Sivas - Sivasliyiz.Com

Tam Görünüm: DOSTUN HUZÛRUNDA
Şu Anda Hafifleştirilmiş Görüntüleme Modundasınız. Tam Görünüm Modu için, Buraya Tıklayın

[Resim: i71546074742527eotf4.gif]
DOSTUN HUZÛRUNDA

Dosta giden rûzigârın/Menzilinde toz olaydım

Aşka düşüp o nigârın/Yangınında köz olaydım

Dost yüzüne bakıp duran/göz olaydım, göz olaydım

Dostun sohbet meclisinde/Yakıp yıkan söz olaydım

(Haddâd)



Ey dost!

Sana gelmek yaşama sevincidir. Hatta bir yaşama biçimidir.

Sana geldiğimde donanmış, onanmış olurum. Dosta gelmek bir irfan mektebine ermek, bir irfan meclisine girmek demektir, bilirim.Hayâtı yeniden, bir daha ve her an yorumlamaya seninle başlarım. Her şey yeniden ve tâze bir anlam kazanmaya başlar sâyesinde.



Ey dost!

Kentin o süflî, abûs çehresinden soyutlanarak sana gelirim.

Maddî olan şeylerin kıymeti arttıkça dostluklarının ve dostlarının değeri tükenen şehir insanından kaçarak sana yönelirim. Çünkü ben kendimi, yani seni dahası sendeki beni aramak için gelirim.



Ey dost!

“Herkesin kişisel bir menkıbesi vardır.” derler.Benim menkıbemin başlangıcı da sonu da sendedir. Sen hep bana; “Odunların doğrusunu taşımayı” öğütlersin. Çünkü senin kapından eğri odun giremez. Kişisel menkıbemi ararken rehberim, kılavuzum sen olursun hep.



Ey dost!

Ummâna kavuşmak için ırmaklar nasıl mecrâlarını seçerse, ben de gönlümdeki ummâna giden yol olarak seni seçerim. Sana hep sâde ve susuz gelmek isterim. Gönlümün derinliklerine dalmanı, bütün yaralarımı sarmanı ve hasta rûhumu onarmanı beklerim.



Ey dost!

Ben sana dostça seslenen bir âşık gibi gelirim...
O dostuna diyordu ki: “Leylâ değilim dost, lâkin çöle çağırırsan gelirim. Sana “yalan” halde gelmem, toplarım özümü “yalın halde gelirim. Kapıyı çaldığımda “kim o” dersen, “sensin efendim” derim. Ben olmam kapında, “sen” olur gelirim. Sen “gel” de yeter ki, yola yük olmam, “yol” olur gelirim.”(İsmail Göktürk)



Ey dost!

Senin huzûrunda ne gam ne keder nede dünyevî meşgaleler var. Çünkü sen her an O(c.c.)’nunlasın. Senin seyrin O(c.c.)’ndan O(c.c.)’na ve O(c.c.)’nunladır. Sende dâimâ O(c.c.)’nu hatırlatan bir şeyler var. Senin yanında birden başka bir âleme girmiş gibi olurum. Âlemim değişir .Dünyam kaybolur. Dahası ben kaybolurum. Bu yüzden hâlimi arz etmem imkânsızlaşır. Fuzûlîce sızlanırım hep:

“Arz-ı hâl etmeye cânâ seni tenhâ bulamam
Seni tenhâ bulıcak kendim aslâ bulamam



Ey dost!

Hangi vakit yanında bulunsam hep aynı hislerle dolarım! Benim aradığım dünya işte bu dünyadır, bu âlem benim rüyâlarımın süsüdür.Ben hep bu hasret ile yanarım. Bütün sorularımın cevâbı sendedir. Ben hep bu ânı özlerim.Belki de beni bu hayata bağlayan çok az sebepten birisi; sen gibi hakîkî bir dostla buluşmaktır. Bir Allah dostunun söylediği gibi: “Beni bu dünyada tutan üç şey var. Allah için sevdiğim dostlarım, Namaz, Ve seherlerde kalkıp yaptığım gece ibâdetleri.”



Ey dost!

Senin yanında doktorun odasında ki hasta gibiyim. Heyecan, korku, sürûr; hepsi bir arada. Hem iyileşmek istiyorum, hem korkuyorum. Hem sana koşmak, hem de senden kaçmak istiyorum. Senin şefkat yüklü yüreğinde ısınmak, acıtan reçetelerinle tedâvî olmak istiyorum. Kimi zaman senden hiç ayrılmamak kimi zaman da hiç karşılaşmamayı diliyorum. Ne garip değil mi?



Ey dost!

O kadar yakınımdasın ki; beni sen sanırım. Sana o kadar yakınım ki; seni kendim sanırım.

Bağışla şaşkınlığımı. Bu hâlime anlam vermekte oldukça zorlanıyorum.

Âşık bir gönlün serzenişini andırıyor benimkisi:

“Bana öyle yakınsın ki/Seni ben sandım

Sana öyle yakınım ki /Beni sen sandım

Sen mi bensin?/Ben mi senim?/Şaşırdım kaldım” (?)



Ey dost!

Ancak seni görünce yüzüm gülüyor. Senin lâtif varlığın ve gönül çalan güzelliğin karşısında çâresizim. Bakışların bana mutluluk veriyor, kabıma sığmaz bir hâle bürünüyorum. Senin sevdâ ateşin öylesine yakıcı, öylesine derinden ki, bunu anlatmaya ne gücüm var ne de tahammülüm. Seni anlatmak âteşten kelimeler toplamak, bir yangına körükle gitmek gibidir biliyorum.



Ey dost!

Derdimi kimseye dökemiyorum. Bu hâlimden dolayı beni kınıyorlar. Aldırış ettiğimi sanma. Sadece üzülüyorum. Anlaşılmak gibi bir derdim de yok. Her gün onlarca yüzle karşılaşıyorum. Ne var ki o yüzler bana tanıdık gelmiyor. Hep seni arıyorum. “Bağda binlerce ay yüzlü güzeller var. Güller ve misk kokulu menekşeler var.”(Hz. Mevlânâ) Oysa benim için senden başkası yok.



Ey dost!

“Sana âşık olduğum için bana öğüt veriyorlar. Öğüt bana ne yarar verir? Zehirli su içmişim. Bana şekerin ne yararı olabilir? Benim için ayağını bağlayın diyorlar. Oysa deli olan gönüldür. Ayağımın bağlanmasının faydası var?” (Hz. Mevlânâ) Züleyhâ’yı kınayanlar Yûsuf(a.s.)’un güzelliği karşısında ne yaptılar? Onların yarası “El Yâresi” idi. Ya bu “Dîl Yâresi”ne ne demeli!



Ey dost!

Sözü uzun tuttuğum için beni bağışla! Senin yâdından başka , gönlümü neye bağlarsam, ona tövbe olsun.Seni zikretmeksizin, seni anmaksızın, nerede oturursam tövbeler olsun. Sen bana yine kuş dili ile konuş. Beni aşkınla deli dîvâne kıl. Sûretinden ve dahası sîretinden mahrum etme. Bu gönül senin evindir.


M. Demirci



Referans Adresler