Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Dahi Olarak Doğan Çocuklar
06-27-2008, 08:47 AM
Mesaj: #1
MyBB Dahi Olarak Doğan Çocuklar
Deha sahiplerinin bebekliklerinden beri gösterdikleri bazı belirtiler gözlemlenir.. Gülme eylemine yatkınlıkları vardır. Hareketli bebek olurlar (hiperaktif değil!) Bunlar konuşmaya başladıktan hemen sonra kendiliklerinden okuma-yazma öğrenirler. Bu durumdan ailelerinin çoğu kez haberi bile olmaz. Burada hiç bir zorlama gayreti söz konusu değildir.

Bu arada bir bölümü rakkamları, bunlarla yapılabilen basit işlemleri de, gene kendiliklerinden öğrenirler. Özöğrenimli ( Autodidaktos) özelliğini taşırlar. Bir konuyu öğrenmek için onun kaynağına gidip bilgiyi oradan kendi kendilerine almayı yeğlerler. Bu özellikleri yaşamları boyunca korunur. Eğitimleri ile öğrenimleri olağanüstü kolaydır. Böylesi çocukların erken okula gönderilmeleri salık verilmez. Çünkü ilk sınıflar bir yana, ileri sınıflarda arkadaşları kendilerinden yaşça büyük olup psikolojik yönden daha olgun olduklarından, bazı güçlükler içine düşüp bunalıma girebilirler. Ama normale yakın yaşta okula verilirlerse başarıları en yüksek düzeyde olur. Okulda lider durumuna kolaylıkla geçerler. Çevreye, sosyal ilişkilere ilgileri çok fazladır.

Üstün zekalı çocukların olumsuz diyebileceğimiz yönleri de bulunmaktadır. Bunlara ailelerin, özellikle eğitmenlerin dikkat edip onların yetişmesini kolaylaştırmaları gerekir.

●Rutin ödevlerden çabuk sıkılırlar.
●İşleri kendi bildikleri gibi yapmak isterler.
●Sınıfta çok fazla dikkat çekebilirler.
●Başkalarının göremediği ilişkileri görebilir, dersin çoğunun sadece bu konuda tartışmaya ayırmak isteyebilirler.
●Bazen bir projeyi bitirip diğerine başlamayı istemeyebilirler.
●Ara sıra hayallere dalıp dikkatleri dağılır.
●Öteki öğrencilerin “sönük” kalmalarına neden olabilirler.
●Kendilerine çok da yararlı olmayan yapıtlara gereğinden fazla zaman ayırabilirler.
●Yersiz espriler yapabilirler.
●Bazan gereğinden fazla yenilikçi olabilirler.
●Başarısızlıklardan çok çabuk etkilenebilirler.
●Aşırı düzeyde “otoriter” olabilirler.
●Başkalarının fikirlerine yeterince önem vermeyebilirler.

Bütün bu anlatımlar normal zekalı çocuklarla, üstün zekalı çocukların aynı dersliklerde, aynı öğretim programlarıyla eğitime alınmalarının sakıncalarını söylemektedir satır aralarında.

En iyisi böyle çocukların erken tanınıp onlar için kurulmuş özel okullara gönderilmeleridir. Ne yazık ki Türkiyemizde buna olanak yok gibidir. Çünkü bizler normal çocukların bile tümünün eğitimine henüz bir çare bulabilmiş değiliz. Nerde kaldı ileri zekalı olan çocuklarımızın özel eğitimi diyoruz.

Fakat ileri zekası olan çocuklarımızın, yer altı ya da yer üstü zenginliklerimiz gibi, bizim servetimiz olduğunu unutmamak gerekir. Bunların gereği gibi değerlendirilmesi büyük artı değer kazanımına neden olur. Aralarında bütün güçlüklerden sıyrılıp sivrilenler varsa da bu okyanusta bir damla kadar küçük önem taşımaktadır.

İşte ansiklopedilerde Türk isimlerinin yok denecek kadar az olmasının nedenini burada aramak gerekir. Benjamin Franklin’nin şu sözünün ne kadar doğru olduğunu anımsayalım “Eğitimsiz deha, toprak içindeki gümüş madeni gibidir”. Bu arada üstün zekalı olarak doğan çocuklarımızın hiç te önemsenmiyecek kadar az olmadığını söyleyelim. Yapılan saptamalara göre bin tane normal doğuma karşılık bir dahi dünyaya gelmektedir. Ama bunlar, bizim adamsendeciliğimiz yüzünden yok olup gitmektedirler. Bir eğitimci olarak onları arayıp, bulup, özenle yetiştimek başlıca hedefimiz olmalıdır.

Günümüzde okyanusta bir damla niteliğinden de az olsa üstün zekalı çocuklarımızın eğitimi ile ilgili bir çalışma geniş kapsamlı olarak Milli Eğitim Bakanlığı kuruluşu içinde gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Bu proje üstün yetenekli öğrencileri normal eğitim programlarından arta kalan zamanlarda eğitilmelerini amaçlamaktadır. Sözü edilen eğitim etkinlikleri bağımsız okul niteliğindeki Bilim, Sanat Merkezlerinde verilmektedir. Mart 2003 tarihinden bu yana 17 tane Bilim, Sanat Merkezi etkin bir biçimde çalışmalarına devam etmektedir.

Fakat gönül isterdi ki üstün zekalı çocuklarımız için, bütün eğitimlerinin orada yürütüldüğü özel okullar, derslikler bulunsun. Bu gün yürütülmekte olan projede üstün zekalı çocuklar “normal eğitimleri dışında”, demek ki normal çocuklarla birarada gördükleri eğitimden sonra özel eğitime alınmaktadırlar. Bunun, hem normal hem de üstün zekalı çocuklar için bir çok sakıncalarının olabileceği bir kaç paragraph once belirtilmişti. Çözümün bu günkü tutumla sağlanması olanağı olmadığı açık bir gerçektir. Ama gene de konuya bir biçimde el atılmış olması, esas hedefe varılması yıllar alacak bile olsa, umut vericidir.

Denebilir ki bu kalabalık insan topluluğu içindeki dehaları nasıl seçelim de onları özel eğitimden geçirelim?..

Sorunun birinci bölümünün yanıtı basittir. Kitle içinde IQ testi taraması yapılabilir ( Ancak taramada kullanılacak IQ testinin çoklu zeka’ya gore yeniden düzenlenmiş olması gerekir). IQ sü 140 ya da daha yukarıda olanlar deha olarak ayrılırlar. Zor olan sorunun ikinci bölümüdür. Bunların eğitimi ayrı bir teknik beceriyi gerektirir. Fakat burada hemen akla gelmeli : Yer yüzünde bir çok ülkede olduğu gibi bizimkinde de “bilim adamı” yetiştirmek için kurumlar oluşturulmuştur. Bu kurumlar dehaları değil, fakat normal zekalı, ama yetenekli kişileri bilim adamı yapabilmek için uğraş verir. Ama uyguladıkları yöntem dehaların eğitilmesi için elverişlidir. Uygulamayı biraz değiştirip biraz da aşağı çekerek, örnekse ilk öğretimden başlatıp, özel dersliklerde, ödüllendirilmiş bu çocukları yurt yararına kazamayı sağlamak olanağı acaba yokmudur?

Bu noktada “Yüzde yüzü okuma yazma düzeyine henüz ulaştırılamamış bir toplum için dehaların eğitimini düşünmek bir parça lüks değilmidir?” sorusu hemen akla gelebilir. Benzer düşünce tıp alanında vaktiyle ileri sürülmüştü : “Memlekette kızamık hastalığından çocuklar ölmekteyken, kalb hastalarının sağıtılması için bir çok para harcayıp cerrahi merkezler, yeğin bakım birimleri açmak doğru mu?” Bu fikir halk avcılığı (demagogie) sınıfına girdiği için iflas etti. Şimdilerde tam aksi yönde atılımlar yapılıyor. Dehaların eğitimi fikri de buna benzemektedir. Deha, Benjamin Franklin’in de anlattığı gibi yurdun sahip olduğu çok değerli bir tür maden filizi gibidir. Gereği gibi eğitilirse (Maden filizinin yer yüzüne çıkarılıp işlenmesi gibi) yurda çok büyük zenginlik sağlıyabilir. Bu yüzden yetenekli eğitimcilerden, bu konuda sağgörülü, uzgörülü davranış sergilemelerini beklemek en doğal hakkımızdır. Bu, toplumun tamamının okuma yazma bilmesinden çok daha yararlı sonuçlar verecek bir yatırımdır.

Burada üstün zekalılar için dünyada bulunup uygulanan yöntemlerin bazılarının bir sıralamasını vermek istiyoruz. Ayrıntılara girilmeden yalnızca tanımlar verilmiştir. Çünkü ayrıntılar çok geniş alanı kapsamaktadır.

George T. BETTS – Üstün yetenekliler için otonom öğrenme modeli.

Barbara CLARK – Bütünleştirici eğitim modeli.

John FELDHUSEN & Penny Britton KOLLOFF – İlköğretim düzeyinde üstün zekalılar için Purdue üç-evreli zenginleştirme modeli.

John FELDHUSEN & Penny Britton KOLLOFF – Üstün zekalı, yetenekliler için Purdue orta öğretim modeli.

Sandra N. KAPLAN – Üstün zekalılara yönelik farklılaştırılmış müfredatın yapılandırılması için bir model.

Mary MEEKER & Robert MEEKER – Üstün zekalıların eğitimi için zekanın yapısı (SOI) sistemi.

Joseph S. RENZULLE & Sally M. RETS – Üçlü/döner kapı zenginleştirme modeli : Yaratıcı üretgenliğin geliştirilmesi için okul çapında bir plan.

Sally M. REIS & Joseph S. RENZULLI – Ortaöğretim üçlü modeli.

Julian STANLEY – Matematikte erken gelişmiş öğrencilere öğretim modeli.

Carol SCHLICHTER – Sonsuz yetenekler : genel ile üstün zekalar programlarında Taylor’un çoklu yetenek yaklaşımının uygulanması.

Abraham J. TANNENBAUM – Zenginleştirme matriksi modeli.

Donald J. TREFFINGER – Bireyselleştirilmiş programlama aracılığıyla etkin, bağımsız öğrenmeyi geliştirme.

Frank E. WILLIAMS – Üstün zekalıların programlarını zenginleştirmek için Bilişsel-duyuşsal etkileşim modeli.

Üstün zekalı çocukların eğitiminde sıkça sözü edilen, bu tür eğitimin tabanını oluşturan Purdue Modeli’nden de kısaca söz etmek gerekir.

Üç basamaklı Purdue Modeli yüksek zeka ya da yeteneği olan öğrencilerin belirgin özellikleri ile gereksinimleri göz önünde bulundurularak düzenlenmiştir (Feldhussen & Kolloff, 197Cool. Bu modelin temelde 4 hedefi vardır.

●Yetenekli çocukların zihinsel kapsama güçlerini etkin bir biçimde kullanmalarını sağlamak.

●Yetenekli öteki çocuklarla küçük grup etkileşimi sağlayacak benlik, kendine güven kavramlarının gelişimine yardımcı olmak.

●Zorlayıcı eğitim etkinlikleriyle öğrencilerin var olan zihinsel, yaratıcı düşünme yeteneklerini en yüksek düzeyde kullanmalarını sağlamak.

●Yetenekli çocukları bağımsız, özgür çalışmalar yapabilen, etkili öğrenen bireyler durumuna getirmektir.

Bu modelin uygulamada temel olarak üç aşaması vardır. Bu aşamalar ile amaçları kısaca şu biçimde özetleyebiliriz :

Birinci aşamanın temel amacı ayırıcı, birleştirici düşünce becerisinde uygulamalar yaparak öğrencilere bilimsel süreç becerilerinin gelişimine yardımcı olmaktır. Bu aşamada öğrenciler için esneklik, akıcılık ile kapsamlı düşünebilme becerilerini geliştirebilecek etkinlikler düzenlenir. Böylelikle öğrencilere yaratıcı, üretici düşünebilme becerilerini geliştirme fırsatı verilmektedir.

İkinci aşamada öğrenciler bir problemle karşı karşıya getirilirler. Seçilen problem ya ayrıntılı bir biçimde tartışılır ya da problemin çözümü için farklı yöntemler uygulanır. Genellikle bu problemin çözümünde küçük grup çalışması yapılması istenir. Öğrenciler bu aşamada beyin fırtınası, morfolojik analiz gibi yöntemleri öğrenirler. Onları uygulama olanağı bulurlar. Bu aşamada öğrencilerin edilgin bilgi alıcıları olmaktan çok etkin öğrenen, öğrendikleri temel problem çözme yöntemlerini uygulayabilen bireyler olmaları amaçlanmaktadır.

Üçüncü aşama, öğrencilerin ilgi alanlarındaki bir konuda bağımsız bir çalışma planı yaptıkları aşamadır. Öğrenci üçüncü aşamaya ayırıcı, birleştirici düşüncelerle ilgili bilgi alt yapısı ile problem çözme teknikleriyle ilgili bilgileri anlayarak gelmelidir. Dolaylı olarak ilk iki aşama üçüncü aşamaya hizmet eder. 1 ile 2 nci aşamaların dikkatli planlanıp yürütülmesi bu aşamada kendini gösterecektir. 1 ile 2 nci aşamalar üstünde ciddi biçimde durulursa 3 üncü aşamada öğrencinin yüksek düzeyde bağımsız yapabilmesi olanak içindedir,

Alıntı. Dahi Olarak Doğan Çocuklar
Bedirhan diyor ki:
Kimselere söyleyemeyiz, Gizli gizli severiz
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
06-27-2008, 09:44 AM
Mesaj: #2
RE: Dahi Olarak Doğan Çocuklar
bide küçükken yaramaz olurlar
emeğien sağlık bedirhan
candy diyor ki:
DÜŞLERİM DÜŞSE BİLE KIRILMAZ , AMA YÜREĞİM CAMDAN

ne hüzünden vazgeçerim, ne hazandan,
kuru yaprakları da severim,yeşili sevdiğim kadar.
denizin mavisi, martısı, sonsuzluğu büyüler beni,
bir de toprak kokusu yağmurdan kalan.
meraklı bir çocuk yaşar içimde,
hayata durmadan soru soran.
bir de yeniyetme var, en asi çağında,
adı özgürlük,işi zincirlere isyan.
umuda tutkunum ben,tutkularımdan umutlu.
düşlerim düşse bile kırılmaz,
ama yüreğim camdan…

Çıkardım yüreğimdeki kirli elbiseleri...
Ne çamur kaldı ne pas senden eser!!
Peki ne bu ellerimde ki lekeler?
Ağlattıgımız bulutlara sende benim gibi hesap ver!!!

Haketmediğini ßiLe ßiLe SEVMEK mi
yoksa çekip gitmekmi????

http://sivasliyiz.com/sitemize-zarar-ver...24301.html
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
06-27-2008, 09:54 AM
Mesaj: #3
RE: Dahi Olarak Doğan Çocuklar
emeğine sağlık kanka

yaramaz olmayan çocuk sevilmezki şeker
imren diyor ki:
Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım...
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..




http://sivasliyiz.com/sitemize-zarar-ver...24301.html
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  Türk'ler Allah Tarafından Övülmüş Millettir KAFKASKAR 1 12 10-06-2008 09:33 AM
Son Mesaj: emre15631998
  Seni Seviyorum ve Cevaplari :p ||BuSrA|| 9 60 10-03-2008 06:51 PM
Son Mesaj: mannaq
  çocuklar babaları için ne der.. namyelüs 4 26 10-02-2008 01:19 AM
Son Mesaj: tekniker58
  Adını soyadını yaz sac modelin çıksın candy 9 83 09-20-2008 01:17 AM
Son Mesaj: anaveisfoties
  sağlıklı yasaklar Güneş 4 42 09-08-2008 01:45 PM
Son Mesaj: Güneş
  Fıkra : Gelin-Kaynana SivaSLiNuRSe 5 26 09-05-2008 10:50 PM
Son Mesaj: SivaSLiNuRSe
  selam arkadaşlar murti 1 61 08-23-2008 02:23 PM
Son Mesaj: murti
  Hoşgeldin Hayat... Geri mi Geldin KAFKASKAR 9 114 08-22-2008 11:05 PM
Son Mesaj: KAFKASKAR
  Hayatı Tersten Yaşamak Nasıl Olurdu? KAFKASKAR 2 38 08-12-2008 09:56 AM
Son Mesaj: KAFKASKAR
  yorenın tukenmeyen nefesı zara fm dinle SoN.Z4R4L1 6 100 08-01-2008 10:52 PM
Son Mesaj: fReeStYLeR

Forum Atla:

İletişimSivas | Sivasliyiz.ComYukarıya dönİçeriğe DönHafifleştirilmiş SürümRSS Beslemesi