Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-34 OSMANLI DÖNEMİNDE 2
08-23-2008, 01:15 PM (Bu Mesaj 08-23-2008 01:31 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : vuslataozlem.)
Mesaj: #1
GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-34 OSMANLI DÖNEMİNDE 2
OSMANLI İMPARATORLUĞU ZAMANINDA GÜRÜN İLÇESİ (II)
(1516-1923)
Osmanlı İmparatorluğu Zamanında (II) (M. S: 1516-1923)
Tarihler XV. yüzyılı gösterirken dünyada iki tane büyük Türk devleti bulunuyordu. Bunlardan birisi, kendisine Ed-Devletit-Türkiye”(Türkiye Devleti) adının verilmiş olduğu Mısır’da hüküm süren Memlüklü Türk Devleti. Diğeri ise, Anadolu’dan Avrupa’ya uzanan topraklarda sınırlarını gittikçe hem doğuya hem batıya olmak üzere genişletmekte olan Osmanlı İmparatorluğu idi. Toroslar ve Fırat, bu iki büyük Türk devletini birbirinden ayırıyordu. Çukurova’daki Ramazan Oğulları Beyliği kesin olarak Memlüklüler’e bağlı bulunurken, Maraş ve havalisinde hüküm süren Dulkadirli Beyliği ise, kurulduğundan beri Mısır Memlüklerine tabi bir konumdaydı. Memlükler’in Osmanlı Devleti ile ilişkileri, II. Murat zamanından itibaren başlamıştır. Her iki Türk devleti arasında tampon bir ülke konumunda bulunan Dulkadirli Beyliği, zaman zaman Memlükler, zaman zaman da Osmanlılar tarafında görünüyordu. Fatih Sultan Mehmed Han zamanında, Fatih’ten korkan Dulkadirliler tekrar Memlüklüler’e yaklaşma siyasetini gütmeye başlamışlardı. Fakat bu siyaset, Osmanlılardan korktukları için(görünür bir şekilde değil)suyun altından cereyan eder nitelikteydi.
Fatih’in gözü batıda ve denizlerde olduğu için, Toroslar’ı ve Fırat’ı geçip Memlükler’le çarpışmayı düşünmüyordu. O’nun için bir tampon devlet olarak Dulkadirliler’i muhafaza, Osmanlı menfaatlerine uygundu. Fakat daha sonraki tarihlerde. Fırat’ın ve Toroslar’ın bu tarafında böyle bir dahili bir muhtariyetin varlığını sürdürmesi, Osmanlılar’ın menfaatlleri ve geleceği için büyük tehlike arzediyordu. Anadolu’nun ve Türkiye Devleti’nin birliğine engeldi. Osmanlılar’ın bu çok geniş arazide ve mühim kilit noktaları oluşturan bu bölge, askerce, insanca ve zenginlikçe faydalanmalarına engel teşkil ediyordu. Çünkü bu tarihlerde Dulkadirli Beyliği, üç Müslüman devlet (İran, İstanbul, Kahire hükümetleri)arasında ne tarafa meylederse, diğerleri hakkında dengeyi büsbütün bozabilecek bir konumda bulunuyordu. Nitekim Yavuz Sultan Selim Han zamanında böyle olmuştur. Dulkadirliler’in Osmanlılarca ele geçirilmesi, İran(Şah İsmail)ve Mısır(Kansu Giray)aleyhine olmuş, her iki devletin de tarihten silinmesine neden olmuştur.
Öteden beri Memlüklüler ile Osmanlılar arasında rekabet vardı. Her iki devlet arasındaki bu rekabeti de, Dulkadirli Beyliği oluşturuyordu. Daha çok önceleri Sultan Berkuk, Yıldırım Bayezıt Han’n Mısır’ı almasından ve Memlüklüler Devleti’ni ortadan kaldırmasından korktuğunu açıkça söylemişti. Fatih ise; Yıldırım’ın durumundan daha güçlü bulunuyordu.
Ayrıca İstanbul’u fetheden bir hükümdar olduğu için İslam aleminde oldukça prestij sahibiydi. Her iki imparatorluğu Fırat ve Toroslar birbirinden ayıryordu. Bir zamanlar Orta Anadolu’ya kadar iyice girmiş olan Memlüklüler Toroslar’ın arka yüzüne kadar gerilemiş durumda olsalar da; Tohma Havzası bölgesinde etki ve nüfuzları bulunmaktaydı. Bu durum her konuda kendini gösteriyordu. Fatih döneminde Dulkadirliler üzerindeki Osmanlı etki ve nüfuzunu Memlüklüler çekemiyordu. Bu nedenle, Dulkadirli Beyliği, bu iki Türk İmparatorluğu’nun mücadele ve rekabet sahası olmuştur. Kahire kuvvetleriyle bugün Maraş tahtına bir Dulkadiroğlu oturtuluyor, bir müddet sonra İstanbul kuvvetleriyle gelen bu beyin kardeşi onun yerine getiriliyordu. 1479 yılında Fatih daha cesur bir adım atarak, Hicaz’da hacıların susuzluktan ıztırap çektiğini söyleyerek Hicaz su yollarını tamir ettirmek istediğini Sultan Kayıtbay’a bildirdi. Fakat Memlüklü Sultanı bu durumu kabul etmeyerek reddetti. Her iki devlet de İslam aleminde liderliğe oynuyordu. Her iki devletin de birbirlerine üstünlük sağlayabilmeleri için iki devlet arasında jeopolitik öneme sahip Dulkadirli beyliği’ni ele geçirmeleri gerekiyordu. Bundan dolayı Osmanlı Devleti yöneticileri, Dulkadiriye memleketleri olarak bilinen yerleri ele geçirerek bu sorunu kesin olarak çözmeyi istiyordu.
İlk Osmanlı-Memlüklü Harbi 1485’de patlak vermişti ve 6 yıl sürdü. 1485 yılından itibaren altı yıl sürecek olan Osmanlı Memlüklü Savaşının çıkışına neden olaylar ise; Türk hacılarına taarruz eden Bedevilerin bertaraf edilmesi ve 2 Mart 1482’de Güney Hindistan Türk İmparatorluğu tahtına babasının yerine çıkan Mahmud Şah Behemeni, Sultan II. Bayezıt’a çok değerli mücevherler ve çeşitli hediyeler göndermişti. Fakat Mısır Gümrük idaresi, diplomatik nezakete aykırı olarak bunları İstanbul’a yollamakla birlikte uzun bir süre alıkoymuştu. Fakat hediyeler İstanbul yolundayken Osmanlı Devleti, Mısır Memlüklü Devletine savaş açmış bulunuyordu.
Memlükler, önce Osmanlı Devleti’ne bağlı bulunan Dulkadirli Beyliği topraklarına girdiler. Alaüddevle Bozkurt Bey, Osmanlı Hükümdarı II. Bayezıt’tan yardım istedi. II. Bayezıt Alaüddevle’nin damadı idi. Kayseri Sancak Beyi Yakub Bey Osmanlı kuvvetleri ile Dulkadirli iline geldi. Memlük ordusunu yendi ve Memlüklüleri Dulkadirli ülkesinden çıkardı. Mısır’a ait olan Malatya önlerine kadar geldi. Memlük Başkumandanı Özbek Bey, Yakup beyi pusuya düşürdü ve Osmanlı kuvvetlerini imha etti. Bunun üzerine Özbek Bey Çukurova’ya girdi. Adana Sancak Beyi Musa Bey ile Tarsus Sancak Beyi, Damat Ferhad Bey şehit oluncaya kadar kaleyi savundular. Fakat Özbek Bey, Osmanlılar’ı Çukurova’dan çıkarıp Toros’ların ötesine attı. 1485 yılı hadiselerle geçti. 1486’da (Ocak ayında) Anadolu beylerbeyi Hersek-Zade Ahmed paşa, Çukurova’yı geri almak üzere tekrar Gülekboğazı’nı geçti. Fakat Özbek Beye esir düştü. Sultan Kayıtbay bu anlamsız savaşa son vermek için sulh teklif ettiyse de Osmanlı Devlet adamları sulha yanaşmadılar. doğuda Akkoyunlu Devleti ile Şah İsmail Devleti (Safeviler) her iki devlet için tehlike arzetmeye başlamış olduğundan aradaki rekabetin yine sürdürülerek bu durumun savaşa dönüştürülmemesine özen gösterildi. Her iki taraf da riayet ettiler. Her iki devlet arasındaki rekabet Yavuz Sultan Han’n Osmanlı tahtına çıktığı yıllara kadar devam etmiştir. Dulkadirliler bu dönemde de her iki devlet arasında tampon devlet konumunu sürdürmekteydi.
Yavuz Sultan Selim ise doğu meselesinin ve Dulkadirliler’in üzerine yürüyerek bu sorunun tamamıyla çözümlenmesinin artık zamanı gelmiş olduğuna inanıyordu. Bunun için de doğuya kapsamlı bir sefer yapmak için gerekli hazırlıklar yapmaya başlamıştı bile. Osmanlılardan uzaklaşan Dulkadirli Beyi Alaüddevle, Bozkurt, Yavuz Sultan Selim Han’ın tahta çıkışını dahi tebrik etmemiş, O’nun bu davranışı ise Yavuz Sultan Selim Han’ın gözünden kaçmamıştı.
Buna rağmen, Yavuz Selim Çaldıran’a giderken Kayseri’den üç konak ötede Çubuk ovassına varınca, Alaüddevle Bey’i Osmanlılar ile Dulkadirliler’in aynı mezhebden olduklarını hatırlatarak sefere davet etti. Dulkadir Beyi ie kendisinin yaşlı olduğunu ve sefere katılamayacağını bildirerek reddetmesi, aslında Alaüddevle Bey’in, Şah İsmail ile ittifak halinde bulunuyor, Yavuz Selim’in, yeğeni Şehsuvar Oğlu Ali bey’in himaye etmesine içerliyordu. Diyarbakır seferine girişmeden önce Alaüddevle Beyin oğlu Şahruh’u veliaht tayin etmesine kızan Ali Bey, Osmanlı Padişahı II. Beyazıt’a sığınmış ve Yavuz’un tahta geçmesinin hemen ardından da Trakya’da Çirmen Sancak beyliğine atanmıştı. bu yüzden Dulkadir beyi Osmanlı-Safevi çatışmasında tarafsız kalmak bir tarafa, Osmanlı levazımcılara ülkesinde yiyecek ve hayvan yemi satışını bile yasaklamış olduğu gibi oğullarının vasıtasıyla da onların iaşe ve teçhizatlarını yağmalattırdı. Bu sebepledir ki Osmanlı Padişahı Yavuz ihtiyatlı davranarak İran Şahı ile karşılaşmak üzere yoluna devam ederken ordusunun gerisini emniyete almak ve Alaüddevle’nin saldırılarına engel olmak amacı ile Sivas-Kayseri arasında 40.000 kişilik bir ihtiyat kuvveti bırakmıştı.
Çaldıran Zaferini müteakip Amasya’ya dönen Yavuz Sultan Selim (Kasım 1514) de Osmanlı ordusunu arkadan vuran Alaüddevle Beyin hakkından gelmeye karar verdi. Seferde büyük hizmet vermin olan Şehsuvar oğlu Ali Bey’i hemen Kayseri Sancak Beyliği’ne tayin ederek Dulkadirli topraklarını işgal ettiği takdirde kendisine verileceğini vaad etti. Kayseri Sancağı ise, Dulkadirli Sınırında bulunuyordu. Yavuz Sultan Selim, Şehsuvar oğlu Ali Bey’e Alaüddevle’nin idaresindeki Bozok Sancağını da (Yozgat) işgal etmesini emretmişti. Ali Bey hemen Bozok Sancağını teslim aldı. Burada emir bulunan Alaüddevle’nin oğlu Süleyman’ı öldürerek Yavuz’a kesik başını gönderdi. Yavuz Sultan Selimhan, Bozok Sancağını da Ali Bey’in idaresine verdi. Bunun üzerine Alaüddevle Memlüklülerden yardım istedi. Aracılık yapmasını istediyse de Yavuz bu istek ve dileklerin hiç birisini kabul etmedi. Memlüklülerin isteğinin aksine Dulkadir Beyliğine Alaüddevle’nin azledilerek Ali bey’in getirildiğini açıkladı. Bunun üzerine Memlüklü Sultanı bu bölgelerin kendisine ait olduğunu ve hutbelerde kendisinin adının anılmasını istedi. Buna sinirlenen Yavuz gelen elçiye Sultanınız eğer gücü yetiyorsa hükümranlık haklarını kendi ülkesinde korusun” diye cevap verdi. Osmanlı Padişahı ile Memlüklüler arasında elçiler böyle gidip gelirken Alaüddevle Bey Osmanlı ordusunun iaşe kollarını vurdu. Bu hal ise Osmanlıların sayısız hayvan ölümüne sebep olurken ordunun zayıflamasına sebebiyet verdi. Bunun yanı sıra da Yavuz’un sabrını taşırmıştı. Kışı Amasya’da geçirmekte olan Yavuz, 1515 yılında Kemah’ı alarak Osmanlı Ülkesi’ne kattı. Bunun hemen ardından 5 Haziran 1515 tarihinde, Dulkadirli Beyliği üzerine yürüdü. Kendisi Sivas’a geldi. Hadım Sinan Paşayı 40000 kişilik bir orduyla Dulkadirli Ülkesi’nin fethine gönderdi. (5 Haziran 1515’de)
40.000 kişilik bir orduyla Sivas’tan Elbistan’a yürüyen Hadım Sinan Paşa (Rumeli Beylerbeyi)’ya Dulkadir Beyi Şehsuvar’ın oglu Ali Bey (Kayseri ve Bozok Sancakları Beyi) de orduya kılavuzluk ediyordu. Yavuz ise bu harekat esnasinda Kayseri’nin incesu’ya gelmiş harekatı buradan yönetiyordu. Olası bir Memlüklü saldırısının önüne geçmek için de Osmanlı donanması, Akdeniz’e açılmıştı. Alaüddevle Bey ilk olarak haremini ve hazinesini Turna Dağına taşıdı. Dulkadir Beyliğini Osmanlılar’ın hakimiyetleri altına almalarını kesinlikle hoş karşılamamış olan Memlükler ile Osmanlılar arasındaki gerginlik had safhaya ulaşmıştı. bunun üzerine çoktandır bu ülkeyi hakimiyeti altına almak düşüncesinde olan Yavuz Sultan Selim bu ülkeye sefer için hazırlıklara başladı.
Sultan Selim Han, hazırlıklarını tamamladıktan sonra da 5 Haziran 1516’da 2. Sefer-i Hümayununa çıkmak üzere Topkapı Sarayından Üsküdar’daki ordugahına geçti. Sefer, Mısır-Suriye’ye karşı ilk ve son seferiydi. Yavuz Sultan Selim Han’ın Vezir-i Azamı Sinan Paşa Yavuz’dan 38 gün önce ıstanbul’dan çıkmıştı. ıstanbul’dan Kayseri’ye gelerek 40.000 kişilik ordusunun başına geçti. Yavuz Sultan Selim ise sefere çıkmadan bir gün önce 4 Haziran 1516’da Memlüklüler’e elçi göndererek seferinin Safeviler üzerine olduğunu bildirerek Memlüklüler’i aldatmak istemiştir. Fakat bu durumdan şüphelenen Memlüklü Sultanı Kayıtbay da 18 Mayısta Kahire’den hareketle Suriye’ye gelmiştir.Memlükler, Osmanlılar lie savaş çıkarmamaya özen göstererek Osmanlı Ordusunu dikkatle takip ediyorlardı. Fakat herhangi bir saldırı olursa topraklarını korumakta da kararlı idiler. Mısır Memlüklü devleti, Osmanlı ve İran’dan sonra en güçlü Türk devletiydi. Eğer Yavuz, İran’a yönelirse, kendisi tekrar Kahire’ye gidecekti. Aksi halde ise, Osmanlılar’ı Suriye’ye bile sokmayacaklardı. Memlükler, eskiden beri ülkelerini İlhanlılar’’ ve Timur’’ karşı başarıyla savunmuşlardı.
12-13 Haziran 1515 tarihinde iki ordu karşı karşıya gelince Ali Bey, ileriye atılarak Türkmen beylerine ve Türkmenlere seslenerek babası Şehsuvar Bey’in yiğitliklerinden bahsederek Alaüddevle’nin emrindekilerin kendi saflarına geçmesini isteyerek onları tahrik etti. Bunun üzerine birçok Türkmen reisi ve emri altındakiler Ali Bey’in safına geçtiler. Bu arada savaş başlamıştı. Osmanlı ordusundaki bir seyis tarafından başı kesilmiş olan Dulkadir Beyi Alaüddevle’nin kesik başı önce ordu komutanı Sinan Paşa’nın yanına götürüldü. Bu olay üzerine Dulkadirli Türkmenleri dağıldılar. Bu sırada Yavuz Sultan Selim Han, Göksun’da bulunuyordu. Alaüddevle’nin kesik başı Yavuz Sultan Selim’in huzuruna getirildi. 13 Haziran 1515 tarihinde Yavuz Sultan Selim, Şehsuvar Oğlu Ali bey’i Dulkadirli Beyliğine getirirken Alaüddevle’nin ve oğullarından birisiyle vezirinin kesik başlarını da Memlük Sultanına gönderdi. Böylece Dulkadirli Beyliğine son verilmiş oldu. Bu topraklar, doğrudan Osmanlı Devletine bağlandı. Aynı zamanda bu bölgedeki Memlüklü nüfuz ve etkisine de son verilmiş bulunuyordu.
Osmanlı Devleti’nin, Dulkadirli Beyliği’ni ele geçirmesi üzerine Memlüklü Sultanı Kansu Gavri, Yavuz’a elçi göndererek hiç olmazsa bazı yerlerin kendisine bağlı bulunan Alaüddevle’nin oğullarına verilmesini istedi. Bu teklif üzerine Yavuz Sultan Selim Han, “Kılıçla aldığım yerleri, ancak kılıçla veririm” diyerek bu teklifi kesinlikle reddetti.
23 Temmuzda Maraş ile Malatya arasında Elbistan’da, Yavuz’un kuvvetleri ile Sinan Paşa’nin kuvvetleri (40.000 kilişik) ile birleşmiştir. Burası öyle bir yerdi ki, buradan itibaren atilacak birkaç adım seferinin Mısır’a mı, yoksa irana mı olduğunu dünyaya gösterecekti. Ya doğrudan iran üzerine yahut da Misir üzerine gidilecekti. Temmuz’un son haftası, Kahire’de büyük heyecana sebep oldugu gibi ayni durum Tebriz’de de mevcut idi.
27 Temmuzda Yavuz, Osmanlı-Memlüklü sınırını geçmiş, 28 Temmuzda Malatya yakınlarına gelmiştir. Artık tarihi günde, seferin Memlüklüler üzerine olduğu belli olmuştur. 30 Temmuzda Tohma Suyu’nun güney kıyısını takip ederek Malatya’nın az kuzeyinde Yavuz, harp divanını toplamıştır. 3 Ağustosta Diyarbekir Beylerbeyii Bıyıklı Mehmet Paşa’nın kuvvetleri de Orduy-u Hümayun’a katılmıştır. Mehmet Paşa’nın istihbaratına göre Sultan Gavri, Şah ısmail ile beraberce Osmanlılar’a karşı avaş yapmak teklifinde bulunmuş ise de Şah İsmail Çaldıran Savaşındaki yenilgiyi düşünerek buna yanaşmamıştır. 18 Ağutosta Osmanlılar Behisni yakınlarına gelmişler ve Behisni Yavuz’a teslim olmuştur. Memlüklüler’in umumu valisi Antep’te oturan Yunus Bey de 18 Ağustos Günü Osmanlı Ordugahına gelerek Yavuz’un huzuruna çıkmış, Antep’in anahtarlarını Yavuz’a sunmuştur. Çukurova’daki Ramazanoğulları Beyliği de Memlüklüler’e tabi iken 27 Temmuzda kesin olarak Osmanlı Hakimiyeti altına girmiştir. Yavuz Sultan Selim, Halep’te 28 Ağustoss 1516 tarihinde Halep’in fethi ile o zamana kadar Memlüklü Sultanlarının hakimiyetinde kalmış olan Malatya, Divriği, Darende, Behisni, Antep, Kalatür-Rum(Rum ve Antep)ve buna benzer irili ufaklı şehirler de Osmanlı hakimiyetine girmişlerdi.
24 Ocak 1517 tarihinde yapılan Ridaniye Savaşıyla da Mısır Memlüklü Devleti, Osmanlı Devleti tarafından ortadan kaldırılarak tarih sahnesinden silinmiştir. Bu savaşta Dulkadir Beyliğine atanmış olan Ali bey, babası Şehsuvar’ın idam edildiği Züveyla kapısında Tomanbay’ı asarak intikamını almış oldu. 1337 yılında, Kurulduğundan bu yana sınırlarını Mısır Memlüklüler Devleti’ne kadar uzanmış olan imparatorluğun ortasında yarı bağımsız bir devlet gibi hareket eden bir beyliğin kalması mümkün değildi. Nitekim Dulkadirli Beyliği’ne getirilmiş olan Ali Bey’in öldürülmesinden sonra Dulkadirli Ülkesi, Maraş İli merkez olmak üzere bir eyalet haline getirilirken, Bozok(Yozgat) ayrı bir sancak olarak Osmanlı topraklarına katıldı. 1516 yılında yapılan düzenlemeyle bu tarihlere kadar Dulkadirliler’e bağlı bulunan Pınarbaşı (Zamantı) bölgesi Yavuz zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Kanuni döneminde Pınarbaşı ilçesinin üç nahiyesi bulunmaktaydı ve Elbistan’a (sancak) bağlı bulunuyordu. Elbistan ise aynı tarihlerde (1516 yılında) Maraş Eyaleti’ne bağlanmış önce müsellemlikle ve müdürlükle daha sonra kaymakamlıkla yönetilmiştir. [286] Darende ve havalisi, dolayısıyla Gürün ilçesi, Yavuz Sultan Selim Han zamanında, Yavuz’un sadrazamlarından Sinan Paşa tarafından, Mısır seferi sırasında, Elbistan İlçesi ile birlikte, Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyeti altına kesin olarak girmiştir.
Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinden sonra Memluklar’a ait topraklar üzerinde bir Beylerbeylik (Eyalet) kurularak buraya, Bıyıklı Mehmet Paşa atanmıştır. Bu tarihten sonra sancak merkezi olarak teşkilatlanan Darende, Vilayet-i Arab’a baglanmiştir. Buraya bağlı sancaklar; Halep, Hama, Humus, Ayıntap, Trablus, Malatya, Divriği, Bilecik, Kahta, Behisni, Sis, Şam ve Darende’dir. Darende İlçesi, Diyarbekir Vilayeti’ne dahil edilmiştir.
Osmanlı topraklarının 1516 yılında daha da genişlemesiyle bir toprak düzenlemesine gidildi. Yapılan toprak düzenlemesinde Maraş İli merkez olmak üzere bir eyalet meydana getirilirken, Bozok (Yozgat) da ayrı bir sancak olarak Eyalet-i Rum’a yani Sivas’a bağlandı. 1516 yılına kadar Dulkadirliler’e bağlı bulunan Darende(ilçesi)bu tarihte Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçmesiyle birlikte yapılan yeni düzenlemeyle meydana getirilmiş olan Eyaleti Rum(Sivas)a bağlanmıştır. Darende ilçesi bu tarihten itibaren Sivas’a bağlı bulunan Divriği Sancağı’na bağlı bir kaza konumunda Sivas’a bağlanmıştır.
Osmanlı İmparatorluğunda 1516 yılında yapılan ilk büyük ve en geniş toprak düzenlemesi esnasında Dulkadirli ülkesi olarak bilinen Maraş ve havalisindeki irili ufaklı şehirler(Maraş merkez olmak üzere)Eyalet-i Maraş (Dulkadiriye) meydana getirilirken, bu düzenlemede Eyalet-i Rum(Sivas)olarak da(Sivas merkez olmak olmak üzere)bir eyalet daha meydana getirilmiştir. Eyalet-i Rum olarak adlandırılan Sivas Eyaleti’ne bağlı bulunan (1516 da) 7 tane sancak vardır. Bunlar ise sırasıyla şunlardır: Sivas Merkez, 1-Amasya, 2 -Yozgat (Bozok), 3- Kayseri, 4 - Tokat, 5-Çorum, 6-Arapkir, 7-Divriği’dir. [287]
Osmanlı ımparatorluğu XVI. yüzyıl ortalarına doğru istikrarlı bir şekil almış ve İmparatorluğun sınırları bu yıllarda en geniş sınırlarına ulaşmıştı. Bu nedenle de devlet idari bölünme ve şekillenme yönünden de birtakım değişikliklere ve düzenlemelere ihtiyaç göstermekteydi. Bu sesbeple de Osmanlı İmparatorluğunda ilk büyük ve en geniş toprak düzenlenmesine 1516 yılında gidilerek ülke toprakları bir takım eyaletlere, eyaletler de çeşitli sancaklara ve mutasarrıflıklara ayrıldı. [288]
Osmanlı İmparatorluğunda çeşitli tarihlerde ve çeşitli nedenlerden dolayı toprak düzenlemesine gidilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu yükselme devrindeki toprak genişlemesinin hemen ardından bir toprak düzenlemesi yaptığı gibi aynı zamanda Devletin gerilemeye başlaması ve toprak kaybetmessiyle birlikte bir takım toprak düzenlenmesi yoluna gidilmiştir. Bu nedenledir ki Osmanlı ımparatorluğu 1516, 1521, 1609, 1631-32, 1730, 1774, 1831, 1847, 1854, 1867, 1869, 1877-78, 1903, 1918 yıllarında çeşitli nedenlerden dolayı çeşitli toprak düzenlemeleri yapılmıştır. Osmanlı devlet yönetimi her alanda olduğu gibi kendini batı yöntemlerine uyarlamadan önce, geleneksel bir Osmanlı devlet örgütüne sahip bulunmaktaydı. Bu örgütlenmelerde taşrada Eyalet hakim olmakla birlikte bazı sancaklar ayrılmış gibidir. Osmanlı Devletinin son zamanlarında birtakım mutasarrıflıklar kurulmuştur.
Eyaletler ise; Osmanlılar’da Salyaneli eyaletler ve salyanesiz eyaletler olmak üzere yani yıllıklı ve yıllıksız olarak iki kısma ayrılıyordu. Bunların en çoğu yıllıksız olanı idi. “Rumeli, Budin, Anadolu, Karaman, Dulkadir eyaleti, Eyalet-i Rum (Sivas), Erzurum, Diyar-ı Bekir, Halep, Şam, Trablusgarb (Libya), Tunus, Cezayir salyanesiz(yıllıksız)eyaletlerdi. Bu eyaletlerin mahsulleri ise, has, zeamet ve timar diye bölümlere ayrılmış, hazineden ve defterhaneden idare edilmekteydi.
Salyaneli(yıllıklı)eyaletler ise; “Mısır, Habeşistan, Bağdat, Basra, Yemen, Kaptan paşa eyaletindeki bazı sancaklar ile Trablusgarb(Libya), Trunus, Cezayir eyaletleri idi.” Bu eyaletlerin yani yıllıklı eyaletlerin mahsulleri ise; has, zeamet ve timar diye bölümlere ayrılmayarak doğrudan doğruya hazine tarafından yıllık beylerbeyi sancak beyi, asker maaşları ayrıldıktan sonra toplanırdı. Eyaletleri idare eden devlet adamlarına Beylerbeyi veya buna mukabil olan Mir-i Miran (Beylerbeyi) bunlar eyaletlerinin bilhassa askeri idaresinden mes’ul idiler. Beylerbeyinin idaresi altında birtakım sancaklar vardı. Bu bölgelerin idareleri ise, Sancak Beyi’ne ait bulunuyordu. Sancaklara bağlı bulunan kazaların inzibat ve askeri tımar şubaşı’larına ait olup adliye işleri ise kadı’lara bırakılmıştı. Kazaların iaşesi, belediye ve adliye işleri hükümet tarafından üstlenilen şeylerin temini ve tedariki kadılara ait bulunmaktaydı. Beylerbeyinin bu cihetlerde müdahalesi olmayıp sadece nezaret (gözetim) hakkı bulunmaktaydı.
Osmanlı İmparatorluğunda 1516 yılında yapılan ilk büyük ve en geniş toprak düzenlemesi esnasında Dulkadirli ülkesi olarak bilinen Maraş ve havalisindeki irili ufaklı şehirler Maraş merkez olmak üzere bağlanarak Eyalet-i Maraş (Dulkadiriye) meydana getirilirken, bu düzenlemede Eyalet-i Rum (Sivas) olarak da Sivas merkez olmak olmak üzere bir eyalet daha meydana getirilmiştir. Eyalet-i Rum olarak adlandırılan Sivas eyaletine bağlı bulunan (1516 da) 7 tane sancak vardır. Bunlar ise sırasıyla şunlardır: Sivas Merkez, 1-Amasya, 2-Yozgat(Bozok), 3-Kayseri, 4-Tokat, 5-Çorum, 6-Arapkir, 7-Divriği.
Anadolu’daki şehirlerin özellikle de Osmanlı döneminde, ekonomik, siyasi ve sosyal yöndeki durumu hakkındaki bilgileri ortaya koyan ve yararlanılan kaynaklar kaynakların başında tahrir defterleri ve vakıflara ait kayıtlar yer almaktadır. Çünkü Türk-İslam Dünyasının, ekonomik, sosyal ve dini yaşantısında son derece önemli olan vakıf kurumları, şehirlerin kuruluş ve gelişmesinde oldukça önemlidir.
Osmanlı şehir tarihleri ile ilgili en kıymetli bilgileri, bu devletin yeni fethettikleri yerlerde yaptıkları ve bunu çeşitli sebeplerle tekrarladıkları tarihlerde bulmak mümkündür. Bu tarihlerde, belirli bir tarihte imparatorluk içinde her hangi bir bölgede yaşamakta olan yetişkin erkek nüfusu, ellerindeki toprak miktarını ve tabi tutuldukları vergi düzenini yerli yerinde kaydedilmiş bulmaktayız. Ayrıca, her köyün kimin tımarı, vakfı ya da mülkü olduğu, burada yapılan ziraatin ve yetiştirilen hayvanların cins ve miktarı, cami, mescid, medrese, zaviye gibi sosyal kurumların ve bunların görevlileri yine bu defterlere kaydedilmiş olarak bulunmaktadır.
Bu döneme ait vakıf kayıtları, Gürün ve Darende ilçelerindeki ekonomik yaşantı hakkında gerekli bilgileri vermektedir. Darende ve Gürün İlçelerinin Osmanlı hakimiyetine geçişinden sonra düzenlenmiş, mufassal tahrir defterleri bugün arşivlerimizde yer almaktadır. İstanbul’da bulunan Başbakanlık Osmanlı Arşivi(BOA) ve Tapu-Tahrir defterleri (TD) nde ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü (TKGM), Kuyud-i Kadime Arşivi (KKA) nde yapmış olduğumuz araştırmalarda bulunan Eyalet-i Rum(Sivas), Maraş, Malatya, Divriği Livalarına ait Mufassal Tapu Tahrir Defterleri ve Evkaf ve emlakini ihtiva eden defterlerdeki kayıtlar, Başta Darende ve Gürün İlçeleri olmak üzere, Divriği, Kangal, Tenos, Zamantı (Pınarbaşı), Elbistan, Göksun gibi ilçeler hakkında oldukça geniş bilgileri içermektedir.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi(BOA)nde bulunan Tapu-Tahrir defterleri(TD) ve Evkaf ve Emlak Defterlerinde özellikle Darende ve Gürün İlçeleri hakkında bilgi veren kayıtlar şunlardır:
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Maliyeden Müdevver Defter no: 9895, Hicri 1143/Miladi: 1727 yılına ait Elbistan ve bağlı köylere ait bilgileri havi kayıtlar.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 124, Hicri 931/Miladi:1515 yılına ait Zülkadriye Vilayetine tabi Elbistan, Zamantı, Maraş deli tımarları mübeyyin.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 216, Hicri 949/Miladi:1535 yılına ait Elbistan Livası köylerinin isimleriyle hasılatını ve tımarlarını havi defter.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 402, Kanuni devrine ait Vilayet-i Zülkadriye mahsus Alaüddevle Bey Kanunnameleri ve Zülkadriye Türkman Cemaatlerinin isimleriyle nüfusları ve yaylak ve kışlaklarını; Zeytun, Göksun ve Elbistan ircazatına ait mufassal tahrir defter kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 758, Hicri 1042/Miladi:1626/1627 yıllarına ait Maraş Eyaletindeki Maraş, Elbistan, Kars-ı Zülkadriye, Malatya Livalarının tımar yoklamasını havi defter kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 156, Hicri 937/Miladi:1521 yılına ait Malatya Livasının Evkaf ve Emlak Kanunnamesi ile Malatya, gerger, kahta, Behisni, Divriği, Darende ve Hısn-ı mansur kazalarında bulunan Evkaf ve emlakin tahrir defteri kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 1019 ve tarihsiz Divriği Sancağındaki nahiyelerle Darende Kalesi muhafızlarının tımarlarını havi bilgiler.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 95, tarihsiz Sivas ve Amasya, Kırşehir, Bayburt, kemah, Divriği livalarındaki zeamet ve tımarları mübeyyen mücmel defterleri.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 156, Hicri 937/Miladi:1521 yılına ait Malatya Livasının Evkaf ve Emlak Kanunnamesi ile Malatya, gerger, kahta, Behisni, Divriği, Darende ve Hısn-ı mansur kazalarında bulunan Evkaf ve emlakin tahrir defteri kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 163, Hicri 937/Miladi:1521 yılına ait Malatya ve Divriği Livalarının tımarlarını ve Kahta, geger, Behisni, Darende gibi kalelerin muhafızlarına ait tımarları havi defter kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 252, Hicri 954/Miladi:1538 yılına ait Divriği Livasının nüfus ve hasılatını havi mufassal defter kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 256, Hicri 954/Miladi:1538 yılına ait Divriği Livasına ait haslarını ve kura ve mezari ve mahsülatını havi defter kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 262, Hicri 955/Miladi:1539 yılına ait Valde Sultanın Üsküdarda yaptırdığı Cami ve imaretin evkefından olan Yeni İl, Mancınık Nahiyeleri ile Bozok Livasından ifraz olunan kura ve mezaride mütemekkin ve hoşnişin nüfus ve cemaat ile rüsumunu mübeyyin mufassal tahrir defteri ve kanunnameleri havi.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 408 ve Kanuni devrine ait Malatya Livasının nahiyelerindeki nüfus ve hasılatıyla malikaneleri ve evkafı ve gerger ve Divriği kanunnamelerini havi mufassal tahrir defteri.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 786 ve hicri 1065/Miladi: 1649 yılına ait Ankara, Sivas, Amasya, Çorum ve Arapgir, Divriği, Canik gibi livaları zeamet ve tımarları ve sairesinde 1065/1649 kandiye muhasaratında isbat-ı vücut edenlerin yoklama defteri
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 843 ve 1105/1689 yılına ait Sivas, Bozok, Amasya, Çorum, Canik, Divriği, Arapgir Livalarının eshabı tımarının yoklama defteri.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 852 ve hicri 1107/1186 tarihli, 1036 sıra nolu ve tarihsiz Divriği Livasına tımarlarını havi defterler.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 156, Hicri 937/Miladi:1521 yılına ait Malatya Livasının Evkaf ve Emlak Kanunnamesi ile Malatya, gerger, kahta, Behisni, Divriği, Darende ve Hısn-ı mansur kazalarında bulunan Evkaf ve emlakin tahrir defteri kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 163, Hicri 937/Miladi:1521 yılına ait Malatya ve Divriği Livalarının tımarlarını ve Kahta, geger, Behisni, Darende gibi kalelerin muhafızlarına ait tımarları havi defter kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 257, Hicri 954/Miladi:1538 yılına ait Malatya ve Divriği Livalarının tımarlarını defter kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 323, Hicri 965/Miladi:1549 yılına ait Malatya Livasının nahiyelerinde bulunan evkaf ve emlaki havi defter kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 324, Hicri 967/Miladi:1551 yılına ait Malatya Livasına ait padişah haslarını mübeyyin defter kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 339, Hicri 970/Miladi:1554 yılına ait Vilayet-i Rumin Sivas, Amasya, Malatya Livalarının nahiyelerile Sivas-ı Atik ve Sivas-ı Cedid, Tokat, Niksar gibi yerlerdeki kalelerin muhafızlarına ait, tımarların icmal defterleri.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 408 ve Kanuni devrine ait Malatya Livasının nahiyelerindeki nüfus ve hasılatıyla malikaneleri ve evkafı ve gerger ve Divriği kanunnamelerini havi mufassal tahrir defteri.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 758, Hicri 1042/Miladi:1626/1627 yıllarına ait Maraş Eyaletindeki Maraş, Elbistan, Kars-ı Zülkadriye, Malatya Livalarının tımar yoklamasını havi defter kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 997, Hicri tarihsiz Malatya Livasının köylerinin hasılatını ve tımarlarının havi mufassal defter.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 124, Hicri 931/Miladi:1515 yılına ait Zülkadriye Vilayetine tabi tımarları mübeyyin.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 124, Hicri 934/Miladi:1518 yılına ait Maraş Livalarının tımar İcmal defterleri.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 219, Hicri 949/Miladi:1533 yılına ait Maraş’a ait nahiyelerin havi tımarları mübeyyin.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 313, Hicri 966/Miladi:1550 yılına ait Vilayet-i Rum(Sivas), Erzurum, Şam, halep, Diyar-ı Bekir, Van, Zülkadriye, Maraş Vilayetlerine tabi tımarları havi tımar ruznamçe defterleri.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 216, Hicri 949/Miladi:1535 yılına ait Elbistan Livası köylerinin isimleriyle hasılatını ve tımarlarını havi defter.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 402, Kanuni devrine ait Vilayet-i Zülkadriye mahsus Alaüddevle Bey Kanunnameleri ve Zülkadriye Türkman Cemaatlerinin isimleriyle nüfusları ve yaylak ve kışlaklarını; Zeytun, Göksun ve Elbistan ircazatına ait mufassal tahrir defter kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 419, Hicri 947/Miladi:1531 yıllarına(Kanuni Devri)ait Maraş Livasıkurasıyla taife-i Ekrad ve Yörükan Etrakın nüfus ve hasılatını ve tımar ve evkafını mübeyyin mufassal defter müsveddelerindeki kayıtlar.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 758, Hicri 1042/Miladi:1626/1627 yıllarına ait Maraş Eyaletindeki Maraş, Elbistan, Kars-ı Zülkadriye, Malatya Livalarının tımar yoklamasını havi defter kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 949, Hicri 1221/Miladi: 1805 yıllarına ait Kars-ı Maraş Livalarında bulunan zeamet ve tımarların yoklamasını havi defter ve 998 sıra no ve hicri 923 tarihli defter kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Evkaf Defterleri sıra/sayfa no: 15, II. Mehmet Dönemine ait Vilayet-i Rum’ın Tokat, Zile, Amasya, Sivas kazalarının nahiyelerinin kurasının icmalen nüfus ve hasılatıyla sair kaleler müstahfızlarına ait has zeamet ve tımarları ve müslim karyelerini ve muafiyetlerini ref’ olunan emlak ve Evkaf eshabının mübeyyin icmal defteri.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Evkaf Defterleri sıra/sayfa no: 79, hicri: 926/Miladi: 1510 yılına ait Vilayet-i Rum’ın Tokat, Zile, Amasya, Sivas kazalarının nahiyelerinin kurasının icmalen nüfus ve hasılatıyla sair kaleler müstahfızlarına ait has zeamet ve tımarları ve müslim karyelerini ve muafiyetlerini ref’ olunan emlak ve Evkaf eshabının mübeyyin icmal defteri.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Evkaf Defterleri sıra/sayfa no: 85, I. Selim zamanına ait Vilayet-i Rum’ın Tokat, Zile, Amasya, Sivas kazalarının nahiyelerinin kurasının icmalen nüfus ve hasılatıyla sair kaleler müstahfızlarına ait has zeamet ve tımarları ve müslim karyelerini ve muafiyetlerini ref’ olunan emlak ve Evkaf eshabının mübeyyin icmal defteri.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Evkaf Defterleri sıra/sayfa no: 95 de kayıtlı fakat tarihsiz olan Sivas ve Amasya, Kırşehir, Bayburt, Kemah, Divriği Livalarındaki zeamet ve tımarları mübeyyin mücmel defterleri.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 262, Hicri 955/Miladi:1539 yılına ait Valde Sultanın Üsküdarda yaptırdığı Cami ve imaretin evkefından olan Yeni İl, Mancınık Nahiyeleri ile Bozok Livasından ifraz olunan kura ve mezaride mütemekkin ve hoşnişin nüfus ve cemaat ile rüsumunu mübeyyin mufassal tahrir defteri ve kanunnameleri havi.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Tapu Tahrir Defterleri sıra/sayfa no: 339, Hicri 970/Miladi:1554 yılına ait Vilayet-i Rumin Sivas, Amasya, Malatya Livalarının nahiyelerile Sivas-ı Atik ve Sivas-ı Cedid, Tokat, Niksar gibi yerlerdeki kalelerin muhafızlarına ait, tımarların icmal defterleri.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Nezaret sonrası Evkaf III. Ve IV. Defterlerinde kayıtlı bulunan 9879 sıra no ve hicri 1250/Miladi: 1834 tarihli Üsküdarda Atik Valide Sultan Evkafına bağlı Yeni İl hasları ve Halep Türkmenleri mukataat mallarının kaydını gösteren bilgiler.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Nezaret sonrası Evkaf III. Ve IV. Defterlerinde kayıtlı bulunan 12345 sıra no ve hicri 1260/Miladi: 1844 tarihli Üsküdarda Atik Valide Sultan Evkafı Mukataatından Sivas’ın Gürün, Aşudu, Kangal ve Tenos nahiyeleri mahsulatından cerre-horan ve diğer vazifelilere ayrıca; Haremeyn-i Muhteremeyne bağlı Gelikiras mukataası mahsülünden de Sivastaki Alaaddin cami cüzhan, duaguğ ve cerre-horan’a ait olunan erzak kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Nezaret sonrası Evkaf III. Ve IV. Defterlerinde kayıtlı bulunan 15238 sıra no ve hicri 1270/Miladi: 1854 tarihli Üsküdarda Atik Valide Sultan Evkafından kangal, Aşudu, Gürün ve Tenos kazaları Evkaf Müdürü Osman mehdi Efendi tarafından vukubulan ferağ, intikal ve mahlulat temessükü ile harc ve muaccelenin miktarını gösteren 4adet varaktan ibaret bilgiler.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Nezaret sonrası Evkaf III. Ve IV. Defterlerinde kayıtlı bulunan 14863 sıra no ve hicri 1268/Miladi: 1852 tarihli Üsküdarda Atik Valide Sultan Evkafı mukataatından olan Yeni İl hasları ve Türkmenleri mukatat muhasebe kayıtları.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Nezaret sonrası Evkaf III. Ve IV. Defterlerinde kayıtlı bulunan 14534 sıra no ve hicri 1267/Miladi: 1851 tarihli Üsküdarda Atik Valide Sultan Evkafı mukataasından olan Yeni İl ve Türkmenan-ı Halep ve tevabi-i hasları mukatası aklamında Sivastaki köy ve mezraların mutasarrıflarına verilen hınta ve sairenin karşılığı olarak mutasarrıflardan alınan senet kayıtları ve ayrıca Karadoruk, Yılanhüyük, Kızılveran, Beypınar gibi köylerdeki evkaf ve emlake ait senet kayıtları....
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Nezaret sonrası Evkaf III. Ve IV. Defterlerinde kayıtlı bulunan 14139 sıra no ve hicri 1266/Miladi: 1850 tarihli Üsküdarda Atik Valide Sultan Evkafı mukataasından olan Yeni İl ve Türkmenan-ı Halep ve tevabi-i hasları mukatası aklamında Sivastaki köy ve mezraların isimleri hakkındaki bilgiler.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Nezaret sonrası Evkaf III. Ve IV. Defterlerinde kayıtlı bulunan 14863 sıra no ve hicri 1268/Miladi: 1852 tarihli Üsküdarda Atik Valide Sultan Evkafı mukataasından olan Yeni İl hasları ve Türkmenan-ı Halep ve tevabi-i mukataası kaleminden olup Sivas Sancağı Aşudi, Kangal, Gürün ve Tonus nahiyelerindeki bazı kimselerde bulunan kura ve mezralardan i’ta edilen zehair-i mütenevvi’anın miktarını gösterir senet kayıtları....
1516 yılında yapılan düzenlemeyle bu tarihlere kadar Dulkadirliler’e bağlı bulunan Pınarbaşı (Zamantı) bölgesi Yavuz zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Kanuni döneminde Pınarbaşı ilçesinin üç nahiyesi bulunmaktaydı ve Elbistan’a (sancak) bağlı bulunuyordu. Elbistan ise aynı tarihlerde(1516 yılında)Maraş eyaletine bağlanmış önce müsellemlikle sonra da müdürlükle ve daha sonra da kaymakamlıkla yönetilmiştir. 1609 yılındaki düzenlemede de aynı konumunu sürdürmüş olan Elbistan, 1777-1787 yılları arasında, Başbakanlık Arşivi Maliyeden müdevver 9550 nolu deftere göre Maraş’a bağlı sancaklar arasında Elbistan Zamantı(Bugünkü Pınarbaşı ilçesi) ve Bilas kentleri de sayılmaktaydı.
Osmanlı topraklarının 1516 yyılında daha da genişlemesiyle bir toprak düzenlemesine gidildi. 1516 yılında yapılan toprak düzenlemesinde Maraş İli merkez olmak üzere bie eyalet meydana getirilirken Bozok (Yozgat) da ayrı bir sancak olarak Eyalet-i Rum’a yani Sivas’a bağlandı.
Dulkadirliler Beyliği’nin Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğine girmesiyle birlikte 1402 yılından beri bu beyliğe bağlı bulunmakta olan ilçemiz Gürün ve havalisi de bağlı bulunmuş olduğu Darende ilçesiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyeti altına girmiştir. İlçemiz Gürün hakkında yapmış olduğumuz araştırmalarda, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Vakıflar Arşivi, Malatya ve Maraş Tahrir Defterlerinde gerekli bilgiler ve kayıtları bulunmaktadır. Bu tarihi kayıtlar ve kaynaklara göre:
Dulkadirliler döneminde, Miladi 1483 yılında Darende’ye bağlı 168 vergi nüfuslu bir köydür. Dulkadirli Beyliği’nin en önemli merkezlerinden birisi olan Elbistan’da Alaüddevle Bozkurt Bey tarafından Hatuniye(Sa’diye)Medresesinin vakıfları arasında sayılmaktadır. Gürün bu tarihlerde idari bakımdan Darende’ye bağlı bulunurken siyasi yönden de Dulkadirli Beyliği’ne bağlı bulunmaktaydı. Malatya ve Maraş tahrir defterlerinde belirtildiğine göre; Gürün bu dönemlerde köy konumunda idi. Gürün Köyü’nün yarısı Elbistan’daki Hatuniye Camisinin vakıfları arasında bulunurken, Gürün’ün diğer yarısının da Darende’de medfun bulunan Somuncu Baba(Şeyh hamidi Veli)’nın vakıfları arasında olduğu resmi kayıtlarda belirtilmektedir. Hatta bu durumun Memlüklü Sultanları tarafından da bu şekilde alınan kararlarla bağlanmış olduğu belirtilmektedir. 1844-1845 yılında Osmanlı Padişahı’nın (Sultan Abdülmecid) Sivas Valisi’ne göndermiş olduğu Fermanında da bu durumun bu tarihlerde de devam etmiş olduğunu göstermektedir.
Yanda görülen Hicri 18 Cemaziyel evvel 1262(Miladi: 1844-45) tarihli Padişah’in Sivas Valisi’ne göndermiş oldugu ve Darende’de medfun bulunan Şeyh Hamidi Veli’nin ahfadindan Şeyh El-Hac Mustafa’nin Gürün’de Nahiye Müdürlüğü yapan Abdül Fettah Efendi’nin Gürün’ün doğusundaki bölgelerin Somuncu Baba Vakfiyesine ait oldugu halde vergilerinin toplanilarak el konulmasi üzerine padişaha yapilan şikayet üzerine bu durumun düzeltilmesi için gerekli işlemin yapilmasinin saglanmasi için Sivas Valiliğine göndermiş oldugu fermandan bu durumun kesinlikle düzeltilmesini ve Gürün’ün bu bölgelerinin Darende’deki Somuncu Baba Vakfiyesine ait olduğunu bildirmektedir.
Gürün İlçesi, eski mahkeme i’lamları ve çeşitli hüccetlerde örneğin; 1210/1794 yılına ait bir mahkeme i’lamı ve hüccette “Yeni İl Kazasına tabi kasaba-i Gürün sakinlerinden.....”, yine 1226/1810 yılına ait bir hüccette “yeni İl kazasına tabi kasaba-i Gürün...”, 1230/1814 yılına ait diğer bir hüccette “Yeni İl kazasına tabi Kasaba-i Gürün....”şeklinde geçen ibarelerde, Gürün İlçesinin bu tarihlerde kasaba olduğu açıklanmaktadır.
1516 yılına kadar Dulkadirliler’e bağlı bulunan Darende (ilçesi) bu tarihte Osmanlı ımparatorluğu’nun eline geçmesiyle yapılan yeni düzenlemeyle meydana getirilmiş olan Eyaleti Rum (Sivas)a bağlanmıştır. Darende ilçesi bu tarihten itibaren Sivas’a bağlı bulunan Divriği Sancağı’na bağlı bir kaza konumundadır.
1516 Yılına kadar Dulkadirliler’e (Elbistan/Maraş) bağlı bulunan ve arazilerinin bir kısmı Elbistan Hatuniye Camisinin vakıfları arasıında bulunurken diğre bir kısmı da (Suçatı, Ayvalı, Yuva, Aklacamezar vb. gibi yerler) Darende İlçesi, Somuncu Baba Vakfiyesi’ne ait bir köy konumunda bulunan Gürün ılçesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçmesiyle birlikte köy olarak Eyalet-i Rum’a (Sivas) bağlı bulunan Darende kazası’na (ilçesi) bağlanmıştır.
Osmanlı belgelerinde nahiye terimi genelde “köy” anlamında kullanılmaktadır. Kanuni zamanında bugünkü Divriği ilçesi Eyalet-i Rum’a (Sivas) bağlı bir sancaktır. Bu kayıtlara göre Divriği sancağı; Ovacık ve Darende olmak üzere iki kazadan teşekkül etmekteydi. Ayvalı ve Gürün nahiyeleri ise Darende Kazasına bağlı bulunuyordu. Gürün nahiyesinin toplam nüfusu 1530 yılı öncesinde: 2168, 1530 da 2602, 1548 de 2447 dir.
1530 yılı kayıtlarına göre Gürün nahiyesinin Eceköy mezrasının 138, Küçük kavak mezrasının 138, Bağçecik mezrasının (bugünkü Bahçeiçi köyü) 52 akçe, Elagöz mezrasının(Tepecik köyünün mezrasıdır) 140 akçelik tımar vergisi vardı. 1530 yılı kayıtlarına göre Güründe 18 adet değirmen varıdır. 1548 yılında 30 değirmen vardır.
Gürün nahiyesinin ilk tahrirlerde yerleşim birimi sayısı 14 iken, 1548 yılında Çukur ve Kavak köyleri eklenince bu sayı 16 olmuştur. Gürün nahiyesi 16.Yüzyılda 2 gayrimüslim mahallesi ile birlikte 16 yerleşim birimine sahip bulunmaktaydı.
1548 tarihli tımar defterinde Darende, Divriği Livasının bir kazası olup bu tarihte Darende’ye Ovacık, Ayvalı ve Gürün nahiyeleri bağlı idi. 1548 yılında Gürün’e Çukur ve Kavak adıyla iki köy eklenmiştir. 1548 yılında Ayvalı nahiyesinin bazı köy ve mezraları yeni teşkil edilen “Yeni İl” kazasına dahil edilmiştir. Sarucalar-ı Ulya (bugünkü Sarıca köyü), Türklü (Sarıca Tökler mezrası) adındaki köy ve mezraları Ayvalı nahiyesine bağlı idi. 1569 sayımında ise nahiyeye bağlı birçok köyün nüfusu görülmemektedir. Yer alan beş köye ait nüfusları verilmiştir. Tanıl (bugünkü Telin/Suçatı kasabası) köyünün kayıtlarda yer almış olmasına rağmen nüfusu bu kayıtlarda yer almamıştır.
Gürün nahiyesinin 16. Yüzyılda köyleri; Çukur, tepecik, Fenk, Göben (bugünkü Çayboyu mahallesi), Gürün, Gürün zımmi, Hacılar, Karahisar, Kavak, Ögürmek, Sarıkaya, Sazcuğaz, Sazcuğaz zimmi, Sazcuğaz-ı Ulya, Tanıl (Telin/Suçatı), Temhin (bugünkü Tıhmın yani Bahçeiçi köyü). Kanuni devrinin tarihsiz tahrir kaydına göre, Sazcuğaz-ı Süfla (Sularbaşı) köyü ve Güllüce mezrası Gürün nahiyesine bağlıdır. Gürün’ün Sazcuğaz (bugünkü Çamlıca) köyünün divani hissesi ile malikane hissesinin yarısı ve köyün rüsum-ı sairesi Beşir Kethüda’nın tımarı idi.
Gürün nahiyesi daha sonra yeni teşkil edilen Yeni İl kazasına bağlanmıştır. 1583 tarihli Yeni İl defterinde Gürün nahiyesi köyleri ile birlikte Yeni İl kazası içerisinde yer alıyordu. 1583 tarihli Yeni İl kanunnamesinin başlarında bulunan bir kayıtta Darende kazasına bağlı bazı köylerin Yeni İl’e ilhak edildiği zikredilmektedir. 17. Yüzyılda bu konumu devam etmiştir.
1643 tarihli avarız defterine göre bu tarihte Ayvalı’ya bağlı olan köylerin bir kısmı Darende’ye bağlanmıştır. Depecik, Sarıkaya, Güdal, Temhin.
Kavak köyünün eski ismi”Dede Hoca” idi ve 1000 akçe rüsum-ı varıd. Gürün’e bağlı Öğürmük köyünün Hakviran ve çanakçı mezraları da Mustafa bin İbrahim, Bölükbaşı Mehmet ve Darende Kalesi İmamı Hacı Mehmed Fakih’in tımarı idi. Mezraları ile birlikte köyün tımar geliri 3300 akçe idi. Gürün nahiyesi Temhut köyü ve Öğün mezrasının 2359 akçedir.
Kanuni dönemi tahriri kayıtlarına göre, Gürün’ün Alt pınarı mezrası 400 akçe, Elagöz mezrası 330 akçe idi.1101/1690 ve 1179/1766 yılı kayıtlarına göre Temhin, Sarıkaya, Tarmuh, Sazcuğaz-ı ulya, Taşlı Öyük, Ağcamezra (bugünkü Alacamezar köyü), Öğürmek, Dede Hoca (Kavak), Venk, Kürki köyü (bugünkü Kürkçü köyü), Koyunlukoca, Kozakminaresi (bugünkü Kozakmağara), Karacaviran, Saluroğlu köyleri, Ayıca mezraları (bugünkü Aşağı ve Yukarı Ayranca mezraları), Öğürmük, Venk köy ve mezraları, Behram köyü Behram adındaki Tımar sahibinden ismini almaktadır. Göben köyü, Göben köyünün eski ismidir. Tanıl ismi, Telin (bugünkü Suçatıkasabası), Temhin ismi de Tıhmın (bugünkü Bahçeiçi köyü) olmuştur. XVI. yüzyıl kayıtlarına göre Gürün ve köylerine ait toplam nüfus değişik defterlerde 2168, 2602, 2447 gibi çeşitli miktarlarda gösterilmektedir.
Evliya Çelebi (1640-1700) Seyahatname” adlı eserinde Elbistan, Açtı(Afşin ilçesi olabilir) ve Gürün ilçelerinden sonra Darende ve Ulaş ilçesini ziyaret ettiğini belirterek Seyahatname adlı eserinde bu ziyaretini şöyle dile getirmektedir: “Darende ilçesi, Malatya İlinin batısında, Sivas ilinin güneydoğusunda, Tohma suyunun güney kenarında, denizden 1006 metre yükseklikte bulunmaktadır. Gürün’ün güneydoğusundadır. Kalesi kullanılmamaktadır. Bir Tükmen ağasının idaresindedir. Sivas Eyaletinde 150 akçalık kaza merkezidir. 1000 kadar ev vardır. 7 cami ve mescidli, büyükçe kasabadır. Merhanesi (deri fabrikası) büyüktür. Burada Ermeni azınlığı vardır. Kuzeyde bir konak sonra Sazcağız (Çamlıca Köyü) köyü, Türk-Ermeni karışıktır. Kuzey ve kuzeydoğuya doğru bir konak sonra Mancılık, Türkmen köyüdür. Bundan sonraki konak Ulaş’tır. Ulaş Sivas Eyaletinin merkez sancağında 150 akçalık kaza merkezidir. Bir Türkmen ağası idare eder. Ermeni azınlığıda vardır. 500 hane kasabadır. Memi kethüda camii, Süleyman Han devrinden kalmadır. Ulaşta 2 kervansaray, 2 imarethane, 3 kilise, 2 cami bulunmaktadır. Kızılırmak üzerinde büyük eğriköptrüyü geçtik. 18 gözdür. Daha ileride Çaşnigir Köprüsü vardır. Geçtiğimiz yollar üzerinde, imar edilmiş ve müreffeh pek çok köy vardır.”demektedir.
1777-1787 yılları arasında Arapkir ve Divriği Sivas eyaletine bağlı sancaklar arasındadır. Darende ise Divriği sancağına bağlı olan kaza konmundadır. Gürün ise Darende’ye bağlı köy konumundadır. Bu durum 1830 tarihindeki düzenlemede de aynıdır. 1831 yılındaki düzenlemeyle eyaletlerin teşekkülünde” bir takım yeni köylerin kurulması ve bir takım köylerin de nahiye konumuna getirilmesiyle birliklte Gürün, nahiye konumuna getirilmiştir. II. Mahmut Dönemi (1808-1839)meydana getirilmiş olan ve “kar etmek” anlamına gelen temettu defterlerindeki kayıtlarda Gürün nahiye olarak gösterilmektedir.
Bu tarihlerde Sivas eyaletine bağlı olan Divriği Sancağı’na (Livasına) bağlı Darende kazasına bağlı bir nahiye konumunda bulunan Gürün (ilçesi) Başbakanlık Arşivi Tapu Tahrir Defteri no: 25. Sayfa: 189 da geçmekte olan “Nahiye-i Gürün der Liva-i Divriği” ibaresiyle ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi nezaret sonrası Evkaf defterleri 9879 sıra no ve hicri 1250/Miladi: 1834 tarihli kayıtta, 12345 sıra no ve rumi 1260/Miladi: 1844 tarihli kayıtlarda,15238 sıra nolu ve hicri 1270/Miladi: 1854 tarihli kayıtta, 15472 sıra no ve rumi 1270/Miladi: 1854 tarihli kayıtlarda açıklanmaktadır.
Şemsettin Sami’nin XVI. yüzyıldakı Osmanlı düzenlemesi esnasında Divriği, Sivas merkeze bağlı bir sancaktır. Darende ise, Divriği sancağına bağlı bir kaza konumundadır. Yine Şemsettin Sami’ye göre 1830/1831 deki vilayetlerin teşekkülünde bir kaza merkezi olup; Gürün, Hekimhan, Elbistan (ilçeleri) Darende’ye bağlı birer nahiye olduğu belirtilmektedir. Bu şehirlerin birer nahiye olarak Darende’ye bağlı olduğu Osmanlı taksimatında gösterilmektedir. [289]
1830/1831 yıllarındaki düzenlemeyle birlikte köy konumundan çıkarılarak nahiye konumuna getirilen Gürün (İlçesi), bu tarihe kadar Darende kazasına bağlı bulunan Yozgat’a bağlı bulunan Aziziye (bugünkü Pınarbaşı ilçesi) kazasına bağlanmıştır. Bozok eyaleti ise bu tarihlerde Sivas’a bağlı bulunmaktaydı.
1845 yılına ait olan Temettü Defterlerindeki kayıtlara göre 1831 yılında nahiye konumuna getirilerek 1845 yılına kadar subaşılıkla yönetilmiş olan Gürün’de II. Mahmut zamanında ihdas edilmiş olan Mahalle Muhtarlığı sistemine göre beş müslüman mahallesi ve beş tane de gayri müslimlere ait olan mahalle bulunmaktadır. (Nüfus bölümüne bakınız)
1845 yılına kadar subaşılıkla idare edilmiş olan Gürün (ilçesi) bu tarihten sonra da (1845 tarihinden itibaren) 1867/1869 yılına kadar da müdürlükle idare edilmiştir.
1854 tarihinde yeni bir düzenleme yapılmış ve Sivas eyaleti bu düzenlemeyle birlikte Sivas vilayeti haline getirildi. 1867 yılındaki bu yeni düzenlemeyle birlikte Gürün, resmen kaza (ilçe) haline getirilerek, Sivas vilayetine bağlanmıştır. Bu tarihten sonra; 1877 ve 1903 yılındaki düzenlemelerde de aynı konumunu sürdürmüştür. Gürün İlçesi, bu konumunu günümüzde de sürdürmektedir.
II. Mahmut döneminde (1808-1839) yapılan ve Osmanlılar’da yapılan ilk nüfus sayımına göre ve yine bu dönemde meydana getirilmiş bulunan muhtarlık (köy ve mahalle) sistemine göre Gürün’de 5 adet müslüman ve 5 adet de gayri müslim mahallesi bulunmaktadır... Bu tarihlerde Gürün, Darende kazasına bağlı bulunduğu ve 1258/1843 tarihli cizye defterindeki kayıtlara göre 1444 adet cizye mükellefi gösterilirken 1261/1846 tarihli cizye defterinde ise 545 adet gösterilmektedir. Bu rakam o tarihte devlete vergi veren gayri müslimin adetidir. 1870’li yıllardaki yapılan nüfus sayımına göre Gürün merkez nüfusunun müslim ve gayri müslimin toplam 3000-3500 arasında olduğu görülmektedir. Müslüman nüfusun toplam sayısı 4977 iken, buna karşı gayr-ı müslim nüfus sayısı 3757 kişidir. 1870 yılına ait kayıtlarda Gürün İlçesinin beş adet müslüman ve beş adet gayri müslim mahallesi bulunduğu belirtilmektedir. (Nüfus bölümüne bakınız). Bu mahalleler ise isimlerine göre şöyledir: Gayri Müslim Mahalleleri: 1-Mahalle-i Mirimsar, 2-Mahalle-i Mahtum, 3- Mahalle-i Cesm-i Cesim, 4- Mahalle-i Katolik, 5-Mahalle-i Tercan.
Müslüman Mahalleleri: 1-Abdülfettah Ağa(Bugünkü Aksu Mahallesi), 2-Emin Bey Mahallesi(Bugünkü Kirazlık ve Yassıcatepe Mahalleleri), 3-Sadık Ağa(Bugünkü Pınarönü ve Çarşıbaşı mahalleleridir), 4-Ulya Mahallesi(Bugünkü Sümüklü-Yoncalık mahallelerinin büyük bir kısmı), 5-İhsaniye Mahallesi: Bugünkü Sümüklü ve Şuğul mahalleleridir.
Yani, 1870-1888 yılları arasında yani 18 yıl içerisinde Hristiyan nüfustan tam 825 kişi artarken, bu sayı Müslümanlardan Hristiyanların sayısının aksine azalmış bulunmaktadır. Yani müslümanlarda ise 532 kişi azalmıştır. Bunun sebebi ise elbetteki Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde girmiş olduğu savaşlardır. Bilhassa, 1877-1878 yılları arasındaki Osmanlı-Rus savaşı ve Balkan Savaşları nedeniyle Müslüman nüfustan seferberlik ilan edilmesi ve askere alınmalar nedeniyle, Müslüman nüfustan azalma olmuştur.
Sivas Valisi Vezir Abidin Paşa zamanında 1302/1884 yılında teciz burnu nam mevkiden Gürün hududuna kadar 94.287, Gürün’den Telin’e kadar 12.000. metrelik tariki şose tanzim ve inşa edilmiştir.
Sivas Valisi Memduh Beğ zamanında (136/188Cool zamanında ...yine liva-yı mezkure tabi Gürün kasabasınde şimdiye değin mekteb-i İbtidai tesis edilememiş iken işarat-ı muşikafe-i vilayetpenahileri teessüratıyla ahali-i mahalliyenin ianata verdikleri 8.700 kuruşla kasaba-i mezburede bir bab mekteb-i ibtidai vücud buldurulmuştur...
Merkez sancağına tabi Gürün kazası hududundan Darende’ye kadar 38.500 metre mahallin ameliyyat-ı türabiyyesini ve 35.500 metre mahallinde şosa olarak tarik-i mezkur üzerinde vaki 4 köprü ve 24 adet menfez ve 18 kasis 3.896 metre set duvarı ile mükemmelen inşa ettirmeğe muvaffak olmuşlardır. 1890 yılı Sivas Salnamelerinde Gürün Kazası hakkında verilen bilgiler şöyledir:
“Livanın cihet-i cenubisinde vaki olup merkez kaza olan Gürün Kasabası livaya 24 saattir. Bu kaza 3 nahiye, 27 karye, 4056 hane, 24 değirmen ve 10 çeşme ve 4.977 İslam ve 3.757 Hristiyan nüfusunu havi olup bunlardan başka 157 nüfusu cami 61 hanede muhacirin meskundur. Ve Aziziye ve kangal ve Alacahan ve Elbistan kaza ve nahiyeleriyle mahdut tulen 14 arzen 11 saattir. Kaza-yı mezburede 94.975 dönümlük 12.108 tarla ve 5 bağ ve 1250 bahçe, 337 çayır ve 30 mer’a arazi olup kuvve-i inbatiyesi birden sekize kadar verir. Hınta, şair, nohut, fasulye, mercimek, bakla gibi hububat ve her nev’i sebze meyve yetişir. Ve cins-i hayvanattan sığır, camus, koyun, keçi, ve tiftik keçisi ve esb ve hıöar bulunur.
Bu kaza ahalisi mensucatı iyice ilerletip 500 kadar destgah ile Acem Şalı’na mesabe yünden şal ve ala pantolonluk ve sakkoluk ve hırkalık ve her nev’i elbiselik ve mefruşata elverişli emtia ve yorgan yüzü ve şayak ve iplik çitari vesaire nesc ve imal olunur. Bunların nefaseti gayet sağlamlığıyla beraber bahaca ehveniyyeti olduğundan ahz ve iştirasına rağbet-i umumiye vardır. Ve dahil ve haric vilayete nakl-i füruht olunur. Nefs-i kasabada Çarşamba günleri hafta pazarı kurulup dad-ü sited edilir ve 7 han ve 1 hamam, 347 dükkan, 2 bab medrese, 1 tekye ve ebniye-i miriyyeden 1 hükümet konağı ve pişgahında 1 bahçe ve ma’a kasaba kazada 12 Cami-i Şerif ve 11 mescit ve 30 İslam ve Hristiyan mektebi vardır. Bu kaza-yı mezburda 3 adet ufacık orman olup kereste imaline salih değilse de mahrukatı mahalliyeyi idare edebilir. Celikanlı yurdundan nebean eden nehr kasaba derunnden cereyan eder. Ve kasabadan gelen nehr ile Telin Karyesinden birleşerek Nehr-i Fırat’a munsab olur ve nehr-i mezkurda mercan balığına benzer bir nevi alabalık sayd olunur. 1890 yılı kayıtlarına göre Gürün ilçesi merkezinde 4.977 Müslüman, 3757 Gayri Müslim, 157 adet muhacir nüfus bulunuyordu.
1890 yılı resmi rakamlarına göre; Gürün’deki kadın ve erkek Müslüman nüfusun toplamı(köyler dahil, ki o zaman 22 köyü vardır) 20.925 kişidir. Gayri müslim nüfus ise: 5797 kişidir. 1892 yılı kayıtlarına göre; Gürün İlçesinin 5 nahiyesi, 38 tane de köyü bulunmaktadır.
Türkiye’de nüfus teşkilatı Ekim 1884 yılında “Nüfus-ı Umumiye” adıyla, Nisan 1887 de “Nüfus-ı Ahali-i İdare-i Umumiyesi” adıyla nüfus teşkilatı kuruldu. Eylül 1892 de nüfus teşkilatı, ilk defa “Tahrir-i Nüfus” genel nüfus yazımı yapıldı. İlk defterlere (Atik) yazıldı. 1320-1321 (1905) yılında genel nüfus yazımı yapılarak nüfus kütükleri tahsis edildi. 1914 yılında “Sicil-i Nüfus Kanunu” çıkarılarak kütüklerin tutulması, sürekli geçerli olması sağlandı.
1890 yılı resmi rakamlarına göre de Gürün’deki Müslüman nüfus erkek ve kadın nüfusu toplamı (köyler dahil ki o zaman 22 köyü vardır) 20.925 kişidir. Gayri müslim nüfus ise: 5797 kişidir. 1903 yılında ise 6929 erkek ve 6653 kadın olmak üzere toplam 13.582 kişi Müslüman nüfus bulunmaktadır. Bu rakama köyler de dahildir. Buna karşılık Gayr-i Müslim nüfus (köylerde pek az olmakla birlikte) 3 Rum erkek, 3330 erkek Ermeni ve 3579 Ermeni kadın yani toplam 6909 kişi Ermeni nüfus ile, 201 kişisi erkek ve 199 adedi Katolik olmak üzere 400 kişilik çeşitli Hristiyan mezhebine bağlı Ermeni ve Rum ile, 249 erkek ve 293 de kadın Protestan bulunuyordu. Bütün bu nüfusun (gayri müslimlerin) toplamı 7754 kişi gayri müslim olarak bulunmakta ve bu gayri müslim nüfusun da % 98’i Gürün ılçesi merkezinde yaşamaktaydılar. Gayri müslim nüfusun müslüman nüfusa göre oranı ise: 1870 yılında 1/2 iken, 1890 yılında 1/4 oranındadır.
1903 yılında ise, 1/2’ye yakın bulunmaktadır. 1907 yılıkayıtlarına göre: Gürün nüfusu: 12415 erkek, 11746 kadın olmak üzere toplam nüfusu: 24161 kişidir. Bu nüfusun8070 erkek, 7530 kadın olmaküzere müslüman nüfustur. 3866 erekek, 3715 kadın olmak üzere toplam 7581 Ermeni nüfusu varıdr. Bunlaradan 187 eekek, 192 kadın olmaküzere toplam 379 kişilik nüfus katoliktir. 292 erkek, 309 kadın olmak üzere toplam 601 kişilik nüfus Protestandır. [290]
1890 yılı Sivas Salnamelerine göre Gürün Kazasında resmi görevli olarak bulunan memurlara ait bilgiler şöyledir:

Kaymakam Ömer Sabri Efendi Saniye
Naib Mustafa Sabri Efendi
Meclis-i İdare Aza-yı Tabiiyye Aza-yı Müntehabe
Reis Kaymakam Efendi
Aza Naib Efendi Raşid Efendi
Aza Müftü Abdullah Efendi Abdullah Efendi
Aza mal Müdürü Abdullah remzi Efendi Kirkor Ağa
Aza tahrirat Katibi Mecid Şükrü Efendi Evadik Ağa

Mal ve Vergi Memurları
Mal Müdürü Efendi
Muavini Şevket Efendi
Refiki Ali Efendi
Nevahi Vergi Katibi Şevket Efendi
Diğeri Mustafa Efendi
Mahkeme-i Bidayet
Reis Naib Efendi Artin Ağa
Aza Harig beğ Katib-i Sani Hafız Kasım Efendi
Aza Başkatip Kadri Efendi Aza Mülazımı Bezdik Ağa
Müstantik Muavini Ahmed Efendi Mübaşir Ebubekir Ağa
Şeriyye Katibi Mehmed Efendi Diğeri selim Ağa
Mukavelat Muharriri Kamil Efendi
Meclis-i Beledi
Reis Abdullah Efendi
Aza Ali Efendi Katip Aziz Efendi
Aza Tercan Ağa Sandık Emini Ohannes Efendi
Aza Karabet Ağa Çavuş Ali Ağa
Aza Nihat Ağa
Bazı Memurin
Nüfus Memuru Mehmed Beğ Sandık Emini Artin Ağa
Nüfus katibi Sadık Efendi Ambar memuru Ali Efendi
Tapu Katibi Reşid Efendi Düyun-u Umumiye Memuru
Bank memuru Ömer Efendi Turan Efendi
Mekteb-i Rüşdi Muallimi Ahmed Efendi
Hat Muallimi Hamdi Efendi



MEHMET ALİ ÖZ

vuslataozlem diyor ki:

"Biedeb mahrum başed ez lutf_i Rab."
" Dara düştüm yarab bana bir inşirah"
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
08-23-2008, 01:17 PM
Mesaj: #2
Cvp: GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-33OSMANLI DÖNEMİNDE 2
Osmanlı devlet Arşivlerinde Gürün İlçesiyle ilgili belgeler-kayıtlar [291]:
Tarih: 26/Ş /1274 (Hicrî) Dosya: Askeriye için Gürün Kazası Müdürü Hacı Sadık'ın imal ettirdiği kilimlerin bedelinin Sivas Deftedarı Nazif Efendi'den tahsili.
Tarih: 02/Ra/1277 (Hicrî) Dosya:1- Gürün ahalisinden olup hükümete asi olan bazı zevatın tedibi. 2- Gürün Kazası Müdürü Abdulkadir Ağa'nın azli.
Tarih: 16/Ca/1277 (Hicrî) Dosya: 1- Gürün Kazası Müdürü Abdülkadir'in azli ve yerine Tevfik Ağa'nın vekaleten tayini. 2- Çeşitli suçlarından dolayı Maraş'a firar eden Meclis azaları Abdülfettah ile Ali'nin yakalanıp muhakemesinin yapılarak keyfiyetin bildirilmesi.
Tarih: 21/N /1277 (Hicrî) Dosya: 1- Mehmed Bey'e Gürün Anbarı'ndaki zahiresinin teslimi. 2- Mehmed Bey'in Gürün Kazası Müdür-i sabıkı Abdülkadir Ağa'daki kira bedelinden doğan alacağının tahsili.
Tarih: 23/Z /1277 (Hicrî) Dosya: Gürün'e sevk olunan muhacirlerin iskanında Tevfik Ağa'nın gösterdiği gayret ve yardımdan memnun olunduğu.
Gürün’de Telgrafhane: Tarih: 22/L /1301 (Hicrî) Dosya: Maraş'dan Elbistan'a kadar çekilmesi gereken telgraf hattının masraflarının ahaliden iane olarak temin edildiğinden bahisle bunun Darende-Gürün hattına bağlanması için gereken edevatın gönderilmesine dair Haleb Vilayeti telgrafı hakkında gereğinin yapılması. Tarih: 12/N /1332 (Hicrî) Dosya: Gürün Kaymakamlığı'nca istenen iki masa telefonu, bir tane santral ve otuz izolatörün gönderildiği.
Tarih: 28/B /1316 (Hicrî) Dosya: Sivas ve kazalarındaki hapishane ve tevkifhanelerin ıslah ve tadili için alınan tedbirler.
Tarih: 27/S /1317 (Hicrî) Dosya: Camilere hatib tayini.
Tarih: 24/L /1318 (Hicrî) Dosya: Darende, Gürün, Aziziye ve Yıldızeli kazaları hapishanelerinin hıfzıssıhha kurallarına uymadığı, mahpus ve mevkufların karışık oldukları ve bu kazalarla Koçgiri ve Bünyanhamid kazalarında nisa hapishanesi olmadığından gereğinin yapılması.
Tarih: 30/B /1323 (Hicrî) Dosya: Zabitanın maaşına yapılan zam ve ihsan buyurulan liyakat madalyaları için çekilen teşekkür telgrafları.
Tarih: 09/C /1330 (Hicrî) Dosya: Gürün Hapishanesi Gardiyanlığı'na Akif Ağa-zade Mehmed Efendi'nin tayin edildiği.
Tarih: 16/Ş /1330 (Hicrî) Dosya: Sivas vilayeti merkez ve mülhakat hapishanelerine aid istatistik cedvellerinin gönderildiği.
Tarih: 20/Ra/1331 (Hicrî) Dosya: 1328 yılı Kanunıevvel ayında Sivas vilayeti ve mülhakatında meydana gelen cinayet olaylarını gösterir cetvellerin takdimiyle, bazı kazalarda cinayet hadisesi olmadığından cetvel tanzim edilmediği.
Tarih: 20/B /1331 (Hicrî) Dosya: Gürün, Darende, Kangal ve Zara Hükümet Konakları ve hapishanelerinin tamirat ve inşaatı için gerekli tahsisatın Maliye Nezareti'nce reddi ve imkan olana kadar ertelendiği.
Tarih: 25/Ra/1332 (Hicrî) Dosya:Sivas vilayeti Merkez ve Mülhakat Hapishaneleri hakkında bilgi veren sual varakalarının takdimi.
Tarih: 05/B /1332 (Hicrî) Dosya: Gürün'de adi ve ham boyadan imal edilen şalların imalatının durdurulması serbestini sanayice münafi olduğu, Meclis-i Umumi-i Vilayetin selahiyetinde olmayan bu kararın tatbikine devam edilemeyeceği.
Tarih: 12/N /1332 (Hicrî) Dosya: Gürün Kaymakamlığı'nca istenen iki masa telefonu, bir tane santral ve otuz izolatörün gönderildiği.
Tarih: 21/L /1332 (Hicrî) Dosya: Sivas polis mürettebatının künyelerini havi defterin takdim kılındığı.
Tarih: 04/N /1334 (Hicrî) Dosya:Gürün Kazası'na merbut Karadoruk Nahiyesi Hükümet Konağı ittihaz olunan mahallin icar berdelinin tesviyesi.
Tarih: 05/Za/1334 (Hicrî) Dosya: Sivas vilayetinin Menatik-i Harbiye Memurin-i Hususiyesi ile Mekatib muallimlerinin maaşatının tesviyesi için hususi bütçesinden muaveneten vilayetin 332 senesi hususi bütçesine tahsisat-ı munzamma ilavesine ve sarfına mezuniyet verildiği.
Tarih: 29/Ca/1335 (Hicrî) Dosya: Hapishanelerin teşkilat ve ıslahatına esas olmak üzere Sivas'a bağlı hapishanelere ait cedvellerin takdim edildiği. (Belge tarihi: Cemaziyelevvel 30)
Tarih: 26/M /1336 (Hicrî) Dosya: Sivas vilayeti dahilindeki Gürün Kazası Hapishanesi'nin dört aylık yoklama cetvelinin takdim edildiği.
Tarih: 27/R /1336 (Hicrî) Dosya: Sivas vilayeti dahilindeki hapishanelere ait yoklama cetvellerinin gönderildiği.
Tarih: 01/M /1337 (Hicrî) Dosya: Sivas Muhasebe-i Hususiye Merkez Katibi Rıza Efendi ile Gürün Muhasebe-i Hususiye Memuru Hüsnü Efendi'nin askerlikten tecilleri talebinin Harbiye Nezareti'nce kabul edilmediğinin Sivas vilayetine bildirilmesi.
Tarih: 10/L /1337 (Hicrî) Dosya: Amasya, Divriği, Gürün, Elbistan, Köprü ve bağlı yerlerde meydana gelen katl, cerh, gasp ve şekaveti bildirir tahrirat.
Tarih: 14/Za/1337 (Hicrî) Dosya: 1335 senesi Temmuz ayı zarfında Sivas Valiliği hudutları içerisinde meydana gelen şekavete aid cetvelin takdim edildiği.
Tarih: 20/Za/1337 (Hicrî) Dosya: Tonos kazasının 1335 senesi ilk dört aylık yoklama cetveli ile Gürün Hapishanesi'nin Mayıs ve Haziran aylarına ait yoklama cetvellerinin gönderildiği.
Tarih: 21/Za/1337 (Hicrî) Dosya: Sivas'ın mülhakatında eşkiyanın yapmış olduğu katil ve gasp vakıalarının rapor halinde takdimi.
Tarih: 26/M /1338 (Hicrî) Dosya: Takip edilmekte olan Kangallı şaki Hızır oğlu Muzaffer'in, kendiliğinden teslim olduğundan, afvedilmesi.
Tarih: 27/Ra/1338 (Hicrî) Dosya: 1333 senesinde, Gürün'den tayin olunduğu Cemişkezek kazasına giderken eşkıyanın tecavüzüne uğrayıp malları gasbedilen Mustafa Hulusi Bey'in mallarının geri alınması ve gasıbların yakalanması için Mamuretülaziz Vilayeti'ne tebligat yapıldığı.
Tarih: 07/R /1338 (Hicrî) Dosya: Merzifon'a gelmekte olan bazı eşhasın hayvanlarını gasbeden eşkiyanın yakalandığı. Darende ve Divriği civarında şekavetle uğraşıp hayvan gasbeden eşkiyanın yakalandıkları.
Tarih: 25/R /1338 (Hicrî) Dosya: Mesudiye'de şekavetle iştigal eden Ebil ve biraderi Ali'nin yakalandıkları. Ağa Nene adındaki kadını katleden Tevfik Çavuş'un yakalandığı. Asker İsmail'in zevcesi Fatma'yı kaçıran Abdurrahman'ın yakalandığı. Mesudiye'de eşya gasbeden yedi şahsın yakalandığı.
Tarih: 25/Ca/1338 (Hicrî) Dosya: Tokat'ta Katiboğlu Ali'yi katleden, Şeyhoğlu Tahir'in yakalandığı. Divriği civarında eşyaları gasbedilen yolcuların eşyalarının kurtarıldığı ve gasıbların ise şiddetle takib edildiği. Tokat'ta bekçi Halil'i katleden, Osman'ı yaralayan, Osman ve Hüseyin'in yakalandığı. Hacıköy Hapishanesi'nden firar ederek şekavetle iştigal eden Kamil'in ölü olarak yakalandığı. Kürd Sefer'in katili Çerkes Hamid'in yakalandığı. Darende'de Gedeninoğlu Hacı tarafından çalınan koyunların istirdad edilerek, failin yakalandığı.
Tarih: Dosya No: Evkaf-ı Hümayun Nezareti'ne bağlı Sivas Gürün'deki Vasatî Camii Vakfı'nın varidat ve masarıfat muhasebesi.
Tarih: 19/Za/1265 (Hicrî) Dosya: Ermeni Patrikliği ve millet meclisinin Gürün naibi hakkındaki verdikleri şikayet takririnin gönderildiği.
Tarih: 28/R /1266 (Hicrî) Dosya: Gürün kazası reayasından olup Trabzon'da ticaret için bulunan şahıslardan iki defa temettu vergisi tahsil edilmesi hususundaki şikayetlerin değerlendirilmesine dair Maliye Nezareti'ne tezkire ve cevabi derkenar.
Tarih: 19/M /1268 (Hicrî) Dosya: 1- Gürün Naibi'nin şikayet edilmesi. 2- Fatıma Hanım'a maaş tahsisi. 3- Rahime Hatun'a maaş tahsisi. 4- Harputlu Yusuf'un tedavi ettirilmesi.
Tarih: 24/B /1268 (Hicrî) Dosya: Vefat eden kocasının mutasarrıf olduğu Gürünler Hanı hasılatının tahkik edilerek Azime Hatun'a bildirilmesi.
Tarih: 30/B /1268 (Hicrî) Dosya: Sivas'daki Ermeni ve Katolikler'den tahsil edilecek vergiler.
Tarih: 19/Ra/1269 (Hicrî) Dosya: İmam Salih'in asker oğlu Osman'ın Pranga cezası bitmediğinden tahliyesi ile imamete tayininin uygun olmadığı.
Tarih: 30/Ra/1269 (Hicrî) Dosya: Gürün kazasında bulunan Ermeni ve katoliklerden tadil-i vergi ile ilgili verilen karara razı olmayan Katoliklerin, yeniden yapılacak yazımda yine de razı olmazlarsa, eskiden tayin edildiği şekilde vergilerini ödemeleri gerekeceği ve zimmetlerinde bulunan bakayanın tesviye edilmesi.
Tarih: 03/B /1269 (Hicrî) Dosya: Atik Valide Sultan Vakfı'na ait yerlerin mukataalarına vuku bulan müdahalenin men'i ve Defter-i Hakani kayıtlarına göre sahiplerine verilmesi.
Tarih: 29/S /1270 (Hicrî) Dosya: Perinoğlu Mağdis'in kardeşi Mıgırdıç'taki alacağının tahsili.
Tarih: 29/R /1273 (Hicrî) Dosya: Gürün kazasındaki Katoliklerin vergisinde indirim yapılarak İslam ve Ermenilerin vergisine zam yapılması anlaşmazılığa yol açtığından haksızlığın giderilmesi.
Tarih: 26/Ş /1274 (Hicrî) Dosya: Askeriye için Gürün Kazası Müdürü Hacı Sadık'ın imal ettirdiği kilimlerin bedelinin Sivas Deftedarı Nazif Efendi'den tahsili.
Tarih: 14/Ş /1275 (Hicrî) Dosya: Antepli Mumcuığu Karabet'in Gürünlü Koçanoğlu Muğdis'e yaptığı müdahalenin men'i.
Tarih: 29/Ra/1276 (Hicrî) Dosya: Mustafa Efendi ve şerikinin mutasarrıf oldukları Kayseri Sancağı Adet-i Ağnam Rusumu'ndan dolayı Kuzugürünlü ve Afşar aşiretlerinde olan alacaklarının tahsili.
Tarih: 02/Ra/1277 (Hicrî) Dosya: 1- Gürün ahalisinden olup hükümete asi olan bazı zevatın tedibi. 2- Gürün Kazası Müdürü Abdulkadir Ağa'nın azli.
Tarih: 01/Ca/1277 (Hicrî) Dosya: Gedikcik kazası ahalisiyle yolculara sarkıntılık eden Kayseri'de sakin Kuzugürünlü Aşireti'nden bazı kişiler Karagül köyünde ikamet eden Çerkes Muhaciri Ahmed'in para ve eşyasını çaldıklarından yakalanıp gereğinin icrası.
Tarih: 16/Ca/1277 (Hicrî) Dosya: 1- Gürün Kazası Müdürü Abdülkadir'in azli ve yerine Tevfik Ağa'nın vekaleten tayini. 2- Çeşitli suçlarından dolayı Maraş'a firar eden Meclis azaları Abdülfettah ile Ali'nin yakalanıp muhakemesinin yapılarak keyfiyetin bildirilmesi.
Tarih: 21/N /1277 (Hicrî) Dosya: 1- Mehmed Bey'e Gürün Anbarı'ndaki zahiresinin teslimi. 2- Mehmed Bey'in Gürün Kazası Müdür-i sabıkı Abdülkadir Ağa'daki kira bedelinden doğan alacağının tahsili.
Tarih: 23/Z /1277 (Hicrî) Dosya: Gürün'e sevk olunan muhacirlerin iskanında Tevfik Ağa'nın gösterdiği gayret ve yardımdan memnun olunduğu.
Tarih: 22/L /1301 (Hicrî) Dosya: Maraş'dan Elbistan'a kadar çekilmesi gereken telgraf hattının masraflarının ahaliden iane olarak temin edildiğinden bahisle bunun Darende-Gürün hattına bağlanması için gereken edevatın gönderilmesine dair Haleb Vilayeti telgrafı hakkında gereğinin yapılması.
Tarih: 21/Ş /1307 (Hicrî) Dosya: Çerkeslere ait sicil durumları.
Tarih: 24/B /1312 (Hicrî) Dosya: Bir Ermeni müfsid hakkında yapılan tahkikatın neticesi.
Tarih: 11/Ca/1313 (Hicrî) Dosya: Elbistan telgraf hattını kesip Karadut karyesine saldıran Zeytun Ermenilerinin Elbistan, Darende ve Gürün'e saldıracakları haberinin alındığı.
Tarih: 11/Ca/1313 (Hicrî) Dosya: Zeytun ve Hacı Nandırın kazaları Ermenilerinin İslam karyelerini yağmalayıp Elbistan-Zeytun telgraf hattını kestikleri. Ermenilerin Elbistan, Darende ve Gürün kazalarını basacaklarının haber alındığı ve lüzumu kadar süvari istihdamı talebi.
Tarih: 15/Ca/1313 (Hicrî) Dosya: Zeytun Ermenileri'nin çıkardıkları hadiselerin önlenmesi için alınacak tedbirler.
Tarih: 19/Ca/1313 (Hicrî) Dosya: Tebligatta bulunulduğu halde Erzurum, Trabzon ve Mamuretülaziz vilayetlerinde Gürcü, Kürt ve Lazların Ermeni karyelerine saldırdıklarından bunlara karşı kuvvet kullanıldığı. Malatya'ya bağlı Akçadağ ekradının Gürün'e hücum edeceği haberi üzerine Ermenilerin silahlandığından lüzumlu tedbirlerin alınması.
Tarih: 20/Ca/1313 (Hicrî) Dosya: Gürün Hadisesi'nde Müslümanlar'dan ve Ermeniler'den öldürülenlerin miktarı.
Tarih: 20/Ca/1313 (Hicrî) Dosya: Gürün'de çıkan karışıklığın uygun bir şekilde teskin edilebilmesi ve askeri silah kullanmaya mecbur etmemeleri için Ekrada muteberan ve ulema vasıtasıyla nasihatte bulunması.
Tarih: 24/Ca/1313 (Hicrî) Dosya: Kürtlerin Gürün kazasına hücum ettikleri ve Ermenilerle çatışmaya girdikleri. Gürün'ün muhafazası için gerekenin yapılması hususunda kaymakamlık ve binbaşılığa tebligatta bulunulduğu.
Tarih: 28/Ca/1313 (Hicrî) Dosya: Kürtlerin Gürün'e saldırılarının önlenmesi için askerî tedbirler alınması. Gürün Ermenilerinin silahlarını bıraktıkları.
Tarih: 29/Ca/1313 (Hicrî) Dosya: Ermenilerin fesadı ve tecavüzlerinden bıkan Sivas Müslümanlarının galeyana gelerek Ermenilere hücum ettikleri, tedbir alınmazsa ecnebi müdahalesinden endişe edildiği.
Tarih: 21/Ş /1314 (Hicrî) Dosya: Sivas ve Gürün'de Ermenilerin yaptıklar hücum ve tahrikler.
Tarih: 14/S /1314 (Hicrî) Dosya: Tokad'da sokaklara ifsad edici varakalar atılması sebebiyle askerî kuvvetlerin takviyesi.
Tarih: Dosya: Evkaf-ı Hümayun Nezareti'ne bağlı Sivas Gürün'deki Vasatî Camii Vakfı'nın varidat ve masarıfat muhasebesi. Tarih: 27/S /1317 (Hicrî) Dosya: Camilere hatib tayini.
Tarih: 05/B /1332 (Hicrî) Dosya: Gürün'de adi ve ham boyadan imal edilen şalların imalatının durdurulması serbestini sanayice münafi olduğu, Meclis-i Umumi-i Vilayetin selahiyetinde olmayan bu kararın tatbikine devam edilemeyeceği.

MEHMET ALİ ÖZ

vuslataozlem diyor ki:

"Biedeb mahrum başed ez lutf_i Rab."
" Dara düştüm yarab bana bir inşirah"
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
08-23-2008, 01:21 PM (Bu Mesaj 08-23-2008 01:24 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : vuslataozlem.)
Mesaj: #3
Cvp: GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-33OSMANLI DÖNEMİNDE 2
[b][align=left][size=medium][color=#000000][b][align=left][size=medium][color=#000000]Güründe yaşayan Ermeniler ve gayri Müslimler

Ermeniler’in menşei ve Ermeni tarihinin başlangıcı kesin bir karara bağlanamamış, muhtelif rivâyet ve mitolojik bir takım hikâyelerden ibarettir. Ermeni tarihçilerinin bir kısmı ve kilise Ermeniler’in menşeini Hazret-i Nuh’un oğlu Yafes’e bağlarlar. Ermeni tarihini, Babil Kulesi’nin yıkılışı ile başlatarak ilk atalarının, Hazret-i Nuh’un torununun torunu olan “Hayk” adında efsanevî bir şahsiyet olduğunu kabul ve iddia ederler. Ünlü Fransız arkeologu Jacques de Morgan, Ermeni tarihçilerinin milletlerinin aslını Kitâb-ı Mukaddes an’anelerine bağlamak için büyük gayret sarfettiklerini, Hayk neslini bunlara yaklaştırmak maksadıyla eski rivâyet ve an’aneleri tahrip ettiklerini belirtmektedir.
Bu tez, Kafkas dilleri ve özellikle eski Ermenice ve eski Gürcüce uzmanı Sovyet dil bilimcisi Nicolai Marr (1864-1934) tarafından tesis ve temsil edilen Rus Mektebi’nin kabul ettiği ve şiddetle savunduğu bir tezdir. Ermeni kilisesi ile bazı Ermeni ekolü ve eski SSCB ilim adamlarının Ermenileri, Jafetik (Ön-Asya yerlisi; Yafesî) gruba ait Kafkasya menşeli bir toplum olarak göstermeleri boşuna değildir.
Yâni, Türkiye’ye mücâvir olan bölgede, başka bir ifadeyle, Nuh’un gemisinin oturduğu iddia edilen Ağrı Dağı ve çevresi Ermenilerin anavatanı olarak gösterilmekte, Ermeniler’in de Nuh’un torununun torunu Hayk’tan türediklerine ve Ağrı dağından çevreye yayıldıklarına inanılmaktadır. Ermeniler’e menşe ve anavatan arayan görüşlerin tezidir. Bilindiği gibi, Jafetik (Yafesî) tâbiri, Yafes adından gelmektedir. Yafes ise, Hazret-i Nuh’un oğludur ve vatanı da Mezopotamya’dır. Jafetik tez (Marr’ın Mektebi), Ermenilerin menşeini Mezopotamya-Kafkasya coğrafî ve arkeolojik temeli üzerine inşa etmektedir.
Tarihî kayıtlara göre Ermenilerin menşei hakkındaki rivâyet, Herodotos (M.Ö. 484-425?)’un Ermenilerin Frigyalılardan bir zümre olduğu kaydı ile Eudoksos’un (M.Ö. 370) Ermeni dilinin Frig lehçesine benzediği iddiasına dayanmaktadır. Herodotos’un yazdıklarını destekleyen ve Ermeniler’in milâttan önce Balkanlar’dan Anadolu’ya geçip eski Frigya yâni Orta Anadolu’ya yerleştiklerini, bilâhare M.Ö. VII. yüzyıl ortalarında Doğu Anadolu’da Urartu bölgesine göç ettiklerini kabul eden tarihçiler vardır. Son yarım yüzyılda Anadolu’nun ırkî durumunu inceleyen antropologlar da Ermenileri, doğuş yeri Balkanlar olan Dinarik ırkın doğudaki bileşkesi olarak dikkate almaktadırlar.
Diğer taraftan, kendilerine türlü türlü menşe arayan ve Ermenileri Urartuların torunları olarak gösteren Ermeni tarihçileri de vardır. Bunlardan çivi yazısı üzerinde çalışmalarıyla tanınan Joseph Sandalgian, lisanî deliller ileri sürerek, Ermenileri Urartuların torunları saymağa ve efsanevî ataları Hayk ile Urartu isimlerini birleştirmeye gayret etmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’ndan Lozan Barışı (1923)’na kadar geçen sürede, siyasî amaçlar güden Ermeni neşriyatında da aynı tez ileri sürülmüştür. Eski Sovyetler Birliği’nde Büyük Ermeni Lûgati’ni neşreden Ermeni dili uzmanı Acaryan; Ermenilerin Doğu Anadolu’daki bazı şehir ve dağ adlarının Ermenice olduğu iddialarına karşı, ‘Ararat, Van, Daron (Muş), Garin (Erzurum), Masis (Ararat)...’ gibi kelimelerin Ermenice ile kat’iyyen tefsir olunamayacağını ve Urartu dilinden kaldığını, Horenli Movses’in anlattığı efsanevî krallardan “Aram, Mavanez gibi hâs isimlerin Khald (Urartulu)ların Arame, Menuas gibi kral isimlerinde geldiğini, ‘ayk, Armenak, Amasya, Harma, Ara, Gartos’ adlarının ise menşei meçhul ve“hiç şüphesiz Ermenice de değillerdir. Ermenice olarak bir mânâ ifade etmezler” diye mâhiyetini belirtmektedir.
Son zamanlarda yapılan araştırmalarda da, Urartu dili ile Ermenice’nin hiçbir alâka ve münasebetinin bulunmadığı ortaya konulmuştur. Yukarıda yazılanların ışığında, günümüzde bile menşeleri hakkında Ermeniler arasında muhtelif ve birbirini tutmayan fikirlerin münakaşasının yapıldığı bir gerçektir. Netice olarak, ‘Ermenistan/Armenia’ denilen bölgenin coğrafî bir terim olduğu, Ermeni adına bağlı olarak ırkî bir ismi ifade etmediği ve Ermenistan sınırlarının siyasî çıkarlar paralelinde esneklik gösterdiği anlaşılmış olmaktadır. Diğer taraftan, Ermeniler’in menşeinin de kesin bir sonuca bağlanamadığı anlaşılmaktadır. Ancak, tarih boyunca bulundukları yerlerde civardaki devletlere tâbî olarak yaşamış olan Ermeniler’in menşelerinin, Balkan yarımadası olduğu yolundaki tarihî kayıtlara da uygun düşen görüşler ağırlık kazanmaktadır.
Bilindiği gibi Ermeniler, II. Meşrutiyetten sonra Batılılar’ın teşvik ve tahrikleriyle birlikte, doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerinin kendi vatanları olduğunu iddia etmişlerdir. Bunun bir iddia olduğunu ve gerçeği yansıtmadığını kendisi bir Ermeni Tarihçi olan “Dagavaryan” yazmış olduğu kitabında bu gerçeği şöyle dile getirmektedir:
“Milli tarihçilerimiz Ağatan Geros’tan başlayarak Kitab-ı Mukaddes’teki, “Togarama” ailesi ve Aşelnaz” kelimelerini ırkımıza, yani Ermeniler’e yakıştırmışlardır. Halbuki Togarma, Ermenistan’ın güneydoğusunda ayrı bir ülkedir. Çivi yazılı kitabelerde, Tilgarimmu(Gürün) kalesi ve civarı ki, Asuristan’a göre kuzeyde idi.” demektedir. Yine bu Ermeni tarihçiye göre Kitab-ı Mukaddes’te geçmekte olan “Aşkenaz/Aşelnaz” Ermeniler’in “İşku” dedikleri İskit Devleti’dir. Bu devleti kuranlar, Proto Türklerdir.” Demektedir. Ermeniler’in atalarını dayandırmış oldukları şeyin mesnedsiz olduğunu açıklamaktadır. (3)
Önceleri, Erivan-Gökçegöl bölgesinde yaşayan, sonraki yıllarda ise; Bizanslılar tarafından Müslüman Araplar, ve Türkler’in Anadolu’ya geçmelerini önlemek maksadıyla Bizans sınırlarına yerleştirilmişlerdir. Ermeniler’in batıya yayılmaları bu şekilde olmuştur. Türkler’in Doğu Anadolu’ya gelmeleriyle birlikte, kısmen Fırat’ın batısındaki küçük Ermenistan denilen yerlerde, çoğunlukla XI. yüzyıldan sonra, Kilikya bölgesine tamamen yerleşmeye başlamışlardır. Bu yerleşmeleri Bizanslılar’ca yapılmıştır. Bu bölgelerde, çeşitli dönemlerde, çeşitli adlarla küçük prenslikler kurmuşlardır. Bu Ermeni prenslikleri çoğu kez, yaşadıkları dönemdeki güçlü devletlerin hakimiyetleri altında yaşayarak, o devlete tabi bir durumda kalmışlardır. Bu Ermeni prensliklerinin sınırları ise tamamen belli değildir.
Armenia/Ermenistan’ adı, tarihte ilk defa, M.Ö. 518 tarihinde Pers Kralı I. Darius (M.Ö. 521-485) tarafından yazılmış olan Behistun yazıtında ‘Harminiye, Harminiyap, Armina ve Arminiya’ adıyla geçmektedir. Bu adın, M.Ö. VI. Yüzyıl sonlarında İranlılar tarafından verildiği ve Ermenistan denilen bölgenin, Persler’in Doğu Anadolu’daki satraplıklarından (valiliklerinden) biri olduğu anlaşılmaktadır. M.Ö. 188 tarihinde kurulan Artaksias Krallığı zamanında, Ârâmice “Yukarı/Yüksek/Dağlık Bölge” anlamına gelen ‘Ermenistan/Armenia’ adı, Muş ve Ahlat bölgeleri için kullanılan coğrafî bir terimdi. Bu coğrafî ad, sonraları Romalılar tarafından orta ve yukarı Murat suyu ile Kür ve Aras nehirleri boyları için de kullanılmış, daha sonra Avrupalılar tarafından benimsenmiştir. kendilerine ‘Hay’ diyen ve ‘Hayk/Haik’ adlı bir atadan türedikleri efsanesini yaşatan, Türkler ile bütün yabancıların ‘Ermeni’ dedikleri toplumla Ermenistan/Armenia adının bir ilgisi bulunmamaktadır. Asur, Med, Pers, Part yazıtları ile Ksenophon’un Anabasis’i ve Strabon’un Coğrafyası’nda “Hay” ve “Hayastan”dan bahsedilmemektedir.
Ermeni sempatizanı Profesör Jean Laurent, bir makalesinde Ermenistan ile ilgili olarak: “...Gerçekten, yazılı tarihin başlangıcından beri bu şekilde sınırlanan ülke bir devlet değil, bir coğrafya terimidir. Şüphesiz, Ermeniler’in bu bölgede yaşadıkları olmuştur. Fakat bu bölgeye, sırf Ermenistan adını taşıdığı için, ne Ermeniler’in mukadderatı, ne de Ermenistan Devleti adını taşıyan bir devletin varlığı kesinlikle bağlanamaz” demektedir.
Büyük Ermenistan (Asıl Ermenistan) ve Küçük Ermenistan. Büyük Ermenistan, Batı’da Fırat nehrinden Doğu’da Kür (Kura) nehrine kadar çiziliyordu ve 15 vilâyete bölünmüştü. Kızılırmak kaynaklarının çıkış yerlerine kadar genişleyen Küçük Ermenistan ise üç vilâyete ayrılmıştı. Asıl Ermenistan’ın ortadan kaldırılmasından sonra teşekkül eden ve Ermenilik ile ilgilenen ilim adamlarının Küçük Ermenistan veya Kilikya Ermeni Krallığı adıyla belirttikleri prensliğin toprakları Kilikyada, sahil ve dağlık olmak üzere iki kısımdı. M.S. VI. yüzyılda, M.S.536’dan sonra Bizanslılar ele geçirdikleri Ermenistan/Armenia bölgelerini 4’e ayırdılar:
Sınırları esneklik gösteren ve yüzyıllar boyunca birçok devletin işgal ve istilâsına uğramış bir geçit ve çarpışma sahası olan bu bölgelerde hiçbir zaman devamlı, mütecanis ve millî bir Ermenistan devleti mevcut olmamıştır. Küçük küçük prenslikler, civardaki büyük devletlere tâbi olarak, muayyen bölgelere hükmetmişlerdir. Ermeniler için vatan prenslikleri olmuştur. Vatanseverlikleri de bu sebeple mahallî niteliktedir. Ermeniler’i bir arada yaşatan unsur, bir milleti belirtmek için tek başına asla yeterli olmayan ananeler, dil ve din olmuştur. Ermenistan, siyasî bağımsızlık olarak, sadece kişisel hürriyet fikrini tanımıştır. XII. yüzyıldan itibaren, Ermenistan/Armenia adına, XIX. Yüzyıl ikinci yarısına kadar atlaslarda tesadüf edilmeyecektir. Ermenistan coğrafya adı, XIII. yüzyıldan itibaren yerini “Turkomania=Türkmen Ülkesi”ne bırakacaktır.
Ünlü Alman coğrafya ve haritacısı Heinrich Kiepert (1818-1899)’in Berlin’de basılmış olan “Grosser Handatlas” adlı büyük atlasında Ermenistan gösterilmemiştir. Berlin’de yayınlanan Neu Deutsch Allgemeine Zeitung gazetesinin 16 Kasım 1890 tarihli nüshasında “Ermeni Meselesi” başlıklı bir makalede de, “Sınırları esneklik gösteren ve yüzyıllar boyunca birçok devletin işgal ve istilâsına uğramış bir geçit ve çarpışma sahası olan bu bölgelerde hiçbir zaman devamlı, mütecanis ve millî bir Ermenistan devleti mevcut olmamıştır.
“...Binâenaleyh Ermenistan isminin tarihçe hiçbir ehemmiyeti olmadığı gibi, coğrafya nazarında bu isim o kadar vâsidir ki, Ermenistan’ın hududunu ta’yîn etmek için Mösyö Kiepert bile çok müşkilât çekecektir...” denilmektedir. 1890 yılında Leipzig’de basılmış olan Allgemeiner Handatlas adındaki büyük atlasta ise ‘Armenie’ adı yazılıdır. Anlaşılacağı gibi Ermenistan coğrafya adı, Rusya ve İngiltere’nin gayretleriyle 1878 Berlin Antlaşması ile sun’î olarak ortaya çıkarılan ‘Ermeni Meselesi’nden sonra siyasî bir anlayışla atlaslara geçmeye başlamıştır.
Bilindiği gibi, Anadolu toprakları üzerinde en mühim rolü Türkler oynamışlardır. Anadolu’nun Türkler tarafından fethedilerek Türk yurdu haline gelmesi, Avrupalılara her zaman, kavranamayacak, kabul edilemeyecek ve biraz daha hazmedilemeyecek bir durum olarak gözükmüştür. ‘Ermenistan/Armenia’ denilen bölgenin coğrafî bir terim olduğu, Ermeni adına bağlı olarak ırkî bir ismi ifade etmediği ve Ermenistan sınırlarının siyasî çıkarlar paralelinde esneklik gösterdiği anlaşılmış olmaktadır.
Verdiğimiz tüm bilgilerin ışığında akla temel bir soru gelir, "Ermenistan neresidir?" Tarihte gerçekten bir Ermeni Devleti var mıdır? Ermeniler bilindiği gibi, kendilerine "Hai" derler, ülkeleri de "Hayastan"dır. [292]
Yazılan ve yazdırılan propaganda mahiyetindeki Ermeni tarihlerinde ileri sürülen iddiaların aksine, Selçuklu Türkleri, Doğu Anadolu’yu Ermenilerden değil, Bizanslılardan fethetmişler, kendilerini katliâma ve sürgüne tâbi tutanlar da Bizanslılar olmuştur. Daha1064 tarihinde Ermeni Kars Bagratlı Prensi Gagik-Abbas (Abas), prensliğini Bizans İmparatoru X. Konstantin Dukas’a devretmiş ve karşılığında Kayseri-Niğde bölgesinde Zamantı şehrini almıştı.
Ermenilerin yalnız Doğu ve Orta Anadolu'nun değil, kültürüyle, mimarî eserleriyle, edebiyatıyla, politik kurumlarıyla aynı zamanda Kilikya'nın da sahibi ve varisleri oldüğünü dünyaya ilan etmektedirler. Kilikya Tabi Ermeni Baronluğu'nun yerleştiği yöre XI. yüzyılda Bizans topraklarıdır, ancak, yörenin zaman içinde başka isimler altında, başka uygarlıklara ait olduğu unutulmamalıdır. [293]
Tarihten önceki zamanlarda Kilikya'nın ilk sakinleri Fenikelilerdir, daha sonra yöreye Persler sahip olmuşlardır. Zamanla devrinin dünya fatihi Büyük iskender, Kilikya'ya gelip yerleşmiştir, ölümünden sonra imparatorluğu kumandanları arasında paylaşılırken, Kilikya "Selevkos" düşmüştür. Ancak, çok geçmeden Roma imparatorluğu'nun Anadolu'da hakim olduğunu görüyoruz. Roma, Sölökoslu Midridat'la bu topraklar için uzun uzun savaşmıştır. imparatorluk Doğu ve Batı olarak îkiye ayrılınca Honorius Batıya, Arcadius Doğuya sahip olur. [294]
VIII. yüzyılda yörede birden Araplar görülür, Araplar burada iki yüzyıl kadar kalırlar. Bizans Kilikya'yı yeniden kendi topraklarına katmak için uğraşmaya başlar ve Nisefor Fokas, Yannis Tzimisses gibi güçlü Bazilei'ler, Kilikya'ya yeni baştan sahip olurlar. Türkler'in tarih sahnesine çıkmalarıyla durum temelden değişir...
Büyük Selçuklular, Türkiye Selçukluları yöreyi sürekli hakimiyetleri altında tutarlar. Romen Diogenes'in, Sultan Alparslan'a yenilmesiyle Anadolu'da Bizans hakimiyeti zayıflayacak ve yavaş yavaş Bizans İmparatorluğu tarihten silinecektir.
Bu arada Bizans imparatorluğu Doğu'da "limes" olarak kullandığı Ermeni de 7 Ocak 395 tarihinde Roma imparatoru Teodos Milano'da ölmüş, Roma İmparatorluğu ikiye bölünmüştür, Batı Roma imparatorluğu "Pars Occidentatis" on yaşındaki küçük oğlu Honorius'a Doğu Roma imparatorluğu "Pars Omental'is" ise on'altı, on ye'di yaşlarında olan büyük oğlu Arcadius'a kalır. 330-641 tarihleri arasında imparatorluk. Doğu Roma Hristiyan imparatorluğu adını taşır. 641-1204 tarihleri arasında Bizans imparatorluğuna dönüşür.
Ermeniler her devirde Bizans'ın amansız düşmanlarıydı. Bizans'a ticaret yapmak amacıyla sızmışlar, ülkenin çok geçmeden ekonomisin! ele geçirmişler, malî yönlerden baskı yaparak imparatorluğun en yüksek kademelerine el atmışlardır. Bizans tahtında Ermeni asıllı imparatorlar göze çarpar. Ancak, bu Bazilei'ler, Ermenilerin iddia ettikleri kurallarda değil, Ermenilik niteliklerini tamamen kaybederek, tahta çıkmışlardır.
Ermenilerin Osmanlı yönetimindeki elde ettikleri yüksek mevkiler, mali alandaki oynadıkları önemli rol, Bizans imparatorluğundaki sosyal ve politik durumlarının devamıdır. Bizans Irnparatorluğunda iki tür Ermeni vardır. Bir kısmı, Romalılardan Bizans'a miras kalmıştı. Bunlarla birlikte, IV yy.dan beri Bizans'la Persler arasındaki sınır ayarlaması dolayısıyla Bizans tarafında kalan Ermeniler doğal olarak Bizans uyrukluydu. IV.yy. dan beri Perslerle Bizans arasındaki sınır ayarlaması dolayısıyla Bizans tarafında kalan Ermeniler de Bizans tabiyetine alınıyordu. 387 tarihli sınır ayarlanmasına göre Bizans, Erzurum ve Muş'a kadar ilerlemişti. 591 tarihli ayarlamaya göre ise Duin, Makoy, Urmiah ve Mokh'da dahil olmak üzere hudut Tiflis ile Dara arasında bir çizgi haline getirilmişti. Pers imparatorluğu Arap akımlarıyla yıkılınca, Bizans Hazar Denizi'ne kadar ilerleyebilmişti. [295] Bugün araştırıcılara çelişkili görünmesine rağmen, Arap egemenliğinde bulunan Ermeniler Bizans'ın tekrar bu yöreleri ele geçirmesine karşı koymuşlardı. Ermeniler Bizans'ın politik ve dini hakimiyetim kabul etmemekte ısrar ederek direniyorlardı.
Aslında Bizans Ermenileri otoritesi altında bulundurmak için onları bölmeyi daha uygun bulmuştur. Ermeni derebeylerini sürekli birbirine düşürmüş, aralarında devam edegelen mülk kavgalarım körüklemiştir. (Aristages) Bizans'a gelen ikinci tür Ermeniler Araplara tabi olanlardır. Bunlar Gregoryen Ermenilerdir. Bu tür Ermeni göçleri Pers İmparatorluğu zamanında başlamıştır. Ermeni "rensi II nci Dikran Perslerce tutsak edildiği sırada, soylu Ermeni aileleri Bizans'a sığınmışlardır (Faustus).Pers imparatoru Sapor (Şahpur) II nci Arzas'ı 347-367) yeniden esir alınca, Ermeniler (soyluları) tekrar eşleri, çocukları ve maiyetleriyle Bizans'a göçetmislerdir. Ermeniler, Pers imparatorluğundan dini takibata uğradıkları için kaçtıklarını söylerler. 451'de, Perslerin Ermenilere karşı sert bir politika izlediğin! naklederler. Arap istilasıyla Bizans'a yeni göçeden Ermenilere Bazilei'ler para, mal, mülkve "unvanlar" ihsan ediyorlardı. Ermeniler arasında küropolates, konsül, prokonsül, patris unvanım taşıyanlar da mevcuttur. Bizans çoğunu Araplara karşı kullanmak üzere, doğu sınırına yerleştiriyorlardı. Bu ihsanlara mukabil de Ermenilerden mutlak bir itaat bekliyor, Ortodoks dinini kabul etmelerim "Kadıköy Konsili" (451) gereğince İstanbul Rum Patriğinin üstünlüğünü tanımalarını istiyordu. Bizans'ın yerli Ermenileri ise Grek Ortodoksisini kabul etmişlerdi. Bunların Ermenilikle hiçbir ilişkisi kalmamıştı. Grekleşmişlerdi, bu bakımdan bunlarla önce Pers daha sonra Arap ülkelerinden göç eden Gregoryen Ermenileri arasında aşılmaz bir duvar mevcuttur. [296]
İşte bu ortamda gerek doğudan gerçekleşen Türkmen akınlarına karşı, gerekse Ermenilerin bu durumdaki belirsizliğini ortadan kaldırmak amacıyla, 1020'de Doğu Anadolu seferine çıkan II. Basil, 1021'de 'Vaspuragan Ermenileri^'nin yurdu olan Van bölgesini Bizans imparatorluğuna ilhak etmiş (12 kale, 4400 köy ve 115 manastır) ve onlara yurt edinmeleri için Sivas bölgesini vermiştir. Bizans imparatoru ile anlaşan Vaspuragan Kralı Johan Senekerim (ö.l027), hanedanı ve yaklaşık 15 bin vatandaşı ile beraber gelerek Sivas'a yerleşmiş ve hakimiyetini kurmuştur. Bu arada Ermenistan'daki 115 manastırın da Senekerim'e bağlı kaldığı kaydedilmektedir. [297]
Selçuklulardan önce Doğu Anadolu'da Bizans İmparatorluğu'na tabi iki Ermeni Prensliği bulunmakta idi. Bunlardan birisi Bagrat hanedanının elindeki Anı, diğeri de Ardzruni hanedanının basında bulunduğu Van Gölü'nün doğusundaki Vaspuragan Bölgesi (Van Gölü Havzası) idi. Havzanın doğu tarafı (Antsevatsik) bu aileden Gürgen Haçilc'in, güney tarafları (Rıştunik) da kardeşi Senekerim'in (990-1006) elinde idi. Fakat Haçik'in ölümü üzerine havzanın tamamı Senekerim'in hakimiyetine geçmiştir. [298]
Senekerim başkanlığındaki Ermenilerin Sivas'taki hakimiyeti, Bizans imparatorluğu'na bağlı vassallık statüsünde, şehir içinde yönetim özerkliğine sahip bir idare şekli olduğu anlaşılıyor. Senekerim'in ölümü üzerine onun yerine oğlu Davit geçmiş, Davit'in 1032'de ölümünden sonra da aynı tarihte Senekerim'in diğer oğlu Adom, kardeşine halef olarak Sivas'a hakim olmuştur. Kaynaklara göre, Türkmenler, Çoruh ve Kelkit vadilerine ilk akınlarım 1054 yılında yapmışlar. 1057'de ise Ermeni prensi olan îvane'nin yardım isteği üzerine, kitle halinde Anadolu'ya gelmişler ve akınlarını Trabzon'dan güneye doğru bu bölgelerde genişletmişlerdir. Bu sırada Ermeni Başbuğu Toring'in onları pusuya düşürmesi, Türkmenlerin Anadolu şehirlerini yağmalamalarına neden olmuş ve Saltuk adlı bir Türk beyi yönetiminde cesaretle iç bölgelere kadar girip 1059'da Sivas'a kadar ilerlemişlerdir. [299] Bu akın esnasında, Sivas'ın Ermenilerin yaşadığı önemli merkezlerden biri olduğunu kaydeden bazı kaynaklar, X. yüzyılda Sivas'a tedrici olarak Ermeni yerleşiminin başladığını belirtmektedirler. Bu asırda Ermenilerin Anadolu'daki yayılmaları, sadece Araplardan alınan Kilikya ve Suriye bölgeleri ile sınırlı kalmadığı, Kapadokya bölgesinde Kayseri ve Sivas yörelerindeki yerleşim birimlerine kadar uzandığı kaydedilir. II. Nicephoros Phokas'ın 966-968 Anadolu ve Önasya seferi sırasında yanında öncü kuvvetleri olarak Ermenilerin bulunduğu nakledilir. Nakledildiğine göre bu Ermeniler, Sivas'ta ve Kilikya'da yerleşmiş ve Sivas'ta oldukça çoğalmışlardır. Aynca II. Basil'in, 998 yılındaki Doğu Anadolu seferi sırasında, Sina Karimaye Ermenilerine Sivas'ı verdiği ve bu Ermenilerin de daha sonra Sivas'tan Kilikya ve Suriye bölgelerine yayıldıkları şeklinde rivayetler de vardır. [300]
Türklerin Orta Anadolu'ya kadar ilerlemelerinin, 1063 yılma dek fasılalarla devam ettiği, bu akınlardan sonra Bizans'ın Anadolu şehirlerinde daha önce kurmuş olduğu savunma sistemlerinin, büyük ölçüde ortadan kalktığı ve Sivas Kalesi'nin de bu mücadeleler sırasında tahribe uğradığı kaydedilmektedir. 1064 yılında Alparslan komutasındaki Türk kuvvetlerinin Ani şehrini almaşı, Gagik'in hakimiyet bölgesini Bizans Devleti'ne terk etmesine yol açmış, Gagik ve emrindeki Ermeniler, yüzyılın basında Vaspuragan Ermenileri'nin yaptığı gibi Kapadokya'ya gelmişlerdir. Gagik'in Kapadokya'ya gelmesi üzerine o zaman Sivas'ta bulunan Ermeni prensleri Adom ve Abusehl, Sivas'taki hakimiyetlerini büyük ölçüde Gagik'e devretmişler ve onu Ermeni prensi olarak tanıma karan almışlardır. Bu gelişmenin meydana geldiği 1064 yılı içerisinde Sivas bölgesinin tamamen Türkmenlerin kontrolü altına girmiş olmasına rağmen, Malazgirt öncesinde Türklerin Sivas'ta sürekli olarak kalamadıkları anlaşılmaktadır. Nitekim 1066 yılında Bizans komutanı Nikephoros Botaneiates'in Sivas şehrinin surlarını tamir ettirmeye çalıştığı şeklindeki bir bilgi, bu sıralarda Türklerin Sivas'ta kısa sürelerle kalıp geri döndüklerim ve şehirde yine de Bizans askerî gücünün varlığını göstermektedir.
Romanos Diogenes, 1071'de Türk meselesini tamamen halledebilmek için, Anadolu seferine çıkmış ve Anadolu themalarından ordusunu takviye ederek Sivas'a geldiği zaman, Ermeni prensleri Adom ile Abu sehil tarafından törenle karşılanmıştır. [301]
İmparator Romanos Diogenes, Sivas'ta bulunduğu sırada Sivas'taki Rumların, 'Türkmen saldırıları esnasında kendilerine, Türkmenlerden ziyade Ermenilerin eziyet ettikleri' şeklindeki şikayetleri üzerine, Sivas'taki Ermenileri kıyıma girişmiş, şehrin yağmalanmasını emretmiş ve birçok Ermeniyi öldürtüp Adom ve Abusahi'ı Sivas'tan sürmüştür. İmparatorun Sivas'ta Ermenilere karşı giriştiği bu kıyıma sebep olarak Ermenilerin Bizans baskısından bunalıp Türk akınlarım olumlu karşılamaları ve Türklerin hoşgörü ve adaletli yönetimini tasvip etmeleri gösterilmektedir. Zira Urfalı Mateos, Bizans'ın Anadolu Hıristiyan kavimlerine uyguladığı bu siyasî ve dinî baskıyı, Anadolu'nun Türklerin eline geçmesinin en önemli nedeni olarak görmektedir. 1071'de Malazgirt Savaşı'nın Türkler tarafından kazanılmasından sonra, Selçuklu komutanlarınca Anadolu'nun fethi ve iskanı dönemi başlamıştır.
Alparslan'ın, Anadolu'yu fetheden beylerin alacakları yerlerin kendilerine, oğullarına ve torunlarına ait olacağını belirtmesi üzerine Danişmend Gazi, Emir Saltuk ve Emir Artuk gibi beylerle beraber Anadolu'ya gelip Sivas, Kayseri, Zamantı, Develi, Tokat, Niksar ve Amasya bölgelerinialıp Anadolu'da kurulan ilk Türkmen beyliklerinden birinin yani Danişmendliler Beyliğinin temelini Sivas merkezli olarak atmışlardır.
Danişmend Gazi: Hayatı konusunda yeterli bilgi yoktur. Etnik menşei konusunda da değişik görüşler ileri sürenler vardır. Ancak kaynaklardan elde edilen bilgiler doğrultusunda onun hakkında oluşan genel kanaat şöyledir: Anlaşıldığına göre, Azerbaycan'da Arran ve civarında yaşayan bir Türkmen ailesine mensuptur. Sultan Alparslan'ın 1064 yılında çıktığı Kafkasya seferi sırasında diğer Türkmen beyleriyle ordugaha giderek Selçuklu ordusuna yol göstermiştir. Bu tarihten itibaren Alparslan'ın hizmetine girmiş ve bilgeliği, cesareti ve yiğitliği ile onun dikkatini çekip en güvenilir emirleri arasında yer almayı başarmıştır. Malazgirt Savaşı na da katılarak zaferin kazanılmasında manevî yönden yaptığı tavsiyeleriyle önemli katkı sağlamıştır. Hayatı cihad ve fetihlerle geçen Danişmend Gazi'nin ölüm tarihi 1085 yılıdır. [302]
Anadolu topraklarının büyük bir kısmı gibi, Sivas yöresinin deTürk-lslam hakimiyetine kesin olarak Malazgirt Savaşı'ndan (1071) sonra girdiği anlaşılıyor. Ancak Sivas'ın alınması, Malazgirt Savaşı sonrasındaki Danişmend Gazi'nin hakimiyet yılları (1071-1084) arasında hangi yıl gerçekleştiği konusunda farklı görüşler söz konusudur. I. Hakkı Uzunçarşılı, Sivas'ın alınmasının hemen 1071'de gerçekleştiğini söylerken M. Altay Köymen, bu fetih tarihini 1071 ile 1074 arasında bir tarihte, Ali Sevim ise Sivas yöresinin Türk hakimiyetine 1077 tarihinde geçtiğini belirtmektedirler. Sivas'ın alınmasını, Amasya Tarihi 1074, Süryani Mihail Vekayinamesi ise 1085 olarak verir. [303]
Türkler XI. yüzyıldan itibaren buraya yerleşmeye başladıklarında böyle bir kültür ve inanç ortamıyla haşır neşir olmaya mecbur kaldılar. Türkler Anadolu'ya geldiklerinde en çok Hıristiyan kitleyle karşılaştılar. Bizans döneminde Anadolu'nun iç kısımlarında Yahudiler azdı. Anadolu halkının çoğunluğu Hıristiyandı; özellikle Sivas şehri Ermenilerden müteşekkil şehirlerdendir. 1015 yılında Çağrı Bey'in üç bin Türk atlısıyla Maveraünnehir'den Batı Anadolu'ya hareket etti. Bu sırada Bizans İmparatoru II. Basil Bizans'ın geleneksel siyaseti uyarınca Van dolaylarındaki kırk bin Ermeni'yi Orta Anadolu'ya zorla göç ettirerek, özellikle Sivas ve Kayseri yörelerine yerleştirdik Sivas şehri Ermeniler için çok büyük önem arz ediyordu. Çünkü Sivas Ermeni Krallarının ikamet yeri olmuştu.
XI. yüzyılda ölen Ermeni Kilisesi'nin Katolikosu Senyör Bedros birçok kimsenin katıldığı kalabalık bir cenaze töreniyle Sivas'daki Surp Nişan Manastırına defnedildi. Anadolu’nun adı diyar-ı Rum, Sivas ise “Eyalet-i Rum” olarak isimlendirilmektedir. Ortodoksluğun Sivas’ta yayılma gösterdiği yıllardır. Gregoriyanların geliş tarihi M.S: 1020 yılllarıdır. Özellikle 1050-1080 tarihleri arasında etkin olmuştur.
İslam girmeden önce Ermeni hristiyanlığı denen Gregoriyanlık mezhebi girmiştir. Bizans imparatoru II. Basileios zamanında 15.000 Ermeni Sivas’a geliyor. Böylece Sivas’a Gregoryanlar giriyor. Ermeniler’in takas ettiği Sivas şehrine 1080 yılına kadar etkisini sürdürüyor. Bu yüzden Sivas ve havalisini Küçük Ermenistan adı veriliyor. Mateu Vekayinamesinde 1059'da Sultan Tuğrul'un deniz kumu kadar çok askerle Sivas üzerine yürüdüğünü; daha sonra, şehirdeki kubbeli 600 kiliseyi asker çadırı zannettiklerini, fakat kilise olduğunu anlayarak Sivas'ı yakıp yıkarak yağma ettiklerini yazar. [304]
Vaspuragan Prensi III. Aşot, kargaşalıklar çıkaran küçük kardeşi Muşel'in Kars'ta ayrı bir derebeylik kurmasına müsaade etmişti. Hatta kendi kendilerine bir takım unvanlar vermekle ünlü olan Ermeni soylularının usulünce III. Aşot kardeşine "Kral" unvanım da verdi (Asoghik) (961962)X. yüzyılın sonunda Ermeni Derebeyliği olarak Ani, Kars (90Cool, Suini (970) Derebeyliklerine rastlıyoruz. Bunların tümü Bizans'ın vasalıdır. yani merkeze vergi öder, gerektiğinde savaşa hazır bir şekilde teçhiz edilmiş asker vermekle mükelleftir. Vaspuragan'da hüküm süren Ardzrunî Ermeni Derebeyliği son Vaspuragan Derebeyi AbusahI Hamazasp (953-972) öldüğünde, mülkü üç oğlu Aşot Sahak, Gürgen Haçık ve Serınakerim arasında paylaştırıldı. Aşot Sahak, Van Derebeyi ilan olundu (Ermeni törelerince Kral). Gürgen Haçık'e "Antsevastik" yani Van Gölünün Güneydoğusu, Serınakerim'e ise "Reştunik" yani gölün Güneyi düştü. Doğu Siuni (Urmiye Sevan gölü arası) Prensi Simpad da "Yerli Kral" olmaya heveslendi. Simpad Azarbeycan islam Emiri ile çok iyi geçindi. 998'de öldü. Etierıne Orbel'ian Simpad'ın dürüstlüğünü, ılımlı politikasın) çok metheder.
Bu küçük Ermeni Derebeyliklerini Aphaz'lar sıkıştırıyordu. Hatta Aphaz Prensi Ber, Kars ana Kilisesini Ortodoks Hristiyanlığı Rit'ine göre ayine açmak istemişti. Ermeni Derebeyi Abas, Ber'i yakalatmış ve gözlerini kör etmişti. Ancak, Abhazlar Bizans Ortodoks kilisesine sadıktılar. Ermenilerin Ber'in gözlerini oyması bütün Greklerce, Bizans'a yapılmış bir hakaret gibi görüldü. Gregoryen Ermenilerin sayısı Bizans'ta git gide çoğalıyordu. Pontus, Kapadokya, Fırat dolaylarında Ermeni sayısı çoktu. Ancak, bu konudaki her araştırma travail'ında açıklandığı gibi bunlar Gregoryan Ermenidir. Bizans'a ticaret için göç etmişlerdir. Bizans'ın Ortodoks olan yerli Ermenileri ile hiç bir ilişkileri yoktur. Ortodoks olmayanlar, olmak istememekte direnenler sınır dışı ediliyor ya da tehcir ediliyordu. Ermenilerin dünyaya yayılmalarının, diaspora'lar oluşturmalarının bir sebebi de budur. Grek Ortodoks Rahibi Nikon'un Nisefor Fokas'ın da cesaretlendirmeleri üzerine Ermeni dinine (Gregorien Monofizist) hücum eden ünlü "Traite"si bu tarihlerde yazılmıştır. [305]
X. yüzyılın sonlarına doğru Azerbaycan Emirleri özellikle A'bul Hacca, Vaspuragan Ermenilerini epeyce hırpalamıştır. Bununla birlikte, Doğu Anadolu Ermeni derebeylerin'i ortadan kaldıran aslında Bizans Bazileüs'ü II. Bazil'dir. Bazil, önce Bulgarlar'a karşı kullanmak amacıyla Ermen'iler'i Makedonya'ya techir ediyor, öte yandan .da Sivas Grek metrolopitisi dini yönden Ermeniler'e saldırtıyordu. Sivas ve genellikle Kapadokya'daki Ermeni rahiplerini zincire vurarak öldürtüyordu. Grek Metropolitinin dinî başkanı olduğu Kapadokya'da Enmeni Gregoeryen dini yasak edilmiş, "Ermeniler, Sivas'ta Kiliseye gidemez olmuşlardı" (Asoghik). Grek Metropoliti, Ermeni Patriği Haçık Aşarunî''ye resme'n Bizans Grek Ortodoks dinine girmesıi için çağrıda bulundu. Bu arada Bizans'ta iç savaşlar yeniden baş göstermişti.
Yüzyıllardır Ermen'iler'i yok etmeyi planlayan Bizans politikası içinbu kadarı fazla gö'ründü. II. B'azil 990'da David'i tehdit ederek, mülkünü ölümünden sonra Bizans'a bırakacağı vaadim yeniletmişti. 31 Mart 1000'de Davîd esrarengiz bir şekilde öldü. Asog'hik, bu acaip ölümü hakkı'nda pek bilgi vermez.
Bizanslılar XI. yüzyıldan itibaren Doğu Anadolu'yu istila ederek küçük kavim ve mezhepleri imha ederek; vergilerle halkı ezmişlerdi. Arazi şahısların mülkiyetinde toplanarak toprak aristokrasisi meydana gelmişti. Halk topraksız kalmış esir bir duruma düşmüştü. Bu baskılardan dolayı yerli Ermeni, Süryani ve küçük gruplar Türklere karşı Bizanslıları müdafaa etmiyorlardı, ilk Selçuklu Sultanı Süleyman Şahın toprakları halka dağıtması Hıristiyan kitlelerin Türklerin safına geçmesini sağladı.
Sivas’ta Hristiyanlar denince akla Ermeniler, Rumlar ve Süryaniler akla gelmektedir. 1071 yılında Bizans İmparatoru Romanous Diogenes Malazgirt savaşına giderken Sivas’a uğradığında burada ordusunu topladığı esnada Rmlar, Sivas’taki Ermeniler’i, “Müslüman Türkler ile çok iyi geçiniyorlar, hatta onlarla birlik olup bizim aleyhimizde olan işlerde birlikte davranıyorlar” diye şikayet edince. Bizans imparatoru Ermeniler’in büyük bir kısmını başka bölgelere sürüyor, bir kısmını öldürüyor. Bu esnada bir kısım Ermeniler de korkudan Sivas’tan ayrılarak özellikle kilikya bölgesine kaçarak yerleşiyorlar.,
1064 ile 1071 yılları arasında Selçuklu Türkleri'nin Anadolu fetihleri sonucu, Ermeniler'in bir kısmı önce Urfa'ya Edessa) daha sonra Toros Dağlarına doğru hicret etmeye başlamışlardır. Bu yeni yerleşim noktaları da eskiden olduğu gibi, Bizans'a aitti.
Türk akınlarına dayanamayan Bizans savunması iyice yıkılmaya yüz tutunca, Ermeniler fırsattan istifade ederek Bizans 'topraklarında kendilerine özgü örgütlenme sistemleri gereğince geleneksel derebeylikler kurmaya başlamışlardır. Türk akınları ve fetihleri Kilikya'ya kadar yayıldı (Attaliates, Skyiitzes, Laurent). Bizans Anadolu'ya Türk fetihleri karşısında çöküyordu. Yönetim kuvvetli bir hükümdar aradı ve tahta IV. Romen Diojen'i çağırdı (1067-1071) Romen Diojen, 1069'da Türklere karşı Bizans toprakları'nı geri alma amacıyla Anadolu'da Kars, Kayseri, Konya, Suriye'de Memb'ic (Hieropol'is) ve Artah'a yürüdü. Ordusunda Uz, Frank, Varang, Rus, Alan, Gürcü, Norman ve Ermeni paralı askerleri bulunuyordu. Kumandanı Filateros Malatya'da Türklere yenildi.
Romen Diojen'in ordusu lbn el Athir'e göre 200.000, imaeddin ve El Faikî'ye göre 300.000 kişiydi. Ermeniler, Bizans'a karşı besledikleri kin ve nefrete rağmen, İmparatoru yol boyunca selamlamaya koşuyorlardı, fakat Sivas Rumları, Ermenileri Romen Diojen'e şikâyet ettiler. "Arisiag bizi yenince, Ermeniler bize Türklerden çok daha kötü muamele 'ettiler. Kiliselerimizi yağmaladılar birçoğumuzu katlettiler," dediler. Bu sözler üzerine 'Romen Diojen Ermenileri tehdit ederek "Türk Seferinden döndüğünde Ermeni dinini yok edeceğine yemin eder. 'Birliklerine Sivas Ermenilerinin evlerini yağma etmeleri için emir verir, bir sürü Ermeni öldürtür, kendisine itaat sunmaya gelen Vaspuraganlı Senakerim'in oğullları Sivas Ermen'i Derebeyleri Adom ve Abusahlı huzurundan kovarak Sivas'ı mateme boğar.
Sultan Alparslan Romen Diojen'i yenerek Anadolu'yu Türk fetihlerine 'tamamen açmıştır, ancak Malazgirt Savaşında Ermen'ilerin Romen Diojen'e ihanet ettikleri kesindir. Sebepsiz yere Ermeni askerleri'ne ve milletine öfkelendi. [306] Süryani Mihael ise, açıkça, "Bozuk mezheplerini kabul ettirmeye zorladıkları Ermeniler savaştan kaçtılar." ifadesini kullanmaktadır. Romen Diojen, Adana'da yakalanıp, gözleri kör edilerek öldürülmesinden evvel, Kapadokya'da, Toroslar'da, Karadeniz'den Akdeniz'e kadar uzanan yörede mutlak hakimdi. [307]
Türklerin de dostu olduğu için Ermeniler, Malazgirt'te kendisine ihanet etmiş olmakla beraber, politika icabı yenik imparatorun etrafını sarmışlardı. Diojen, Dukas'lara karşı iç savaşı kazanırsa, Bazileüs'ü kendi çıkarları için kullanabileceklerdi. Ancak, asıl sebep, yukarıda da açıklandığı gibi Diojen'in Türklerin dostu olmasıydı. Diojen'i tutmak, Toros yöresi Ermenileri için Türklere karşı güvence niteliğindeydi.
Türklerin Ermenilerle anlaşması Bizanslılarca Hristiyanlığa karşı ihanet olarak nitelenmiştir. Bizans tarihçileri uzun uzun bu yeni Ermeni ihanetini yazarlar. Literatürde bazen yanlış olarak, Anadolu'ya Türkleri Ermenilerin çağırdığı tezi savunulur. [308] Süryanî 'Mihail de aynı fikirdedir. [309] "Ermeniler, Türkleri Anadolu'ya geçirdi." Tezini savunur.
Anadolu'ya Türk akınlarının Ermenilerle ilişkisi pek tabiî olarak yoktur. Fetihlerin kendilerine özgü sebepleri vardır. Ancak, birçok Ermeni Türklerin Anadolu'ya girmesini istemiş, ilerlemesini kolaylaştırmıştır. Chalandon, Aşoghik'i zikrederek "Türklerin ilerlemesine sevindiler, hatta onlara yardım ettiler, Ermeniler savaştan kaçtılar, Türk fetihlerini kolaylaştırdılar" der. Ermeniler, Türklere kolaylık sağladılar. Doğu Anadolu'dan, Kilikya'dan, Orta Anadolu'dan birçok Ermeni Türk ordularının önüne düştü, yol gösterdi. Süryanî Mihail Romen Diojen''in Malazgirt yenilgisi üzerine: "Şükür olsun Tanrı'ya, mağrurların boynu büküldü" der.
Türklerle dostluk kuran Ermeniler arasında eski Ani Prensi Gagik başta gelir. Bizans'ın Kayseri ve dolaylarına iskan ettiği Gagik, Grekler'den nefret ediyordu, eline fırsat geçer geçmez. Kayseri Rum Patriğini öldürttü ve T