o diyarın aşığı
Senior Member
   
Mesajlar: 679
Grup: Kayıtlı
Katılım: Mar 2008
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 7
|
FARKINDA OLMAK
Farkında Olmak
Müslüman varlığının farkında olan insandır. Yaratılışının, sorumluluğunun, konumunun, kendisinin farkındadır. Evrenin hakimi olan Rabb’inin indindeki haddini bilir, bilmelidir mü’min. Kendisini vahye muhatap kılan aklını, azgınlığa götürecek bir araç olmaktan korumalıdır, mü’min. Aksi halde küçücük aklıyla insan, kendisini evrenin hakimi gibi görme yanılgısına düşer. Allah’ın kainata koyduğu bir takım şifreleri çözdüğünde sanki onları yaratmış edasına bürünerek kibirlenir. Yaratıcı karşısında kul olduğunu unutur. Bu da insanı azgınlığa, vahşete ve teröre götürür. Bırakın insanın doğaya hakim olmasını, kendi bedeninin işleyişine, tansiyonuna bile hakim değildir, insan.
Bu kainat içerisinde insanın özel bir yeri var elbette. Akıl ile birlikte konuşma, anlama gibi yetileri insan için önemli değerlerdir. Ama bunlar da Rabb’in kontrolü altında olduğu unutulmamalıdır. İnsan, akıl aracılığı ile bir takım şeyleri bilir, öğrenir. Ama akıl tek başına her şeyi anlamaya muktedir değildir. İnsan fiziki boyutta gördüklerini tecrübe ile öğrenebilir. Fakat fizikötesi boyut ile, inanç ile ilgili bilgi edinmesi vahiy aracılığıyla mümkündür. Eğer insan yaptıklarıyla hikmeti yakalayabiliyorsa, ancak o zaman akıl onun için bir alametifarika olur. Hikmete ulaşmak ise aklın, vahye tabi olmasıyla mümkün olur. Cüz-i iradesini Allah’ın külli iradesine ram etmeyen insan niçin var olduğunun farkında olmaz. Böylece insan yaratıcısından uzak kalır ve kendisini unutur.
Kendisini unutan, kendisini bilmeyen insan Rabb’ini de unutur, yönünü de yolunu da kaybeder. Dürüstlük, doğruluk, hak, hukuk... gibi olgular onun için bir şey ifade etmez. Bu durumda insan ruhu ölür, yok olur. İnsanı içinde bulunduğu bu buhrandan kurtarıp ona şerefini iade etmek ancak İslam ile olur. Allah’a yönelmek, O’na teslim olmak, O’nun emirlerine uymak kişiyi insanlaştırır. Kur’an’ı hakkıyla okuyan, anlayan insan, kainata ibret gözüyle bakar. Kitabı okumayı hayatımızdan çıkarttığımızda kâinatla ve onun yaratıcısıyla aramızdaki bağı koparıp atarız, ne yazık ki. Bu durumda insan Allah’ın rahmetinden uzak kalmaya mahkum olur.
Kendini tanıyan, kendini bilen kişi için ilk gereklilik Rabb’ini tanımasıdır. Bunu başaran, Hablullah’a sarılarak ulvileşir, insan olmanın lezzetini yaşar. İnsan olmak, Müslüman kalmak başarılması gereken bir hedeftir. Bu doğrultuda sürekli bir çaba içerisinde olmalıdır insan. Eğer ihmalkar davranırsa, duruşundaki kaymanın farkında bile olmaz çoğu kez. İnandığı gibi yaşamayanlar, zamanla yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar. Rabb’imiz, “Ey iman edenler! İman edin...” (Nisa-136) diye bize seslenirken, kul olarak misyonumuzun şuurunda olmamızı ve hep dinamik kalmamızı istiyor bizden.
Sürekli bir dinamizm ve hareket beşer hayatını canlandırır. Bu canlılığı İslam bünyesinde barındırır. Onun özünde vardır aksiyon. Müslüman, İslâmî hayat düsturlarına riayet ettiğinde, ruhunda bir ferahlık ve hayatında hareketlilik hissedecektir. Namaz kılmak burada önemli bir örnektir. Namaz Allah ile kul arasındaki en önemli bağdır. En büyük zikirdir, sürekli olarak insana Allah’ı hatırlatır. Gönüllü olarak itaattir. Mü’minin miracıdır. Namaz, kılanını çirkinliklerden ve kötülüklerden uzaklaştırır. (Ankebut-45). Mü’min için namaz bir disiplindir. Çok mükemmel bir zaman planlayıcısıdır. Namaz, günde beş kez maddi-manevi kirlerden temizler insanı ve gaflete karşı bir kontrol mekanizmasıdır. Hayatın telaşı ve kargaşası içinde, durup nefes almaktır, namaz. Hakkıyla namaz kılan bir Müslüman tembel ve pasif olur mu?
Müslüman, “Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür” gerçeğini hatırdan çıkartmadan, hafıza zindeliğini zedelemekten sakınmalıdır. Bu zindeliği sağlamanın ilacı Allah’ı anmaktır. Rabb’i unutmamak, devamlı anmak, sadece O’nu sevmek, yalnızca O’ndan korkmak, O’na sığınmak, O’ndan istemek insana ruh dinginliği ve zindeliği kazandırır. İslamî hassasiyetlerimizi hatırda tutmak, kaybetmemek ancak kesintisiz bir Kur’an okuyuşu sayesinde kolaylaşır. Allah, Kitab’ı ve kainatı okumakta samimi olanlara, karşılaştıkları problemleri doğru ve net olarak çözüme kavuşturma yollarını gösterir. Yalnızca kendisinden korkanlara iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış verir. (Enfal-29).
Müslüman, Rabb’ine verdiği andını unutmadan, kul olma şuuruyla adım atmalıdır. Yaratıcısıyla yaptığı antlaşmayı hatırlayarak bir yaşam biçimi oluşturan insan, Rabb’ine karşı bir saygısızlıkta bulunmaktan korkar. Hududullah içerisinde kalmaya titizlikle riayet eder. Türlü zorluklara sabreder, nimetlere şükreder. Hiçbir kınama onu mükellefiyetlerinden uzaklaştırmaz. Faziletli ve temiz bir toplumun inşası için iyiliği teşvik ve kötülükten sakındırma vazgeçilmez bir eylem olmalıdır mü’min için.
Bu kutlu davayı yarına taşıyacak olan bu günün insanları olarak biz, çocuklarımıza ve torunlarımıza tevhid gerçeğine uygun olarak geçirilmiş güzel hayat örnekleri sunmalıyız. Yaptıklarımızdan yada yapmadıklarımızda hesaba çekileceğimizi, O gün, el, ayak, göz ve kulağın Allah’ın izniyle dile gelerek aleyhimizde şahitlik yapacağının( Yasin-65)farkında olarak, Peygamber Efendimizin: “Hesaba çekilmeden önce nefislerinizi hesaba çekin.” ihtarını asla unutmamalıyız. Bu şuurla, muttaki insan bilinciyle ibadetlerimizi eda ederek, salih amellerle dolu bir hayat arzusunda olursak, her bir adımı daha bir dikkatle atarız. Söylediğimiz her kelimeyi daha bir özenle seçeriz. Sanki sermayesi ve sorumluluğu yokmuşçasına dile gelen her kelimeyi sarf etmek ne kadar doğru? Bu bağlamda, Peygamber Efendimizin:“Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin, yahut sussun.” (Buhari-Müslim) sözünü derinliklere dalarak, tefekkürü ve tefehhümü artırarak tekrar tekrar okumalıyız.
Mü’min gaflete düşmemek için nefsiyle mücadeleyi asla bırakmamalı ve içinde bulunduğu duruma karşı da daima uyanık olmalıdır. Yakaza ruhunu asla öldürmeden her zaman güçlü ve zinde kalmalı. Basiret gözlüğünü takarak, ferasetle hüküm vermek için Allah’ı anmaktan bir an olsun gafil olmamalıdır. Müslümanın Allah rızasına muvafık yaptığı her iş ibadet olduğuna inançlıysak, bu asla zor değildir. Helal-haram çizgisinde bir hayat yaşarsa insan Allah’ı anmaktan gafil kalmaz, tabi olarak. Ölüm gerçeği, gafletten sıyrılmamızı sağlayan çok ehemmiyetli bir faktördür. Ölümü hatırlamak için, sevdiğimiz insanları gitmesini beklememeliyiz. Her nefeste ölümlü olduğumuzun şuurunda olmalıyız. Peygamber Efendimiz:“Lezzetleri acılaştıran ölümü çok hatırlayın” buyuruyor. Bu ince noktayı fark etmek insana hassasiyet kazandırır. Dünyaya ve dünyevileşmeye karşı insanı frenler. Dünyanın melanet ve mezelletinden insanı korur.
Nefsinden, şeytandan ve dünyadan korunan insan, varlığının farkındadır. Var oluşun farkında olan insan, yaratılışındaki mükerrem fıtratı bozmamıştır. Erdemli ve yaşanabilir bir toplumu ancak fıtrat erozyonuna uğramayan bireyler inşa edebilir.
BANA BAKIPTA İSLAMI DEĞİL,İSLAMA BAKIP BENİ DEĞERLENDİR,BENİ ELEŞTİR.
İSLAMI KURTARMAYA DEĞİL,İSLAMLA KURTULMAYA ÇALIŞALIM.
|
|