ölürler.

Aradan ancak on yıl geçtikten sonra Çar, onun Hac’ca gitmesine izin verir. Ancak bir tedbir olarak oğlu Muhammed Şefi’yi alıkoyar ve Hacc’ı ifa ettikten sonra derhal Rusya’ya dönmesini şart koşar.

Şamil, 1870 yılında maiyetindeki adamları ile birlikte Rusya’dan ayrılarak önce İstanbul’a uğrar. Sultan Abdülaziz tarafından karşılanarak sarayda ağırlanır. Şamil’in İstanbul’a uğradığı haberi duyulduğunda şehirde yer yerinden oynamış, halk bu büyük kahramanı görebilmek için saray kapılarına akın etmişti.

Şamil, aşkına düştüğü son menzile bir an evvel varmak için Sultan’ın kendisine tahsis ettiği gemi ile yola koyulur. Cidde limanında Mekke Emiri, şehrin ileri gelenleri ve mahşeri bir kalabalık tarafından törenlerle karşılanarak Mekke’de Şürefa dairesinde misafir edilir.

Hac sırasında orada bulunduğunu duyan, dünyanın dört bir yanından gelmiş yaklaşık yüzbin müslümanın onu görmek için yarattığı izdiham sonucu, hükümet makamları İmam Şamil’i Kabe’nin üstüne çıkarmak suretiyle bu hayran kalabalığın arzusunu tatmin edebildi.

Şamil, hac farizasını yerine getirdikten sonra Medine’ye geçer. Medine günlerinde son derece takatten düşer, çektiği büyük ızdırap artık tahammül edilmez bir hal alır ve hastalanarak yatağa düşer.

Bütün hayatını ülkesinin milli bağımsızlığına adayan, askeri dehasını bütün dünyaya ve bizzat ebedi düşmanı Rus yüksek makamlarına dahi kabul ettiren, adını dünya tarihine "gelmiş geçmiş en büyük gerilla lideri" olarak yazdıran İmam Şamil 4 Şubat 1871’de 74 yaşında iken hayata gözlerini yumar.






alıntı




ŞAMİL’İN DOĞUŞU

Kafkas dağlarında yiğit bir millet
Bir lider bekliyordu
Vicdanına esir, nefsine hakim
Beklenen lider geliyordu
Bitecekti hasret
Bitecekti zulüm.

Bir meş’ale tutuşturdu Mansur
Bir kor düştü yüreklere
Çelik bilekler kabzaları kavradı
Yıldırım hızıyla kalktı indi kamalar
Ötelerden gelen bir destur,
Vur!
Allah aşkına vur!

Şahadet bulunca Mansur’u
Bayrak Gazi Muhammed’e geçti
Gazavat yeni, yepyeni bir yol seçti
Yoğurdu Kafkasları iman nuruyla
Ateşlendi yürekler
Çelikleşti bilekler
Meş’ale yeniden alevlendi
Emanet Hamzat’a verildi.
Şahadete ererken Gazi Muhammed
Göklerin gözyaşını yerler sildi.

Hamzat! Hamzat!
Bakışları alev alev yanan zat!
Bakınca korkudan titrerdi düşman
Bakışına can!
Senin bakışına kurban!
Şahadet seni de aldı aramızdan!

Kafkaslar üzgün, Kafkaslar yastaydı
Ufuklar kararmıştı
Düşman, Kuban’da
Düşman, Dağıstan’da
Düşman, bütün Kafkasya’yı sarmıştı.

Nefesler tutulmuş, sesler kesik
Gözler ufukta
Gözler birini bekler
Bir lider gelecek dediler.

Beklenen lider Şamil’di
Şamil, dağ, dağ gibiydi
Şamil, Kafkas dağlarının güneşiydi
Ufuklar aydınlanırken
Sesi duyuldu gök gürlerken
Dağlar üşüdü
Dağlar, tir tir titredi
Sesler yankılandı buzullardan
Dağlar,
Hürriyet, hürriyet dedi her yandan.

Mavi göklerin ak kartalı
Vatana kanat gerdi.
Gölgesi irileşti, devleşti
Pençesi demirleşti
Yamçısını yurduna serdi.
Bu dağlarda bir kartallar yaşar
Bir de Kafkasyalılar demişti.
Başkalarına göre değil
Elbruz’un sert rüzgârı
Haydi arslanlarım, haydi yiğitlerim
Kovun artık, kovun düşmanları.

O gündür, bu gündür
Abrekler destan yazmaktadır.
Şamil’in yazdığı destan
Hâlâ hafızalardadır.
Kafkaslarda bir ses yankılanır
Bir gün,
Kafkasya’ya güneş bir başka doğacak
Kafkasya’da çocuklar hür doğacak
Kafkasya bizim
Kafkasya, bizim olacak!

Ahmet Alptekin





Rubai Kafkasya

Destan doludur dağın taşın Kafkasya
Düşmanlara karşı dik başın Kafkasya
Şeyh Şamil'in ölmezliği vardır sende
Bir gün bitecektir savaşın Kafkasya

Nihat Yücel






Şeyh Şamil

Her şeyden üstündü senin için
İzzet ve haysiyet cesaret fedakarlık
Yiğitlik acı ve hicran
Gözyaşları katıktı ekmeğine
Hürriyet ve istiklal denince
İlk senin adın gelirdi akla

Hayat sayfan başlar ilim ve savaşla
Sınavın zor olarak hazırlanmıştı
Mertlikle devam eder hayat defterin

Hocan Mevlana Halid-i Bağdadi
İlim ve irfan yuvası Bağdat dan
Yetmedi ilimleri tahsil etmek Şeyh olmak
Edebiyat tarih fen bilimleri ile devam ederdi

Vazgeçemedin savaş da barış da asla kitaplardan...
Neydi hayat senin için neydi
Bazıları için rahat ve tatlı olan hayat
Savaş kan sıkıntı cefa zulüm çile

Düşmanların için
Korku panik ölüm yiğit
Gözüpek kahraman kararlı ve azimli
Bir komutan bir ateş parçası bir arslan

Tehlikedeydi artık vatanın milletin
Bütün mukaddes değerler

Asır xıx. asır başları
Sanayi devriminin ardından
Yağma sömürge talan
Sıcak denizlere açılma hayali
Kafkasları geçerek inmek Anadolu
Üzerinden Akdenize

Dikildin dimdik düşmanın karşısına
Göğsündeki süngü durduramazdı seni asla
Yirmi beş günlük baygınlıktan sonra
İlk sorun 'Ana namaz vakti geçti mi 'oldu
Seni milletini ayakta tutan neydi
İnanç mıydı azim miydi
Kararlılık mıydı
Cesaret miydi
Kahramanlık mıydı
Alimlik miydi
Bunlar sende doğuştan mevcuttu

Dağıstanlıları Çerkezleri Çeçenleri Avarları
Topladın tek ülkü etrafında
Savunma ve Hürriyet
Birliği beraberliği sağladın.

Sen zor günlerin zor dönemlerin
Adamı değil miydin ne olsa

Kar etmedi sana asrın
Topu tüfeği süngüsü askeri siyaseti
Ekonomisi Lojistiği
Hiçbir şey kar etmedi sana

Hile kurnazlık entrikalarayak oyunları
Kar etmedi sana... Satın alınamadın asla
Hiçbir değerle...

Sana Hürriyetine milletine
Karşılık sulh teklifi geldi
En kıramayacağın anandan yarinden..
Oysa mecbur bırakılmıştı mübarek
Eli öpülesi senin gibi evlat yetiştiren
Şanlı...Ana

Karar kesin hüküm verildi
'Annem cezalandırılacak
Bir tarafta ana can dost..
Diğer tarafta
Namus İstiklal Mücadelesi
Haysiyet ve onur sınavı
Çözümü buldun pratik müthiş zekan ile
Gösterdin karlılığını ve azmin zaferini
Kendini kırbaçlatarak dosta düşmana.

Medine de uydun son çağrıya
Ebedi aleme gel çağrısına
Defnedildin Kahraman asker
Kahraman Komutan Şeyh Şamil
Sevgili Peygamberime komşu oldun
Cennetül Baki Kabristanında
Sen rahat ol cesur yürek
Sen rahat ol
Hala ayaktayız
Hala Anadolu’ya Birileri inemedi
Sıcak Denizlere
Geçilemez Anadolu asla
Sen rahat ol

Necmiye Sarpkaya




Şeyh Şamil

Kafkasya yı arkasına alttı
Esir milyonlara komutandı
Binlerce nefere yol açtı
O Kafkasya nın kartalıydı

Kızıl bilekleri yerinden kopardı
Tek yıldızlı görüşlere korku saldı
Esaret altındaki binlerce çeçene
Çıktı o önderlik yaptı

Allah yolunda koştu durmadı
Kızıl piçlerin ömrünü azalttı
Cihatta tek başına kaldı
Onu komünistler bile yıkamadı

Ecdadı nefer olmuş koşar artından
O yol açmış durmazlar artık
Milyonlar bu azaba seyirci kaldı
Şeyh şamil Çeçenlere cihat yolu açtı

şükrü üçüncü

Bir şeyh şamil fırtınasıdır özgürlük atlarını içimize salan

Güveler mi istila etti nedir …?
Ucuz piyasaya düştü beynimizin dekontları,
Unuttuk çarşı Pazar gezmeyi,
Geçen kışlara serdik kalın paltoları,
Unutup eski evlerimizde ki üşümeyi,

Güvelerin istilası değil beynimizde dolaşan kemirgenler,
Uyanmaya korktuğumuz saatlerde kınıyoruz rengini denizin,
Güneş sırtımızda ki günahlardan uzatırken tırnaklarını,
Bir Şeyh Şamil fırtınasıdır özgürlük atlarını içimize salan

İçimde muhbirleri olmayan bir yatılı okul açıyorum
Çift dikiş gitmesin diye cenaze törenlerine çocuklar
Gece kirpiler serpiyorum yüksek yerlere
Yıldızları çalmasın diye haydutlar…

Elbet tanıyoruz beynimizde dolaşan kemirgenleri,
Beyaz bir düş idi uykularımız, iplere yatırdılar
Sonra çekip gittiler baş aşağı salıp bedenlerimizi
Bir çıkrıkla derin kuyulara, öylece bekledik,
Kan patlamak üzereydi damarlarımızdan…

Onlar ermeden muradına, biz çıkalım kerevetine,
Şöyle oturup gönül iklimlerinde, bir sohbete dalalım,
Gömleğimize siyah bir kravat takmak isteyen adamın hikayesini,,,
Anlatalım geciken yalnızlığımızı kuşatan kuşaklara…


alıntı

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9
Referans URL