Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-27
08-23-2008, 01:08 PM
Mesaj: #1
GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-27

DANİŞMENDLİLER DEVLETİ ZAMANINDA GÜRÜN İLÇESİ
(M.S. 1080-1165)
Hitit kaynaklarına göre, Sivas şehrinin ismi, ”Şiuşşu” veya Şiuaşşa/Şiaşşa’dır. “Tanrının şehri” anlamına gelmektedir. Şiuşşu ya da Şiuaşşa ismi de, Malli-aşşa, Haggamişşa, Şarişşa şehir adları gibi; “-aşşa-uşşa” eki ile meydana gelmiş Hattice bir isimdir. Sipas kelimesi zamanla halk dilinde değişerek Sivas olmuştur. Sipaş ismi, “şükran, minnet ve şefkat anlamlarına gelmektedir. Sivas şehrinin Hititçe’de Sipaş yani “şükran, minnet ve şefkat” adıyla anılması, Romalılar zamanında da “tanrı şehri” anlamına gelen “Diopolis” denmiş olması, bu şehrin Hiitler döneminde kutsanan Şiu ile bir ilişkisinin olduğunu gösterir. Altınyayla ilçesi içinde ve Ulaş ilçesine 25, Sivas iline 60 km. uzaklıktaki yeni keşfedilen ve halen kazı yapılan Hitit şehri olan Şarişşa şehir adı ile Şiuşşu veya Şiaşşa şehir adları hem yapı bakımından hem de fonetik açıdan birbirine uyuşmaktadırlar. Altınyayla ilçesinde bir mezarlıkta bulunan yaklaşık iki metre yükseklikteki stelin sol üst kısmında stilize dağ silsilelerinin üzerinde tüm güzelliğiyle bir geyik resmi yer almaktadır. Geyiğin sırtında da ayakta duran bir Hitit tanrısı görülmektedir. Tanrı’nın adı “Kurunta” olarak okunmuştur. Boğazköy-hattuşa Hitit çivi yazılı belgelere göre; Kurunta, doğanın ve yabani hayvanların koruyucu tanrısı olarak biliniyor. Tanrıya içki sunan kralın betimlendiği kabartma Büyük Hitit Krallığı devrine M. Ö: 14-13 yüzyıla tarihlendirilmektedir. Yaklaşık 3500 yıllık bir geçmişi bulunan bu stel, Altınyayla ilçesi, Sarişşa (Kuşaklı) tarihi kent kalıntılarına yakın bir yerde bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu stel, Sivas müzesine taşınmıştır.
Sivas adının “üç su gözesi” veya “üç değirmen” anlamına gelen “se as” ile olduğu da rivayetler arasındadır. Tarih öncesi çağlarda; “Talaura, Talavra, Talkaramauru, Megapolis, Karana, Diapolis” gibi adlarla bilinen Sivas şehri, Roma eğemenliğine girdikten sonra ”tanrı şehri” anlamına gelen “Diopolis veya Diospolis (Tanrı şehri)” ismini almıştır.
Kapadokya bölgesi, M. Ö: 36 yılında, V. Ariaretres’in ölümünden sonra, Roma’nın bir vilayeti haline getirilmiştir. Roma İmparatorluğuna bağlı Pontus Krallarından Poleomon Miladi takvimin ilk yıllarında Rusya’yı ziyaret ettiği sırada öldü. Bundan sonra krallığı, Amasya ile Yukarı Kızılırmak taraflarının Galatia’ya bağlanmasıyla büyük ölçüde küçülmüştü, ancak geri kalan Karadeniz kıyıları ile Lykos vadisini, anlaşıldığı kadarıyla çok yetenekli bir kadın olan karısı Pythodoris, yönetmeyi sürdürdü. Onun başkenti, Lykos kıyısındaki Cabeira (Niksar’dan Sivas’a kadar olan saha) idi. Pythodoris, Roma Kralı Augustus onuruna (O’nun sevgisini kazanmak için) adını “Sebaste”(Augusta’nın Yunancası) olarak değiştirdiği bu kentten en büyük oğlunın yardımıyla küçük krallığını yönetti. Sebaste (Roma dönemindeki adı Cabira’dır.) ise; bugünkü Sivas şehridir. Sivas adının Sebast kelimesinden geldiği sanılmaktadır.
Tarihi kaynaklarda, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın teyzesinin oğlu ve Battal Gazi’nin torunu olduğu söylenen Danişmend Gazi’nin Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda çok büyük emeği vardır. Sultan Alparslan ile 1063 yılında Kafkasya seferine katıldıktan sonra Anadolu’nun fethi için gönderilen veya sürgün edildiği belirtilen Danişmend Gazi, Anadolu’ya gelerek Sivas ve Malatya’yı alarak 1080 yılında ele geçirdikten sonra burada hükümdarlığını ilan etmiştir. Danişmend-name’ye göre de; Danişmend Gazi Hazreti Peygamberimiz’in bir işareti ile Rum (Anadolu) gazasına memur edilmiştir. Bunun üzerine İslam Halifesine elçi gönderip sefere çıkmak için izin ister. Halife, Danişmend Gaziye ve gaza arkadaşlarına önce Antakya, Akka, Trablus ve Kudüs şehirlerinin bulunduğu Suriye ve Filistin topraklarını fethetmelerini tavsiye eder. Fakat daha sonra Anadolu’nun fethinin lüzumunu anlar. Bu sebeple Melik Danişmend Gaziye ve Turasan’a (Tur Hasan) ferman yazar; onları hil’at ve sancak ile, Battal gazi ve Ebu Müslim bayrakları ile gönderir. Onlar da gaza arkadaşları Çavuldur Çaka, Kara-Tonga, Kara-Tekin, Hasan, Süleyman, Eyyüb ve Abdurrahman ile birlikte Malatya’dan Sivas’a doğru hareket ederler. Alis (Kızıl ırmak)suyunu geçerek Sivas’a gelirler. Şehir ve kaleyi harab bulur. Taberi ve İbnü’l Kesir’e göre; Hicri: 113/Miladi: 731 yılında burada şehit düşen Abdulvehhab Gazi ve arkadaşlarının mezarlarını bulur. Tarihi kaynaklarda belirtildiğine göre; Emeviler döneminde Anadolu’yu fetih için gelen İslam mücahidlerinden Abdulvehhab Gazi ve arkadaşları Sivas şehrine girebilmeleri için Mihael (Manuel)in kardeşi ve Tokat beği bulunan Sivastos’un bir hilesiyle girebilmişlerdi.
Sivas isminin bu kişiden yani Bizans İmparatorluğuna bağlı bulşunan Tokat Beği Sivastos’tan gelmiş olması da kuvvetle muhtemeldir. Çünkü, I. İzzeddin Keykavus’e ait Sivas Dar-uş-Şifa Vakfıyesinde, Sivastos bahçesi adını taşıyan bir yer vardır.
Danişmend Gazi, Sivas’ta Bizanslılar tarafından yıkılmış olan Battal Gazi mescidini, şehri ve kaleyi imar eder. Bu beldeyi gazilerin üssü haline getirir. Daha sonra Anadolu’da fetihlere devam eden gaziler, buradan iki istikamette fetihlere girişirler. Turasan, Çavuldur Çaka ve Kara-Tonga Kayseri ve İstanbul istikametinde fethlere başlarken, Danişmend gazi, Aruk (Artuhi) ile karşılaşır. Afrumiye (Morphia) yı Rumlardan alır; onları mağlup eder; sonra da Süleyman, Numan Eyyüb ve Kara hasan ile birleşerek Yeşil ırmak (İris) havzasını fethe başlar. Harşana (Amasya), Sunisa, Turhal alınır; Gömenek (Komana), Çorum, çankırı, Kastamonu ve Sinop Osmancık (Eflanus) ele geçirilir. İşte bu dönemde; Kızılırmak’ın ismi Alis’dir. Türkler, uzun bir müddet Kızıl-ırmak adını vermeden önce bu nehri eski ismiyle (Alis) anıyorlardı. Çünkü Hitit dili ile Türkler’in kullanmış oldukları dildeki bazı kurallar örneğin her ikisinin de sondan ek alması gibi, birbirlerine benzerlik içinde idi.
Bu dönemde Kızıl-ırmak için Alis adı, Harşana (Amasya), Harsanusiye (Harşiana), Sanusiye (Sunisa), Muşalim, Şarişşa’yı (Altınyayla ilçesi içinde ve Ulaş ilçesine 25 km. uzaklıktaki yeni keşfedilen ve halen kazı yapılan Hitit şehri)gibi nehir ve şehir (veya bölge) adları Türklerin Anadolu’ya geldiklerinde karşılaştıkları isimler olması oldukça dikkat çekicidir. I. Keykavus’un bir Hristiyan emirine ait olup, Kayseri mahkemesinde tanzim edilen bir vakfıyede ve vezir Fahreddin Ali’nin Sivas Vakfıyesinde de bu nehir kadim “Alis” adıyla geçmektedir.
XIII-XIV. Asır vakayı-namelerinde ve vesikalarında bu ırmağa Sivas suyu (Ab-ı Sivas) denilir. Kızıl-ırmak adı Dulkadir Oğlullarına ait vakfıyelerde geçer. Tarih öncesi çağlardan beri Maraşşantiyaş, Hulaş, Huliaş, Halys, Balys, Balis, Baliş gibi isimler alan bu ırmağa, “Kızılırmak” ismini Göçebe Türkmenlerin verdiği anlaşılmaktadır.
Türkler’in “yastuk” adı verdikleri “Baliş” basılmamış yastık biçiminde altun ve gümüş külçelere deniliyordu. İranlılar, Moğollar’dan önce bu “Baliş” para ölçüsünü bilmiyor ve onlar zamanında Türkçe “yastuk” olan bu kelime ile tercüme edilerek kullanılıyordu.
Al: Kırmızı, “alçuha, al yanak, Al at, allı pullu” gibi. Al(i): Yüce, “Al-i Osman=Yüce Osmanlı gibi. A’lül ala: Pek yüksek, pek yüce anlamında. İş: İnsanın çalışarak yaptığı şeye iş adı verilir. Ancak “iş” kelimesinin bundan başka anlamları da vardır. Eski Türkçe’de iş, “su” demektir. İşeme=İşemek fiili, işe-mek=su dökmek, su dökülmek, işet-mek=su döktürmek demektir. İsik/İşik=Çukurlu, çukurluk, engebelik; “Issık göl”, çukur göl anlamındadır. İbn-i Fadlan X. Yüzyılda Barshan Türklerinin Isık Gölü kutsadıklarını belirtmektedir. İrtiş ırmağı, Kimmer ve Kıpçak Türklerince kutal bilinmekte ve saygı görmekteydi. Al=Kırmızı, İş=Su anlamlarına gelir. Al-iş=Kızılırmak manasına da kullanılmış olması muhtemeldir.
Nasıl ki, tarih öncesi çağlardan beri Anadolu’yu yurt tutan çeşitli uluslar kurmuş oldukları şehirlere ve yaşamış oldukları bölgelere kendi dillerince o bölge ya da şehrin coğrafik özelliklerine veya sosyo-ekonomik durumuna göre bir takım isimler vermişler ise; Anadolu’yu fethederek ebedi yurt tutmak için fethetmiş olan Türkler de kendi dillerince yaşamış oldukları şehirlere Türkçe isim veya sıfatlarla adlandırmışlardır.
Selçuklular zamanında Arapça ve Farsça dili yoğun olarak kullanılmış olduğu için bu dönemde şehir ve bölge isimleri bu dillere göre verilmiştir. Örneğin; Selçuklular zamanında Sivas şehrinin ismi Dar’ül Ala (Yücelik şehri) idi. Kayseri (Darül mülk), Niğde (Darül Pehlivaniyye), Erzincan (Darün-Nasr) yardıma mazhar şehir, Amasya (Darul İzz, İzzet ve Şeref Şehri), Tokat (Durannusret), Ankara (Darul Hısn) yani müstahkem belde, Aksaray (Darüz zafer) (Darür ribat) (Darülciha) Bayburt (Darül Celal) yani “ululuk” şehri anlamına gelmektedir. Arapçada Nehrul-Ahmer (Kızıl-ırmak), Nehrul-azrak (Göksu), Nehrul esved (Karasu) anlamlarına gelmektedir. Selçuklular bu bölgeye yerleştikten sonra Sivas ve havalisine “Danişmendli-Danişmend ili” adını vermişleri. Sultan Alaaddin Ertana zamanında Sivas şehrinin ismi “Yücelik Beldesi” anlamına gelen “Darül-ala” idi. Sivas ile ilgili bir çok önemli olay Kadı Burhaneddin Ahmed tarafından Aziz b. Erdeşir-i Esterabadi’ye yazdırılan “eğlence ve savaş” anlamına gelen “bezm-ü rezm” adlı kitaptan kayıtlıdır.
Danişmend Gazi, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın teyzesinin oğlu ve Battal Gazi’nin de torunudur. Tarihi kaynaklarda, Danişmend Gazi’nin Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda çok büyük emeği olduğu, 1063 yılında Sultan Alparslan ile Kafkasya seferine katıldığı, daha sonra da Anadolu’nun fethi için gönderildiği veya sürgün edildiği belirtilmektedir. Anadolu’ya geldikten sonra Sivas ve Malatya’yı alarak 1080 yılında hükümdarlığını ilan ettiğini İbnül Esir, Ermeni Mihael vb. gibi tarihçiler belirtmektedirler. [246]
Diğer tarihi kaynaklara göre de; Danişmend Gazi Hazreti Peygamberimiz’in bir işareti ile Rum (Anadolu) gazasına memur olur. Fakat cihada başlamak için Halifeye adam gönderip izin ister. Halife, Danişmend Gaziye ve gaza arkadaşlarına önce Antakya, Akka, Trablus ve Kudüs şehirlerinin bulunduğu Suriye ve Filistin topraklarını fethetmelerini tavsiye eder. Fakat daha sonra Anadolu’nun fethinin lüzumunu anlar. Bu sebeple Melik Danişmend Gaziye ve Turasan’a (Tur Hasan) ferman yazar; onları hil’at ve sancak ile, Battal gazi ve Ebu Müslim bayrakları ile gönderir. Onlar da gaza arkadaşları Çavuldur Çaka, kara-Tonga, Kara-Tekin, Hasan, Süleyman, Eyyüb ve Abdurrahman ile birlikte Malatya’dan Sivas’a doğru hareket ederler. Alis (Kızıl ırmak) suyunu geçerek Sivas’a gelirler. Şehir ve kaleyi harab bulur. Burada, daha önceden burayı fethetmek için gelen şehitlere ait (Abdulvehhab Gazi ve arkadaşları) mezarlarla karşılaşır. Bunlar (Sivas’ta şehid olan Abdülvehhab Gazi ve arkadaşları) Mihael (Manuel) in kardeşi ve Tokat beği bulunan Sivastos’un bir hilesiyle şehre girmişlerdi. Çünkü, onlar kendilerini Kıpçak ilinden gelen halifenin askeri göstermişler ve arkalarından da Rum çerisi gelmiş. Gazilerin mukavemeti ile karşılaşınca da Canik hükümdarı Matrid (Taronite) nin gönderdiği 40000 kişilik bir yardımcı kuvvetle kaleyi zaptedip orada müdafaada bulunan gazileri şehid etmişler; Battal Gazi mescidini yıkmışlardı.
M. S: 692 yılında Halife Abdülmelik zamanında II. Jüstinien Sivas yakınlarında bozguna uğratmıştır. Halk arasında anlatılan rivayetlerde Abdülvehhab Gazi, Sivas’ta şehid olmuştur. Tarihi kaynaklarda, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın teyzesinin oğlu ve Battal Gazi’nin torunu olduğu söylenen Danişmend Gazi’nin Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda çok büyük emeği vardır. Sultan Alparslan ile 1063 yılında Kafkasya seferine katıldıktan sonra Anadolu’nun fethi için gönderilen veya sürgün edildiği belirtilen Danişmend Gazi, Anadolu’ya gelerek Sivas ve Malatya’yı alarak 1080 yılında ele geçirdikten sonra burada hükümdarlığını ilan etmiştir. Danişmend-name’ye göre de; Danişmend Gazi Hazreti Peygamberimiz’in bir işareti ile Rum (Anadolu) gazasına memur edilmiştir. Bunun üzerine İslam Halifesine elçi gönderip sefere çıkmak için izin ister. Halife, Danişmend Gaziye ve gaza arkadaşlarına önce Antakya, Akka, Trablus ve Kudüs şehirlerinin bulunduğu Suriye ve Filistin topraklarını fethetmelerini tavsiye eder. Fakat daha sonra Anadolu’nun fethinin lüzumunu anlar. Bu sebeple Melik Danişmend Gaziye ve Turasan’a (Tur Hasan) ferman yazar; onları hil’at ve sancak ile, Battal gazi ve Ebu Müslim bayrakları ile gönderir. Onlar da gaza arkadaşları Çavuldur Çaka, kara-Tonga, Kara-Tekin, Hasan, Süleyman, Eyyüb ve Abdurrahman ile birlikte Malatya’dan Sivas’a doğru hareket ederler. Alis (Kızıl ırmak)suyunu geçerek Sivas’a gelirler. Şehir ve kaleyi harab bulur. Taberi ve İbnü’l Kesir’e göre; Hicri: 113/Miladi: 731 yılında burada şehit düşen Abdulvehhab Gazi ve arkadaşlarının mezarlarını bulur. Tarihi kaynaklarda belirtildiğine göre; Emeviler döneminde Anadolu’yu fetih için gelen İslam mücahidlerinden Abdulvehhab Gazi ve arkadaşları Sivas şehrine girebilmeleri için Mihael (Manuel)in kardeşi ve Tokat beği bulunan Sivastos’un bir hilesiyle girebilmişlerdi. Sivas isminin bu kişiden yani Bizans İmparatorluğuna bağlı bulşunan Tokat Beği Sivastos’tan gelmiş olması da kuvvetle muhtemeldir. Çünkü, I. İzzeddin Keykavus’e ait Sivas Dar-uş-Şifa Vakfıyesinde, Sivastos bahçesi adını taşıyan bir yer vardır. Danişmend Gazi, Sivas’ta Bizanslılar tarafından yıkılmış olan Battal Gazi mescidini, şehri ve kaleyi imar eder. Bu beldeyi gazilerin üssü haline getirir. Daha sonra Anadolu’da fetihlere devam eden gaziler, buradan iki istikamette fetihlere girişirler. Turasan, Çavuldur Çaka ve Kara-Tonga Kayseri ve İstanbul istikametinde fethlere başlarken, Danişmend gazi, Aruk (Artuhi) ile karşılaşır. Afrumiye (Morphia)yı Rumlardan alır; onları mağlup eder; sonra da Süleyman, Numan Eyyüb ve Kara hasan ile birleşerek Yeşil ırmak (İris)havzasını fethe başlar. Harşana (Amasya), Sunisa, Turhal alınır; Gömenek (Komana), Çorum, çankırı, Kastamonu ve Sinop Osmancık (Eflanus) ele geçirilir. İşte bu dönemde; Kızılırmak’ın ismi Alis’dir. Türkler, uzun bir müddet Kızıl-ırmak adını vermeden önce bu nehri eski ismiyle (Alis) anıyorlardı. Çünkü Hitit dili ile, Türkler’in kullanmış oldukları dildeki bazı kurallar örneğin her ikisinin de sondan ek alması gibi, birbirlerine benzerlik içinde idi.
Bu dönemde, Kızıl-ırmak için Alis adı, Harşana (Amasya), Harsanusiye (Harşiana), Sanusiye (Sunisa), Muşalim, Şarişşa’yı (Altınyayla ilçesi içinde ve Ulaş ilçesine 25 km. uzaklıktaki yeni keşfedilen ve halen kazı yapılan Hitit şehri)gibi nehir ve şehir (veya bölge) adları Türklerin Anadolu’ya geldiklerinde karşılaştıkları isimler olması oldukça dikkat çekicidir. I. Keykavus’un bir Hristiyan emirine ait olup, Kayseri mahkemesinde tanzim edilen bir vakfıyede ve vezir Fahreddin Ali’nin Sivas Vakfıyesinde de bu nehir kadim “Alis” adıyla geçmektedir. XIII-XIV. Asır vakayı-namelerinde ve vesikalarında bu ırmağa Sivas suyu (Ab-ı Sivas) denilir. Kızıl-ırmak adı Dulkadir Oğlullarına ait vakfıyelerde geçer. Tarih öncesi çağlardan beri Maraşşantiyaş, Hulaş, Huliaş, Halys, Balys, Balis, Baliş gibi isimler alan bu ırmağa, “Kızılırmak” ismini Göçebe Türkmenlerin verdiği anlaşılmaktadır. Türkler’in “yastuk” adı verdikleri “Baliş” basılmamış yastık biçiminde altun ve gümüş külçelere deniliyordu. İranlılar, Moğollar’dan önce bu “Baliş” para ölçüsünü bilmiyor ve onlar zamanında Türkçe “yastuk” olan bu kelime ile tercüme edilerek kullanılıyordu. İşte Danişmend gazi hiç bir düşmanla karşılaşmadan Sivas’a gelir ve alır; şehri ve kaleyi imar eder; mescidler yapar ve bu beldeyi gazilerin üssü haline getirir.
Gaziler buradan iki istikamette fetihlere girişirler. Turasan, Çavuldur Çaka ve Kara-Tonga Kayseri ve İstanbul istikametinde fethlere başlarken, Danişmend gazi, Aruk (Artuhi) ile karşılaşır. Afrumiye (Morphia) yı Rumlardan alır; onları mağlup eder; sonra da Süleyman, Numan Eyyüb ve Kara hasan ile birleşerek Yeşil ırmak (İris) havzasını fethe başlar. Harşana (Amasya), Sunisa, Turhal alınır; Gömenek (Komana), Çorum, çankırı, Kastamonu ve Sinop Osmancık (Eflanus) ele geçirilir. Yukarıda değinildiği gibi Gümüştekin Ahmet Gazi (Danişmend Gazi) Sivas’a gelince, Sivas harap bir halde idi. Çünkü Bizans imparatoru Romanos Diyogenes, devlete ihanet eden Ermeniler’i cezalandırmak için Sivas’a gelerek, şehri yakıp yıkarak tahrip etmiş, burada yaşayan Ermeniler’in bir çoğunu öldürmüş bir kısmını da sürgüne göndermiştir.
Bu katliamlardan kaçan Ermeniler ise, başta Gürün olmak üzere Darende, Malatya, Elbistan, Keban Antakya, Urfa ve bunlar gibi bölgelere, Fırat-Tohma havzalarına gelerek yerleşmiş, Büyük Selçuklu Devleti ile Bizans arasındaki, daha sonra Selçuklu beyleri arasındaki taht mücadelesinden faydalanarak bu bölgelerde kendilerine ait prenslikler kurmuşlardır. Anadolu’nun fethini Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın komutanlarından Kutalmış oğlu Süleyman Şah, Artuk Beğ, Gümüş-Tekin Danişmend Ahmed Gazi gibi mümtaz şahsiyetler gerçekleştirmişlerdir.
Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın ölümünden sonra yerine oğlu Melikşah geçmişti. Anadolu’ya gönderilen beyler ise fethetmiş oldukları bölgelerde kendi hükümetlerini kurmaya başlamışlar, adeta bağlı bulundukları Büyük Selçuklu Devletiyle rekabet eder bir hale gelmişlerdi. 1075 yılında Kutalmış’ın oğlu Süleyman Şah, Anadolu Selçuklu Devletini kurarak başkentini İznik olarak belirlerken, Süleyman Şah’ın dayısı olan Danişmend oğlu Ahmed Gazi de 1071-1080 yılları arasında Kapadokya havalisini, Kızılırmak-Yeşilırmak havzalarının fethini tamamlayarak Sivas, Amasya, Tokat, Niksar, Çorum, Kayseri, Elbistan, Gürün, Darende ve Malatya gibi bölgeleri aldıktan sonra kurmuş olduğu Danişmendliler Devleti’nin başkenti olarak Niksar’ı seçmişti. Mengücük Bey Divriği, Erzincan ve Şebinkarahisar bölgelerinde kendi devletini kurarken, Ebul Kasım Saltuk Bey de Erzurum ve Çoruh yörelerinde hakimiyetini sürdürmeye başlamışlardı. Ulaş ve Kangal ilçeleri bu tarihlerde Danişmend Oğlu Ahmed Gazi’nin kurmuş olduğu devletin eğemenliği altına girmiştir. 1074 de Artuk Beğ, Koyulhisar, Şebinkarahisar ve Niksar’a kadar olan bölgeleri; mengücek Beğ ise Erzincan ve havalisini zaptederek yönetimini ele geçirmiştir.
Anadolu’da bağımsızlığını ilan etmiş olan Selçuklu Beylerinin kendi başlarına hareket ederek bağımsızlıklarını ilan etmeleri, Büyük Selçuklu Sultanını rahatsız etmiştir. Bu nedenle Büyük Selçuklu Sultanı ile Anadolu Selçuklu beylikleri arasında ilişkiler gittikçe soğuyarak gittikçe gergin bir hal almaya başlamıştır. Bu gerginliğin elbetteki, başka nedenleri de vardı. Örneğin; Bizanslılar’ın çöküşünden ve Türkler’in Bizans’a karşı takip seferlerinden faydalanan Ermeniler Fırat bölgesinden yoğunlaşarak Kilikya’ya kadar uzanan sahada birtakım prenslikler kurarak Türk Devletlerini birbiriyle rekabete sokacak kadar engel hale gelmişlerdi. 1078 yılında gelişen olaylar bu durumun iyice ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Anadolu Selçuklu Sultanı ile Danişmend Gazi, bu durumu ortadan kaldırmak istiyorlardı. Haçlı seferlerinin hemen öncesinde, Toroslar’dan Suriye’ye, öte yandan boğazlara kadar uzayan güney yolunun kontrolü, Anadolu Selçuklu Devleti Sultanının elinde olmasına karşın, Danişmend Gazi, Ankara, Kayseri ve Sivas’ı elinde bulunduran Kuzey yolunun özellikle de Orta Anadolu’yu Kapadokya’yı kontrolü altında tutuyordu. Burada önemli olan, hangi toprakların kimde olduğundan çok, içerilere sokulma imkanlarını sağlayan yollarla, bu yolların kilit noktasını oluşturan yerleri ele geçirmekti. Bu kilit nokta ise; öteden beri bilinen ve Suriye ile Anadolu’yu, Doğu Anadolu ile Batı Anadolu’yu birbirine kavuşturan yolların bulunduğu Tohma vadileri ve Kilikya kapıları idi. Bu yüzden Danişmendliler ile Anadolu Selçuklu Devleti arasında bu bölgeleri ele geçirmek için rekabet vardı. Bu bölgelerde, her iki devlet yöneticilerine karşı riyakarca davranan iki yüzlü Ermeni prensleri hüküm sürmekteydiler. Urfa’dan Harput’a, Harput’tan, Malatya, Maraş ve Tarsus’a kadar olan sahayı elinde tutan Ermeni prensi Flarates bunlardan birisiydi.
İkiyüzlü siyasetiyle Hristiyanlara yapmış olduğu eziyet ve işkencelerle Sultan Melikşah’a müslüman olduğunu dahi inandıracak kadar ileri giden ve bu tarihlerde Çukurova ve Tarsus’u ele geçiren Flarates üzerine her iki Selçuklu Devleti hükümdarı; Süleyman Şah ve Danişmend Gazi, Ermeniler’in elinde bulunan yerleri ele geçirmek için hazırlıklara başlamışlardı. Süleyman Şah, Ermeni Flarates’in elindeki bölgelere yapacağı bu ileri harekatıyla Büyük Selçuklu Devletiyle karşılaşabileceğini düşünerek, birtakım tedbirleri almayı ihmal etmemişti. Komutanı Emir Ebul Kasım’ı İznik’te bırakıp Kapadokya’ya ve sahil bölgelere valiler bırakarak bu bölgelerin korunması için emirler vererek Antakya üzerine sefere çıktı. Dayısı olan Danişmendli Devleti’nin kurucusu Ahmed Gazi Gümüştekin de başta Malatya, Darende, Gürün ve bunlar gibi bölgelerde hüküm sürmekte ve Ermeni prens Flarates’e bağlı bulunan Ermeni prensi Gabriel’in üzerine yürüdü. Her iki yeni kurulmuş Türk Devleti’nin yöneticileri birbirleriyle karşılaşmamaya özen göstererek bu bölgeleri ele geçirdiler. 1080 yılında gerçekleştirilen bu sefer ile birlikte Danişmend Gazi, Gürün, Darende ve Malatya gibi şehirleri ele geçirirken, Süleyman Şah da bu harekatıyla Ceyhan bölgesini, Elbistan, Göksun ve Raban gibi bölgeleri ele geçirdi. Bu bölge havalisinde sadece Maraş ve havalisi Ermeni Flarates’in elinde kaldı.
Böylece ilçemiz Gürün’ün bulunduğu bölge ve Malatya’ya kadar olan topraklar Danişmendliler’in eline geçmiş oldu. 1080 yılında yapılan bu seferle Danişmendli Devleti toprakları Malatya, Darende, Gürün, Kırşehir, Kaman’dan Çorum, Amasya, Niksar. Refahiye, Divriği ve Arapkir ilçelerini kapsamaktaydı. Anadolu Seçuklu Devleti sınırları ise; doğuda Elbistan’dan, Pınarbaşı, Kayseri, Ankara, Çankırı bölgelerinden batıda İznik’e güneyde ise Konya ve Karaman bölgelerine kadar uzanmaktaydı. 1080 yılında ilçemiz Gürün Danişmendililer Devleti’nin egemenliğine geçerken, Elbistan ilçesi, Anadolu Selçuklu Devleti’nin hakimiyeti altına girmiştir. Her iki ilçe de bu iki devletin doğu ve güney sınırlarını oluşturmaktaydı. [247]
Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı Süleyman Şah’ın, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah ile Suriye ve Doğu Anadolu’yu ele geçirmek konusunda birbirleriyle anlaşamayarak savaşmaları sonucunda Süleyman Şah’ın ölümü üzerine (1086 da) çıkan taht mücadelesinden ve anlaşmazlıklardan faydalanan Danişmend Gazi, Yeşilırmak ve Kızılırmak havzalarında fetihlerde bulunarak ülkesinin sınırlarını genişletmiştir. Haçlı orduları Anadolu’dan geçerken de, Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı I. Kılıç Arslan ile birlikte bunlara karşı mücadele etmiştir. 21 Ekim 1097 tarihinde Antakya’ya kadar ulaşmış olan Haçlılar, bu tarihlerde ardarda iki sefer düzenlemişlerdir. Daha sonra yapılan üçüncü haçlı seferi de dahil omak üzere bu seferlerde Haçlılar, Anadolu içlerine kadar saldırarak önlerine gelen Müslüman Türkleri acımasızca katletmişler. Haçlı ordusunun bir kısmı Karaman tarafından Çukurova ve Adana taraflarına diğer bir kısmı da Gürün ve Elbistan yoluyla Maraş’a saldırdırmışlardır.
Haçlılar’ın Anadolu’ya saldırmaları sonucunda 1080 yılında Danişmendliler’in eline geçmiş olan Gürün ve havalisi ile bu tarihlerde Anadolu Selçuklu Devleti’nin eline geçmiş olan Elbistan ve Maraş bölgeleri Bizans’ın eline geçmiştir. Bu bölgelerde daha önceden hüküm süren Ermeni prensleri daha rahat ederek prensliklerini yeniden kurmaya çalıştılarsa da bunu tamamıyla gerçekleştiremediler. Çünkü Haçlı ordularına karşı birlikte mücadele eden Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan ile Danişmend Gazi birlikte hareket ederek Haçlı ordularına karşı çok çetin mücadeleler verdiler.
Malatya bölgesinde Ermeni Gabriel hüküm sürerken, Maraş ve Elbistan bölgelerinde Flarates’in varisleri hüküm sürmekteydiler. Danişmend Gazi ile I. Kılıç Arslan Haçlılarla mücadele ederken Ermeniler bundan faydalanıp serbestçe hareket etme imkanını bularak bu bölgeleri tekrar ele geçirmeye çalışmışlardı. Her iki Türk hükümdarı hem birlikte Haçlılar’a karşı mücadele ediyorlar ve hem de öteden beri aralarında devam etmekte olan rekabeti sürdürüyorlardı. Her ikisi de Ermeniler’in elinde bulunan Kayseri ile Malatya ve Maraş arasındaki bölgeleri ele geçirmek istiyorlardı. Bu nedenle de Danişmendliler ile Anadolu Selçukluları arasında rekabet vardı. Bu rekabet iki güç arasında ileride daha ileri boyutlara ulaşmıştır.
Haçlı seferleri esnasında işbirliği oluşturulmuş ise de bu geçici süreli olmuştur. Bu iki güç arasındaki rekabet Haçlılar çekilip gittikten sonra da artarak devam etmiştir. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan batıda vermiş olduğu kayıplardan dolayı biraz zayıflamıştır. Oysa bu dönemde Danişmend Gazi’ye pek zarar dokunmamıştı. Bu nedenle de Danişmend Gazi öteden beri Malatya’dan Maraş’a ve Kayseri’ye kadar olan bölgeyi tamamıyla ele geçirmek maksadıyla KılıçArslan’ın ne düşündüğüne önem vermeden bu bölgenin kontrolünü elinde tutmak maksadıyla bu bölgeleri ele geçirmek için harekete geçerek Malatya’yı ele geçirmek üzere yola çıktı. Malatya’ya yardım etmesi için Gabriel tarafından çağrılan Antakya Prinkepsi Bohemond’u esir aldı. Bohemond’u kurtarmaya gelen Kapadokya’daki sonra haçlı gurubunu da tamamen bozguna uğrattı. Malatya’nın Danişmend Gazi tarafından ele geçirilmesiyle bu iki güç arasındaki rekabet tamamıyla ortaya çıktı ve Maraş dolaylarında da patlak verdi.
Danişmend Gazi 1098 yilinda Sivas’tan Malatya’ya yürüdü. üç yil kadar süren kuşatma ve çarpişmalardan sonra ele geçirdi. 1101/1102 yilinda. Malatya’nin Danişmend Gazi’nin eline geçmesi ve Danişmend Gazi’nin Elbistan ve Maraş bölgelerini de ele geçirmek istemesi dolayısıyla bu bölgede Danişmend Gazi’nin ağırlığının artmasından endişelenen Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıçarslan ile Danişmend Gazi’nin aralarının iyice açılmasına neden oldu. Çünkü Danişmend Gazi, Malatya’yı ele geçirdikten sonra, Abulistan(Elbistan) üzerine sefer yapmak istediğini öğrenmiş olan Kılıçarslan, bu bölgede yaşayan Ermeniler’in Haçlılardan işkence gördüklerini bu yüzden kendisinden yardım isteyen Ermeniler’in bu isteğini de fırsat bilerek Haçlılar’ı izlemek maksadıyla çıkmış olduğu bu seferiyle Elbistan ve Maraş bölgelerini ele geçirdi. Elbistan ve Maraş bölgesini ele geçirdikten sonra Antakya’ya gitmekte iken, Danişmend Gazi’nin 100.000 dinar karşılığında Bohemond’u serbest bıraktığını, öğrenince geri dönerek 1103 tarihinde Maraş yakınlarında Danişmend Gazi’yi yenerek perişan etti. Bir rivayete göre de Malatya yakınlarında yenmiştir. Bu olaylar üzerine Danişmendliler’in durumu iyice zayıflamıştır. Bu tarihlerde Darende yakınlarında Rumlar ile yapmış olduğu savaşta yenilmiş olan Danişmend Gazi, Şebinkarahisar yakınlarındaki ordusuna yardım için dönerken 1105 yilinda Alex’in ordusuna yenilerek esir düştü. Aynı yıl içerisinde de öldü. Danişmend Gazi’nin ölümünden sonra 12 oğlundan biri olan Emir Gazi devletin başına geçti. Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan O’nun ölümüyle birlikte ülkesinin bir kısmını ve Malatya’yı eğemenliği altına aldı. 2 Eylül 1105 tarihinden itibaren gittikçe zayıflamaya başlayan Danişmendli Devleti ile Anadolu Selçuklu Devleti arasındaki rekabet ve Malatya, Maraş ve Kayseri arasındaki bölgelerdeki mücadele ve bu bölgelere hakim olma siyaseti daha sonraki yıllarda da devam etti. Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan ve Danişmendli hükümdarı Yağı Basan arasında da sürdü. Darende, cografi konumu itibariyle Danişmentliler’in ağırlık merkezi olan Malatya, Sivas, Kayseri arasında bulunması nedeniyle Darende ve havalisi ile birlikte Gürün İlçesi de, Danişmendliler ile Anadolu Selçuklu Devleti arasında sürekli el değiştiren bir bölge haline gelmiştir. [248]
Anadolu Selçuklu Devleti hükümdari Sultan II. İzzeddin Kılıç Arslan 1160 yılında Bizans İmparatoru ile ittifak yapan Danişmendli Nizameddin Yağıbasan’a yenilince, Elbistan, Gürün ve Darende yöresini Danişmendliler’e bırakmak zorunda kalmıştı. Yağıbasan’ın 4 Ağustos 1164 yılında ölümü üzerine, Zünnun’un 16 yaşındaki yeğeni İsmail bin İbrahim ile evlenerek onu hükümdar ilan etti. (H.559/1164)Bunun üzerine haneden mensupları arasında mücadele başladı. Bu sırada Elbistan emiri Mahmut, bağımasızlığını ilan etti. Ayrıca Kayseri Meliki Zünnun ile Yağıbasan’ın Yeğeni İbrahim bin Muhammed de aynı maksadla harekete geçtiler. Bütün bu gelişmeler, II. Kılıçarslan’ın işlerini kolaylaştırdı. Yani Anadolu birliği için bir engel olarak gördügü Yağıbasan ölmüştü. Nitekim Anadolu Selçuklu Hükümdarı II. Kılıç Arslan, bu fırsattan yararlanarak Danişmendli topraklarını ele geçirmek için Zünnun’u desteklemek bahanesiyle Elbistan üzerine yürüdü. 1165’ten itibaren başta Elbistan olmak üzere kısa bir zaman içerisinde, Tohma Vadileri’ni (Gürün, Darende ve Gedik yöresini)ele geçirdi. Darende ve havalisi 1165 yılında kesin olarak II. Kılıçarslan’ın hakimiyeti altına girdi. İlerlemeye devam ederek 1169 yılında Kayseri ve Zamantıyı Danişmendli Zünnun ve Şahinşah’dan aldı. Danişmendli Şehzadesi de Musul Atabeği Nureddin Zengi’ye sığındılar. 1168’de Zünnun üzerine yürüdü ve 1169’da Kayseri ve Zamantı’da Danişmendli hakimiyetine son verdi. Zünnun, Kılıç Arslan’ın kardeşi Şehinşah ve Malatya meliki Feridun Atabey Nurettin Mahmud’a sığındılar. Anadolu Selçuklu Devleti’ne karşı Bizanslılar ile ittifak yapan Danişmendli hükümdari Yagi Basan ölünce, Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan, Danişmendliler’in elinde bulunan Elbistan ve havalisi ile Tohma suyu kaynakları (Gürün ve havalisi) Darende, Kayseri ve Zamantı bölgelerini Danişmendli Zünnun’un elinden alarak Danişmendli Devletine de son verdi. Böylece 1080 yılından beri Danişmendliler’in elinde bulunan Darende, Gürün ve havalisi, 1165 yılından itibaren sona ererek Anadolu Selçuklu Devleti’nin egemenliğine girmiş oldu. [249]

ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ ZAMANINDA GÜRÜN İLÇESİ
(M.S. 1165-131Cool
Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan, Danişmendli Devleti’ne ait güney bölgesini, ilçemiz Gürün’ün de içinde bulunduğu Tohma suyunun kaynaklarını Zamantı bölgesini ve Elbistan havalisini 1165 yılında ele geçirerek bu devlete ağır bir darbe indirmişti. 25 Ekim 1178 tarihinde de Danişmendliler’in Malatya şubesine son vererek bu bölgeyi de ele geçirip, Danişmendliler Devleti’ne son vermiştir. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti’nin sınırları, 1178 tarihinde doğuda Malatya ve Erzincan’a, kuzeyde Sinop’a, batıda İznik ve Kütahya’ya, güneyde ise Niğde ve Maraş’a kadar genişlemiş bulunuyordu. [250]
Anadolu Selçuklu Devleti’nin sınırları II. Kılıç Arslan’ın 1192 de öldüğü zaman da bu konumunu sürdürmüştür. Anadolu Selçuklu Sultanı’nın ölümüyle birlikte, kardeşler arasında başlayan taht kavgaları ayrı ayrı hükümetler halinde birbirleri aleyhinde genişlemek gayesiyle varlıklarını sürdürmeye başlamışlardır. Bu paylaşıma göre de II. Kılıç Arslan’ın oğullarından;
1-Kutbeddin Melikşah, Sivas ve Aksaray’a
2-Rükneddin Süleyman Şah, Tokat ve havalisine
3-Nureddin Sultan, Şah, Kayseri bölgesine
4-Muğseddin Tuğrul Şah, Elbistan ve havalisine
5-Muizeddin Kayser Şah, Malatya ve havalisine 6-Muhiddin Mes’ud, Ankara, Çankırı, Kastamonu ve Eskişehir bölgelerine
7-Gıyaseddin Keyhüsrev, Uluborlu, Kütahya ve havalisine
8-Nasreddin Berk Yaruk Şah, Niksar ve Koyulhisar havalisine
9-Nizameddin Argun Şah, Amasya ve havalisine
10-Arslan Şah, Nigde ve havalisine
11-Sancar Şah, Eregli ve güney bölgelerinde melik olarak hüküm sürmekteydiler.
Tokat ve havalisinde hüküm süren, Rükneddin Süleyman Şah (M.S. 1196-1204) Anadolu Selçuklu Devleti’nin başına 1196 tarihinde geçerek diğer kardeşlerini teker teker egemenliği altına aldı. 1204 yılına kadar Anadolu’da sarsılmış olan Türk birligini yeniden sağladı. Bizans hükümdarı ile barış imzaladı. Ülkesinin güney bölgelerine akınlar düzenleyen Kilikya Ermeni prensi II. Leon’un üzerine yürüyerek, O’nu Toroslar’ın güneyine çekilmeye mecbur etti. Daha sonra Malatya üzerinden Erzincan bölgesindeki Mengücükoğulları Hükümdarlığına, Erzurum’da hüküm süren Saltukogulları Hükümdarlığına son vererek kuzeyde Gürcülerle komşu oldu.
1205 yılında, ikinci Gürcü seferine çıkarken Konya ile Malatya arasında Süleyman Şah’ın ölmesi üzerine, kardeşi I. Gıyaseddin Keyhüsrev Selçuklu Devleti’nin tahtına çıktı. 1220 yılında tahta çıkan I. Alaaddin Keykubad zamanında Anadolu Selçuklu Devleti en parlak zamanını yaşadı. 1219-1236/37 yılları arasında hüküm süren I. Alaaddin Keykubad 1222 yılında Sivas Şehrinin surlarını yeniden inşa ettirerek şehri imar etti. Divrik’i de başkent seçti.
Bu tarihlerde, Anadolu’ya Orta Asya’dan yeni bir Oğuz Türkmen göçü başlamış. Anadolu Selçuklu Devleti’nin doğu ve güney sınırlarını tehdit eder bir duruma gelmişlerdi. Oğuz Türkmenleri, akınlarda bulunarak bu bölgelere yerleşmek istiyorlardı. Bu Türkmen boylarına karşı bir sefer düzenleyen Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad, Türkmen göçü sorununu büyük ölçüde çözümlerken, Doğu Anadolu’ya yapmış olduğu seferiyle de 1233 yılında Artukoğulları hükümdarlığına son verdi. Ülkesinin doğu ve güney sınırlarını tehdit etmekte olan Türkmen oymaklarının büyük bir kısmını da ülkesinin uç bölgelerine, Bizans ve diğer devletlere yakın olan yerlere yerleştirerek onlara timar verdi. Bu bölgelerde çeşitli fetihlerde bulunarak yerleştikleri alanların artırılmasına çalışmalarını teşvik etti. Böylece Anadolu’da başı boş ve karmaşa meydana gelmesine neden olan göçü, bu şekilde halletme yoluna gitmiştir.
Oğuzlar’ın kayı boyuna mensup Ertuğrul Gazi ve emrindeki 400 Türkmen Çadırını Ankara’nın batısındaki Karacadağ” taraflarına yerleştirdi. I. Alaaddin Keykubad’dan sonra Anadolu’da Moğollar’ın baskılarına dayanamayarak isyan eden Oğuz boylarından mühim bir kısmı bölgeye giderek Ertuğrul Gazi’nin mahiyetine girmişlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin önemini yitirmesiyle birlikte devletin sınır boylarına yerleştirilmiş olan Oğuz aşiret beylerine tabu olan küçük Oğuz kitleleri taavvuza başlayacaklar, böylece uzun zamandan beridir durmuş olan Batı Anadolu’nun fethi hareketini hızlandıracaklardır. Osmanoğulları (Hicri: 699/Miladi: 1299), Karamanoğulları, Eşrefoğulları, Hamitoğulları, Germiyanoğulları, ısfendiyaroğulları, Dulkadiroğulları bu beyliklerden birkaçıdırlar. [251]
Alaaddin Keykubad zamanı Anadolu Selçuklu zamanının en parlak dönemi olmuştur. Çünkü ülkesinin sınırlarını zorlamkat olan Oğuz boylarını güzel bir şekilde uç bölgelere yerleştirmiş olduğu gibi yapmış olduğu seferlerle de doğuda, Hazar Denizi bölgesinde hüküm sürmekte olan Harzemşahlarla ve kuzeyde Gürcülerle komşu olmuş böylece ülkesinin sınırlarını genişletmeyi başarmıştır. I. Alaaddin Keykubad 1236/37 tarihinde öldüğü zaman devletinin sınırları; kuzeyde Sinop ve Karadeniz’e, güneyde Akdeniz’e kadar uzanırken, batıda Bizans ile sınır bulunurken doğudaki sınırları ise Antakya’dan Van gölünün doğusunda hüküm sürmekte olan Harzemşahlar Devleti’ne kadar uzanıyordu. Bu tarihlerde de ilçemiz Gürün Anadolu Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında bulunuyordu. I. Alaaddin Keykubad ölünce yerine geçen oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanının, ilk yılları iyi geçti.
Tarihler, 1240 yılını gösterdiğinde Orta Asya’dan devam eden Türkmen göçünün bir yenisi daha meydana gelmiş ve bu göçlerle birlikte doğuda beliren ve Anadolu Selçuklu Devleti için büyük tehlike oluşturan Moğollar, ülkenin doğu sınırlarını tehdit etmeye başlamışlardı. Anadolu Selçuklu hükümdarı, ülkenin doğu ve güney sınırlarını ihlal eden Oğuz boylarına karşı bir sefer düzenleyerek Türkmenlere karşı mücadeleye girişti.
Malatya ve Maraş bölgelerine yerleşmiş olan Agaç-Eri Türkmenleri ve Malatya ve Tohma vadileri boyunca akınlar düzenlemekte olan diğer Türkmenler, Selçuklu hükümdarını kendilerini takip etmeye başlaması üzerine, Kilikya ve Ermeni topraklarına girdiler. Bu Türkmen harekatının Selçuklu hükümdarıtarafindan yapilmiş oldugunu sanan Ermeniler de bu defa ülkenin güney bölgelerine, Elbistan, Gürün ve Darende havalilerine saldırmaya başladılar. Dogudaki Moğol istilasından kaçan ve Selçuklu Devleti ile Moğollar’ın arasında sıkışıp kalmış olan Türkmenler, Baba ishak önderliğinden ayaklandılar.
1240 yılında meydana gelen bu isyanla Türkmenler, her tarafi yakıp yıkarak ülkenin güney bölgesinden girip Sivas’a kadar ilerlediler. Sivas şehrini yakıp yıktıktan sonra Kapadokya’ya yöneldiler. Türkmen guruplarının bu isyanı ancak Kırşehir’in Malya ovasında bastırılabildi. İsyanı zorla bastırabilen Anadolu Selçuklu Devleti oldukça sarsılmıştır. Doğudan büyük bir hızla batıya doğru her tarafi yakıp yıkarak istila eden Moğollar, ittifak halinde oldukları Ermeniler’in akıncılıgı ve öncülügünde Anadolu Selçuklu Devleti’nin topraklarına saldırmaya başladılar.
Anadolu Selçuklu Devleti’nin hükümdarı II. Giyaseddin Keyhüsrev, büyük bir Moğol ordusunu Zara ilçesi yakınlarındaki Kösedağ mevkiinde karşıladı. Burada yapılan savaşta Selçuk Hükümdarı 1243 yılında yenildi. Moğollar, komutanları Bayçu Noyan’ın önderliğinde Selçuklu ordusunu izleyerek üç gün süreyle Sivas şehrini yaktı ve talan ettiler. Selçuklu ordusuna ait askeri araç ve gereçleri de imha eden Moğollar, bu tarihten itibaren Anadolu Selçuklu Devletini kıskacı altına alarak baskı yapmaya başlamıştır. Çünkü 1243 yılından itibaren Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollara vergi vermek zorunda kalmıştır. Bu tarihlerde Selçuklu tahtına II. İzzeddin Keykavus geçince kardeşi IV. Kılıç Arslan, Selçuklu tahtında hakkı olduğunu ileri sürerek kardeşine karşı mücadeleye girişti. Kardeşler arasındaki mücadeleyi Moğollar da körüklüyorlardı. Daha sonra Anadolu Selçuklu Devleti toprakları Kızılırmak sınır kabul edilmek suretiyle ikiye ayrılarak iki kardeş arasında paylaşıldı. [252]
Anadolu Selçuklu Devleti’nin iki kardeş arasında paylaşılmadan sonra bundan faydalanan Kilikya Ermeniler’i sınırda bulunan Türkler’e ait topraklara saldırdılar. Ermeni prens Hetum, Maraş’i işgal etti. Zaten Ermeniler, yukarıda değinildigi gibi Anadolu’da Moğollar’a kılavuzluk ediyorlardı. Moğollar’ın Anadolu Selçuklu Devleti’ne ait olan ve Moğollar’in eline geçen Rasas, Merziban, Derbisak, Besni vb. gibi bölgeler, Ermeniler’e sefere katılmaları karşılığında verildi.
Moğollar, 1250 yılında Anadolu Selçuklu Devleti üzerindeki baskılarını artırdılar. Devlet yöneticilerini dahi kendileri seçebilecek kadar bu ülke üzerinde etkili idiler. 1243 Tarihinde cereyan eden Kösedağ mağlubiyeti, Türkiye Selçukluları tarihinin dönüm noktasıdır. Zira bu savaştan sonra Anadolu fiilen, ve hukuken Moğol tahakkümü altına girmiştir. Selçuklu şehzadeleri arasındaki saltanat kavgalarının sonuçlanması şöyle dursun, Selçuklu devlet adamları da geleceklerini Moğolların vereceği karara bağlamışlardı. Sultan II.Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246)’in vasiyeti uyarınca Şemseddin İsfahani, din ve devlet işlerini ele almış ve şehzade İzzeddin Keykavus’u da tahta çıkartmış idi.
Bu tarihlerde Moğollar, Anadolu Selçuklu Devleti’ni bir eyalet haline getirmişlerdi. Moğol komutanı Noyan Baycu’nun 1257 yılında Hulagu’nun Bağdat seferine katılmak üzere Anadolu’dan ayrılmasıyla birlikte Selçuklu Devleti hükümdarı II. İzzeddin Keykavus, Malatya’den Maraş’a kadar olan bölgelere bir sefer düzenleyerek Anadolu Selçuklu Devleti’nin sınırlarını genişletti ise de ülkeyi Moğollar’ın egemenliğinde kurtaramadı. Ancak Moğollar’dan destek alan veya onlara yakın olmak için yarış devletin dahili idaresini içinden çıkılmaz hale getirmişti. Şemseddin İsfahan’ın yönetimini kontrol altına alabilmek için yaptığı çalışmalar sırasında Şemseddin Yay-Taş Konya Subaşılığına getirildi. İsyancılardan Emir Nusret Sivas’ta yakalanarak Hafik Kalesi’ne kapatıldı. Ebubekir Pervane ve oğlu ise Konya’da yakalanarak, Ebubekir Pervane Darende Kalesi’ne, oğlu da Kahta Kalesine hapsedildi. Daha sonrada yaylarının kirişi ile boğduruldular. İlhanlı Devleti’nin kurucusu Hülagü Han döneminde Anadolu’daki Türkmenler’e karşı başlatılan saldırılar sonucu Türkmenler Anadolu’nun kuzey-güney ve batıdaki uç bölgelerine çekilmişlerdi. Samsun’dan Trabzon’a kadar uzana dağlık yöreye çekilmiş olan Türkmenler ile Malatya ve Darende yöresindeki Suriye Türkmenleri’ne ağır darbeler vurulmuştur. Memlük Sultanı Baybars İlhanlılar’a karşı 1277 yılında Elbistan’da kazandığı zaferden sonra kumandanlarından sungur’ul-Aşkar’ı İlhanlı kuvvettlerini takibe memur ederken kendisi de Kayseri’ye doğru yola çıktı. Yolculuğu sırasında Darende, Develi ve bazı yerlerden gelen mülki amirlerin itaatlerini kabul etmiştir.
Anadolu Selçuklu Devleti yöneticileri II. Gıyaseddin Mes’ud zamanında XIV. yüzyılın başlarında ise bir vali kadar nüfuzlu bile kalmamıştı. 1308 tarihinde bu hükümdarın ölmesiyle birlikte Selçuklu hanedanının işi sona ermiştir. İlhanlılar’(Moğollar)ın idare etmekte olduğu vilayetler (Anadolu Selçuklu Devleti) Olcayto Han’ın ölümü (1316 da) ve yerine Ebu Said Banadır Han’ın geçmesiyle birlikte (1317-1335) Anadolu Umum Valiliği adı altında Emir Çoban’ın oğlu Timurtaş’a verilerek 1318 tarihinde Anadolu Selçuklu Devleti’nin egemenliğine son verildi.
Böylece 1165 yılından itibaren Anadolu Selçuklu Devleti’nin egemenliği altına giren Darende ve havalisi 153 yıl bu devletin egemenliğinde kaldıktan sonra 1318 tarihinde Anadolu Selçuklu Devleti’nin elinden çıkarak İlhanlılar’ın egemenliği altına girdi.
Bu tarihlerde ise bu kargaşa ortamında ve Moğollar’ın Anadolu’yu istilalarının hemen akabinde Oğuzlar’ın Bozok koluna mensup Türkmenler yerleşmiş oldukları Halep-Antep arasındaki bölgelerden harekete geçmişlerdir. Moğol saldırılarından kaçarak Malatya ve Maraş bölgelerine ilerleyerek bu bölgeleri yurt tutmaya çalışmışlar, Mısır’daki Eyyubiler Devleti’ni yıkarak Ortadoğu’da süper güç olarak ortaya çıkmış olan (1250 de)Memlükler ile komşu olmuşlardır. Memlükler Devleti’nin teşvik ve desteğiyle bu devletin uç bölgelerine, Anadolu Selçuklu Devleti’nin güney sınırlarına doğru, Ermeniler’in yaşamış oldukları yerlerin hudutlarına yerleştirilmişlerdir. Oğuzlar’ın Bozok koluna mensup bu Türkmenler gurupları çoğu kez Memlüklü kuvvetlerinin kuzeye doğru yapmış olduğu akınlarda bazen Memlüklü komutanlarının emrinde bazen de kendi istekleri ile Çukurova’daki Ermeniler’in yaşamiş oldukları bölgelere ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin güney sınırlarında; Elbistan, Afşin, Pınarbaşı, Gürün ve Darende gibi bölgelere akınlar yapmaktaydılar. Bu Türkmenlerin çoğu Antakya’dan başlayarak kuzeydoğu yönünden Maraş’a kadar uzanan Amanoslar’ın doğu vadisinde kışlıyor. Yazları ise kuzeyinde Binboğalar, Berit-Nurhak, Akçadağ ve Tohma Havzaları ile çevrili yaylalara çıkıyorlardı. [253]

MEHMET ALİ ÖZ

vuslataozlem diyor ki:

"Biedeb mahrum başed ez lutf_i Rab."
" Dara düştüm yarab bana bir inşirah"
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
09-16-2008, 07:19 AM
Mesaj: #2
Cvp: GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-27
emeğine sağlık
Emrullah diyor ki:
Cesaret Akıldan Geliyorsa Cesarettir
Ağızdan Geliyorsa Cehallettir...
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  Minik Gürünlülerden Gürün Yanlama halayı kangallı58 2 84 10-02-2008 04:10 PM
Son Mesaj: retina
  İŞTE GÜRÜN BEYPINAR KÖYÜNÜN GURURU vuslataozlem 1 167 09-18-2008 12:54 PM
Son Mesaj: 34mekan58vatan
  CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL, GÜRÜN STANDINDA... kangallı58 3 91 09-17-2008 10:34 AM
Son Mesaj: kadirhan58
  Gürün Gökpınar Gölünün yenı Hali kangallı58 4 174 09-16-2008 12:52 PM
Son Mesaj: kangallı58
  GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-38 vuslataozlem 7 167 09-16-2008 07:30 AM
Son Mesaj: Emrullah
  GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-1 vuslataozlem 1 59 09-16-2008 07:28 AM
Son Mesaj: Emrullah
  GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ -2 vuslataozlem 1 38 09-16-2008 07:27 AM
Son Mesaj: Emrullah
  GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-3 vuslataozlem 1 44 09-16-2008 07:27 AM
Son Mesaj: Emrullah
  GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-4 vuslataozlem 1 45 09-16-2008 07:27 AM
Son Mesaj: Emrullah
  GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-5 vuslataozlem 1 44 09-16-2008 07:26 AM
Son Mesaj: Emrullah

Forum Atla:

İletişimSivas | Sivasliyiz.ComYukarıya dönİçeriğe DönHafifleştirilmiş SürümRSS Beslemesi






Seni Seviyorum Msn Nickleri Msn Adresleri Kevenli Check up