|
GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-1
|
|
08-23-2008, 12:28 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-1
GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ
Tarih Öncesi Çağlarda (Paleolitik-Mezolotik)Çağlarda (M. Ö: 6000-4000 Yıllarında) Gürün İlçesi Tarih Öncesi(Paleolitik-Mezolotik)Çağlarda Gürün İlçesi(M. Ö: 6000-4000) Tegarammalar’ın egemenliği altında. Tarih, insan topluluklarının yaşayışlarını birbirleriyle olan ilişkilerini, kurmuş oldukları medeniyetleri yer ve zaman göstererek anlatma san’atıdır. Tarih, insanların nerede ne zaman ve nasıl yaşadıkları sorularına cevap verdiği gibi, aynı zamanda insanların yaşamış oldukları bölgeler hakkında da detaylı bilgiler vermektedir. Bu nedenle tarih, geçmiş zamanların incelenmesi olduğu kadar, üzerinde yaşanılan coğrafyanın da incelenmesi ve araştırılması demektir. [82] Tarihi kaynaklara göre, Asya ile Avrupa arasında bir köprü niteliğine sahip olan Küçük Asya adı verilen Anadolu ile Mezopotamya, yeryüzünde kara parçalarının oluşmaya başladığı “Arkeen” adı verilen ilk dört devrenin üçüncü döneminin sonlarına doğru meydana gelmiştir. Bu dönemde Anadolu’daki yüksek platolar iyice belirlenir bir halde ortaya çıkmışlar. Doğuanadolu’nun bugünkü görünümü ve yüksek platosu, Kafkas bölgesiyle bu dönemde Asya ile birleşik bir hale gelmiştir. Batıanadolu ile Doğu ve Güneydoğuanadolu’yu birbirine bağlayan tarihi çağlardan günümüze kadar stratejik önemini korumuş olan, Toros sistemi içinde, dışdoğu Toroslar, kuzeyde ve iç doğu Toroslar arasında kuzey-kuzeybatı, batı ve güney yönlerinden çevrili içerisi sularla yarılmış olan Uzunyayla’dan başlayarak Malatya’ya kadar uzanan Tohma Vadisi ile, Konya ve Anadolu yaylasını Antalya’ya, Erzurum’u Trabzon’a, Sivas ile Samsun’u, Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan yolların ana kavşağı olan adına tarihte “KilikyaKapıları” denilen bölge, bu dönemde meydana gelmiştir. [83] İnsanoğlunun Anadolu’daki en eski yerleş¬meleri Paleolitik Çağın yani Yontma Taş denen Eski Taş Dönemi’nin başlarına değin uzanır. Bu dönemde insanlar mesken olarak mağaraları, kayaaltı sığınaklarını ya da açık havada, dal, çalı çırpı ve hayvan postlarından yaptıkları çok ilkel barınakları kullanıyolardı. Sürekli oturulmayan bu barınaklar, besin kaynaklarının konumuyla ilgili olarak kolaylık¬la değiştirmekteydi. Üretim konusunda hiç bir bilgisi olmayan, bu yüzden geçimini avcılıkla sağlayan ilk insanlar günlük yaşantılarını, doğada kolaylıkla bulunabilen iri çakıl taşlarından kaba aletler yaparak kolaylaştırmaya çalışıyorlardı. Aletlerindeki teknolojik gelişime göre bu uzun dönem Altpaleolitik, Orta Paleolitik ve Üst Paleolitik olmak üzere üç ana bölüme ayrılmaktadır. Bu dönemde meydana gelen coğrafik ve hidrografik değişiklikler, demografik değişiklikleri de beraberinde getirmiştir. Yeryüzünde meydana gelen klimatik değişiklikler, insan hayatını olumsuz yönden etkilemiş olduğu için insanlar bu ilk devirlerde sık sık yer değiştirmek zorunda kalmışlardır. Tarihi kaynaklara ve yapılan en son ilmi araştırmalara göre, yeryüzünde ilk yerleşim alanları Arabistan ile bu bölgeye yakın alanlar olmuştur. Bu nedenle yeryüzündeki ilk göçler de bu bölgelerden meydana gelmiştir. İklimin değişmesi ve ırmakların kurumasıyla bu bölgede yaşayan insanlar kendilerine daha iyi yurtlar bulmak için kafileler halinde göç gelerek başta Ortaasya ve Anadolu olmak üzere dünyanın değişik bölgelerine giderek yerleşmişlerdir. [84] Tarihi kesin olarak bilinmeyen, yeryüzünde meydana gelen bu ilk göçlerden sonra da tarihin belirli dönemlerinde (yaklaşık olarak her bin yılda) yeryüzünde çok çeşitli göçler meydana gelmiştir. Tarihi kaynaklara göre yeryüzünde bilinen en yakın göçlerden birisi M. Ö: 6000-5000 yıllarında olmuştur. [85] Bu tarihten sonra da M. Ö: 5000-4000 yıllarında da bir büyük göç olayı yaşanmıştır. Tarihin aydınlanmaya başladığı bu ilk dönemlerde meydana gelen göçlerin en kuvvetlisi ve en devamlı olanı da, Önasya ve Mezapotamya’ya olmuştur. Bu göçler, Mezapotamya’nın kuzey bölgelerinden Anadolu’ya kadar uzanmıştır. [86] Tarihi kaynaklara göre, M. Ö: 6000-5000’li yıllarda Zağros Dağları’ndan Anadolu içlerine, Lübnan havalisi’ne, Filistin topraklarına kadar bu ilk göçlerle Önasya’ya gelerek yerleşenlere Önsümerler adı verilmektedir. M. Ö: 5000-4000’li yıllarda, yani Önsümerler’den sonra gelerek Önsümerler’in yerleşmiş oldukları yerlerde yurt tutmuş olanlara da Sümerler adı verilmektedir. Yapılan en son inceleme ve araştırmalarda Önsümerler ile Sümerler’in kökenleri itibariyle aynı oldukları ve Brekisefal tip “Alpen ırka” mensup oldukları anlaşılmıştır. Önsümerler ile Sümerler arasındaki farkları, Önsümerler’in Önasya’ya daha önceden gelmiş olmalarıdır. Kuzey Suriye’de Etiler/Hititler ile aynı ırktan olan Önasya tarihinde önemli roller üstlenen ve Mitanniler ile bunlara yakın olan boylar Antakya’ya kadar olan sahada otururyorlardı. Kuzey Mezopotamya’da Hurriler ve Subariler, Zağros Dağları eteklerinde Kassitler, Urfa, Halep ve Antakya taraflarında Mitanniler, Anadolu’da (Kapadokya Bölgesinde) Hattiler, Malatya ve Maraş havalisinde Tegarammalar/Togarmalar ilk göçlerle gelerek bu bölgelere yerleşmiş olan Önsümerler’dendirler. Önsümerler’den sonra gelerek genelde Aşağı Mezapotamya’da, Huzistan Bölgesi’de yurt tutmuş olan Ela’mlar ile, Ela’mlar’n kuzeyindeki dağlık kesimde yerleşen Lü’lübiler ve Gutiler’e de Sümerler adı verilmektedir. Tarihi devirlerin başlarında Önasya’da görülen, yukarıda bahsedilen Kavimler ile Mısır’n ikinci neolotik medeniyetini kuranlar, Akadlar, Asurlular, Hiksüsler, Ara’miler gibi daha bir çok kavimler, İbraniler ile Önasya’dan gelen Brekisefal tipi insanlarla karışıp kaynaşarak bu bölgelerde yerleşerek kendi medeniyetlerini kurmuşlar, yerleşmiş oldukları bölgelere ve kurmuş oldukları şehirlere kendi dillerine göre bir takım isimler vermişlerdir Tarihin aydınlanmaya başladığı zamanlarda (M. Ö: 5000-4000) Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde oturdukları görülen ve ilk yurtlarını sık sık değiştiren boyların Anadolu’ya bu ilk göçlerle gelmiş olduklarını tarihi kaynaklar belirtmektedirler. Tarihi kaynaklara göre Anadolu’nun çeşitli bögelerinde yurt tutmuş olan insan grupları ise şunlardır: Gümüşhane ve Bayburt Havalisinde Isuwalar, Punt Bölgesinde Kizzuwatnalar, Kapadokya Bölgesinde Hattiler/Hitirler, Küçük Kapadokya’da Saplitler, Paflagonya’da Gaşgalar, Kilikya’da Luwiler, Izorya’da Arzawalar, Likeonya’da Luggalar, Karya’da Ahizzalar, Lidya’da Asuwalar, bu ilk göçlerle gelip yerleşen insan topluluklarıdır . [87] Anadolu’da yaşayan bu topluluklar, tarih öncesi çağların yani prehistorik devir adı verilen paleolitik, önpaleolitik, ve son paleolitik devirlerin tümünü de yaşayarak insanlık tarihinin ikinci çağı olan Neolitik Çağa, daha sonra da Mezolotik ve Kalkolitik Çağa ulaşmışlardır. Bugün Çin, Sus, Ano ve Mezapotamya’da bulunan tarih öncesi çağlara ait alet ve eşyalar ile her türlü kalıntıların Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde bulunan kalıntılarla aynı olması ve aynı tarihi taşıması, bu alet ve eşyaları kullanmış olan insanların tarafından Önasya’dan çeşitli göçlerle bu bölgelere getirilmiş olduğunu kanıtlamaktadır. Tarih öncesi çağlardan günümüze kadar gelmiş olan bu kalıntılar, kurulan medeniyetlerin birbiri üzerine yığılmış birer kültür örnekleridir. Günümüzde yapılan en son ilmi araştırmalarda elde edilen bulgular, Anadolu’da insanlık tarihinin her dönemine ait yaşantının sürdürülmüş olduğunu doğrulayarak isnat etmektedir. Bakır ve Altın Anadolu’da M. Ö: 6000 yılında, Ela’m ve Mezapotamya’da M. Ö: 5000, Mısır’da M. Ö: 5000, Girit’te M. Ö: 3000, Batı Avrupa’da ise; M. Ö: 2000’li yıllarda görülmektedir. Bu tarihlerin ise, Brekisefal (Önasya tipi)ler’in Yakın Şark’a girdiği tarihlerle uyuşmakta olduğunu tüm tarihi kaynaklar kabul etmektedirler. Anadolu’da bulunan altın ve bakırın bu ilk göçlerle getirilmiş olduğu kesindir. [88] Tarih öncesi çağlarda ait olan kalıntılardan birisi de enkaz tepecikleridir. Bunlara Türkistan’da kurgan, İran’da tepe, Mezapotamya ve Suriye’de Tel, Anadolu’da ise Hüyük/Höyük adı verilmektedir. Anadolu’da tarih öncesi çağlardan günümüze kadar çok sayıda toplumlar yaşayarak bir çok medeniyetler kurmuş oldukları için insanlık tarihi bakımından Anadolu, önemli bir konuma sahiptir. Çünkü Anadolu’nun tarihi açıdan önemi, Mezapotamya’dan hemen sonra gelmektedir. İnsanlık medeniyetinin beşiği sayılan Mezapotamya ile Anadolu arasındaki en önemli nokta ise, Kapadokya medeniyetinin kurulmuş olduğu OrtaAnadolu; Kayseri’den Adıyaman’a kadar olan bölgeler olmuştur. Bir başka ifadeyle; Uzunyayla’dan başlayarak Fırat’a kadar uzanan Tohma Suyu ve havzasının kaplamış olduğu sahalardır. Çünkü Tohma Havzası, Konya ve Anadolu yaylasını Antalya’ya, Erzurum’u Trabzon’a, Sivas ile Samsun’u, Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan yolların ana kavşağına “Kilikya Kapıları” denilmektedir. Orta Anadolu ile Güneyanadolu’yu birleştiren iki anayolun varlığı öteden beri bilinmekteydi. Anadolu ve Mezopotamya arasındaki irtibatı sağlayan bu iki yol da Tohma Havzası’nda geçiyordu. Batı’dan doğuya doğru Anadolu’yu baştan başa geçen bu iki ticaret yolunun birisi, Kapodakya’nın (Hititler’in)başkenti Hattuşaş’tan Kaneş, Şamuha ve Hurama şehirlerinden geçerek Tilgarimmu’ya (bugünkü Gürün Ilçesi) ulaşır. Buradan da Timelkia (Bugünkü Darende Ilçesi), Meliddu (Malatya), Sümeysat, üzerinden Osreon (Urfa)’a varıyordu. Buradan batıdan Kargamış ve Halpa’ya, doğuda Nusaybin üzerinden Asur ve Babil olmak üzere ikiye ayrılıyorlardı. Anadolu-Mezopotamya ticaret ve kervan yolunun birisi Asur kaynaklarına göre; Mazaka’(Kayseri) dan gelen tarihi bu yol, Tilgarimmu’dan geçerek güney istikametinde uzayarak Elbistan’a gelir, buradan Kokusüs’a (Göksun İlçesi)ulaşan yol ile birleşerek Markasi’ye (Maraş Ili) ulaşırdı. Gülek Boğazı’ndan geçerek Amanos eteklerinden Mezopotamya ülkelerine giderdi. Her iki yolda güvenlik bakımından Tohma Havzası’ndan geçmekteydi. [89] Anadolu ile Mezapotamya arasındaki irtibatı sağlayan ticaret ve kervan yolunun geçmiş olduğu bölgelerde bir takım tarihi kalıntılar ve belgeler bulunmuş olduğu gibi, bu yolun hangi bölge ve şehirlerde geçmiş olduğu da tarihi tabletlerde belirtilmektedir. Bu tarihi kalıntıların bulunduğu bölgelerden birisi de Karatepe’dir. Bazı kaynaklarda Kizzuwatna Ülkesi’nde, bazı kaynaklarda ise Meliddu (Malatya) Ülkesi’nde gösterilen Karatepe (Karahüyük), Elbistan’dan Malatya ve Gürün’e giden yolların on kilometre kuzeyinde, Gürün İlçesi’nin güneyindedir. Bu bölgede yapılan kazılarda ve yapılan araştırmalarda Geç-Roma döneminden itibaren tarih öncesi çağların, paleolitik ve Neolitik çağlara kadar uzanan bir takım kalıntılar, kaleler, kaya kabartmaları ve çivi yazılı tabletler bulunmuştur. Karatepe yazıtının onuncu satırında Lavazantiya şehir adından sonra zikredilen üç şehirden birisi “URA-ME-NA-İ” diğeri de “LE-KA-RA-MAURU” olarak okunan kilişe resmin ikinci son satırı ve Boğazköy metinlerinde yabancı uzmanlardan Forrer, Göthze, Garstang ve diğerlerine göre, bugünkü Gürün ilçesi ile bir tutulan Tagarama veya Tegarama şehri kastedilmektedir. Tilgarimmu şeklinde olan Asurca şeklinin gösterdiğine göre, bu yer adı kendine has bir “-t/l” sadası ile başlamakta, yani ihtimal Tlegarama ismini taşımakta idi. Tevrattan aynı yer bize Togarma şeklinde intikal etmektedir. [90] “Toğarma’’ ise, Tevrat’ta Nuh tarafından sonra Nuh (A. S.)’un Sam, Ham ve Yafes adındaki üç oğlundan Yafes’in torununun ismidir. Tarihi kaynakların ve Tevrat’ın belirttiğine göre Nuh Tufanı’ndan sonra insanlık alemi Hz. Nuh’un oğulları Sam, Ham ve Yafes’ten türemişlerdir. Tarihi kaynaklarda verilen bilgilere göre, Ön Asya’ya gelerek yerleşmiş olan ve kendilerine Ön Sümerler adı verilen Taballar, Muşkiler, Togarmalar/Tegarammalar, Medler, bütün bu kavimlerin menşei birdir. Hepsi de Nuh’un üç oğlundan türemişlerdir. Bu uluslar, ilk göçlerle Anadolu’nun çeşitli bölgelerine gelerek yerleşmiş olan insan gruplarıdırlar. [91] Tarihi kaynaklara göre, Zağros eteklerinden kuzeye yayılmış olan Brekisefal insan gruplarından ayrılan boylar, kuzeyde Kars ve Erzurum, güneyde Erbil üzerinden Anadolu’yu Kızılırmak ve Yeşilırmak Havzaları ile yine bu bölgenin güneyinde kalan güney Kapodakya, Toroslar ve Kilikya bölgeleri ve Tohma vadileri boyunca, Fırat ve Dicle ırmakları arasında yurt tutmuşlardı. [92] Bu ilk göçlerle gelen uluslar yerleşmiş oldukları bu bölgelerde kendi site devletlerini kurmuşlar. Bu kurulan şehir ve site devletlerine bulundukları bölgenin coğrafik özelliklerine göre kendi lisanlarınca bir takım isimler vermişlerdir. [93] Yapılan en son inceleme ve araştırmalarda Önsümerler ile Sümerler’in kökenleri itibariyle aynı oldukları ve Brekisefal tip “Alpen ırka” mensup oldukları anlaşılmıştır. Önsümerler ile Sümerler arasındaki farkları, Önsümerler’in Önasya’ya daha önceden gelmiş olmalarıdır. Kuzey Suriye’de Etiler/Hititler ile aynı ırktan olan Önasya tarihinde önemli roller üstlenen ve Mitanniler ile bunlara yakın olan boylar Antakya’ya kadar olan sahada otururyorlardı. Kuzey Mezopotamya’da Hurriler ve Subariler, Zağros Dağları eteklerinde Kassitler, Urfa, Halep ve Antakya taraflarında Mitanniler, Anadolu’da (Kapadokya Bölgesinde) Hattiler, Malatya ve Maraş havalisinde Tegarammalar/Togarmalar ilk göçlerle gelerek bu bölgelere yerleşmiş olan Önsümerler’dendirler. Önsümerler’den sonra gelerek genelde Aşağı Mezapotamya’da, Huzistan Bölgesi’de yurt tutmuş olan Ela’mlar ile, Ela’mlar’n kuzeyindeki dağlık kesimde yerleşen Lü’lübiler ve Gutiler’e de Sümerler adı verilmektedir. Tarihi devirlerin başlarında Önasya’da görülen, yukarıda bahsedilen Kavimler ile Mısır’n ikinci neolotik medeniyetini kuranlar, Akadlar, Asurlular, Hiksüsler, Ara’miler gibi daha bir çok kavimler, İbraniler ile Önasya’dan gelen Brekisefal tipi insanlarla karışıp kaynaşarak bu bölgelerde yerleşerek kendi medeniyetlerini kurmuşlar, yerleşmiş oldukları bölgelere ve kurmuş oldukları şehirlere kendi dillerine göre bir takım isimler vermişlerdir. Tarihin aydınlanmaya başladığı zamanlarda (M. Ö: 5000-4000) Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde oturdukları görülen ve ilk yurtlarını sık sık değiştiren boyların Anadolu’ya bu ilk göçlerle gelmiş olduklarını tarihi kaynaklar belirtmektedirler. Tarihi kaynaklara göre Anadolu’nun çeşitli bögelerinde yurt tutmuş olan insan grupları ise şunlardır: Gümüşhane ve Bayburt Havalisinde Isuwalar, Punt Bölgesinde Kizzuwatnalar, Kapadokya Bölgesinde Hattiler/Hitirler, Küçük Kapadokya’da Saplitler, Paflagonya’da Gaşgalar, Kilikya’da Luwiler, Izorya’da Arzawalar, Likeonya’da Luggalar, Karya’da Ahizzalar, Lidya’da Asuwalar, bu ilk göçlerle gelip yerleşen insan topluluklarıdır. [94] Anadolu’da yaşayan bu topluluklar, tarih öncesi çağların yani prehistorik devir adı verilen paleolitik, önpaleolitik, ve son paleolitik devirlerin tümünü de yaşayarak insanlık tarihinin ikinci çağı olan Neolitik Çağa, daha sonra da Mezolotik ve Kalkolitik Çağa ulaşmışlardır. Bugün Çin, Sus, Ano ve Mezapotamya’da bulunan tarih öncesi çağlara ait alet ve eşyalar ile her türlü kalıntıların Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde bulunan kalıntılarla aynı olması ve aynı tarihi taşıması, bu alet ve eşyaları kullanmış olan insanların tarafından Önasya’dan çeşitli göçlerle bu bölgelere getirilmiş olduğunu kanıtlamaktadır. Tarih öncesi çağlardan günümüze kadar gelmiş olan bu kalıntılar, kurulan medeniyetlerin birbiri üzerine yığılmış birer kültür örnekleridir. Günümüzde yapılan en son ilmi araştırmalarda elde edilen bulgular, Anadolu’da insanlık tarihinin her dönemine ait yaşantının sürdürülmüş olduğunu doğrulayarak isnat etmektedir. Bakır ve Altın Anadolu’da M. Ö: 6000 yılında, Ela’m ve Mezapotamya’da M. Ö: 5000, Mısır’da M. Ö: 5000, Girit’te M. Ö: 3000, Batı Avrupa’da ise; M. Ö: 2000’li yıllarda görülmektedir. Bu tarihlerin ise, Brekisefal (Önasya tipi)ler’in Yakın Şark’a girdiği tarihlerle uyuşmakta olduğunu tüm tarihi kaynaklar kabul etmektedirler. Anadolu’da bulunan altın ve bakırın bu ilk göçlerle getirilmiş olduğu kesindir. Tarih öncesi çağlarda ait olan kalıntılardan birisi de enkaz tepecikleridir. Bunlara Türkistan’da kurgan, İran’da tepe, Mezapotamya ve Suriye’de Tel, Anadolu’da ise Hüyük/Höyük adı verilmektedir. Anadolu’da tarih öncesi çağlardan günümüze kadar çok sayıda toplumlar yaşayarak bir çok medeniyetler kurmuş oldukları için insanlık tarihi bakımından Anadolu, önemli bir konuma sahiptir. Çünkü Anadolu’nun tarihi açıdan önemi, Mezapotamya’dan hemen sonra gelmektedir. İnsanlık medeniyetinin beşiği sayılan Mezapotamya ile Anadolu arasındaki en önemli nokta ise, Kapadokya medeniyetinin kurulmuş olduğu OrtaAnadolu; Kayseri’den Adıyaman’a kadar olan bölgeler olmuştur. Bir başka ifadeyle; Uzunyayla’dan başlayarak Fırat’a kadar uzanan Tohma Suyu ve havzasının kaplamış olduğu sahalardır. Çünkü Tohma Havzası, Konya ve Anadolu yaylasını Antalya’ya, Erzurum’u Trabzon’a, Sivas ile Samsun’u, Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan yolların ana kavşağına “Kilikya Kapıları” denilmektedir. Orta Anadolu ile Güneyanadolu’yu birleştiren iki anayolun varlığı öteden beri bilinmekteydi. Anadolu ve Mezopotamya arasındaki irtibatı sağlayan bu iki yol da Tohma Havzası’nda geçiyordu. Batı’dan doğuya doğru Anadolu’yu baştan başa geçen bu iki ticaret yolunun birisi, Kapodakya’nın (Hititler’in)başkenti Hattuşaş’tan Kaneş, Şamuha ve Hurama şehirlerinden geçerek Tilgarimmu’ya (bugünkü Gürün Ilçesi) ulaşır. Buradan da Timelkia (Bugünkü Darende Ilçesi), Meliddu (Malatya), Sümeysat, üzerinden Osreon (Urfa)’a varıyordu. Buradan batıdan Kargamış ve Halpa’ya, doğuda Nusaybin üzerinden Asur ve Babil olmak üzere ikiye ayrılıyorlardı. Anadolu-Mezopotamya ticaret ve kervan yolunun birisi Asur kaynaklarına göre; Mazaka’(Kayseri) dan gelen tarihi bu yol, Tilgarimmu’dan geçerek güney istikametinde uzayarak Elbistan’a gelir, buradan Kokusüs’a (Göksun İlçesi)ulaşan yol ile birleşerek Markasi’ye (Maraş Ili) ulaşırdı. Gülek Boğazı’ndan geçerek Amanos eteklerinden Mezopotamya ülkelerine giderdi. Her iki yolda güvenlik bakımından Tohma Havzası’ndan geçmekteydi. Anadolu ile Mezapotamya arasındaki irtibatı sağlayan ticaret ve kervan yolunun geçmiş olduğu bölgelerde bir takım tarihi kalıntılar ve belgeler bulunmuş olduğu gibi, bu yolun hangi bölge ve şehirlerde geçmiş olduğu da tarihi tabletlerde belirtilmektedir. Bu tarihi kalıntıların bulunduğu bölgelerden birisi de Karatepe’dir. Bazı kaynaklarda Kizzuwatna Ülkesi’nde, bazı kaynaklarda ise Meliddu (Malatya) Ülkesi’nde gösterilen Karatepe (Karahüyük), Elbistan’dan Malatya ve Gürün’e giden yolların on kilometre kuzeyinde, Gürün İlçesi’nin güneyindedir. Bu bölgede yapılan kazılarda ve yapılan araştırmalarda Geç-Roma döneminden itibaren tarih öncesi çağların, paleolitik ve Neolitik çağlara kadar uzanan bir takım kalıntılar, kaleler, kaya kabartmaları ve çivi yazılı tabletler bulunmuştur. Karatepe yazıtının onuncu satırında Lavazantiya şehir adından sonra zikredilen üç şehirden birisi “URA-ME-NA-İ” diğeri de “LE-KA-RA-MAURU” olarak okunan kilişe resmin ikinci son satırı ve Boğazköy metinlerinde yabancı uzmanlardan Forrer, Göthze, Garstang ve diğerlerine göre, bugünkü Gürün ilçesi ile bir tutulan Tagarama veya Tegarama şehri kastedilmektedir. Tilgarimmu şeklinde olan Asurca şeklinin gösterdiğine göre, bu yer adı kendine has bir “-t/l” sadası ile başlamakta, yani ihtimal Tlegarama ismini taşımakta idi. Tevrattan aynı yer bize Togarma şeklinde intikal etmektedir. [95] “Toğarma’’ ise, Tevrat’ta Nuh tarafından sonra Nuh (A. S.)’un Sam, Ham ve Yafes adındaki üç oğlundan Yafes’in torununun ismidir. Tarihi kaynakların ve Tevrat’ın belirttiğine göre Nuh Tufanı’ndan sonra insanlık alemi Hz. Nuh’un oğulları Sam, Ham ve Yafes’ten türemişlerdir. [96] Tarihi kaynaklarda verilen bilgilere göre, Ön Asya’ya gelerek yerleşmiş olan ve kendilerine Ön Sümerler adı verilen Taballar, Muşkiler, Togarmalar/Tegarammalar, Medler, bütün bu kavimlerin menşei birdir. Hepsi de Nuh’un üç oğlundan türemişlerdir. Bu uluslar, ilk göçlerle Anadolu’nun çeşitli bölgelerine gelerek yerleşmiş olan insan gruplarıdırlar. [97] Tarihi kaynaklara göre, Zağros eteklerinden kuzeye yayılmış olan Brekisefal insan gruplarından ayrılan boylar, kuzeyde Kars ve Erzurum, güneyde Erbil üzerinden Anadolu’yu Kızılırmak ve Yeşilırmak Havzaları ile yine bu bölgenin güneyinde kalan güney Kapodakya, Toroslar ve Kilikya bölgeleri ve Tohma vadileri boyunca, Fırat ve Dicle ırmakları arasında yurt tutmuşlardı. Bu ilk göçlerle gelen uluslar yerleşmiş oldukları bu bölgelerde kendi site devletlerini kurmuşlar. Bu kurulan şehir ve site devletlerine bulundukları bölgenin coğrafik özelliklerine göre kendi lisanlarınca bir takım isimler vermişlerdir. [98] Tarihi kaynaklarda, Muşkiler ile Tibarenler, Asur kaynaklarında Kapodakya’nın Güneydoğusunda Kilikya’ya kadar uzunanan sahalarda oturdukları belirtilmektedir. Ayrıca bu kaynaklarda verilen bilgilere göre, Erciyes eteklerindeki Mazaka’yı (Kayseri) ve Toroslardaki Comana/Komana’yı Taballar’ın ve Muşkiler’in kurmuş oldukları belirtilmektedir. Bu dönemde, Anadolu’nun Kapodakya bölgesinde Hattiler yaşamaktaydılar. Hattiler’in yaşamış oldugu bölgelerin doğusunda ve güneyinde Taballar ve Muşkiler yaşarken, bunların güney ve dogu sınırlarını teşkil eden Gürün ve havalisinde de tegarammalar yaşamaktaydı. İşte tarihin aydınlanmağa başladığı dönem olarak kabul edilen M. Ö: 4000 yıllarında Anadulu’nun çeşitli bölgelerinde yaşayan Önsümerler’den olan Tegarammalar/Toğarmalar, tarihin bilinmeyen zamanlarında gelerek yerleşmişlerdir. Bu nedenle Tohma Vadisi’nin içinde yer alan Gürün ve Darende İlçeleri de dahil olmak üzere, Malatya ve Maraş arasındaki bölgeler, tarihi kaynaklarda bu isimle “Tegaramma” olarak zikredilmektedir. Tegaramma ismi, tarihi kaynaklarda bir şehir adı olarak (Gürün İlçesi’nin) zikredildigi gibi aynı zamanda, birden fazla şehrin içinde bulundugu bölgenin (Tohma Havzası dahil olmak üzere) Malatya’dan Maraş’a kadar olan tüm bölgelerin de ismi olarak belirtilmektedir. Kapadokya metinlerine, Boğazköy, kültepe ve diğer tarihi belgelerde bir takım yer adları hem bir şehir ismi(bir yerleşme merkezi), hem Küçük bir devletin ya da ülkenin adı, veyahutta o küçük devletin önderlik ettiği, belli şehirlerden oluşan, “gevşek federasyon” görünümündeki ülkenin tüm şehirlerini içine alan birliğin adı olarak kullanılmaktadır. 1-“Arzaua”: Örneğin tarihi kayıtlarda Coğrafi bir isim olarak “Arzaua” kelimesi üç anlamda kullanılıyordu: 1- Bir şehir ismi (bir yerleşme merkezi), 2-Küçük bir devletin ya da ülkenin adı. 3- Genellikle Genellikle o küçük devletin önderlik ettiği, belli şehirlerden oluşan, “gevşek federasyon” görünümündeki birliğin tüm ülkelerini içine almakta ve Arzauva Ülkeleri diye, hatta bazen yalnız “Arzaua” şeklinde yazılmaktadır. 2-Hem bölge veya ülke hem de bir şehir ismi olarak tarihi kaynaklarda zikredilen cografi yer adlarindan birisi de Comana/omana/Kummani ismidir. Tarihi kaynaklarda zikredilen Kummani ismi: 1- KUMMANU: Hurri çevresinde yakin olan Hurama, Şamuha gibi şehirlerle sinirli olan bölgedir. 2-Göthze’nin tespit ettigine göre, bir ülke değil, şehir olarak Kizvatna’nın diğer bir adıdır. 3-Tegarama’nın güneyinde bulunan bir şehir adı veya site devletinin adıdır. [99] İkincisi ise; Malatya, Elazığ ve daha doğuda olabileceği tahmin edilen ve Erzincan’ın Kemah İlçesi’nin havalisine kadar uzanan ve bu bölgelerin adı olarak bilinen Kummuh/Kemah bölgesidir. Bu ülke genelde tarihi kaynaklarda Kummuh/Kutmuhi adıyla zikredilmektedir. Üçüncüsü ise; Kargamış Krallığı ile komşu olan ve Antakya’nın kuzeyinde kurulmuş ve Kommagene adıyla bilinen krallıktır. Bu krallık Kommagene/Kummuhi Selevkoslar Krallığı’na bağlı olarak (Romalılar döneminde) uzun süre varlığını koruyabilen Kommagene (Asur dilinde Kummuhi) Suriye’nin kuzeydoğusunda, Kilikya, Kapadokya ve Malatya arasında kalan uzun zaman sınırlarını korumuş olan ve geniş bir sahaya verilen bölgenin ve krallığının ismidir. [100] Dördüncü Komana/Kummuh ise; Kayseri İli (Mazaka)ile, Meliddu arasında ve Tilgarimmu (Bugünkü Gürün ilçesi)nin güneyinde tarihi kaynaklara göre Muşkiler ve Taballar tarafından kurulmuş bir şehir ve ülke adıdır. Tilgarimmu (Gürün)İlçesi’nin sınırları içinde bulunduğu bu krallık, Tabal Krallığına bağlı bulunan küçük bir prenslik halinde idi. [101] Tabal Krallığı’na bağlı bulunduğunu tarihi kaynaklar belirtmektedirler. Tarihi kaynaklara göre buranın halkını da Muşkiler ile Tibarenler (Taballar) oluşturmaktaydı. Tarihi kaynaklarda Comana/Komana/Kummuh gibi isimlerle anılmıştır. Hititler zamanında Şamuha, Hurama, Tilgarimmu gibi bölgeleri de içine alan Gurgum Krallığı ile komşu olan ve Kayseri’ye kadar uzanan bu ülkenin kralı olan Günziani’yi azletmiş olan Asur Kralı bu kralın yerine Meliddu Kralı Tarhunazi’yi getirmiştir. TEGARAMA: “Tegarama” hem Kappadokya, hem de Hitit kaynaklarında defalarca rastlanmakta olan bir şehir adıdır. Hitit metinlerinde TAGARAMA şeklinde yazılmaktadır. Hitit metinlerine göre Isuwa hududunda ve Azzi ile münasebeti bulunan bölgenin adı olabileceğini Göthze, Kizvatna isimli eserinde belirtmektedir. TEGARAMA ismi, Asur kaynaklarında “TİLGARİMMU” şeklinde geçen bu şehrin genellikle GÜRÜN İLÇESİ olduğu kabul edilmektedir. Bu bilgilere göre: Kapadokya belgelerinde TEGARAMA, B) Hitit metinlerinde TAGARAMA, C) Asur kaynaklarında da TİLGARİMMU diye geçmektedir. Tegaramma ismi, bir şehir adı oldugu gibi Tohma vadisini içine alan saha ile birlikte Malatya’dan maraş’a kadar olan tüm bölgenin de adı olmuştur. [102] Tarihin aydınlanmaya başladığı dönem olarak kabul edilen; M. Ö: 4000 yıllarında Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden yaşamakta olan insan gruplarından birisi olan ve Tevratta Nuh Peygamber’in oğullarından Yafes’in torunlarından oldukları belirtilen TOGARMALAR/TEGARAMMALAR, tarihin bilinmeyen zamanlarından gelerek Malatya ile Maraş bölgelerine yerleşmişler, başta Gürün İlçesi olmak üzere Darende gibi bölgelerde bir takım yerleşim merkezleri kurarak bu şehirlerin coğrafi konumlarına göre veya kendi isimlerini vererek yaşamaya başlamışlardır. Tarihi kaynaklarda Tegarammalar’n Malatya ve Maraş ve Kayseri’ye kadar uzanan bölgelerde yaşamış oldukları beliirtilmektedir. Bu nedenle bu bölgelerin ismi de Tegaramma bölgesi olarak adlandırlmaktadır. Asur kaynaklarında Tilgarimmu, Kapadokya metinlerinde Tagarama, Hitit belgelerinde Tegarama olarak zikredilen şehrin bugünkü Gürün İlçesi belirtilmektedir. Tarihi kaynaklardan anlaşıldığı gibi Garstang’a göre; Tilgarimmu ismi bir şehrin(Gürün İlçesi’nin)ismi olduğu gibi, Malatya’dan Kayseri’ye, yine Kayseri’den Maraş’a kadar olan tüm bu bölgenin ismi de TEGARAMMA BÖLGESİ olarak zikredilmekteydi. [103] Dolayısıyla Darende İlçesi de tarihin aydınlanmaya başladığı dönem olarak kabul edilen M. Ö: 4000’li yıllarda Tegaramma Bölgesinin içinde yer almaktaydı. Bir başka deyimle Tegaramma ismi, bir şehir adı olarak bugünkü Gürün İlçesi’nin ismi olduğu gibi, aynı zamanda Malatya ve Maraş arasındaki (Darende ve havalisi de dahil olmak üzere)tüm bölgelerin de genel adı olarak kullanılmaktaydı. Tarih öncesi çağlarda, M. Ö: 6000-4000’li yıllarda, ProtoHititler zamanında, Gürün İlçesi’nin ismi Asur belgelerinde Tilgarimmu, Kapadokya metinlerinde Tagarama, Hitit metinlerinde Tegarama olarak zikredilirken, Divriği İlçesi’nin adı “TEPRİCHE”, Darende İlçesi’nin ismi ise, TİMELKİA/TİMELKEİA, Tilimra/Tiliuraş, Tahantariye, Taronidite gibi isimlerle zikredilmektedir. [104]Tarihi kaynakların vermiş oldukları bilgilere göre, Hz. Nuh’un oğulları’ndan Yafes’in üç oğlundan birisinin adı Tuğurma/Toğarma’dır. Bu isim bize Hitit Kaynaklarında TEGARAMA, Kapadokya metinlerinde TAGARAMA, Asur kaynaklarında ise TİLGARİMMU olarak intikal etmektedir. Tilgarimmu ise, bugünkü Gürün İlçesi’dir. İşte tarihin aydınlanmaya başladığı dönem olarak kabul edilen M. Ö: 4000’li yılların başında Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaşamakta olan insan guruplarından birisi olan Tegarammalar/Togarmalar’da ilçemiz Gürün ve havalisine tarihin bilinmeyen zamanlarında (büyük ihtimalle Tevrat’taki bilgilere göre Nuh tufanından sonra) gelerek yerleşmişler Malatya ve Maraş bölgelerinde de hüküm sürmüşler Tohma Vadileri boyunca bu bölgeleri yurt tutmuşlardır. İlçemiz Gürün ve havalisine yerleşmiş olan bu guruplar kendi isimler olan Togarma’yı bu bölgeye isim olarak vermişlerdir. Aynı zamanda Asur kaynaklarına göre ve Hitit metinlerinde de anlaşıldığı üzere ilçemiz Gürün’e Yüksek mağaraların bulunduğu su yeri “veyahutta” Yüksek mağaraların yanında geçmekte olan su” anlamına gelen “Tilgarimmu” ismi verilmiştir. Bu ismi Gürün ilçesi’nin tarihi kaynaklarda verilen bilgilere göre ilk isimlerinden birisi olduğu kesin olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu isimler bize çeşitli tarihi kaynaklarda ve tabletlerde çeşitli şekillerde intikal etmektedir. Asur kaynaklarında Tilgarimmu, Kapadokya metinlerinde TAGARAMA, Hitit kaynaklarında TEGARAMA olarak zikredilen bu bölgenin bugünkü GÜRÜN İLÇESİ olduğunu tarihi kaynaklar belirtmektedirler. [105] Aynı zamanda da yine bu tarihi kaynaklara göre bu bölgenin ilk yerleşenlerinin de Malatya ve Maraş havalisinde hüküm sürmekte olan Tegrammalar/Togarmalar olduğu da kesin olarak ifade edilmektedirler. Tarihi kaynakların vermiş olduğu bilgilere göre Hz. Nuh’un oğullarından Yafes’in üç oğlundan birisinin adı Tuğurma/Toğarma’dır. Togarma ise, Maraş ile Malatya arasındaki bölgelere ilk göçlerle gelerek yerleşen TAGARAMMALAR/TOGARMALAR’ın atasıdır. Tarihi kaynaklara göre Tegarammalar, Ön Sümerler’e mensupturlar. [106] Hitit kaynaklarında TEGARAMA, Kapadokya metinlerinde TAGARAMA, Asur kaynaklarında ise Tilgarimmu olarak intikal eden bu bölge, M.Ö. 6000-4000’li yıllarda buraya gelerek yerleşen ilk boylardan Nuh’un torunlarından TOĞARMA/TEGARMALAR’ın yaşamış oldukları ilk yerlerdir. Bu isim aynı zamanda Gürün İlçesi’nin de ilk adıdır. Dolayısıyla, TOGARMA veya TEGARAMA ismi, Toğarma/Teğarammalar’ın yaşadığı şehir anlamına geldiği gibi. Tarihi kaynaklara göre: Tarihi çağlardan günümüze değin gelmiş olan tümülüs ve höyüklere Türkistan’da “Kurgan”, İran’da “Tepe”, Anadoluda “Höyük” Suriye ve Mezopotamya kültlerinde de “Tel” adı verilmiş olduğuna göre ve Babilcede, Ğar “Mağara” manasına geldiğine göre, Hititçe çivi yazısında, Arumma “Su”, (Arumma lahhu = Su ibriği), ismini ifade etmiş olduğunu göz önünde bulundurursak, Süryanice TEL ve Yine Babilce de ĞAR, Hititçe’de de Arimmu, kelimeleriyle türetilmiş olan TEL-GAR-RİMMU isimleriyle türetilmiş olan bir kelime ortaya çıkmış olmaktadır. Bu da bugünkü Gürün İlçesi’nin coğrafik konumunu anlatan bir ifade ortaya çıkmış olur. Yani “yüksek mağaraların bulunduğu su yeri” anlamına gelmiş olur. Asurca’da “Rimu, Rimu(m)” formülü kullanıldığı da göz önünde bulundurulak bir anlam vermek gerekirse; “Tel=yüksek yer, “Gar=Mağara, “Rimu” veya rimmu=“koruyucu, muhafız” anlamlarına geldiğine göre, “korunaklı yüksek mağaralar, anlamına da gelmektedir. Hititler’in ismi Tevratta geçmektedir. Bu Ulusun soyunun Hz. Nuh peygamberin torunu Tubal/Tabal’e kadar dayandığını yazmaktadır. Hatta Eski Ahit’te Hz. Süleyman Peygamberin Hititli eşlerinden, iki kez de savaş arabaları ve atları olan “Hitit Krallarından” söz edilmektedir. “Kapadokia” ise, Kızılırmak nehrinin (Halys) doğusuna kadar (Erzincan ve Malatya yaylalarına doğru) uzanan ve gittikçe yüksekliği artan Plato ile yüksek yaylalar arasında kalan bölgenin adıdır. Kızılırmak Havzasının Sivas’ı içine alan ve sayısız istilalara uğrayan kısmı da, Doğu Anadolu’nun değişik zamanlardaki bölünmelerinde bazen Pontos, bazen de Kapadokya’ya katılmış ve Roma İmparatorluğu’nun son teşkilatında, Pontika Diyosez’in Birinci Armenia adı altında bir vilayet olmuştur. Anadolu’nun merkezi yaylasında Hattuşaş, Piterya (Boğazköy), Mazaka (Kayseri) etrafında kurulan Hitit İmparatorluğu daha sonraları genişleyerek Asurlar’ın Pont (Kyzouadna), Ermenistan (Harre), Küçük Ermenistan (Kaskhaı) ve Büyük Kilikya (Arzania) adlarını verdikleri sahaları da sınırları içine almış, daha sonra Suriye’ye uzanmış ve değişik ırklara mensup milletlerden oluşan yeni bir konfederasyon meydana getirmiştir. Sivas ve havalisi Kaskhaı bölgesinde kalıyordu. Burası bir taraftan Koküsos (Göksun), diğer taraftan Tilgarimmu (Gürün ilçesi) ya kadar uzanıyordu. Tarihin başlangıcında, Anadolu’nun ilk büyük devleti, Büyük Hatti Krallığı burada kurulmuştur. Hatti devletinin başkenti hattuşaş burada geriye çekilmiş Boğazköy (Pteria)da bulunuyordu. Bu bölgede Hattiler’e ait çok kıymetli eserleri ihtiva eden harabeler vardır. Sivas ili, bu tarihi bölgede (Doğu Kapadokya) yer almaktaydı. Hitit Uygarlığının ilk merkezi olan Kayseri (Kaneş/ Kültepe/ Caesarea/ Mazaka) ye yakın olması sebebiyle bu uygarlığın hüküm sürdüğü bölgeler arasında yer almaktaydı. Kapadokya metinlerine, Boğazköy, kültepe ve diğer tarihi belgelerde bir takım yer adları hem bir şehir ismi (bir yerleşme merkezi), hem Küçük bir devletin ya da ülkenin adı, veyahutta o küçük devletin önderlik ettiği, belli şehirlerden oluşan, “gevşek federasyon” görünümündeki ülkenin tüm şehirlerini içine alan birliğin adı olarak kullanılmaktadır. Geç Hitit Şehir Devletleri’nin yerlerini ya da sınırlarını tesbit her zaman güçlük çıkarmıştır. Çünkü bu şehirler hakkında bize en iyi bilgiyi veren Asur çivi yazılı belgeleri, Hitit Devleti zamanındaki coğrafi isimlerden tamamen farklı ülke ve şehir adları vermektedir. Asur belgelerinde Van Yöresine “Nairi memleketleri”, Kayseri yöresine “Tab’al”. Onun güneydoğusunda Anti-toroslar’ın başladığı dağlık bölgeye “Hilakku”, daha güneye Kilikya’ya kadar uzanan sahaya ise “Que” diyorlardı. Bu büyük bölgelerin içinde şüphesiz belirli şehirler vardır. Örneğin; III. Salmanassar zamanında Tabal’da 24 küçük krallık bulunuyordu. Bu krallıklar bir çeşit konfederasyon oluşturup, o şekilde idare ediliyorlardı. Bu konfederasyona bağlı şehirlerin hepsini bilmiyorsak da bir çoğunun isimlerini tarihi kaynaklardan öğrenmekteyiz. Anadolu’daki şehir devletlerinden en batıda bulunan “Tabal Memleketi” idi. Asur çivi yazılı belgelerinden öğrendiğimize göre bu memleket doğudan Milid (Malatya), güneyden “Hilakku” (Kilikya) ile sınır komşusuydu. Hitit Hiyeroglif anıtlarında Tabal Devleti’nin Frigya ile sınır olduğu kabul edilmektedir. Şüphesiz ki, bu sınırlar zamana göre değişiyordu. Örneğin Asur Kralı Sanherip zamanında Tabal’ın doğu sınırı Tilgarimmu (Bugünkü Gürün ilçesi) şehrine kadar uzanıyordu. Asur belgelerinde Tabal bazen de “Bit Burutas” ismi eşanlamda kullanılıyordu. Hitit Hiyeroglifi anıtlarda bu memlekete “Parmeta” (klasik çağda Bareta)deniliyordu. Tabal’ın, diğer Geç Hitit Devletleri’ne göre, Anadolu tarihi içinde önemli bir yeri vardır. Daha güneyde olan devletlerin genel olarak sürekli Asur’un etki alanı içine girmesine karşılık, Tabal Frygler’in komşusu olmak yüzünden daha çok onlardan etkilenmiştir. İvriz kabartmasında görülen giysi ve başlık biçimi Fryg özelliklerini yansıtmaktadır. Erzincan yakınındaki Urartu Devleti’nin belkide en batı yerleşme noktası olan Altıntepe’deki bazı küp parçaları üzerinde, Urartular tarafından kullanıldığı Van Bölgesindeki buluntularla da doğrulanmış olan bazı ölçü terimlerinin Luwi hiyeroglifleri ile yazılmış olması, Tabal’ın Urartu’dan da Fryg kadar etkilenmiş olduğunu kanıtlamaktadır. Tabal’ın Kayseri’nin güneyi ve doğu bölgelerine yayılmış durumdaydı. Bölgenin büyüklüğü, III. Salmanassar zamanında burada 20 kadar ufak prensliğin bulunduğundan anlamak mümkündür. Gerçekten de adı geçen Asur Kralı, İ. Ö: 837 yılında Tabal’e yaptığı seferde, Tabal Kralı Tuatte’yi (Sivas İli Gürün ilçesi Şuğul Mevkiinde, ilçeye 2 km.lik mesafede bulunan kitabede zikredilen Tuşratte olabilir), kentinde kuşattığını ve oğlu Kikki’nin haraç vermeyi kabul etmesi üzerine, bu bölgede bulunan 20 krallığın kendi egemenliğine girdiğini bildirmektedir. Urartu Krallarından Argişti;nin de İ Ö: 785 yılında batıya doğru ilerlediği ve Tuate soyunun ülkesine girdiği van kalesi yazıtlarında okunmaktadır. Asur Kralı Tiglatpileser’e haraç veren krallar arasında şu adlar sayılmaktadır: Tabal Kralı Waşşurme, Tunna Kralı Uşhitti, Tuhana Kralı Urballai, İştunda Kralı Tuhamme. Bunlardan Waşşurme, haraç ödemeyi daha sonra reddettiğinden, Asur orduları Tabal’e girmiş ve onu tahttan uzaklaştırarak, yerine Hulli adında birini getirmişlerdir. Bu kralın sonunun ne olduğu bilinmemekle beraber, oğlu Ambaris’in, daha önce değindiğimiz gibi, II. Sargon’un kızı ile evlendiği bilinmektedir. Ambaris’in eğemenliği altında bulunan bölgeden II. Sargon dönemine tarihlenen yazıtlarda Bit-Burutaş olarak söz edilmektedir. [107] Tabal krallığı ile Milidia Krallığının sınır/komşu ve Asur’a karşı müttefik olduğu tarihi kaynaklarda anlatılmaktadır. Fırat boylarıyla Kuzey Suriye’deki Hatti krallıklarından başka, Anadolu platosundaki Tuhana (Tyana) memleketine kadar bütün Hattiler Asur hakimiyetini kabul etmek zorunda kalmışlardır. Hatti Prensliklerinin siyaseten Asur hakimiyeti altına girdikleri bu dönemde Asur kültür ve sanatının da Hattiler üzerinde tesir etmeye başlamış olduğu, kazılarda bulunan eserlerden anlaşılmaktadır. Kargamış, Sakçagözü ve Zincirli’de IX. Yüzyılın ikinci yarısına ait kabartmalarda Asur sanatının izleri açıkça görülmektedir. Asur kitabelerinde, Kargamış ve Malatya Kralları gibi kendilerini metbu tanıyan Hatti prenslerine ait bazı şehirlerin yakıldığı, bazılarının da büsbütün ellerinden alındığı yolundaki kayıtlar, ve yüklenilen ağır vergilerin Hattiler’e ne kadar insafsızca davranıldığını göstermektedir. Zağroslardaki Kişin’den Murat Suyu üzerindeki Palu’ya kadar uzayan alana hükmeden ve buralarda bir çok kitabeler bırakan Urartu Kralı Menuas, yakın şarkta Asur baskısının kalkmasından faydalanarak Meliddu bölgesini kendi hakimiyeti altına almış, (M. Ö: 804) siyasi ve askeri nüfuzunu genişletmişti. Oğlu ve halefi Argistis zamanında bu nüfuzun daha ziyade yayıldığı, bir kitabesinde Maraş doğusundaki Kummuh ve Malatya batısındaki Tabal Prensliklerini kendi ülkesi içinde saymış olmasından tüm bu bölgeleri de ele geçirdiği anlaşılmaktadır. Anadolu’daki şehir devletlerinden en batıda bulunan “Tabal Memleketi” idi. Asur belgelerinde Van Yöresine “Nairi memleketleri”, Kayseri yöresine “Tab’al”adı veriliyordu. III. Salmanassar zamanında Tabal’da 24 küçük krallık bulunuyordu. Bu krallıklar bir çeşit konfederasyon oluşturup, o şekilde idare ediliyorlardı. Bu konfederasyona bağlı şehirlerin hepsini bilmiyorsak da bir çoğunun isimlerini tarihi kaynaklardan öğrenmekteyiz. Asur çivi yazılı belgelerinden öğrendiğimize göre bu memleket doğudan Milid (Malatya), güneyden “Hilakku”(Kilikya)ile sınır komşusuydu. Hitit Hiyeroglif anıtlarında Tabal Devleti’nin Frigya ile sınır olduğu kabul edilmektedir. Tabal krallığı ile Milidia Krallığının sınır/komşu ve Asur’a karşı müttefik olduğu tarihi kaynaklarda anlatılmaktadır. Şüphesiz ki, bu sınırlar zamana göre değişiyordu. Bölgenin büyüklüğü, III. Salmanassar zamanında burada 24 adet ufak prensliğin bulunduğundan anlamak mümkündür. Sivas ve havalisi bu dönemde ProtoHititler’in eğemenliğinde (Tabal Krallığının sınırları içinde) bulunuyordu. Asur belgelerinde “Tabal Ülkesi” hakkında bilgi verilen bilgi, Kayseri bölgesinde Geç Hitit Devri’ne ait bir çok anıtların bulunmasıyla da desteklenmiştir. Geç Hitit Beylikleri Dönemin’de Tuanuva şehri, Tabal Ülkesinin merkezini teşkil ediyordu. Geç Hitit Devletleri döneminin en güzel san’at abidelerinden birisi olan “İvriz kaya Anıtı” da bu yöre içerisinde bulunmaktadır. İvriz Kabartması M. Ö: VIII. Yüzyılın geç safhasına aittir. Toros Dağları’na yaslanmış İvriz Köyü’ndeki küçük bir derenin yanındaki kayanın yüzüne oyulmuştur. Tanrı figürünün yüksekliği 4.20 M. dir. Kral figürü ise, 2.40 metredir. Sahnede Kral Uarpalaua ritüel duruşta, Hitit dua jestinde ayakta durmaktadır. Hititler’de kutsanan ve Hitit ülkesinin hemen hemen her yerinde bilinen Fırtına Tanrısı TARU’nun adı olan bu kelime İvriz kabartmalarında da “bolluk ve bereket tanrısı veya bitkilerin tanrısı gibi tasvir edilmiştir. “Tarhuili-“, kudretli, kuvvetli anlamına gelmektedir. Tanrı adı olan “Tarhu” veya “Taruh” ismi, “yenmek” anlamına gelen “tarhu” veya “tarh” kelimelerinden türetilmiştir. “Taruh”, İbranice’de “kanun, kanun koyucu” anlamlarına gelmektedir. Kapadokya Metinlerinde, bir takım yer adları hem bir şehir ismi (bir yerleşme merkezi), hem Küçük bir devletin ya da ülkenin adı, veyahutta o küçük devletin önderlik ettiği, belli şehirlerden oluşan, “gevşek federasyon” görünümündeki ülkenin tüm şehirlerini içine alan birliğin adı olarak kullanılmaktadır. Geç Hitit Şehir Devletleri’nin yerlerini ya da sınırlarını tesbit her zaman güçlük çıkarmıştır. Çünkü bu şehirler hakkında bize en iyi bilgiyi veren Asur çivi yazılı belgeleri, Hitit Devleti zamanındaki coğrafi isimlerden tamamen farklı ülke ve şehir adları vermektedir. 1-“Arzaua”: Örneğin tarihi kayıtlarda Coğrafi bir isim olarak “Arzaua” kelimesi üç anlamda kullanılıyor: 1- Bir şehir ismi (bir yerleşme merkezi), 2- Küçük bir devletin ya da ülkenin adı. 3- Genellikle Genellikle o küçük devletin önderlik ettiği, belli şehirlerden oluşan, “gevşek federasyon” görünümündeki birliğin tüm ülkelerini içine almakta ve Arzauva Ülkeleri diye, hatta bazen yalnız Arzaua şeklinde yazılmaktadır 2-Metinlerde geçen “aşağı memleket” anlamına gelen (KUR –uru- SAPLİTİ) ise tıpkı “yukarı memleket” anlamına gelen (KUR- uru- UGU)gibi coğrafi terimdir. Hitit yer adlarını yerleştirmekte bu terimlerin sınırladığı sahaları tesbit etmekte yarar vardır. Bundan da anlaşılıyor ki, Kızılırmak’ın çizdiği büyük kavisin güneyine Hititler “Aşağı memleket”, bizzat kavis içerisindeki kısma da “yukarı memleket” adını veriyorlardı. Kilikya, bugünkü Çukurova bölgesi aşağı memlekette bulunmaktaydı. Buna benzer Anadolu’da bir çok bölge “aşağı memleket” ve “yukarı memleket” olarak tarif edilerek bir çok bölgeler böyle açıklanmaktadır. Tarihi kayıtlarda bazı yerleşim yerlerinin ismi birbirine yakın olmayan türde birbirinden çok farklı isimlerle, değişik şekillerde isimlerle anılmaktadır. Bunun nedeni ise, çeşitli dönemlerde o bölgenin coğrafi yapısı, dinsel kültürü veya dilinin özelliğinden dolayı meydana gelmektedir. Örneğin tarih öncesi çağlarda Orta Anadolu’da yer alan tarihi yerleşim birimlerinden Hubişna-Tuanua beraberliğinin, daha sonra klasik çağda Kybstra-Tyana şekline dönüştüğü isbatlanmıştır. Aynı bunun gibi Sivas ve havalisi ProtoHititler döneminde Yukarı Kapadokya (KUR-uru-UGU=Yukarı memleket)bölgesinin sınırları içinde kalıyordu. Hattiler’in yaşamış oldugu bölgelerin doğusunda ve güneyinde Taballar ve Muşkiler yaşarken, bunların güney ve dogu sınırlarını teşkil eden Gürün ve havalisinde de tegarammalar yaşamaktaydı. MEHMET ALİ ÖZ |
|||
|
09-16-2008, 07:28 AM
Mesaj: #2
|
|||
|
|||
|
Cvp: GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-1
emeğine sağlık
|
|||
|
|
| Benzeyen Konular | |||||
| Konu: | Yazar | Cevaplar: | Görüntüleyenler: | Son Mesaj | |
| Minik Gürünlülerden Gürün Yanlama halayı | kangallı58 | 2 | 84 |
10-02-2008 04:10 PM Son Mesaj: retina |
|
| İŞTE GÜRÜN BEYPINAR KÖYÜNÜN GURURU | vuslataozlem | 1 | 167 |
09-18-2008 12:54 PM Son Mesaj: 34mekan58vatan |
|
| CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL, GÜRÜN STANDINDA... | kangallı58 | 3 | 91 |
09-17-2008 10:34 AM Son Mesaj: kadirhan58 |
|
| Gürün Gökpınar Gölünün yenı Hali | kangallı58 | 4 | 174 |
09-16-2008 12:52 PM Son Mesaj: kangallı58 |
|
| GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-38 | vuslataozlem | 7 | 167 |
09-16-2008 07:30 AM Son Mesaj: Emrullah |
|
| GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ -2 | vuslataozlem | 1 | 38 |
09-16-2008 07:27 AM Son Mesaj: Emrullah |
|
| GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-3 | vuslataozlem | 1 | 43 |
09-16-2008 07:27 AM Son Mesaj: Emrullah |
|
| GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-4 | vuslataozlem | 1 | 45 |
09-16-2008 07:27 AM Son Mesaj: Emrullah |
|
| GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-5 | vuslataozlem | 1 | 44 |
09-16-2008 07:26 AM Son Mesaj: Emrullah |
|
| GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-6 | vuslataozlem | 1 | 42 |
09-16-2008 07:26 AM Son Mesaj: Emrullah |
|




