Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-26
08-23-2008, 01:07 PM
Mesaj: #1
GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-26
ABBASİLER DÖNEMİNDE GÜRÜN İLÇESİ (M. S: 830-834 ) (III)

Avasım ve Süğur Bölgesi
M.S. 809 yılından 830 yılına kadar Bizans İmparatorluğu’nun egemenliği altında kalmış olan Darende ve havalisi, halife Memun’un devlet yönetimindeki asayişi sağlayarak Anadolu’ya sefer düzenleyip Orta Anadolu’ya kadar akınlar düzenlemesiyle tekrar Müslümanlar’ın eline geçmiştir. Konya Ereğli’sine kadar olan yerleri fethetmiş olan Abbasi Halifesi Memun, Bizans İmparatoru’nun yapmış olduğu barış teklifini kabul etti. (M.S. 833 de)Tohma Havzası dahil olmak üzere Avasım ve Süğur Bölgeleri Abbasi Halifesi Me’mun’un ölümüne kadar Müslümanlar’ın hakimiyeti altında kaldı.
Türkler’le Müslüman Araplar arasındaki münasebetler, asıl Emeviler döneminde gelişmiştir. Bu esnada doğuda ikinci Göktürk Devleti kurulmuştu. Muaviye’nin iktidara gelmesiyle İslam Devleti içindeki kargaşanın sona ermesi, fetih hareketlerinin hızlanmasına yol açtı.
Türkler’in, İslam devleti içerisinde, daha Emeviler döneminde, Muaviye’nin son yıllarında hizmete girmeye başladıklarına işaret etmek gerekmektedir. Ubeydullah Bin Ziyad, M. S: 674 yılında Buhara seferinden dönerken beraberinde iki bin askerden oluşan bir Türk gurubunu getirmiş ve Basra’ya yerleştirmişti.Kaynakların bu Türk askeri birliklerinin kabiliyetlerinden özellikle söz etmeleri, onları takviye etmek üzere başka Türk birliklerinin de getirilmiş olabileceği düşüncesini akla getiriyor.
Abbasiler’in iktidara gelişi, önemli bir siyaset değişikliğini beraberinde getirmiş ve Arap olmayan Müslümanlar özellikle İranlılar ve Türkler yönetimde önmeli mevkiler elde etmişlerdir. Abbasiler döneminde,Türkler’in giderek nüfuzu artmaya başlamıştır.
Abbasiler Dönemi, genelde bir asırdan beri silahlı mücadeleler şeklinde seyreden Türk-Arap münasebetlerinin giderek dostane ilişkilere dönüşmesine imkan verdiğ gibi, aynı zamanda Türkler’in Abbasi devleti hizmetinde daha çok atanmalarına da sahne olmuştur. Kaynaklar bu dönemde, Türkler’e ilk olarak devlet hizmetinde görev veren kişinin Halife Mansur (754-775)olduğunu bildiriyorlar. Özellikle ordu da, bu halifenin Türkler’e belli bir yer ayırdığı anlaşılıyor.
Halife mansur zamanında hizmet alan Türkler, arasında Züher et-Türki, Mübarek eTürki ve Hammad Et-Türki’nin adları bilinmektedir. Türkler’in özellikle halifeler orduları içindeki sayısı giderek artmıştır.Öyleki, Harun er-Reşid (786-809)’in muhafız birliğinin tamamen Türkler’den oluştuğu belirtilmektedir. Ayrıca bu halife, Bizans sınırındaki Süğür ve Avasım bölgelerinde Türkler’den özellikle faydalanmışlardır. Tarsus, Adana, Malatya, Maraş ve Erzurum hattında oluşan, bu bölgede tesis edilen müstahkem kale ve mevkilerde Türkler de yer almaktaydı. Hatta Tarsus ve diğer bazı hudut şehirlerinin tahkim ve imarında, Türk asıllı olduğu kaynaklarda açıkça ifade edilen Ebu Süleym ferec el hadim et-Türki’ye verilmiş ve kendisi bu bölgede 25 yıl kalarak bu bölgelerin imar faaliyetlerinin yanı sıra amilliği ve valiliği üstlenmiştir. Bu hudut şehirlerinde yerleşen ve din uğrunda gaza eden Türkler’in arasında Süleyman et-Türki vb. gibi kumandanlar ve bir çok din alimleri yetişmiştir.
Halife Me’mun döneminde (813-833), Türkler’in Abbasi yönetimindeki nüfuzlarının artması açısından bir dönüm noktası olmuştur. Bu halife, kardeşi Mu’tasım aracılığıyla Türk beldelerinden düzenli bir biçimde ücretli askerler getirmiş ve kısa sürede bu sayı Bağdat’ta 18000’e ulaşmıştır. Bizans’a karşı yapılan seferlerden bu askerlerden faydalanılmış; Afşin, Aşnas, Baga el-Kebir, hakan Urtuc gibi isimler, bu dönemde ordunun üst kademelerinde görev alan Türk asıllı komutanlar olarak dikkati çekmişlerdir. Bununla birlikte, Abbasiler döneminde bu nüfuzun, zamanla halifeler ve öteki devlet yöneticileri ile Türk askerleri ve komutanlar arasınad bir mücadeleye dönüştüğü de gözden kaçmamaktadır. Türkler, halife seçiminde bile önemli söz sahibi olmuşlar; ancak Halife Mu’tasım’ın Afşin’e karşı başlattığı hareket, İnak’la devam etmiş ve her ikisinin de ölümü ile sonuçlanmıştır. Bununla birlikte, Abbasiler döneminde Türkler’in sadece askeri hizmetlerde bulunmadıklarını, aynı zamanda idari görevlerde üstlendiklerini önemle belirtmek gerekmektedir. [242]

BİZANSLILAR ZAMANINDA GÜRÜN İLÇESİ (M. S: 834- 836 ) (IX)
Sebesteia Theması içinde
Abbasi Halifesi Me’mun Anadolu’ya yapmış olduğu dördüncü seferinde (834) Pozantı Suyu yakınlarında ölmesi üzerine ülke içerisinde çıkan Ba’bek isyanı nedeniyle bu bölgeler gerektiği kadar savunulamadı. Abbasi Halifesi Mutasım ancak isyanları bastırmakla uğraşabiliyordu. Bu durumdan faydalanan Bizans İmparatoru ülkesinin doğu sınırlarından itibaren bir sefer düzenleyerek başta Tohma Havzası(Darende ve Gürün İlçelerinin bulunduğu bölgeler)olmak üzere Suriye’ye kadar olan bölgeleri, Dımışk (Şam) ve Balbek, Tabariye, Akka ve Kudüs şehirlerine kadar olan yerleri tamamıyla ele geçirdi. Böylece Darende ve Gürün havalisi de Bizans İmparatorluğunun hakimiyeti altına girmiştir. Ancak Bizanslılar’ın bu bölgedeki hakimiyetleri çok kısa sürmüştür.
Çünkü M. S: 836 yılında ancak isyanını bastırmış olan Abbasi Halifesi kendisine bağlı bulunan Türk komutanı Afşin’i ordusuyla birlikte Bizans üzerine bu bölgeleri fethetmesi için göndermiştir. Ünlü Türk Komutanı Afşin, kuvvetleriyle birlikte Ankara’ya kadar ilerleyerek Amorion (Eskişehir) kentini 12 günlük bir kuşatmadan sonra ele geçirmiştir. Komutan Afşin’in bu seferiyle birlikte başta Tohma Havzasının bulunduğu Darende ve Gürün İlçeleri olmak üzere Avasım ve Süğür bölgeleri tamamıyla yeniden Müslümanların eline geçmiş oldu.

MÜSLÜMANLAR ZAMANINDA GÜRÜN İLÇESİ (M. S: 836-83Cool
Abbasiler Dönemi (IV)
Avasım ve Süğur Bölgesi
Tohma Havzası ve bu bölgede bulunan şehirler M. S: 836 yılında tekrar Müslümanlar’ın eline geçmiştir. Ancak Müslümanlar’ın bu bölgedeki hakimiyetleri çok kısa sürmüştür. Çünkü, Malatya valisi Emir Ömer Bin Abdullah’ın Samsun’u fethettikten sonra Kastamonu civarında 3 Eylül 838 tarihinde Bizanslılarla yapmış olduğu savaşta yenilerek şehit düşmesiyle birlikte bu yenilgi Bizans-İslam mücadelesinde bir dönüm noktası olmuştur.
Bu tarihten itibaren Avasım ve Sugur bölgelerine hakim olma mücadelesindeki denge Müslümanların aleyhine bozulmuştur. Malatya’dan Sivas’a kadar olan bölgelerde ve Bizans’ın doğu sınırında yurt tutmuş olan Bizanslılar’a bağlı Paulikanlar, Abbasiler’in zayıflaması nedeniyle bu bölgelerde hakimiyeti tamamen ele geçirmişlerdi. Dolayısıyla da Darende ve Gürün havalisi M. S: 838 yılından itibaren Bizanslılar’ın egemenliği altına girmiş oluyordu. [243]

BİZANSLILAR ZAMANINDA GÜRÜN İLÇESİ (M. S: 838- 1057/1058 )
(X)
Sebesteia Theması içinde
IX. Asrın başlarından itibaren Bizans’a bağlı, merkezleri Divriği olan Paulikianlar’ın hakimiyeti altına girmiş olan Darende ve havalisi, 871 yılında, Bizans İmparatoru Basileios, paulikanlar üzerine yapmış olduğu seferle birlikte tamamen, Bizans İmparatorluğu toraklarına katılmıştır.
Bu tarihten itibaren Bizansın arka arkaya yapmış olduğu saldırılar nedeniyle Abbasilerin bu bölgedeki hakimiyetleri giderek zayıflamaya başladı. Kayseri, Malatya, Maraş, Adana, Tarsus, Kilikya bölgesi, Samsat, Nizip, ve bölgeler tekrar Bizans İmparatorluğunun eline geçti. M.S. 872/73 yıllarında böylece 640 yılından itibaren Müslüman Arapların elinde bulunan, Avasım ve Sügür bölgeleri bu tarihten itibaren yani 873 yılından Bizanslıların etki ve nüfusu altına girmiştir. Çünkü bu tarihten itibaren Bizanslılar bu bölgelere tamamen egemen olamamışlardır.
Bu dönemde Müslümanlarla Bizanslılar arasında çok çetin savaşlar olmuş her iki taraf, bu bölgede hakimiyeti kurabilmek için yapılan savaşlarda birbirlerine çok kayıplar verdirmişlerdir.özellikle de Müslümanlara saldırmakta olan Bizans ordusu çok büyük eziyet ve işkenceler yaparak büyük bir kısmını öldürmüşler diğer kısmının da yaşamış oldukları belde ve şehirlerde zorla göç ettirmişlerdir.
Bu tarihlerde, bir yeni bir devlet kurmuş olan Hemadani hükümdari Seyfüdevle, Abbasiler’in bölgedeki yerini almak için çok çaba göstermiştir. 873 yılından 934 tarihine kadar Avasım ve Sügür bölgelerini ele geçirmek için Bizanslilarla yapilan çok çetin savaşlar ve çok sayıdaki akınlar, bu bölgelerin tekrar Müslümanların eline geçmesine yeterli olamamıştır.
Hemedani Hükümdari Seyfüd-Devle’nin ölümüyle birlikte, Avasım ve Sügür bölgelerindeki üstünlük tamamiyla Bizanslilar’in eline geçti. 19 Mayıs 984 tarihinden Bizanslılar’ın Malatya ve havalisini ele geçirmeleriyle birlikte de Fırat’ın tüm batı yakasının tümüyle Bizans İmparatorluğu’nun eğemenliğine girmesi tamamlanmış oldu. Böylece ilçemiz Gürün’ün de buludugu bölgelere, Malatya’dan Kayseri’ye kadar olan saha ile yine Malatya’dan Maraş ve Toroslar bölümü tamamıyla Bizans Imparatorlugu’nun hakimiyeti altina girmiştir.
M. S: 934 Yılında, Bizans Imparatorlugu’da yapilan yeni toprak düzenlemesiyle, Anadolu’daki Thema (Eyalet) sayısı 12’ye çıkarılmıştır. Gürün İlçesi bu eyaletlerden kuzeyde bulunan Sebesteia (Sivas) Theması ile güneyde bulunan Lyxandos Eyalet sınırları içinde kalırken, Darende İlçesi dogudaki Melitene Theması içinde yer alıyordu. Bu bölgeler, M. S: 934 Yılından M. S: 1058 yılına (Türkler’in bu bölgeleri fethetmelerine) kadar Bizans İmparatorluğu’nun hakimiyeti altında kalmıştır. (22)


BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ ZAMANINDA GÜRÜN İLÇESİ
(1057/1058-1080)
Anadolu’nun fethini savaşmaktan çok yerleşmek için kadınları, çocukları ve sürüleriyle dağınık guruplar halinde gelen Oguzlar’ın Kınık Boyuna mensup Selçuklu Türkmenleri gerçekleştirmişlerdir.
Selçuklu Türkmenleri, Seyhun Nehrinin Aral Gölü’ne döküldüğü yerin kuzeyindeki Cent Bölgesinde, daha önceden buraya gelen Oğuz boylarıyla birleşerek yerleşmişlerdir. Önderleri Selçuk Bey’in İslamiyeti kabul etmesiyle birlikte, kendileri de Müslümanlığı benimseyerek, kendileri gibi Müslüman olmayan Oğuzlara vergi vermemeyi kararlaştırmışlardır. İsim olarak da kendilerine Türkmen ismini vermişlerdir.
Cent Şehrinin havalisinde oturan Samanoğulları, Karahanlılar ve Gazneliler’in baskılarına rağmen varlıklarını sürdürmeye çalışmışlardır. Selçuk Bey, 1009 yılında yüz yaşını geçkin bir halde Cent şehrinde ölünce, Selçuklu Türkmenleri, (Selçuk Beyin sağlığındayken ölmüş olan oğlu Mikail’in çocukları)Tuğrul ve Çağrı Beyler’in etrafında toplanarak kendilerine ait bir devlet kurma çabasına girerek Maveraünnehir bölgesinde güçlü bir birlik meydana getirmeye çalıştılar.
Yaşadıkları bölgenin kendilerine yeterli olmayışı nedeniyle devamlı genişleme isteği ile kendilerine yakın bölgelere bir takım seferler düzenlemeye çalışan Tuğrul ve Çağrı beyler, bu dönemde Abbasilerle iyi ilişkiler içinde bulunmaktaydılar. Abbasi Halifeleri, Halifeye ait olan Hassa Ordusu”nun büyük çogunluğunu Türkler’den seçmiş bulunuyorlardı.
Abbasi Halifeleri, Tugrul ve Çağrı beylerden zaman zaman yardım isteğinde bulunuyorlardı. Bu tarihlerde Tugrul Beğ, Nişabur’u ele geçirirken, kardeşi Çağrı Beğ de Merv’i ele geçirmiştir. Üvey kardeşleri İbrahim Yenal Beğ, 1038 yılında Nişabur’u ele geçirip kardeşi Tugrul Beğ adına hutbe okuttu. Böylece dünyada yeni bir adım daha atılmış oluyor ve 1038 yılında, Selçuklu Devleti’nin temeli atılmış oluyordu.
İşte bu dönemde Türkmen Grupları, guruplar ve oymaklar halinde batıya doğru devamlı olarak hareket halinde idiler. Bu göçlerin önlenmesi olanaksız bir hale gelmişti. Türkmen oymaklarının önderleri Tuğrul, Çağrı ve İbrahim Yenal Beyler, batıya doğru olan bu Türkmen göçlerini bir başka deyimle ilerleyişini durduramıyorlardı. Tuğrul Bey’in de önleyemediği Türkmen akınlarından Abbasi Halifesi yakınarak Tuğrul Beğ’den bu konuda yardım etmesini istemiştir. Tuğrul Beğ’in bu konuda halifeye verdiği cevap şöyle olmuştu: “Doğru hareket etmek için elimden geleni yapıyorum. Eğer Türkmenlerden aç kalanlar kötülük yapıyorlarsa, buna karşı ben ne yapabilirim?” Bu arada kardeşi Tuğrul Bey ile arası açılan İbrahim Yenal, bulunduğu bölgedeki Türkmenlerin yersizlik ve yurtsuzluk şikayetlerine şu karşılığı verir: “Ülkem sizin oturmanıza yetecek kadar geniş değildir. O nedenle doğrusu şudur ki; Rum (Anadolu’Winka gidiniz. Allah yolunda cihad yapınız ve ganimet alınız. Böylece nüfus baskısı, Kıtay-Moğol Boyları’nın sıkıştırması, otlak darlığı, kıtlık ve açlık nedeniyle batıya sel gibi akan Türkmenler’in Anadolu’ya doğru oluşturdukları akınları durdurulamaz bir hale gelir. Türkmen beyleri yukarıda belirtildiği gibi oymakların batıya gitmelerini salık vererek tavsiyelerde bulunurlar.
Ne var ki; Büyük Selçuklu Devleti’nin temelini birlikte atmış olan Türkmen beyleri Tuğrul ile ibrahim Yenal arasında anlaşmazlıklar baş göstermeye başlar. Tuğrul Bey ister istemez Farsça ve Arapça bilen, bilgi ve deneye sahip, Türk olmayan bürokratlardan yararlanma durumunda kalır. Bu devleti savaşarak büyük emekler vererek kurmuş olan diğer Selçuklu Beyleri ister istemez devletin dışında bırakılmış olur. Bu nedenle, Selçuklu Beyleri Selçuklu Sultanına ve vezirlerine düşman kesilirler. Bu karışıklıklar isyanların çıkmasına neden olur. Türkmen boyları ibrahim Yenal’ı destekleyerek Tuğrul Bey’den sonra devletin başına onun geçmesini isterken, bu isteğe Tuğrul Bey yanaşmaz. Bunun üzerine de Türkmenler Tuğrul Bey’in bulunduğu Rey kentini kuşatırlar. Tuğrul Bey ise kardeşi Çağrı Bey’in oğulları Alparslan ve Kavurd’un yardımlarıyla bu tehlikeden kurtulur. Bu arada da maalesef Türkmen kıyımı da olur. İsyanı yöneten İbrahim Yenal Bey, yayının kirişiyle boğularak öldürülür. Bunun üzerine Türkmenler, Anadolu Selçukluların atası, Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış’ın etrafında toplanarak ayaklanırlar. İsyanı bastırmak üzere Büyük Selçuklu Devleti’nin yeni hükümdarı olan Alparslan, kendi emrindeki beyleri bu isyancı Türkmen Beylerinin üzerine gönderir. Büyük Selçuklu Devleti ile ilişkileri tamamıyla kesmiş olan bu Türkmenler, batıya doğru akın ederek Kutalmışoğulları’nın önderliğinde Anadolu’ya gelerek burada Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurarlar.
Kendisine Abbasi Halifesi tarafından “Doğunun ve Batının Hükümdarı” ünvanı verilmiş olan Büyük Selçuklu Devleti’nin hükümdarı Tuğrul Bey’in ölümüyle birlikte yapılan taht kavgasında, Alparslan-Kutalmış mücadelesini(bu savaşta Kutalmış’ın ölmesiyle)Alparslan kazanarak Büyük Selçuklu Devleti”nin yeni hükümdarı olur. Bazı tarihi kaynaklarda ise; Kutalmış’ın oğlu Süleyman Şah’ın, emri altında bulunan Türkmen Oymaklarıyla birlikte, Sultan Alparslan tarafından Bizans hudutlarına sürülmüş olduğu kaydedilmektedir. Süleyman Şah, emrindeki Türkmen gruplarıyla Diyarbakır havalisine, Birecik yakınlarına gelerek bu bölgelerde zorluk içinde hayatlarını devam ettirmeye çalışmış, daha sonra da Anadolu’da birçok bölgeyi fethederek burada yeni bir devlet “Anadolu Selçuklu Devleti”ni kurmuştur.
Bazı tarihi kaynaklar ise, bunun aksine Süleyman Şah’ın özellikle Alparslan tarafından Anadolu’nun fethine memur edildiğini ve Malazgirt savaşındaki büyük başarısından dolayı kendisine saltanat yetkisi verilerek Anadolu’ya gönderilmiş olduğunu belirtmektedirler. Yine bu tarihi kaynaklara göre Sultan Alparslan, Türkmen kuvvetlerinin aralıksız olarak akınlarına devam ettikleri ve Orta Asya’dan sürekli gelen kalabalık Türkmen kitlelerini fethedilmesi zorunlu hale gelmiş olan Anadolu’nun üzerine yoğunlaştırmıştır.
Çünkü özellikle Güney Doğu yolunu seçenler bizzat Sultan Alparslan tarafından daha sonraki yapılacak fetih hareketlerinin temelini oluşturmalarının hazırlığını yapmaları için gönderilmişlerdi. Böylece Oğuzlar’ın büyük bir bölümü Büyük Selçuklu Devleti tarafından Anadolu’ya sevkedilmek suretiyle Anadolu’nun Türkleştirilmesine başlanılmıştır.
Sultan Alparslan’ın Anadolu’yu fethetmeleri için gönderdiği ünlü komutanlardan Afşin, Sunduk, Ahmet Şah, Türkmen, Dilmaçoğlu Mehmet Bey, Savtekin, Aytekin, Gümüştekin, Duduoğlu bunlardan bazılarıdır. Büyük Selçuklu Sultanı tarafından Anadolu’nun fethi için gönderilmiş olan bu komutanlar verilen emire uygun olarak Gümüştekin, Ahmet Şah, Türkmen, Dilmaöçoğlu Mehmet Bey, Savteki, Aytekin, Horasan gibi komutanlar Anadolu istila hareketlerine başlıyorlardı. Anadolu’yu ele geçirmeyer çalışan bu Türkmen Beyleri arasında hiçbir buyruğa dayanmadan tamamen bağımsız hareket ederek kendi beyliklerini kurmaya çalışan komutanlar da bulunmaktaydı. Bunlardan birisi de Kutalmışoğlu Süleyman Bey (Şah) dır.
Anadolu’ya ilk Türkmen akını, 1016/1017 tarihlerinde Waspuragen Ermeni Prensliği üzerine yapılmıştır. Ermeni tarihçileri ilk kez o zaman “Kadınlar gibi uzun saçlı Türkmenlerden” söz ederler. Bu yağma akınları uzun süre tekrarlanır. Erzurum yakınlarındaki büyük ticaret kenti Artze, Malatya, Sivas, Kayseri, Niksar, Tokat, Konya, Honas gibi şehirler yağmalanır. Henüz bu dönemde, bir yerleşme amacı yok gibidir. Türkmen boyları, Anadolu içlerine kadar bu akınlarını sürdürseler de kış mevsimi olunca da gerisin geriye dönerek kışlık üslerine dönüyorlardı. Ne zaman Malazgirt Zaferiyle (1071) Anadolu’nun kapıları tamamen Türklere açıldı. İşte o zaman Bizansın aktif direnmesi kalmayınca Türkmen Boyları, karıları, çocukları ve hayvanlarıyla birlikte Anadolu’ya yerleşmeye başladılar.
Anadolu’nun Türkleşmesinde elbetteki birden çok sebepleri vardı. Bunlardan birincisi, Bizans’ta gittikçe artan taht kavgaları, Bizans Devleti’nin ve ordusunun durumu, Bizans’ın ve Ermeniler’in başında bulunanların birbirleriyle anlaşamamaları ve daha Emeviler ve Abbasiler zamanından beri sınır ve uç bölgelere (Avasım) oldukça sık akınlar yapmış olmaları ve bu bölgelerin Müslümanlarca artik bilinen yerler olmasi ve benzeri nedenleri bulunmaktaydı.Bunlara benzer sebebler Türkmen Beylerinin emri altinmda bulunan Türkmen Boylarının bu bölgelere akın akın gelmelerini kolaylaştırıyordu...
İkincisi ise; Ermeni vekayinamecisi Urfa’lı Mathieu” şöyle anlatmaktadır: Bizanslılar bu bölgelerde yaşayan Ermeniler’e ve diğer kavimlerden olanlara çok büyük işkence ve zulüm yapıyorlardı. Ermeniler’i eziyorlar ve zorla Rumlaştırmaya çalışıyor ve oturdukları yerlerden uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Ermeniler de bu durumdan kendilerini kurtarmak için bir kurtarıcı gibi Türkleri görüyorlardı”demektedir. Çünkü Bizanslılar XI. yüzyıldan beri Doğu Anadolu’yu istila ederek aradaki küçük Ermeni krallıklarını kaldırarak mühim bir Ermeni nüfusunu Sivas, Kayseri ve Fırat bölgelerine nakletmişler, Selçuklular’ın da batıya doğru yapmış oldukları bu akınları nedeniyledir ki Ermeni nüfusunun güneybatıya doğru Anadolu içlerine kaymasına ve Fırat kıyılarında, Toroslarda, Kilikya’da, Malatya, Maraş ve Urfa bölgelerinde fazlalaşıp kalabalıklaşmasına neden olmuşlardır. İlçemiz Gürün ve havalisinde 1914 yılına kadar yaşamış olan Ermeniler de bunlardan idi. Bunların mühim bir kısmı göç etmişler, kalan az miktardaki Ermeni nüfus da kendi istekleri doğrultusunda Ermenistan, Rusya ve Suriye bölgelerine devlet denetimiyle gönderilmişlerdir.
Bizanslılar’ın Ermeniler’e zorla baskı yapıp işkence etmeleri, onları göçe zorlamaları sebebiyle Ermeniler devamlı olarak Bizanslılar’a kin beslemekteydiler. Bu yüzden Malazgirt Savaşı esnasında bu önemli savaşın dışında kalmayı tercih etmişlerdir. Bizans’ın çöküşünden ve Türkler’in onlara karşı yapmış oldukları akınlardan ve seferlerden faydalanan Ermeniler Fırat bölgesinde yoğunlaşarak bir takım küçük prenslikler kurmuşlardır.
Türkmen boylarının Anadolu’ya göçlerini kolaylaştıran bir başka neden ise tutmuş ve izlemiş oldukları doğal konum ve yollardır. Dikkat edilirse Türkmen akınları hep Doğu Anadolu yönünden yayılmıştır. Çünkü bu bölge Anadolu’nun istilası için elverişli bulunuyordu. Çünkü bu bölgenin iç ve dış güney bölgelere ulaşabilecek doğal yollar bulunmaktaydı. Bu yollar akarsu boylarından ve vadilerinden geçmektedir. Gerçekten de Doğu Anadolu’nun haritasına bir göz atacak olursak Karasu-Aras-Dicle-Fırat Irmaklarıyla Yeşilırmak-Kelkit vadilerinin ve dağ sıraları arasında elverişli yolların bulunduğu görülür. Anadolu’yu kuzeyden ve güneyden yapılacak saldırılarda aynı doğal kolaylıkları görmek mümkün değildir. Kuzeyde Karadeniz, güneyde Toroslar aşılması güç engeller meydana getirir. Daha VII. Yüzyıl ortalarında başlayan Müslüman Araplar’ın Anadolu’yu istila hareketlerinin başarısızlığa uğramasından Toros Dağlarının önemi küçümsenemez.
İran’ın kuzeyinde geçen ve çok kullanılan bir yol, Bizans ımparatorluğu’na ait topraklarda, Ermenistan’a ve Anadolu’ya gitmekteydi. Türkmenleri bu bölgelere göndermek yararlı olacaktı. Bizans’a kutsal bir savaş açılabilirdi. Hem aşırı biçimdeki başsızlığı önlemek için de başlarında bir önder olması gerekirdi. Ya da onları kendisi yönetmeliydi. İşte 1049 yılında İbrahim Yennal’ın, 1054’de Tuğrul Beğ’in Ermenistan’a yapmış oldukları akınların gerçek nedeni bunlardı. Bu akınlar Kuzeybatı İran’daki Kürt Beğleri’nin Tuğrul Beğ’in eğemenliğini tanımasına rağmen Gregorianlar arasında O’na saygı duyulmasına yol açmıştı.
Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, Kafkaslardaki seferlerine devam ederken (1064 de) Anadolu’yu istila ederek burasını fethetmek isteyen Türkmen beyleri arasındaki mücadele de devam etmekteydi. Selçuklu Sultanı’ndan almış oldukları emir ile Anadolu’yu istilaya başlayan Selçuklu beylerinden Anadolu’nun fethiyle meşhur olan Emir Afşin, bir diğer Selçuklu Türkmen akıncı beylerinden Gümüştekin ile bozuşarak Sultan Alparslan’ın kendisini cezalandıracağı endişesiyle de emrindeki kuvvetlerdeki batıya yönelerek karargahını Amanos Dağlarının eteklerine kurmuş olan Afşin Bey, kuvvetlerinin bir kısmını da (bin kişilik) Antakya bölgesini fethetmeleri için gönderdi. Kendisi de daha kuzeye Malatya havalisine ve Fırat’ın batı kesimlerini ele geçirmek için yönelerek bu bölgeleri Kayseri’ye kadar olan sahayı tümüyle fethetti.
Emir Afşin Bey, 1056-1066 yılları arasında Suriye’yi, Halep, Gaziantep, Antakya, Amid (Diyarbakir), Meyyafarikin, Urfa, Adiyaman, Harran, Nizip v.b. gibi güneydogu Anadolu bölgelerinin tümünü ele geçirdigi gibi, yine ayn tarihler arasi ilçemiz Gürün’ün güneybat kesiminde Comana’da büyük bir Bizans taarazunu durdugu gibi Malatya’da da büyük bir Bizans ordusunu yenilgiye uğrattı. Malatya’yı kuşatarak burayı korumakta olan Bizans kuvvetlerini de yenerek bu şehri de ele geçirdi. (1057 de) Malatya şehri öteden beri zenginliğiyle tanınmakta ve Türkmenler’in dikkatini çekmekteydi. Bizans ımparatoru Nikephoros’un ilk yıllarında meydana gelen bu olayı duyar duymaz bu bölgeye Bizans kuvvetleri göndermiştir. Fakat bu kuvvetleri yenerek perişan eden Bekçioğlu Emir Afşin Bey, Malatya’dan itibaren batıya doğru ilerleyerek Tohma boyunca bulunan tüm yerleşim birimlerini Malatya, Darende, Gürün, Pınarbaşı, Kayseri şehirlerini ele geçirdi. Böylece 934 yılından itibaren Bizans İmparatorluğu’nun hakimiyeti altında bulunan ilçemiz Gürün ve toprakları bu tarihten itibaren yani 1057 yılında Selçuklu Türkmenlerinin eline geçti.
Bu bölgeleri fethederek Kayseri’ye kadar olan sahayı ele geçirmiş bulunan Afşin Beğ, buradan da güneye, Kilikya’ya yönelerek bütün bu bölgeleri Ak Deniz’e kadar uzanan sahayı da istila ederek ele geçirdi. Böylece tarihte örneği belkide hiç bulunmayacak güzel bir tesadüfü de gerçekleştirmiş oluyordu. Çünkü M.S. 838 yılında bu bölgeleri Abbasi Halifesinin Türk ordusunun komutanı Afşin Bey, bu tarihten 219 yıl önce fethetmişti. Bu tarihlerde, (1057-1066) Sultan Alparslan’ın meşhur kumandanı Bekçioğlu Afşin Bey (II. Afşin) olarak Anadolu’yu baştan başa fethediyordu. Tarihi Amorion kentini II. Afşin de 1068 yılında fethediyordu. Bu seferlerde, Erzurum 1048 de, Malatya 1057 de, Tohma Havzası (Gürün ilçesi ve Darende havalisini 1057 de, Sivas 1059 da, Kars 1069 da, Kayseri 1067 de, Niksar ve Konya 1067’de, Amuriyye 1068’de, Horasan 1069’da fethedilmiştir. Böylece birkaç yıl içerisinde, Aras Bölgesinin tamamı, Fırat Nehri’nine yukarıdaki iki kolu ile batı kolu olan Tohma Suyu’nun kaynaklarınnın bulunduğu vadilerin tamamı bu tarihlerde ele geçirilmiştir. [244]
Emir Afşin’e bagli bulunan bir başka akıncı kolu da Muş ve Ahlat köyüne ilerlerken bir başka akıncı gurubu da Erez (Erzincan), Pulur, Kemah, vb. gibi bölgeleri fethederek Harput bölgesine geçtiler. Dinar adındaki bir başka akinci kumandani da Kolonia’yı (Şebinkarahisar’ı) ele geçirdi. Sarmuk komutasındaki bir başka akıncı gurubu da surlarının büyük bir kısmı yıkılarak halkının büyük bir kısmı da Malatya’ya sürülmüş olan bu dönemin en önemli haberleşme ve ulaşim merkezlerinden birisi olan Sivas (Sebesteia) şehrini büyük bir direnme görmeden 1059 da ele geçirmiştir. Emir Afşin Bey’in bu başarılı akınları üzerine Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, Afşin’in Bizans’a karşı girişmiş olduğu bu başarılı akınlarından dolayi ona bir mektup göndererek onu affettigini bildirdi. Afşin Bey, Antakya bölgelerini fethetmekle meşgul iken bu mektubu aldı. Huzuruna çıkmak üzere Nisan 1068’de buradan ayrıldı.
Selçuklu akınlarını durdurmak, tahrip edilen kaleleri ve şehirleri tekrar ele geçirerek onarmak amacıyla doğu orduları komutanlığına atanan Nikephoros Botaniates, Sivas, Malatya, Divriği, Darende vb. gibi bir çok bölgeye çeşitli akınlar düzenlemişse de ardı arkası kesilmeyen Selçuklu akınlarını, Türkler’in Anadolu’ya yerleşmelerini önleyememiştir. Bu akınların yapıldığı tarihlerde Bizans İmparatoru olan Romanos Diogenes, Türkler’in akınlarını durdurup onlarıı Anadolu’dan atmak üzere iki sefer düzenledi. İlk seferinde Suriye’ye kadar Toroslar’ı geçerek ilerledi ve geri döndü. 1071 yılında da Kayseri ve Sivas’a kadar geldi. Sivas’ta yaşamakta olan Rumlar, bu bölgede yaşamakta olan Ermeniler’i imparatora şikayet ettiler. Bunun üzerine Sivas’ta yaşamakta olan Ermeniler’in büyük bir çoğunluğu imparatorluğun ordusu tarafından
Kılıçtan geçirilerek imha edildiler. Ermeniler’in büyük bir çoğunluğu bu kıyımdan kurtulmak için Malatya ve havalisine kaçtılar. Bu kaçış esnasında Gürün, Darende gibi bölgelere yerleşen Ermeniler olmuştur. Sivas şehri, Bizans ordusu tarafından yakılıp yıkıldı. Bizans ımparatoru’nun yanında bulunan Briennos ile Türk asıllı Tarkhanotes (Tarkan), Sivas ve Erzincan yöresini tamamıyla yakıp yıkarak, bu bölgelere yerleşmiş olan Müslüman Türkleri aç bırakma önerisinde bulundularsa da Romanos Diyogenes bunu kabul etmedi. Fakat XI. Yüzyılın başlarından itibaren Bizanslılar tarafından kurmuş oldukları krallıklar da dağıtılarak kendileri sürgüne gönderilmiş olan ve bu nedenle de Bizans’a gütmüş oldukları kin yüzünden ihanet eden Ermeniler’i Bizans ımparatoru bu seferi esnasında şiddetle cezalandırarak çoğunu kılıçtan geçirip kaçanlar da Türkler’in eline geçen yerlere kaçmışlardır.
Bizans ımparatoru Romanos Diyogenes’in Sivas’a kadar gelmiş olduğunu Suriye’de iken haber alan Büyük Selçuklu Sultanı Sultan Alparslan, süratle Malazgirt önlerine geldi. 26 Ağustos 1071 tarihinde meydana gelen savaşı Alparslan kazandı. Müslüman Türklerin kazanmış olduğu bu savaş gerek İslam dünyasında ve gerekse Hristiyan dünyasında büyük yankılar meydana getirdi. Bu tarihten sonra Anadolu’nun kapıları tümüyle Türkler’e açılmış oldu. Alparslan tarafından bizzat gönderilen ve gerekse kendi başlarına hareket etmekte olan Türkmen beyleri Anadolu’yu doğudan batıya doğru fethederek ilerlemeye başladılar. Bu arada Bizans-Selçuklu mücadelesinden faydalanan Ermeniler, özellikle Tohma-Fırat havzalarına yerleşerek bölgede kendilerine ait küçük prensliklerini kurmaya çalışmışlardır.
Büyük Selçuklu Türkleri’nden Afşin Bey’in ilk olarak Malatya’dan itibaren 1057/1058 tarihinde Kayseri’ye kadar olan bölgelerin fethedilmesiyle birlikte ilçemiz Gürün’ün bulunduğu topraklar Büyük Selçuklu Devleti’nin egemenligi altına girmiştir. Bu tarihlerde Büyük Selçuklu Devleti’nin sınırları, doğuda Türkistan, Horasan, İran vb. gibi bölgeler ile Azarbeycan’ı kaplarken 1057/1058 yılından itibaren ve Anadolu’nun büyük bir kısmını oluşturan Kızılırmak’a kadar olan tüm sahalar fethedilmiştir. Fakat Büyük Selçuklu Devleti’nin egemen oldugu topraklar Anadolu’nun doğusundaki ülkelerde daha yoğun bir durumda bulunmaktaydı. Daha yeni fethedilmiş olan Anadolu’da ise Alparslan tarafindan buranın fethi için görevlendirilen Selçuklu Beyleri hüküm sürmekteydiler.
Selçuklu Beylerinden Kutalmışoğlu Sülayman bizzat Alparslan tarafından Anbadolu’nun daha batı kesimlerinin fethedilmesi için görevlendirilirken, Kutalmışoğlu’nun öteden beri ilişkileri hiç de iyi olmayan Danişment Gazi de bizzat Alparslan tarafından Kızılırmak-Yeşilırmak bölgeleri de Sivas, Tokat, Kayseri, Amasya, Niksar, Çorum vb. gibi bölgeleri fethederek hakimiyeti altına alması için görevlendirilmiştir. Tarihi kaynakların rivayetine göre de Kutalmışoğlu Sülayman gibi, Danişment Gazi’nin de Alparslan tarafından 1072 yılında Anadolu’ya sürgün edilmiş olduğu anlatılmaktadır.
Sülayman Şah’ın Kiklikya’yı fethederek Marmara sahillerinde Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurdugu tarihlerde (1072) onunla siyasi ilişkilere askida bulunan Danişment Gazi de Kızılırmak ve Yeşilirmak havzalarını fethederek Türklere kazandırıyordu. Süleyman Şah, Konya Bölgesini ve İznik Kalesi’ne kadar olan yerleri 1074 yılına kadar fethetti.
Bağdat Halifesi (Abbasi) O’na sancak ve Hil’at gönderdi. Büyük Selçuklu Devleti’nin yeni hükümdarı olan Melikşah da O’na fethetmiş olduğu bölgelerin hükümdarı olarak ona bir ferman yazarak gönderdi. Böylece merkezi batı Anadolu olan yeni bir Selçuklu devleti, Anadolu Selçuklu Devleti 1075 yılında kurulmuş oldu.
Bu tarihlerde, Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın ölümünden sonra başlayan taht kavgasından faydalanan Anadolu’nun fethiyle görevli ilk fetihler arasında yer almış olan Selçuklu Türkmen Beyleri fethetmiş oldukları bölgelerde kendi hükümetlerini kurmaya çalışarak bu bölgelerde kendi devletlerini kurmuşlardır.
Anadolu’da beyliklerini kurmuş olan Saltuk (Erzurum ve havalisi de) Gümüştekin (Danişmend Gazi)Sivas ve Amasya bölgelerinde, Mengücük Gazi de Divriği dolaylarında, Artuk Bey de Doğu Anadolu Bölgesinde hükümetlerini kurarak Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurmuş olan Süleyman şah gibi. Bunlar, Büyük Selçuklu Devleti’inden ayrı birer Türk devleti gibi hareket etmeye başlamışlardır. Hal böyle olunca ister istemez bu Türk Beylikleri ile Büyük Selçuklu Devleti arasında rekabet ve birbirini aleyhine olarak genişleme siyaseti de ortaya çıkmış oluyordu.
Bu siyasi rekabet aynı zamanda yeni kurulmuş olan Anadolu Selçuklu Devleti ile diğer beylikler (Danişmendiler, Artuklular, Saltuklular gibi)arasında da siyasi rekabet zamanla giderek artmaya başlamış hatta arada savaşların meydana gelmesine bile neden olmuştur. 1074/1075 yılında başlayan bu rekabet 1078 yılında şiddetlenerek 1080 yılında da devam etmiştir. Bu rekabetin başladığı bu yıllarda Ermeni Prensi Flaretes, Melikşah’a müslüman olduğunu söyleyerek O’nu kandıracak kadar kurnaz birisi olduğu için Bizanslılar’ın zulmünden kaçmış olan Tohma-Fırat bölgesinde ve Urfa havalisi ile Kilikya bölgesine sığınmış olan Ermeniler’i kendi egemenliği altında toplayarak birkaç yıl içinde küçük bir prenslik kurmuştur. 1077 yılında ise, Bizans’ın valisi bulunan Leon’un yönetimindeki Urfa bölgesini de ele geçiren Flarates, aynı yıl içinde Malatya’da hüküm sürmekte olan Ortodoks inancına sahip Ermeni Gabriel’i de egemenliği altına almayı başardı. Bütün bunları yaparken de Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın desteğini ve himayesini de almıştır. ışte bu destek ile dirki Antakya’ya kadar ilerlemiş olan Flarates, bu bölgelerde yaşamakta olan Rumları da katletmiştir. Böylece Ermeni Flarates bu tarihlerde sınırları Antakya’dan Urfa’ya, Harput’tan güneydeki Kilikya’ya kadar uzanan çizgide bulunan Malatya, Maraş, Göksun, Gürün, Darende, Elbistan, Tarsus, Afşin, Ra’ban, Masisa, Anazarba, Urfa vb. gibi şehirleri içine alan bir Ermeni prensliği kurmuştur.
İlçemiz Gürün ve havalisi, Kutalmışoğulları ve emir Afşin’in fetihleri ile 1057/1058 yıllarında Büyük Selçuklu Devleti topraklarına katılarak 1075 yılına kadar bu devletin egemenliği altında kaldıktan sonra yukarıda belirtildiği gibi Türk beylikleri arasındaki mücadeleden faydalanan Ermeni prensi Flarates’in egemenliğine geçmiştir. Ermeni Flarates bu bölgeleri Danişmend Gazi’nin akınlar düzenleyerek 1080 yılında ele geçirmesine kadar elinde bulundurmuştur. 1080 yılında Danişmend Gazi’nin kurmuş olduğu Danişmendliler Devleti’nin egemenliğine girmiştir. [245]

MEHMET ALİ ÖZ

vuslataozlem diyor ki:

"Biedeb mahrum başed ez lutf_i Rab."
" Dara düştüm yarab bana bir inşirah"
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
09-16-2008, 07:19 AM
Mesaj: #2
Cvp: GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-26
emeğine sağlık
Emrullah diyor ki:
Cesaret Akıldan Geliyorsa Cesarettir
Ağızdan Geliyorsa Cehallettir...
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  Minik Gürünlülerden Gürün Yanlama halayı kangallı58 2 84 10-02-2008 04:10 PM
Son Mesaj: retina
  İŞTE GÜRÜN BEYPINAR KÖYÜNÜN GURURU vuslataozlem 1 167 09-18-2008 12:54 PM
Son Mesaj: 34mekan58vatan
  CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL, GÜRÜN STANDINDA... kangallı58 3 91 09-17-2008 10:34 AM
Son Mesaj: kadirhan58
  Gürün Gökpınar Gölünün yenı Hali kangallı58 4 174 09-16-2008 12:52 PM
Son Mesaj: kangallı58
  GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-38 vuslataozlem 7 167 09-16-2008 07:30 AM
Son Mesaj: Emrullah
  GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-1 vuslataozlem 1 59 09-16-2008 07:28 AM
Son Mesaj: Emrullah
  GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ -2 vuslataozlem 1 38 09-16-2008 07:27 AM
Son Mesaj: Emrullah
  GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-3 vuslataozlem 1 44 09-16-2008 07:27 AM
Son Mesaj: Emrullah
  GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-4 vuslataozlem 1 45 09-16-2008 07:27 AM
Son Mesaj: Emrullah
  GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-5 vuslataozlem 1 44 09-16-2008 07:26 AM
Son Mesaj: Emrullah

Forum Atla:

İletişimSivas | Sivasliyiz.ComYukarıya dönİçeriğe DönHafifleştirilmiş SürümRSS Beslemesi






Seni Seviyorum Msn Nickleri Msn Adresleri Kevenli Check up