Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-37 KURTULUŞ SAVAŞI
08-23-2008, 01:34 PM (Bu Mesaj 08-23-2008 01:35 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : vuslataozlem.)
Mesaj: #1
GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-37 KURTULUŞ SAVAŞI
KURTULUŞ SAVAŞI SIRASINDA GÜRÜN İLÇESİ

XIX. Yüzyılda, Anadolu'da Osmanlı Devleti vilayetlerinde Ermenilerin mes¬kun olduğu yerlerde ıslahat yapmak bahanesiyle İngilizler, Ermenileri hükümet aleyhine isyana tahrik ve teşvik ettiler. Bunun yanı sıra Londra'da ve Osmanlı Devleti'nin bazı vilayetlerinde komiteler kurdular ve is¬yanı teşvik edici neşriyatta bulundular. Özellikle konuyla ilgili yer¬lere uzmanlar göndererek Ermeni halkının zihnini, bağımsızlık ve isyan fikriyle zehirlediler, çeşitli bölgelerdeki bozguncu ve isyancı hareket¬leri devamlı surette destekleyerek güvenliği ihlal edici olaylar çıkardılar. Adana'ya gelen yabancı uyruklu görevliler, Ermenileri sözde bağımsızlıklarını kazanmaları için isyana tahrik ve teşvik ettiler. İngilizler’in neşriyat ve telkinlerinden yüz bulan Ermeniler, kötü niyetlerini ve fikirlerini açıklamaya başladılar. Yüzlerce yıldır kendilerine hizmet eden Osmanlı devletini ve müslüman halkı içten çökertmeye ve arkadan hançerlemeye başladılar. Osmanlı Devleti içinde azınlıkların üye olduğu Ermenilerin gizli siyasi teşkilatları vardı. Ermeniler’in Osmanlı Devleti topraklarında kurmuş oldukları bu komiteler aracılığıyla isyanlar çıkarmaya başlayacaklardı. Akdeniz'de çıkarı bulunan Rusya, İngiltere ve Fransa görünüşte Ermenileri desteklediler. Ermeniler’in Osmanlı Devletine yapmış oldukları ihanetin sonucunda kendi çıkarlarının olacağını iyi bildiklerinden Ermeniler’i kullanmak istiyorlardı. Devleti yıkmak için devletin çeşitli bölgelerinde isyanlar çıkarmaya başladılar. Bunun için de en uygun bölgeler olarak devletin idari bakımdan çok hassas olduğu noktaları tesbit ederek işe buradan başladılar.
Urfa, Maraş, Muş, Bitlis, Şebinkarahisar ve Zeytun gibi Ermeniler’in yoğun olarak bulundukları ve yerel hükümetlerin de yetersiz kaldığı bu bölgelerde Rus, İngiliz ve Fransız konsolosları, bir takım olayları tertip ettirerek desteklemiş oldukları Ermenileri silahlandırdılar. Kötü emellerini ve fi¬kirlerini gercekleştirmek için; bir yandan silah ve yangın bombaları temin ettiler. Diğer yandan Osmanlı topraklarında karışıklık çıkararak önceden planlanan olayları tertip ettiler ve mahalli hükümete ve Müslüman halka karşı bir takım yalan ve çirkin sözler söylediler. Ermeniler isyan etmek amacıyla her türlü silahlı ve mühimmatı Avrupa'dan getirterek gerekli hazırlıkları yaptılar. Adana, Payas, Yumurtalik, Karataş, Silifke, Taşucu, Mersin ve Iskenderun sahil¬lerinde bulunan Ermeniler aracılığıyla dağlık bölgedeki Bulanık (Bahce), Zeytun, Maraş, Hacin, Gürün ve Kayseri taraflarına silah ve mühimmat sevk ettiler.
XIX. yüzyılda devlet yönetiminde meydana gelen otoritesizlik nedeniyle Maraş'ta karışıklıklar meydana geldi. Maraş sancağına tayin olunan mutasarrıflar idari görevlerini hakkıyla yapamadılar. Otorite boşluğundan faydalanan yabancılar bu bölgenin hassas yapısını da bildiklerinden iç karışıklıkların bu bölgeden de başlatılmasını düşünüyorlardı. Yapılan savaşlar nedeniyle Maraş'ta bulunan askerin sayısı ister istemez devlet tarafından azaltılmıştı. Maraş bir çok aşiret ve kabilenin yaşadığı hassas bir bölge idi. Mahalli hükümetin yetersizliği ve otoritesizliği, bu aşiret ve ka¬bilelerin yasa dışı hareket etmelerini kolaylaştırmıştı. Aşiret ve kabile¬lerin eşkıya ile birleşerek köy ye kasabaları talan etmesi şehir hal¬kının aşırı derecede rahatsız olmasına sebep oldu. Bilhassa Tacirlü Aşireti ve Zeytun Ermenileri, Ahmet Paşanın öncülüğünde birleşerek 4 Eylül 1855 de Maraş'i işgal ettiler. Devlet'e baş kaldırıp şehri işgal edenler ve halkın mal ve canına zarar verenler, layık oldukları şe¬kilde cezalandırılamadığından, Tacirli Aşiretinin isyanından rahatsız olan Maraş halkının devlete karşı olan güven ve bağlılığı zedelenmişti. Bu bölgedeki otorite boşluğunun vukubulması devletin iç ve dış düşmanlarının işini kolaylaştırmıştı. Aynı yıl içinde Zeytun’da (Kahraman Maraş’ın Süleymaniye ilçesi) Ermeni Hınçak partisinin öncülüğünden başlatılan Ermeni ayaklanması tüm yöreye yayıldı ve binlerce müslüman öldürüldü. Üç yıl süren bu ayaklanma ve isyanlarda en azından 50.000 müslüman öldürülmüştür. 1893 de önce kayseri, Amasya ve Merzifon’da karışıklık çıkardılar ve yüzlerce müslümanı öldürdüler. 1894 de bu kez Yozgat’ta olaylar patlak verir. Bunu Bitlis ve Diyarbakır’daki köy baskınları ve yakmaları izledi. Anadolu’yu saran Ermeni isyanlarında Taşnak örgütü en önemli etken olmuştur. Silah ve mühimmat yönünden Avrupalıların desteğiyle hiç sıkıntı çekmeyen bu örgüt, özellikle Osmanlı devlet görevlilerini ve ailelerini hedef alarak bunları acımasızca katlediyor, müslüman köylerine baskınlar düzenliyorlardı. 1895 de çıkan olayları, Trabzon, Sivas, Malatya ve Diyarbakır, Erzurum ve Van’dakiler izledi. Bu durum II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle de had safhaya ulaştı. 1908 yılına kadar yoğun bir şekilde devam eden bu isyan ve ayaklanmalar Padişah II. Abdülhamid, kontrolü tamamen kaybetmiş, insiyatif Ermeni çetelerin eline geçmiştir. Avrupa basını artık her gün olmasa da oldu gibi gösteriyor ve Ermeni katliamı haberleri vermektedir. 1915 yılına gelindiğinde etnik farklılıklar Rusya, Fransa ve İngiltere tarafından iyice körüklenmiş, Ermeni Taşnak komitasının isyan ve saldırıları başlamıştır. Çeşitli yerlerde isyanlarda ölenlerin sayıları binlerle ifade edilmeye başlamıştır. İngiltere, Fransa ve Rusya için Hasta adam olarak gördükleri Osmanlı devletine saldırmanın fırsatını kolluyorlardı.
30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Mütarekesi sonunda; İtalyan, Fransız ve İngiliz donanmaları İstanbul’a doğru ilerlemektedir. İzzet paşa sadrazamlıktan çekilmiş, yerine Tevfik Paşa geçmiştir. Mütarekenin 7. Maddesi bahane edilerek ülkenin çeşitli bölgeleri işgal edilmiştir. Antalya bölgesi Yunanlılar’a: Adana Mersin. Hatay bölgesi Fransızlar’a; Antep, Urfa, Maraş, Mardin ve Musul bölgeleri İngilizler’e; bağımsız bir Ermenistan için Sarıkamış, Ardahan. Kars ve Ağrı Bölgeleri de Ermeniler’e bırakılmak üzere İtilaf Devletleri arasında anlaşmışlardır. Yine bu anlaşma gereğince boğazlar ortaklaşa yönetilecektir. M. Kemal Atatürk’ün, Nutuk’ta özet olarak anlatmış olduğu bu durum gerçekleşmiş [331]; Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Dünya Savaşından yenilmiş sayılarak devletin başşehri İstanbul, Müttefik kuvvetlerince resmen işgal edilmiştir. Yunanlılar İzmir’i, Antep, Maraş’ı Fransızlar ve İngilizler işgal etmişlerdir.
Vatanın ve milletin kurtuluşu ve bağımsızlığını kazanmasını amaçlayan, Türk İstiklal mücadelesinin en karanlık günlerinde yürekleri vatan sevgisi ve bağımsızlık aşkıyla dolu olan bu milletin evlatları gibi; Urfa, Anteb ve Maraş’ın işgali ve burada cereyan eden olaylar bütün yurtta olduğu gibi 28 Ocak 1920 tarihinde, Gürün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisliğinin önderliğinde Gürün ilçesinde, Darende Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Reisliği’nin önderliğinde Darende ilçesinde, bütün halkın iştirakiyle büyük bir miting yapılmış, ve haksız işgaller protesto edilerek, teşkil edilen bir tabur Kuva-yı Milliyenin derhal işgal mıntıkalarından olan Maraş’a sevki kararlaştırılmıştır.
Halka da ilan edilen protesto telgrafında, “Mütareke ahkamına aykırı olarak işgal altında bulunan ve devlet-i ali¬yemizin kıymetli parçalarından varidat-ı umumiyesi bu de¬rece yekün teşkil eden, Izmir, Bağdat, Adana, Maraş, Urfa ve havalisinin hamiti mülkiyesi uğrunda ve bu haksızlıklara ez cümle Fransızlarla Ermeni Fedaileri tarafından Maraş ci¬varında yapılan kıtal ve mezalime son verdirilmek hususun¬da...” denildikten sonra, bütün mevcudiyetleriyle Feda-i Can edeceklerini ahd ve misak eden Darendeliler, bir tabur gö¬nüllü Kuvayi Milliye teşkil ettirdiklerini ve bu kuvvetin der¬hal Maraş’a sevk edileceğini, Makam-ı Sadaret ve İtilaf devletleri temsilcilerine bildirdiklerini ve durumu protesto et¬tiklerini bildirmişlerdir. Bu protesto mitingi ve telgrafları Gürün ilçesinde de yapılarak Gürün merkez ve köylerinde toplanan bir tabur asker gönüllü olarak kuvayı Milliyeye katılmak ve Maraş’ı müdafaa etmek için gönderilmiştir. [332]
Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşına girmesiyle birlikte tüm Anadolu’da olduğu gibi Sivas ile ve Gürün İlçesi’nde de Ulusal Kurtuluş Savaşına(Milli Mücadele)canla başla katılarak destek verilmiştir. Gürün İlçesi’nde yaşamakta olan müslüman nüfusu, başta Yemen, Galiçya, Kafkasya, Irak, Trablusgarp, Osmanlı-Rus savaşına, Türk-Yunan Savaşına, Maraş Müdafaasına katılmışlardır. Sadece Suçatı kasabasında Maraş müdafaasında gönüllü olarak 500 kişinin, katılması ve büyük bir kısmının geri dönememsi Gürün ve havalisinin Milli Mücadelede ne denli güçlü katkıda bulunmuş olmasının bir göstergesi ve vatan müdafaasında verdikleri mücadelenin bir delilidir. Gürün İlçesi’ne bağlı bulunan Beypınar Köyünde 90 kişinin katılarak cepheye giden doksan kişiden sadece altısının geri dönebilmesi, ikisinin kör ve ikisinin de topal kalması, ilçemiz Gürün ve köylerinin milli mücadeleye nasıl bir katkıda bulunmuş olduğunu göstermesi bakımından önemli bir sayıdır.
Gürün İlçesi’ne bağlı köylerden Osmanlı’nın son dönemindeki ve Milli Mücadeledeki tüm savaşlara katılanların sayısı her köyde en azından 10-15 kişidir. Bu nüfusu az olan köylerdeki rakamdır. Ama diğer birçok köylerde 100’den fazla kişi katılmıştır. Bunların çoğu ise geri dönememiştir. Ayrıca Gürün halkı Maraş müdafaasına da hem parasal yönden ve hem de 500’den fazla bir kuvvet olarak gönüllü milis kuvvetini kurarak göndermiştir. Gürün İlçesinin her evinde veya her hanesinde Birinci Dünya savaşı esnasında ve İstiklal harbine katılmış olan en az bir şehit ve bir gazi bulunmaktadır. Çeşitli savaşlara katılarak İstiklal Madalyası Sahibi Olan bazı zatların isimleri şöyledir: 1316 doğumlu Ahmet oğlu Nuri Öztürk, 1314 doğumlu Hacı Oğlu Hanifi Taşçı, 1314 doğumlu Mehmet Oğlu Mustafa Sabri Karcı, 1315 doğumlu Abdullah Oğlu İsmail Ecevit, 1315 Mehmet Oğlu Osman Ünlütürk, 1315 Canbek Oğlu Lokman Karabulut gibi daha bir çok kişi bu madalyayı almışlardır. Bu bilgiler, Gürün Askerlik şubesi Başkanlığı’ndan alınmıştır. Gürün Askerlik Şubesi Başkanlığı binası 01/01/1982 tarihinde hizmete açılmıştır. Gürün İlçesinde İstiklal Madalyası alanlar sadece bu kadar değildir. Bir kısmının kayıtları yoktur. Örneğin Gürün eski Belediye Başkanlarından İsmail Ağazade Şakir Uma İstiklal Madalyası almıştır. Fakat Gürün Askerlik Şubesinde bir çok İstiklal madalyası sahibinin kayıtları yoktur. Gübünlü Müftü Mehmet Naci Kuşcu, Erzincanlı Muhacirinden Gürün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Gürün eski Müftüsü (1919-1930 yılları arasında) İsmail Vehbi/Zihni Oğuz Efendi’nin İstiklal Madalyası bulunmaktaydı. Aldığımız bilgilere göre Gürün Adliyesi, Kaymakamlığı ve Askerlik Şubesi binalarında bundan yıllar önce çıkan büyük bir yangın sonucunda kayıtların büyük çoğunluğu kaybolmuş, bir kısmını da Ankara’ya Genel Kurmay Başkanlığına gönderilmiştir. Milli Savunma Bakanlığı resmi kayıtlarına göre [333] Osmanlı-Rus, Osmanlı-Yunan, Trablusgarb, Balkan, II. Dünya savaşı, İstiklal harbi, Kore ve Kıbrıs Barış Harekâtı ve İç güvenlikle ilgili olarak Şehitlerimizden bazılarının kayıtları şöyledir:
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Onuncu Kolordu 90.Alay 2.Tabur 3. Bölük erlerinden Keşçioğullarından Mehmet oğlu Kadir 1311 doğumlu. Kızılören Köyüne kayıtlı 15.09.1915 tarihinde kaleye hücum ederken Hapalkaya’da şehit.
İstiklal savaşı Garp Cephesinde 3. Alay 1. Tabur Suçatı Kasabası nufusuna kayıtlı Keçilioğullarından Süleyman oğlu Abdülkadir, er, 1310 doğumlu. Sandıklı Hastanesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark (Kafkas) Cephesi Suçatı Kasabasından Gülosmanoğullarından Bekiroğlu Abdullah, er, 1299 doğumlu. Sarıkamış Muharebesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Davulhüyük Köyünden Kahvecioğullarından İbrahimoğlu Abdülvehab 95. Alay 2. Tabur 5. Bölük erlerinden, 1310 doğumlu. 24.03.1916 Çermit Hattında şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi 10. Kolordu 90. Alay 2. Tabur 3. Bölük eri. Yolgeçen köyünde Gözüküçükoğullarından İbrahimoğlu Abidin, 1311 doğumlu. 20.04.1915 tarihinde geceleyin muharebede şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi 10. Kolordu 90. Alay 1. Tabur 3. Bölük erlerinden 1311 doğumlu. Arapoğullarına mensup Seyit oğlu Ahmet. 28.04.1916 tarihinde Çotan dağında şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Arapoğullarından Seyitoğlu Ahmet 1311 doğumlu Yukarısazcağız köyü nüfusuna kayıtlı. 28.04.1916 tarihinde Çoşan dağında Harp Meydanında şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi 9. Kolordu 83. Alay 2. Tabur 8. Bölük Hulamızoğullarından Süleyman oğlu Ahmed 1299 doğumlu, er. 30.10.1915 Yassıtepe’deki muharebede şehit.
Birinci Dünya Savaşı esnasında Toprakoğullarına mensup Süleyman oğlu Ahmet, 1293 doğumlu er. 03.11.1915’te şehit.
Birinci Dünya Savaşı esnasında Miskinoğullarından Hüseyin oğlu Ali 1307 doğumlu.11.05.1915’te şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi İshakoğullarından 90. Alay 3. Tabur 1. Bölük eri. İshakoğullarından İsmail oğlu Ali.1304 doğumlu. 21.04.1916 tarihinde Meydan Harbinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Molla Ömeroğullarından Ömer oğlu Ali er.1301doğumlu Karadoruk köyünden Sarıkamış Muharebesindeşehit.
İstiklal Savaşı Şark cephesinde Hacıramazanoğullarına mensup Şerif oğlu Ali, er, 1312 doğumlu. Yukarısazcağız köyünden. Bayburt Hart vakasında
Osmanlı-Rus Savaşında Hatipoğullarından Mehmet oğlu Ali 1299 doğumlu 1877 Kars cephesinde Şehit.
İstiklal Savaşında Kürt Alioğullarından Hakkı oğlu Ali Nebi 1303 doğumlu.15.03.1922 müsademede
Birinci Dünya Savaşı esnasında Şark(Kafkas)Cephesinde Seriklioğullarından Serik Bekiroğlu Battal. er, 1310 doğumlu. Beypınar köyü nüfusuna kayıtlı. 29.10.1915 Ardos Muharebesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşında Bektaşoğullarından Bektaşoğlu Bekir, er, 1304 doğumlu. Sarıca köyü nüfusuna kayıtlı. 08.12.1914 tarihinde Meydan Muharebesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesinde Mustafa oğlu Bekir piyade er, 1308 doğumlu. 31.09.1916 yılında Diyarbakır Hastanesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Çanakkale Cephesi Mustafa oğlu Demir, Piyade er, 1307 doğumlu. Karahisar köyü nüfusuna kayıtlı. 30.02.1915 tarihinde Arıburnu Muharebesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Filistin Cephesinde Mehmet oğlu Ebu Halil, er, 1309 doğumlu. 20.11.1918 tarihinde Eşkıya Müsademesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesinde Kerimoğullarına mensup Bayramoğlu Ferhat, er, 1307 doğumlu. 1914 yılında Sarıkamış Muharebesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Çopuroğullarından Süleyman oğlu Habip, er, 1311 doğumlu. Karadoruk nüfusuna kayıtlı. 14.04.1915 tarihinde kaleye hücum ederken şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Elbistanlıoğullarından Hacımehmet oğlu Hacı, er, 1297 doğumlu. Göbekören köyü nüfusuna kayıtlı. 0.10.1914 tarihinde Sarıkamış’ın Delübey karyesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Keşçioğullarına mensup Halil oğlu Hacı Ali, er, 1311 doğumlu. Kızılburun köyü nüfusuna kayıtluı. 12.06.1915 tarihinde Müsademede şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Sakalveli oğullarından Abdullah oğlu Hacı Mehmet, çavuş,1300 doğumlu. 28.02.1916 tarihinde Coşan Dağında meydan muharebesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Sakallıoğullarından Ebubekir oğlu Hacı Mehmet, er, 1300 doğumlu.
İstiklal Harbi esnasında Şark Cephesinde Devecioğullarından İsa oğlu Hacı Ömer, er, 1311 doğumlu.26.10.1919 tarihinde Bayburt’ta Hart Vak’ası esnasında şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Körismailoğullarından İsmailoğlu Halil, Çavuş, 1311 Doğumlu. Kaşköy nüfusuna kayıtlı. 15.04.1915 tarihinde Kaleye hücum ederken Hapalkaya’da şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Rıdvanoğullarından Ömer oğlu Halil, çavuş, 1303 doğumlu. Sarıca köyü nüfusuna kayıtlı. 09.02.1916 tarihinde 2600 rakımlı tepe muharebesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Osmanoğullarından Osman oğlu Halid, er, 1312 doğumlu. Suçatı kasabası nüfusuna kayıtlı. 09.02.1916 tarihinde 2600 rakımlı tepe muharebesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Süleymanoğullarından Süleyman oğlu Halid, Piyade er, 1285 doğumlu. 00.05.1915 tarihinde Ushan Tortum Nuhurtap Harp hastanesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi İsmailoğullarından İsmailoğlu Hasan, er, 1300 doğumlu. 05.11.1914 tarihinde Altunbulak Muharebesinde şehit.
İstiklal Savaşı esnasında Keleşçioğullarından İbrahimoğlu Hasan, er, 1309 doğumlu. Eskihamal köyü nüfusuna kayıtlı.16.10.1923 tarihinde Meydan Harbinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Hasanoğullarından Mehmet Oğlu Hüseyin, er, Karadoruk köyü nüfusuna kayıtlı.01.05.1936 tarihinde Huyekte şehit.
İstiklal Savaşı Garp Cephesi Hüseyinoğullarından Hasan oğlu Hüseyin, er, 1310 doğumlu. 01.11.1921 Eskişehir hastanesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Abdullah oğlu İbrahim, er. 30.03.1915 tarihinde Sivri gediğinde şehit.
İç isyanlarda Hekimhanoğullarından Alki oğlu İbrahim, er, 1316 doğumlu. Sarıca köyü nüfusuna kayıtlı. 14.04.1925 tarihinde Şeyh Said harekâtında şehit.
Birinci Dünya Savaşı Hasanoğullarından Mehmet oğlu İsmail sahra topçusu er, 1309 doğumlu. 20.10.1917 tarihinde Eşkıya Müsademesinde şehit.
İstiklal Harbinde Garp Cephesinde Reisoğullarından Ahmet oğlu İsmail er, 1315 doğumlu. Karahisar köyü nüfusuna kayıtlı.15.09.1921 tarihinde Kavuncu köyünde şehit.
İstiklal Harbinde Garp Cephesinde İsmail oğlu Kadir, er, 1314 doğumlu. Suçatı nüfusuna kayıtlı.03.07.1922 tarihinde sandıklı hastanesinde şehit.
İstiklal Harbinde Caferler oğullarından Muhsin oğlu Kazım er, 1313 doğumlu. 08.08.1921 tarihinde Ankara Merkez hastanesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı esnasında Galiçya Cephesinde Ali oğlu Mehmet, 1308 doğumlu. 00.07.1916 tarihinde şehit.
Birinci Dünya Savaşında Cabbaroğlularından Hasan oğlu Mehmet, er, 1312 doğumlu. Eskihamal köyünüfusuna kayıtlı. Eşkıya Müsademesinde şehit.
İstiklal Savaşı Garp Cephesinde Hacı Abdullah oğlu Mehmet Bahri, İhtiyat Teğmeni, 1313 doğumlu. 21.07. 1921 tarihinde Seyit Gazi Muharebesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Alipaşa oğullarından Ali oğlu Mehmet Rahmi İhtiyat Yedek Subayı 1314 doğumlu. Antep Harbinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Selimlioğullarından Alki oğlu Mevlüt, er, 1313 doğumlu. 01.05.1916 tarihinde Erdekhacı Sırtlarında şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Hasanoğlu Mevlüt, er, 1298 doğumlu. 01.06.1915 tarihinde Koman Emrat Sırtlarında Süvari ile müsademede şehit.
Birinci Dünya savaşında Hocaoğullarından Hacıhasan oğlu Mevlüt Ahmet er, 1298 doğumlu. 11.06.1915 tarihinde şehit.
Kore savaşında Gülpınar sülalesinden Musa Çavuş,1930 doğumlu. 06.11.1951 tarihinde 2. Tugay şehit.
İstiklal savaşı garp Cephesinde Hakkı oğlu Nebi, er, 1303 doğumlu. 05.09.1921 tarihinde Karşı tepe Muharebesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Rıdvanoğullarından Bekir oğlu Osman 1312 doğumlu er. Sarıca köyü nüfusuna kayıtlı. 09.02.1916 tarihinde 2600 rakımlı tepede şehit.
Birinci Dünya savaşı Çanakkale Cephesinde Mehmet oğlu Osman, er, 1298 doğumlu. Karahisar köyü nüfusuna kayıtlı. 00.04.1915 tarihinde Kerevizdere Muharebesinde şehit.
Birinci Dünya savaşı Irak Cephesinde, Kozlucaluoğullareından Ali oğlu Ömer, er, 1308 doğumlu. Kızılburun köyü nüfusuna kayıtlı. 09.11.1916 tarihinde Musul merkez hastanesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Davutoğullarından İsmailoğlu Remzi, er, 1302 doğumlu.03.05.1916 tarihinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Çanakkale Cephesinde Mahmutoğlu Salih, er, 1307 doğumlu. Karahisar nüfusuna kayıtlı. Seddülbahir Muharebesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi DeliMehmetoğlullarından Mehmet Ali oğlu Süleyman, er, 1303 doğumlu. 16.10.1914 tarihinde Çilhoroz mevkiinde şehit.
İstiklal Harbinde Şark Cephesinde Tiryakioğullarından Mehmet Mustafa oğlu Şaban, er, 1314 doğumlu. 26.08.1922 tarihinde Malatya revir hastanesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Kelhüseyinoğullarından Bektaş oğlu Şeyho 1304 doğumlu, er. Eskihamal köyü nüfusuna kayıtlı. 00.10.1914 tarihinde Zayiat cetvelinden şehit olduğu tesbit.
Birinci Dünya Harbinde Çanakkale de Veli oğlu Şükrü Piyade er, 1296 doğumlu. Reşadiye nüfusuna kayıtlı. 06.03.1915 tarihinde Merkeztepe Muharebesinde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Beyzadeoğullarından Ali oğlu Tacim, er, 1296 doğumlu. Reşadiye nüfusuna kayıtlı. Bozviran Muharebeisnde şehit.
Birinci Dünya Savaşı Filistin Cephesinde Said oğlu Veli, er. 00.05.1915 tarihinde Niham Mıntıkatül Harekâtında şehit.
Birinci Dünya savaşı Filistin Cephesinde Arap sülalesine mensup Seyid oğlu Veli er, 1307 doğumlu. Yukarısazcağız nüfusuna kayıtlı. 14.05.1915 tarihinde Müsademede şehit.
Birinci Dünya Savaşı Şark(Kafkas) Cephesi Koloğluoğullarından Osman oğlu Yusuf, er, 1307 doğumlu. Sarıca nüfusuna kayıtlı. 1914 tarihinde Sarıkamış Muharebesinde şehit.
Milli Mücadele’ye katkısını Gürün İlçesi delegesi olarak Aziziye(Pınarbaşı) Eski Kaymakamı ve Gürün Kazası Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurucularından Beypınar’lı Mehmed Malkoç’u ve eski Gürün Müftüsü Gübünlü Müftü Mehmet Naci’yi, Gürün Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin Reisi Eski Gürün Müftüsü Erzincanlı Muhacirinden olan Hacı İsmail Vehbi/Zihni (Oğuz)Efendi’yi Gürün temsilcileri olarak göndermiş ve alınan tüm kararları da desteklemiştir.
Gürün delegesi olarak gönderilen bu iki zatın resmi vesikalarda isimleri bulunamamıştır. Yani Sivas Kongresine katılan delegelerin isimleri arasında bulunmamaktadırlar. Sivas Kongresi ve Atatürk’ün Sivas’a gelişiyle birlikte, Sivas Kongresinin yapılmış olduğu tarihe kadar geçen olayları ve genel durumu incelediğimizde Sivas Kongresine katılan delegelerin kayıtlarda geçenlerden daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Konunun daha iyi anlaşılması için o günleri kısaca gözden geçirmek faydalı olacaktır. Vatanı sevmek kadar onu korumanın ve dört bir yandan saldıran düşmanlara karşı koymanın(cihad), bir inanç gereği olduğuna inanmış olan halk ve hak rehberi din adamları, her yerde milli kurtuluş hareketinin ilk tatbikatçıları ve önderleri olmuşlardır. Bunun tabii neticesi olarak da bulundukları bölgelerde ilk iş olarak Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kurmak, halkı bu kutsal savaşa inandırmakla başlamışlardır. Vatan sevgisi ve cihadı, bir iman vecibesi olarak benimsemiş halk ve hak rehberi din adamları, her yerde milli kurtuluş hareketinin ilk tatbikatçıları olmuşlardır. Bu yüzden doğrudan doğruya imanın eseri olan olan “zafer”de en büyük hisse onlarındır. Kurtuluş Savaşının gayesini halka anlatarak herkesi bu davaya ve kumandanlara inandırıp harekete geçirebilecek olanlar gerçekten, dini heyecana önderlik eden ulema ve din adamlarıydı. Bu konuda her türlü maddi ve manevi fedakarlıkları onlar yapmışlardır. İşte bunun içindir ki; İlçelerde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kurucusu ve önderleri olan ilçe müftüleri, eğitim ve öğretim erbabı olan Müderrisun(Din alimleri)dan bir çok zevat resmi veya gayrı resmi olarak Sivasta yapılan bu kongreye katılmışlardır.
Sivas Kongresine Hoca Raif Efendi(Erzurum Murahhası), Şeyh Hacı fevzi Efendi(Erzincan Murahhası), Müftü Tevfik Efendi(Çorum Murahhası)gibi bir çok ulema ve din adamı çevre illerin temsilcileri olarak katılırken ilçelerde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kurucusu ve önderleri olan ilçe müftüleri, eğitim ve öğretim erbabı olan Müderrisun(Din alimleri)dan bir çok zevat bu kutsal savaşta M. Kemal Paşa’nın yanında yer alarak vatanın kurtarılması konusunda üzerlerine düşen görevleri en güzel şekilde yapmaya çalışmışlardır. İşte bu kahramanların büyük bir kısmı resmi veya gayrı resmi olarak Sivasta yapılan bu kongreye katılmışlardır. Bu nedenle İlçelerde kurulan bu cemiyetlerin mensuplarından Sivas kongresine çok sayıda katılanların olduğundan hiç şüphe yoktur. Sivas Kongresiyle ilgili olarak yazılmış bir çok eserde bunları görmek ve anlamak mümkündür. Sivas Kongresi’ne katılanların toplamını olduğundan daha çok olarak göstermelerinin sebebini ve dayanağını anlamak bu şekilde mümkündür.
“Her ne kadar etrafta büyük bir kalabalık mevcud idiyse de bunlardan bir çoğu murahhas sıfatını haiz değildi. Böyle olmakla birlikte M. Kemal Paşa’nın etrafında böylece murahhas olmayan pek çok kimse mevcuttu. Bunlar, Sivas içinde ve ilçelerinde ve çevre illerde bu tarihi heyecana ortak olmak, milli ve haklı bir davanın kazanılmasında ellerinden gelen çabayı göstermiş milli kahramanlardır. Önemli olan bu desteğin verilmesi ve bu muhteşem zaferin kazanılmasıdır. Yukarıda yaptığımız değerlendirmeler ilmi bir tesbit amacı taşımaktadır. Fiilen kongreye katılan, geç gelen, gelmeyen ama gönlü Türk Milleti’nin bağımsız olmasında ve ülkenin işgallerden kurtarılmasında olan bütün insanlarımıza sadece minnet borcumuzu ifade etmeyi bir borç sayıyoruz.
19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkarak, ülke ve Anadolu insanı ile daha sıkı temaslarda bulunmak üzere Amasya’ya geçti. Amasya’dan Valilere, Kolordu Komutanlarına 22 Haziran 1919 tarihinde bir genelge göndererek “Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığının tehilkede olduğunu” belirtiyor, 10 Temmuz 1919 da Erzurum’da bir kongre toplanacağını, o güne kadar diğer il delegeleri ile de Sivas’a ulaşabilirse Erzurum Kongresinin delegelerinin de Sivas’ta yapılacak Genel Kongreye katılmak üzere yola çıkmalarını duyuruyordu. Genelgede yer alan en önemli hüküm, “Milletin istiklal ve bağımsızlığını yine milletin istek ve iradesi kurtaracaktır”parolası idi.
Amasya genelgesi, 21/22 haziran 1919 tarihinde Amasya’dan “şifreli” telgraflarla bütübn kolordu ve tümen komutanlıklarına; birer mektupla da valilik ve müstakil mutasarrıflıklara gönderildi. Üç madde halinde gönderilen genelgenin altında III. Ordu Müfettişi ve “Yaver-i Fahr-i Hazreti Şehriyari Mustafa Kemal” imzası vardı. Kazım Karabekir Paşa ve Konya’daki Ordu Müfettişi Mersinli Cemal Paşanın da onayı alındı. Genelge müsvedesi, Ali Fuat Paşa(Cebesoy), Rauf Beğ(Orbay), Refet bele, Mustafa Kemal Paşa ve Onunla birlikte Samsun’a çıkan 18 kişi tarafından imzalandı. Amasya genelgesinde yer alan Sivas Kongresi’nin toplanması ile ilgili cümleler şu şekildedir:
“Milletin istiklalini kurtarmak için, her türlü tesir ve baskıdan uzak bir milli heyetin kurulması gerekmektedir. Bunun için yazışmalar sonunda, Anadolu’nun en güvenilir yeri olan Sivas’ta Milli Kongre’nin toplanması kararlaştırılmıştır. Fırka ‘parti’ anlaşmazlıkları gözetilmeden her sancaktan, halkın güvenini kazanmış üç murahhasın(delege), mümkün olan çabuklukla yola çıkarılması gerekir. Her ihtimale karşı bunun bir “milli sır” olarak tutulması ve gereken yerlerde yolculuğun değişik adlarla ve kılıkla yapılması lazımdır. Müdafaa-i Hukukı Milliye Cemiyetleri ve Belediye başkanlarınca murahhasların seçilmesi ve yola çıkarılması hakkında, vatanseverlikle yardımcı olmanızı; ve onların adlarıyla yolculuk tarihlerinin telgrafla bildirilmesini istirham eylerim.”
Mustafa Kemal Paşa, Amasya genelgesini İstanbul’da bulunan bazı kimselere de gönderdi. Ayrıca bir de genel mektup yazdı.
25 haziran 1919 tarihine kadar Amasya’da kalan Mustafa Kemal, 16 Haziran1919 da Amasya’dan hareket ederek, Tokat’a geldi. 26-27 Haziran gecesi Tokat’ta kalan Mustafa Kemal Paşa Ordu Müfettişi ünvanı ile Sivas Valisi Reşit Paşa’ya, Sivas’a hareket ettiğine dair bir telgraf gönderdi. Bir önlem olarak da bu telgrafın gecikmeli olarak çekilmesini emretti.
Mustafa Kemal Paşa, Amasya-Tokat üzerinden Sivas’a geleceği günlerde, Harput(Elazığ) Valiliğine atanmış olan Kurmay Albay Ali Galip Bey, Sivas’a uğrar. Amasya Genelgesi yayınlanmış ve büyük ses getirmişti. Dahiliye Nazırı Ali Kemal’in girişimleri ile Mustafa Kemal’in görevinden alındığı, kendisiyle hiçbir işlem yapılmaması ile ilgili bildirisi her tarafa ulaşmıştı. Tabi ki Sivas’a da. Ancak Mustafa Kemal’in azil işi resmen gerçekleşmemiştir.
26 Haziran günü ilgililere bir de genelge yollayan Ali Kemal, halktan askerler tarafından verilecek emirlere uymamalarını istiyordu. Aynı gün Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa ile Ali Kemal, Kabinenin milli duygularla yoğrulmuş olan üyeleri tarafından istifaya mecbur edildiler. Ali Kemal’in Genelgesi 15 ve 20. Kolordu komutanlarının tepkisine sebep oldu: Memleketin 9 Kolordu ve Üç müfettişlik bölgesine ayrıldığını Müfettişlerin sadece askeri değil, sivil memurlara da emir verebileceklerini açıkladılar. Bu tepkiyi dikkate almayan Harbiye Nezareti, 3. ve 15. Kolorduların doğrudan Harbiye Nezareti ile haberleşeceğini ve Mustafa Kemal Paşa tarafından verilen telgrafların kabul edilmemesini bildirdi.
Ali Galip, Sivas Valisi Reşit Paşaya baskı yaparak Mustafa Kemal’i tutuklamasını ister.
Henüz Amasya’da bulunan Mustafa Kemal Paşa, Sivas’a gönderdiği Sağlık Başkanı İbrahim Tali Beyden yaşanan gelişmeler hakkında bilgi almaktadır. Tokat’tan Sivas’a varış süresi olan altı saatin sonunda çekilmek üzere bir telgraf çektirir. Sivas’a yaklaştıkları sırada Sivas Valisi Reşit Paşanın makamında şu olay yaşanmaktadır:
Mustafa Kemal ile ilgili iki vali arasında tartışma alevlenmiştir. Bu sırada içeriye Hürriyet ve İtilaf Partisi Sivas Şube Başkanı Halit Bey ve Belediye Başkanı girer. Ali Galip konu ile ilgili konuşmayı sürdürünce, Halit Bey: ”Tutuklamazsanız vatan haini olursunuz.” dedi. Halit Beyin lafını kesen Vali Reşit Paşa: “Bir kelime daha söylerseniz dışarı çıkarırım.” Diyerek uyardı. Sivas Valisinden yüz bulamayan bu insanlar konaktan ayrılarak Sivas’ın an kalabalık caddelerine Mustafa Kemal’in hain,asi,muzır(zararlı) bir adam olduğunu, görevinden uzaklaştırdığını, yakalanarak İstanbul’a gönderileceğini belirten yaftalar, bildiri, astılar. Vali konağında tartışma devam ederken Mustafa Kemal’in telgrafı gelir:
“Şimdi Tokat’tan Sivas’a doğru hareket olunduğunu ve Zat-ı Devletleri ile şereflenmek imkanının gerçekleşmek üzere bulunmasından dolayı samimi surette duygulandığını arz eylerim.” III. Ordu Müfettişi M. Kemal.”
Telgrafı alan Reşit Paşa, Ali Galip’e uzatarak “Buyrun, okuyun sonra da kalkın tertibat alın, Üçüncü Ordu Müfettişini yakalayın.” Dedi. Ali Galip ve yanındaki Halit Beyler şaşkınlık içindedir. Telgraf hareket saatini fark eden Ali Galip: “Geliyorum değil, gelmiş. Hemen hemen Sivas’a girmiş. Çünkü telgrafın keşide saati üzerinden altı saat geçmiş!” Bu kaydı fark edememiş olan Reşit Paşa, Mustafa Kemal’in gelmek üzere olduğunu anladı. Ali Galip‘e dönerek:” Ben Paşayı karşılamaya gideceğim. İsterseniz siz Halit Beyin temin edeceği kuvvetle kendisini tevfik ediniz.” Dediğinde, Ali Galip gafletten uyanıyormuş gibi başını kaldırdı: “Onunla Harput’ta karşılaşsaydık, dediğimi mutlak yapardım. Lakin burada mesuliyet size aittir!” Diye cevap verdi....
Karşılama hazırlığı için zaman kazanmak isteyen Vali, olayları kısaca anlattığı İbrahim Tali Beyi, Paşaya karşı gönderir. Sivas girişindeki Numune Çiftliği’nde Mustafa Kemal ile buluşan İbrahim Tali Bey, olup bitenleri anlatır. Durumdan şüphelenen Mustafa Kemal Paşa, hemen şehre girmek istediği bir sırada valinin de buluşma yerine geldiğini görür. Bir önlem olarak valiyi otomobilinde yanına oturtan Mustafa Kemal, şehre bu şekilde girer. Vali Reşit Paşa hatıralarında karşılaşma ile ilgili şu anılarını anlatır:
“...çiftliğin önüne ulaştığım zaman Paşayı, yanındakilerle birlikte otomobillere binmeye hazır bir vaziyette buldum. Halbuki geridekilere hazırlanmak, araba,at bulup istikbale çıkmak fırsatı verebilmek için Paşanın-en az bir saat-çiftlikte kalması lazımdı. Bu sebeple, hemen otomobilden indim. İnsan kılığına bürünmüş dehadan başka bir şey olmayan Paşayı candan gelen sevgi ve saygı ile selamladım.
-Hoş geldiniz amma, şehre gitmekte acele buyuruyorsunuz. İlk kahvemizi burada içmek tenezzülünde bulunmaz mısınız?
-Hayır, hayır. Kahveye lüzum yok. Hemen hareket edeceğiz. Dedi ve bana kendi otomobilini göstererek ilave etti.
-Siz de yanıma buyurunuz.
-Rauf Beyefendiyi, zatı alinizden ayırmak istemem. Ben müsaadenizle, kendi otomobilime bineyim.
-Olmaz, yanıma geliniz.
.........
Otomobil şehre doğru hareket edince ben, -içimi kaplayan neşenin zoruyla–bir şeyler söylemek ve paşayı da söyletmek arzusuna kapıldım:
-İnşallah yolculuğunuz iyi geçti!
O ruhumu okumak ister gibi, derin derin yüzüme baktı, en inatçı dimağlarla her sırrı itiraf ettirecek bir sesle şu cevabı verdi:
-Sen, onu bunu bırak ta, Sivas’ta yapılan hazırlıkları anlat: Beni tevfik etmek için kaç kişi bulabildin ve bunları nerede pusuya yatırdın?
-Aman Paşam, bu nasıl söz? demekten başka bir karşılık bulamayacak kadar şaşırmıştım ve bu ağır bühtanın, töhmetin ruhuma hissettirdiği eza altında bunalmıştım.
O, ıstırabımı anladı, gözlerinde beliren bir tebessümle idrakimi şevke getirdikten sonra- ciddiyetini bozmadan- anlattı:
“Ali Galiple yaptığınız münakaşalardan haberim var. Fakat beni Numune çiftliğinde alıkoymak için İbrahim Tali Beyi memur edişinizden, şahsen de aynı teklifte bulunmanızdan şüphelendim. Ali Galip’in sizi de kendisine uydurmuş olmasına ihtimal vermedim. Sizi otomobilime alışım da, bu şüphe yüzündedir. Yanımda rehine gibisiniz. Şayet bir pusu varsa sizin, belki de benden önce, kurban gitmeniz muhakkaktır.”
Gözlerim yaşarıyordu. O, gülümseyerek ilave etti:
-İhtiyat iyi şeydir. Size de tavsiye ederim ve bu macerayı unutmamanızı isterim!
Beş dakika sonra, Üçüncü Kolordu Kumandanlığı dairesi önünde otomobilden iniyorduk ve ben, Paşanın bir zabite şu emri verdiğini duyuyordum:
-Burada bulunan Harput Valisi Ali Galiple onun İstanbul’dan beraber getirdiği kimseleri buldurun, buraya getirin!
Atatürk ise şehre girişini ve izlenimlerini şöyle anlatır:
“Telgraf Sivas’a geldiğinde Mustafa Kemal Paşa da Sivas’a gelmişti. Mustafa Kemal Paşa, Sivas Vilayetine girişini Nutuk’ta şöyle anlatmaktadır: ”Sivas şehrine girerken caddenin iki tarafı büyük bir kalabalıkla dolmuş, askeri birlikler tören düzeni almış bulunuyordu. Otomobillerden indik, yürüyerek askeri ve halkı selamladım. Bu manzara Sivas’ın muhterem halkının ve Sivas’ta bulunan kahraman subay ve askerlerimizin bana ne kadar bağlı ve sevgiyle dolu olduğunu isbat eden canlı bir şahitti....”
Doğruca Kolordu binasına giden Mustafa Kemal Paşa, Ali Galip ve yardakçılarını getirtir. Ayakta bekleterek onlara ne yapmak istediğini sert bir üslupla anlatır. Gece görüşme isteyen Ali Galip: “Elazığ Valiliğini kabul etmekten maksadım, sizin yolunuzda hizmet etmekti. Sivas’ta direktiflerinizi almak için kalmıştım” sözlerini delillerle uzun uzun anlattı. Mustafa Kemal “Bizi sabaha kadar oyalamak suretiyle başardığını da itiraf etmeyelim” diyecektir.
Mustafa Kemal Paşa, 28 Haziran 1919 da Sivas’tan hareket etti. Sıkıntılarla geçen bir haftalık yolculuktan sonra 3 temmuz 1919 günü Erzurum’a ulaştı. Anadolu’ya ayak basışından beri uğradığı bütün yerlerde olduğu gibi Erzurumda’da coşkun gösterileri ve halkın sevgi seliyle karşılandı. 15. Kolordu Komutanı İstiklal Harbimizin Değerli Kahramanı Kazım Karabekir Paşa, “Ben ve Kolordum, hepimiz emrinizdeyiz Paşam”diyerek en büyük manevi destği vermiştir. [334]


DEVAMI VAR HEMEN GELECEK Smile


vuslataozlem diyor ki:

"Biedeb mahrum başed ez lutf_i Rab."
" Dara düştüm yarab bana bir inşirah"
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
08-23-2008, 01:35 PM
Mesaj: #2
Cvp: GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-37 KURTULUŞ SAVAŞI
Sivas Kongresi, şark ve garptaki “Kuva-yı Milliye” çalışmalarını birleştirerek T. B. M. M. Devresine geçişi sağlayan önemli bir aşamadır. Hakikatte bu iş, “Erzurum Kongresi”nde temin edilmiş sayılabilirdi. Fakat bu kongrede hakimiyet(insiyatif) M. Kemal Paşa’nın elinde değildi. Hatta O’nun kongreye dahil edilebilmesi bile mesele olmuştu. Bu yüzden O, sırf hakimiyet ve idaresinde bir kongre toplayarak “Erzurum Kongresi’ne nazaran daha kuvvetli bir duruma geçmek istiyordu. İşte Erzurum Kongresi gibi gaye ve hedefleri açığa kavuşturan bir aşamadan sonra Sivas’ta yeni bir kongrenin yapılması gerekliydi. [335]
23 Temmuz 1919 da yapılan Erzurum Kongresine Sivas’tan delege gönderilmiştir. Erzurum Kongresine katılan Sivas vilayeti delegeleri ise şu zevattan oluşuyrodu:
Mor’alizade Mehmet Fazlullah Sivas-merkez
Mütevellizade Yusuf Ziyaeddin Sivas-merkez
İbrahim Süreyya (Yiğit) Amasya
Mumcanoğlu Mahmut Cemil (Şencan) Şebinkarahisar
Serdarzade Mehmet Mustafa Mesudiye
Hacı Mehmet Sırri (Kaymaz) Reşadiye
Recep (Emekli Yüzbaşı) Zara
Mehmet Rif’at (Arkun) Tokat
Hakkı Bey (Çiftçi) Suşehri
Hüseyin Efendi (Emekli memur) Alucra
23 Temmuz 1919 de Erzurum’da toplanan kongre 7 Ağustos 1919 da sona erdi. “Yurdun bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı. İşgalcilere karşı milletin kendini savunacağı gerekirse geçici bir hükümet kurulacağı, her işte milletin iradesinin geçerli olduğu manda ve himayenin kabul edilemeyeceği, Meb’uslar Meclisinin hemen toplanması gerektiği”bir beyanname ile kararlar ve prensiplerle ilan edildi. (Cool Bu kararları uygulamakla görevli bir Heyet-i Temsiliye seçildi. Dokuz kişilik bu heyetin başına getirilen Mustafa Kemal, Erzurum Kongresinin dağılmasında sonra bölgede bir müddet daha kalarak heyet-i temsiliye Başkanı sıfatıyla Doğu vilayetlerindeki cemiyetin teşkilatını yaymak için gerekli işlerle uğraştı.
Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresine katılmak üzere 29 Ağustos 1919 da Erzurum’dan ayrıldı. Amasya Tamiminde belirtildiği üzere Anadolu’nun her yönden güvenli yeri olan Sivas’a doğru yola çıktı. Erzurum’dan Sivas’a gelişlerini “Nutuk’ta” şöyle dile getirmektedir: “Nihayet, efendiler! Ağustos içinde her taraftan bir takım temsilcilerin Sivas’a hareket ettikleri ve bir kısmının Sivas’a gelmeye başladıkları anlaşıldı. Sivas’a gelen temsilciler tarafından Sivas’a ne vakit hareket edeceğimiz sorulmaya başlandı. Artık Erzurum’dan ayrılmak gerekiyordu. Fakat şimdiye kadar verdiğim bilgilerden anlaşılmıştır ki, Sivas Kongresi’nin amacı Doğu ve batı Vilayetlerinin ve Trakya’nın. Yani bütün ülkenin birliğini sağlamaktı. Bu sebeple doğu vilayetlerinin bu kongrede, temsilcileri bulunmak icab ederdi. Bu vilayetlerden Sivas Kongresi için temsilciler seçtirmeye kalkışmak pratik olmayan bir fikirdi. Erzurum Kongresi’ni yapan temsilcilerin, Sivas’a gönderilmesine kalkışmanın da mümkün olmayacağı anlaşılıyordu. Zaten Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk cemiyeti adına, kendi vilayetlerinde yetki almış olan bu temsilcilerin daha genel bir amaç için yetkileri de yoktu. Bu bakımdan, Erzurum Kongresi’nin Sivas Kongresi’ne Doğu Vilayetleri adına, bir temsilci heyeti göndermeye yetkisi olmayacağı da meydandaydı. Yeniden temsilci seçtirmeye kalkışmak ne kadar pratik değilse, bir takım kurallar çerçevesi içinde sıkışıp kalmak da o kadar pratik değildi. En basit ve pratik çare, Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliye’nin Sivas’a götürüp kongreye katılmasını sağlamaktı. “Nihayet, Heyet-i Temsiliye Üyeleri olarak Erzurum’dan üç kişi, Erzincan’dan bir kişi ve Sivas’ta bulduğumuz Bekir Sami Bey ile beş kişi olduk ve Sivas Kongresine katılan temsilcilerin kartlarını incelemek gereği duyulduğu zaman, ben, orada şöyle bir belge yazdım ve altını Heyet-i Temsiliye mühürü ile mühürledim.
“Heyet-i temsiliyeden:
Mustafa Kemal paşa,
Rauf Bey,
Ulema(Din bilginleri)dan Raif Efendi,
Erzincan’dan Şeyh Fevzi Efendi,
Bekir Sami Bey,
Yukarıda isimleri yazılı kişiler, Doğu Anadolu adına, Sivas Kongresinde bulunmak üzere Erzurum Kongresi’nce vazifelendirilmişlerdir. [336]
29 Ağustos 1919 da Mustafa Kemal ve arkadaşları Erzurum’dan Sivas’a gelmek üzere yola çıkarlar. Erzincan’dan şeyh Fevzi Efendi(Baysoy/Fırat)de kafileye katılarak Sivas’a hareket ederler. 2 Eylül 1919 günü tüm yurtta olduğu gibi Sivas’ta da çok önemli bir gün yaşanmaktadır. Atatürk’ün Sivas’a geldiği gün, çok büyük bir karşılama töreni düzenlenmiş, şehirde bulunan tüm fayton ve yaylı arabalar bu işe tahsis edilmişti. O gün Sivas halkı, genciyle, yaşlısıyla, kadını ve erkeğiyle Erzincan yolu üzerine dökülmüş, çok büyük heyecan ve coşkuyla Mustafa Kemal ve arkadaşlarını karşılamak için evlerinden çıkmışlar Kılavuz tepesinde onları gözlüyorlardı. O zamanki Hürriyet ve İtilaf Partisi mensupları hariç, memleketin ileri gelenleri bu karşılamaya katılmıştı. Kalabalık halk kitlesi, şehrin girişinde toplanmış, dört-beş kilometre mesafede çadırlar kurulmuştu. Sivaslılar, Mustafa Kemal Paşa’yı ilk defa görüyorlardı. Bütün Anadolu insanları gibi “Sarı Paşa” lakabıyla Çanakkale’deki şöhretinden tanıdıkları Paşanın, meydana çıkacak, hatta Sivas’a geleceğini ve ülkeyi bu zor durumdan kurtaracağını biliyorlardı. Evet O’nu Sivas’ta ilk defa 27 haziran 1919 günü bizzat görmüşlerdi. Ama O’nu daha önceden tanıyorlardı. O tarihlerden evvel Sivas ve havalisinde tanınan alim ve evliyaların bir çoğu manevi işaretlerle; Mustafa Kemal Paşa’nın zuhur edeceğini, memleketi ve milleti bu zor durumdan kurtaracağını haber vermişlerdi. Bunlardan birisi de Sivas ve havalisinde, büyük bir evliya olarak tanınan Karayün bucağına bağlı Törnüklü Şeyh İbrahim idi. Şeyh İbrahim 1842 yılında Törnük’te doğmuş ve 1927 yılında vefat etmiştir. Hakkında bir takım menkıbeler anlatılmaktadır. İşte Törnüklü Şeyh İbrahim Efendi’nin kerametlerinden biri de Atatürk’ün geleceğini işaret etmesidir. Bir soru üzerine Şeyh İbrahim Efendi: “Sarı benizli, çakır gözlü, ismi Kemal adında birisi ortaya çıkacak, bu kişi büyük bir komutan ve devlet adamıdır. Onun kılıcının hem arkası hem önü kesecek; yani hem içte, hem dışta etkili olacak. Ona uyun ve yardımcı olun, verginizi verin” diyordu. Bu yüzden Sivaslılar, Mustafa Kemal Paşa’yı ilk defa görmüyorlardı. Bütün Anadolu insanları gibi “Sarı Paşa” lakabıyla Çanakkale’deki şöhretinden tanıdıkları Paşayı, ilk defa 27 haziran 1919 günü bizzat görmüşlerdi. Sivas caddelerindeki duvarlarda Mustafa Kemal paşa için “hain, asi, muzır” ifadelerinin yer aldığı bildirilerin asıldığı, tutuklanacağı söylentilerinin dolaştığı bir sırada, O’nu yine coşku ile karşılamışlar ve Erzurum Kongresi’ne giderken uğradığı Sivas’ta bir gün misafir etmişlerdi. Herkes O’nu ve arkadaşlarını karşılamak için büyük heyecanla bekliyordu. Şehrin en az beş kilometrelik mesafesine kadar çadırlar kurulmuş her yerde onu bekleyen insanlar vardı. Mustafa Kemal’i ve beraberindekileri getiren otomobillerin Seyfebeli’nden görülmesi ile Sivas halkı büyük bir sevinç dalgasına kapılmıştı. Atatürk bu muhteşem kalabalık dolayısıyla ve günün meseleleri hakkında kısaca görüşmelerden sonra ancak güneş batarken şehire girebilmiştir. Kılavuz tepesinde karşılanan paşa ve beraberindekiler, coşkun gösteri ve alkışlarla girdikleri Sivas’ta, ikametlerine ayrılan Mekteb-i Sultani binasına geldiler. Mustafa Kemal Paşa, Sivas’a gelmeden önce Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Sivas Şubesini teşkilatlandıran, Sivas Kongresi için yapılan hazırlıklarla yakından ilgilenen ve sonradan Sivas Milletvekili seçilen Rasim başara, O’nu şu sözlerle anlatmaktadır: “Mustafa Kemal Paşanın o günkü kıyafeti hala gözümün önündedir. Haki renkte sivil bir avcı elbisesi, başında kalpak, göğsünde harp madalyası taşıyordu.” Vali Reşit Paşa, mektebin kapısındaydı. Paşayı burada karşıladı ve “Hoş geldiniz” diyerek ayrıldı. Bu davranış Mustafa Kemal paşa’nın dikkatini çekecek ve bu sebeple onun hakkında: “Diplomat Vali, şehir dışında bizi karşılarsa işine elvermeyecek, mektep kapısına gelmezse bizi gücendirecek. Ne yapsın” dedi ve ekledi. “Haksız değil. Henüz bizim mi, İstanbul’un mu ağır basacağını kestiremiyor.”diyecektir. Akşam onurlarına yemek verilir. Mustafa Kemal Paşa, Sivas Valisi Reşit paşaya dönerek: “Mösyö Bruno nerede? Bizi tutuklamak için tertibat almakla mı, yoksa Sivas’ı istila ve işgal için ordu toplamak ile mi meşgul? Vali Reşit paşa’nın: “Malatya’ya doğru firar ile meşgul.” Cevabı üzerine Mustafa Kemal’in tılsımlı gözleri heyet arkadaşlarının üzerinde anlamlı anlamlı dolaşır.
Erzurum Kongresi tamamlanmış, sıra Amasya Genelgesi ile duyurulmuş olan Sivas’ta toplanacak milli kongreye gelmiştir. Ancak İstanbul Hükümeti ve İtilaf devletleri, var güçleri ile kongreyi engellemeye çalışmaktadır. Sivas’ta ortaya çıkan bu nitelikteki girişimlerden birini Vali Reşit Paşa, hatıralarında şöyle nakleder:
“Sivas’ta Fransızlara ait birtakım müesseseler vardı. Büyük Harp (1.Dünya Savaşı) sırasında bunlara hükümetçe el konulmuştu. Fransız Hükümeti şimdi onları teslim almak arzusuna düşmüş ve müesseselerin sahibi vaziyetinde bulunan Cizvit papazları ile iki üç zabiti Sivas’a göndermiş, bu zabitler usulen, Vilayet makamını ziyaret ettiler. Ben de bu ziyareti iadeye gittim. Bir müddetten beri Sivas’a bulunan Jandarma Müfettişi Binbaşı Mösyö Bruno, işte bu ziyaret sırasında benimle hususi suretle görüşmek istedi ve başka bir odada Sivas Kongresine temas ederek böyle bir teşebbüsün hem devlete, hem şahsıma felaket getirebileceğini söyledi. Dahiliye Nezareti’nin (İçişleri Bakanlığı) de aynı sözü tekrar edip durması sebebiyle telaşa düşmekten kendimi alıkoymam güçtü. Fakat Mösyö Bruno, ertesi günü beni görmeğe geldi. Kongrede Fransa aleyhinde kararlar alınmazsa ve kendisine de müzakere hakkında tarafımdan gerçek ve dürüst olarak bilgi verilirse muhtemel tehlikelerin önüne geçebileceğini anlattı. Bu sefer telaşım son halde çıktı, çünkü bu adamın dün doğru fakat bu gün eğri konuştuğuna zahip oldum. O, benim düşünceme göre Kongrenin toplanmasını temin etmek ve sonra Adana’dan ansızın gelecek Fransız kuvvetlerine kongre üyelerini tutuklatmak ve Vilayeti işgal ettirmek istiyordu.”
Vali Reşit Paşa, bu sıkıntısını Rasim Başara’ya açar. O’nun tavsiyesi ile Erzurum’da bulunan Mustafa Kemal Paşaya konuyu iletir. Paşa, göderdiği uzun telgrafla onu yatıştırarak, kaygılarının yersiz olduğunu anlatır. [337]
Karşılıklı uzun haberleşmelerden ve Sivas Müdafa-i Hukuk-i Milliye mensuplarının baskılarından sonra Sivas Kongresi’nin toplanması yaklaşınca gelecek temsilciler ve katılanlar için hummalı bir hazırlık başladı. Bu hususta Sivas Valisi Reşid Paşa, şu bilgileri vermektedir:
“Kolordu Kumandanı, Miralay İbrahim Tali bey, sabık meb’us Rasim Bey, Sivas Müftüsü Abdürrauf, Emir paşa gibi zatlar, bu hazırlıklarla özellikle ilgileniyorlardı. Bunlardan bir kısmı, kongre heyetinin emniyet altında çalışmasını sağlamak için son hazırlıklarını yapmağa uğraşıyorlardı. Müftü Efendi Erzurum yolcularına parlak bir merasimi yapmak vazifesini almıştı. Cübbesinin eteklerini toplayarak ev ev, dükkan dükkan dolaşıyordu. [338]
Sivas Valisi Reşid Paşa, daha önce vilayetteki kuva-yı milliye çalışmaları hakkında izahat isterken de teşkilat mensuplarından şu cevabı almıştı:
“...o kadar kalabalık değiliz. Fakat başta müftü olmak üzere ulema takımı hemen hemen hepsi bizimle beraberdir...” [339]
Hakikaten ulema bu faaliyette baş rolde idi. Nitekim M. Kemal Paşa’nın Erzurum’dan Sivas’a girişinde tüm kaynaklar “...Hoca Fevzi Efendi, Raif Efendi ve Rauf Bey’le otomobilden indiler”demektedirler. Kongrenin açıldığı salon Türk Bayraklarıyla donatılmıştı. Reis kürsüsünün üstünde de “Tuğra-yı Hümayun” bulunuyordu.
Mazhar Müfit Kansu, kitabının 4 Eylül 1919 öğle vakti...”diye başladığı Sivas anıları bölümünde 2 Eylül’ü 3 Eylül’e bağlayan geceyi uyuyarak geçirdiklerini, dinlendiklerini belirttikten sonra şöyle devam eder: “...dün sabah (3 Eylül 1919 ) erkenden çarşıya ve Sivas’ı gezmeye çıktı. Bu sabah gezmelerine ve halk ile temaslarıma devam ettim. Sivas’ta çok elektirikli hava var. Bu elektrikli havayı yapan üç vaziyettir. Hürriyet ve İtilaf Partisinin ve İstanbul’daki çeşitli muhalefetin entrikaları ve İstanbul Hükümeti’nin propangandası. Milli Mukavemet ruh ve fikrin halk geneline hakim oluşu ve Sivas Kongresi’ne Milli İrade’nin gerçekleşmesi yolunda büyük bir inançla bağlanması. İstanbul’dan gelen bazı delegelerin bütün kurtuluş ve çare ve önlemlerin ecnebi himayesinde ve Manda fikrinda aramalarıve bu hususta telkinlere başlamaş olmaları. Bununla beraber, Sivas Yaylası’nın öz evlatları istisnasız milli iradenin akışı yönünden his ve fikirlerini belirtmiş bulunuyorlar. “Görüştüğüm hemen bütün Sivaslılar, en kuvvetli inanç ve iman hissiyle milli mücadeleye ruh ve bilincine bağlı bulunuyorlar. Bilhassa Şekercizade İsmail Efendi isminde bir kişi ile tanıştım. Bu kişi, evinde eşyalar getirterek Mustafa Kemal’in odasına koydurdu. Otelde kalmaları Mustafa Kemal tarafından uygun görülmediğinden, 20 kadar delegeyi kendi evinde barındırmıştır. Fazla zengin değildi. Fakat, fedakarlıktan kaçınmayan koyu bir vatanseverdi. Şekercizade İsmail Efendi beni dükkanına götürdü. Beraber kahve içtik. Dükkanda daha bir çok Sivaslı tanınmış kimseler vardı. İsmail Efendi beni, fikirlerimi, ileri durum hakkındaki düşüncelerimizi araştırırken ben de O’nun his, düşünce ve fikirlerinde Sivas halkının düşünceleri hakkında bir sondaj yapmış oldum.” “Gerek İsmail Efendiyi, gerek dükkandaki bütün Sivaslıları, fevkalade insaniyetli, vatansever, davaya ve mücadele azmine ve hazır buldum. İsmail Efendi: “Günlerdir Mustafa Kemal paşa Hazretlerini bekliyorduk. Erzurum’da hareketleri ve yolda bulundukları duyulunca, halk sevince boğuldu. Hele ayın ikisinde burada bulunacakları belli olunca, halkın sevincinin, coşkulu gürültüsünün sonu yoktu. Tabii gördünüz; atı olan atı ile, Faytonu olan faytonu ile, yaylısı olan yaylısı ile ve ayağına güvenen ayağıyla kendisini kılavuz tepesine attı. Çarşıdaki dükkanlar kapandı. Herkes yollara döküldü. Sivas’ta yapılan büyük karşılama Kemal Paşanın şahsında Milli Mücadeleye ne büyük ölçüde bağlandılklarını göstermeye yeter bir belirtidir.” Dedi.
“Kamil ismindeki bir başka tüccar da şunları ilave etti. “Müftü Abdürraif Efendi, Kolordu Komutanı Selahattin ve Eski Sivas Meb’usu Rasim Beyler de Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini ve heyetini karşılamak, konuk etmek hususunda büyük çaba sarfettiler. Gerçekten Hürriyet ve itilaf’çılar; Mustafa Kemal Paşanın girişimleri bir ittihat ve Terakki manevrasından ibaretttir.” Diyerek halkın fikirlerini çelmek husunda ellerinden gelen her türlü gayreti gösterdiler. Başarılı olamadılar. Hatta Emiri paşa, Hürriyet ve İtilaf’tan uzaklaşarak Paşanın karşılanma törenine koştu. Bekir Sami Bey’in ikna ve emirlerinden ayrılmadı.”
Lord Kinross ise o günleri kitabında şöyle anlatıyor; “ Sivas Kongresi 4 Eylül 1919 da beyaz badanalı klasik bir lise binasında toplandı. Bahçeye yeni kolordu komutanı Selahattin Bey’in askerlerinin kullandığı bir tane koruyucu sahra topu yerleştirilmişti. Toplantılar, taşra teşkilatına göre süslenmiş, uzun ve dikdörtgen biçiminde sınıfta yapılıyordu. Sivaslılar, döşemeyle duvarları getirdikleri halılarla süslemişlerdi. Odanın bir ucuna bir kürsü konmuş, tahtanın çatlaklarını örtmek içinde üzerine bir namaz seccadesi serilmişti. Temsilciler, üstünde mürekkep okkası koymak için delikler olan yarım düzine kadar kaba okul sıralarına oturmuşlardı. Mustafa Kemal’e ayrı bir masa verilmiş,m arkasındaki duvara da üzerinde “Padişahım çok yaşa” yazılı bir halı asılmıştı. Ancak o, bu halıyı, havı dökülmüş koltuğuna öreterek üzerine oturmayı daha uygun buldu. Bununla beraber, çoğunlukla öteki üyelerle bir arada oturuyordu. Yanda onun için hazırlanmış olan yatak odasında geniş bir demir karyola, yaldız taklidi pirinçten lambalar ve özel toplantılar için birkaç sandalye bulunuyordu. Yatağın üstünde, fiyonklarla, çiçek motifleriyle ince, ince işlenmiş ipek bir örtü serili idi. Bu örtüyü, Sivaslı bir genç kız, cehiz sandığından çıkararak, Mustafa Kemal Paşa’ya hediye etmişti. Kongre üyeleri en çok fasulye, pilavdan ibaret okul yemeği ile karınlarını doyuruyor ve şehirdeki evlerde misafir kalıyorlardı. ”Sivas Kongresi delegelerinin yemeklerini ilk günlerde Sivas belediyesi karşılamıştır. Belediye başkanı Abdülhak bey de Sivas Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin aktif üyelerinden biriydi. Sadece yemek değil O, bütün konularla da ilgileniyordu. Daha sonra yemekler lise binasının alt katındaki yemekhaneden pişirilmeye başlanmıştı. Aşçılığı Osman Efendi yapıyordu. Delegelere her gün iki öğün yemek çıkarıyordu. Yemekler, üç tabaktan az olmuyordu. Aşçı Osman Efendi, Ulu Önder Atatürk’ün en çok sevdiği yemeğin kuru fasulye olduğunu söylerdi. Yemeklerin giderleri belli ölçüde Sivas’ın varlıklı aileleri tarafından karşılanıyordu. Bitlisli Şevki, Darendeli Osman ve diğerleri gibi zevat karşılıyorlardı. [340]
“Akşamları kahvede domino oynayarak ya da Kızılırmak üzerindeki Eğri köprüye doğru gezmeye çıkarak vakit geçiriyorlardı. Sivaslılar burada onlarla konuşup kongreden haber sorarlardı. Rauf Beye yaklaşıp konuşmak kolay oluyordu. Ancak Mustafa Kemal uzak duruyor, mümkün olduğunca Kongre binasından çıkmıyordu. Orada yalnız delegelerle ve şehrin ileri gelenleriyle toplantılar yapıyor; onları inandırmak, aydınlatmak ve ikna etmekle meşguldü...”demektedir. Lord Kinross’un Mustafa Kemal Paşa’nın halktan uzak duruşu ile ilgili değerlendirmesi, savaş yıllarının güvenlik önlemlerinden kaynaklanıyordu. Çünkü O, milli mücadelenin önderiydi. Tedbirli davranmak durumundaydı. Anadolu, yabancı ajanların kaynaştığı belirli günleri yaşıyordu. Ancak aşağıdaki hatıra Kinross’u yalanlamaktadır: Kongre günlerinin haberleşme memurlarından Rıfat Bey, hatıralarını anlatarak bu konuda şöyle demektedir: “Atatürk, akşamları Rauf Bey yanında olduğu halde Yaldızlı çeşme’ye kadar yaya olarak halk arasında gezer ve geri lise binasına dönerdi. Telgrafhanemiz ise, Paşanın en çok girip çıktığı dairelerdendi. Bizim tahta sandalyeler üzerinde oturmayı çok severdi. Maiyetindeki arkadaşlarıyla şeref verir, saatlerce kalırdı.” Atatürk Cumhuriyet sonrası da yurt gezilerinde hep halkıyla birlikte ve iç içe olmuştur. Hem sonra Kinross’un kitabında Atatürk’ün, “Padişahım çok yaşa” yazılı halıyı altına alarak oturmuş olduğunu söylemesi o günkü şartlarda yapılması mümkün olmayacak bir hareket olmadığı gibi; nerede ve ne zaman, nasıl davranılması gerektiğini çok iyi bilen Mustafa Kemal Paşanın sözde yapmış olduğu bu hareketi, O’nun kişiliği ile de asla bağdaşır bir durum değildir. Yazarın hayal dünyasının bir ürününden başka bir şey değildir. [341]
”4 Eylül 1919 gününü Mazhar Müfit Kansu şöyle anlatıyor; “Kongre; gününde yani Mustafa Kemal’in tayin ettiği ve her türlü engeli aşarak Sivas’a ulaştığı günün akabinde toplandı. Milli tarihin büyük Türk Rönesansı, ihtilal ve kurtuluş kongresi, diye anacağı Sivas Kongresi gelecekteki her 4 eylül bir milli bayram günü olarak kutlansa yeridir. 4 Eylül 1335/1919 hakikaten Türk tarihinde başlı başına bir dönüm noktası olmuş; milli kurtuluş tarihinin, vatan bütünlüğü adına temelini Sivas Kongresi teşkil etmiştir. Mustafa Kemal Paşayı coşkun gösterilerle karşılayan ve bağrına basan Sivas halkı saat 13’ten itibaren mektebi Sultaniye giden yolları doldurmuştu. Kongre binası tasarlanan mektebi Sultanin(Kongre Binası) önü mahşer gibiydi. Günün Perşembe oluşu da ayrıca uğur sayılıyor, namazdan çıkan, çarşıdaki dükkanını kapayan, daireden ayrılan, işini gücünü bırakan herkes sel halinde bu kalabalığa katılıyordu. Kongre delegeleri de birer, birer gelerek binaya giriyorlardı. Kongrenin açılması için tayin edilen saat 14.00 tü. Eski bir deyimle; “ba’dezzeval” saat 14.00 de açılış saatine beş dakika kala, Mustafa Kemal Paşa da kongre mahalline gelmişlerdi.” [342]
Erzurum Kongresi kararlarının “mahalli” ifadelerini “millileştiren” Sivas Kongresi kararları da muhteva bakımından Erzurum Kongresi ile aynıdır. Bu kongrede 4 Eylül 1919’da Sivas’ta Sivas Lisesi’nde toplanmıştır. Kongreden önceki hazırlık çalışmalarından en büyük yük, Sivas’ın İstiklal harbimizin kahramanlarından iki büyük din aliminin omuzunda idi; Hasbi Kadı ve Fazlullah Moral. Hasbi Kadı, Vali Vekiliydi. Aslen Batumlu olan Hoca Efendi, ihtiyarlığına rağmen belinde çifte silah taşıyor ve adeta Mustafa Kemal Paşanın özel koruması gibi hareket ediyordu. Sivas Valisi Reşid Paşa, Kuva-i Milliye çalışmalarıyla, İngilizler’in baskıları karşısında zorunlu olarak olumsuz bir tavır alan İstanbul Hükümeti yönünden tereddüt içerisindeydi. [343] Bu durumda olan Reşit paşa, Sivas için baş gösterebilecek tehlikeler ileri sürerek, kongrenin orada toplanmasını önlemeye çalıştı. Bunu bilen M. Kemal Paşa, kendisinin hükümet ve Padişah’a bağlılığını göstermek maksadıyla Şu telgrafı çekmişti:

Sivas Vilayetine
4 Temmuz 1335/1919
Cülus-i Hümayun-i Cenab-ı Padişahı münasebet-i celilesiyle Erzurum’da makamat-ı mülkiye ve askeriyenin tebrikatını kabul ve idrak ile mübahiyim. Bu vesile-i mübeccele ile devlet ve milletin giriftar olduğu vaziyetten tecelliyat-ı hasenat-ı hasene ile hakas ve encam-ı mes’ude ile mazhar-u feyz-ü felah olmasını temenni eyleyerek, arz-ı tebrikat eylerim.
Üçüncü Ordu Müfettişi
Fahri Yaver-i hazret-i Şehriyari
Mustafa Kemal [344]
21-22 Haziran 1919 da Amasya’da yayımlanan “genelge” gereği olarak yurt çapında bir çok il ve sancağın temsilcileri olarak katılırken [345] ilçelerde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kurucusu ve önderleri olan ilçe müftüleri, eğitim ve öğretim erbabı olan Müderrisun(Din alimleri)dan bir çok zevat bu kutsal savaşta M. Kemal Paşanın yanında yer alarak vatanın kurtarılması konusunda üzerlerine düşen görevleri en güzel şekilde yapmak ve 4-12 Eylül 1919 da yapılacak “Büyük Kongreye” katılmak üzere Sivas’a bin bir zorluk içinde fakat büyük bir heyecanla gelmeye başlamıştı.
Daha ilk gün riyaset meselesinde kulis başladı. M. Kemal paşa’ya göre bu kulisi Rauf Bey idare ediyordu. [346] Murahhaslardan bir kısmı İsmail Fazıl Paşa’nın reis olmasını istiyorlardı. Çünkü oğlu Ali Fuad Paşa (Cebesoy) Ankara’da bulunan “Yirminci Kolordu’nun kumandanı idi. Babası reis olduğu takdirde O’nun da görüşünün alınması sağlanabilir düşüncesi hakimdi. Bu konuda bir hayli tartışmadan sonra gizli reyle seçim yapıldı. M. Kemal Paşa, üç rey müstesna olmak üzere reis seçildi.
M. Kemal Paşa, reis seçildikten sonra bir açış konuşması yaptı. Bu konuşmada memleketin içinde bulunduğu şartları izah etti. Ve ilk defa olarak “Hükümet-i Merkeziye” ye yani İstanbul Hükümetine çatarak konuşmasını şöyle bitirdi:
“Meclis-i Milii’nin henüz toplanmamış olduğu bir sırada mahsur ve istiklalini kaybetmiş olan Hükümet-i merkeziye’nin münferit ve gar-i meşru bir kararı veyahud amal-i milliyeye muhalif bazı tekalif-i hariciyeye inkıyad ve serfüru etmek gibi emrivakilerin ihtimali zuhuratına karşı Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin ruh-i milliyi temsilen ve birbirlerini takiben ictimai, muhakkak bir faal-i hayır ve selamettir. Maruzatım hitam bulurken vatan ve milletin feyz-ü halası gayesine merbut olan heyetimizin muvaffakun bilhayr olması temenniyatını Barigah-ı İlahiye refeylerim.” [347]
Sivas Kongresi’ne katılım niçin beklenenden az olmuştur? Sivas Kongresi, milli mücadele yıllarının tek milli kongresi olmasına rağmen katılan delege sayısı bakımından dikkat çekicidir. Yaklaşık 35 delege. Amasya’dan Erzurum’a nihayet Sivas Kongresi açılana kadar delegelerin seçimi ve Sivas’a gönderilmesi konusunda büyük çaba gösterildi. Buna rağmen kongreye katılımda görülen yetersizliğin sebeplerini şöyle özetlememiz mümkündür:
Coğrafi olarak geniş bir alan kaplayan Doğu Anadolu il ve sancaklarında ayrı ayrı delegeler getirilememiştir. Çünkü Erzurum Kongresi’ne katılan delegeler bölgesel bir kongre için yetkilidirler. Zaman darlığı nedeniyle seçilmeleri de mümkün olmayacağı için Kongre sonunda seçilen temsil Kurulu, bütün doğu illerini temsilen Sivas Kongresi’ne katılmışlardır.
Sivas vilayeti, Mondros Ateşkes Antlaşmasının 24. Maddesinde bahsi geçen altı doğu ilinden birisi olarak, “karışıklık çıktığında işgal edilecek” iller arasındaydı. Bu madde ile Ermenistan devletine toprak sağlanmak isteniyordu. İstanbul Hükümeti de Mili Mücadelecilerin karışıklığa sebep olacakları gerekçesiyle kongrenin yapılmasına karşı çıkıyorlardı.
Kongrenin ilk günü delege sayısı 20 yi geçemedi. Bu durum karşısında Mustafa Kemal Paşa, beraberindeki mücadele arkadaşlarını birer ilin delegesi olarak kongreye kattı. Bir kısmı illerden gelme, bir kısmı Sivas’ta atanma 20-25 delegenin katılmasıyla Sivas Kongresi’nin açılışı sağlandı. Kongre sürerken diğer delegeler aralıklı olarak kongreye katıldılar. Bir kısmı ise kongre sona erdikten sonra ancak gelebildi.


DEVAMI GELİYO SmileSmileSmile

vuslataozlem diyor ki:

"Biedeb mahrum başed ez lutf_i Rab."
" Dara düştüm yarab bana bir inşirah"
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
08-23-2008, 01:36 PM
Mesaj: #3
Cvp: GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-37 KURTULUŞ SAVAŞI
İstanbul Hükümetinin ve işgal kuvvetlerinin engellemeleri, aleyhte propogandaları katılımı düşüren etkenlerin başında gelmektedir. Damat Ferit Paşa, Mustafa Kemal Paşayı, Erzurum Kongresi’ne katılanları ve işbirliği yapanları “Devlete asi” göstermeye çalışıyordu. Siavs valis Reşit Paşa, işi idare ediyor, Sivas Kongresi’ne gelenleri, Padişah Sultan Vahidettin’e, saltanat ve Hilafet’e cidden bağlı ve içten saygılı olduklarını, şifre ile İstanbul’a bildiriyordu. Gerek yollarda, gerekse geldikleri yerlerde çeşitli güçlüklerle karşılaşan bu delegeler, olumsuz propagandaların etkisi altındaydılar.
Sivas Kongresinin ilk günü, ikinci oturumunda(celsede) bir konuşma yapan Bursa Delegesi Ahmet Nuri Bey, Sivas’a gelirken çektiği sıkıntıları şöyle dile getirir: “....Ankara’dan buraya gelirken Ali Fuat paşa Hazretlerinin bendenizi bir asker kıyafetinde göndermeğe mecbur olmuştu. Ankara gibi teşkilat-ı milliyemizin kuvvetli olduğu bir yerden bile hükümetin zulmü dolayısıyla kongreye murahhas gelememiştir...”
Sivas artık Anadolu’nun en emin yeri olmaktan çıkmıştı. Bazı yönlerden tehdit altında bulunuyordu: Fransızların güneyden, İngilizlerin Samsun üzerinden asker gönderecekleri; Elazığ valiliğine atanan Ali Galip’in Sivas’ı basarak kongreyi dağıtacağı söylentileri yaygındı. Mustafa Kemal Paşa artık Ordu Müfettişi ve Padişahın yaveri değildi. O’nun görevine artık son verilmişti. Hakkında da tutuklama kararı çıkarılmış, sade bir vatandaştı. Sivas’a geldiğinde Ordu Müfettişi değildi ama, Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesinin Reisi idi. Ordudaki görevinden istifa etmek zorunda kalarak “sine-i millete” dönmüştü.
Bazı vilayetler ve sancaklar, Sivas’ın uzak olması nedeniyle gelemeyeceklerini birdirdi. Bir kısmı delege belirlemesi bile yapmamıştı. İlk gün, değil Anadolu ve Rumeli’yi, yalnız Anadolu’yu temsil edecek durumda değillerdi. Sivas Kongresi’nde 15 vilayet ve mutasarrıflık temsil edilmiştir. Rumeli’den delege yoktur. Özellikle Yunan, Fransız ve İngiliz işgali altındaki bölgelerde delegelerin gelememesi hoş görülür bir durum olarak dikkati çekmektedir. Bazı yerel Kongreler, Sivas Kongresi’ni kendileri gibi yerel olarak nitelendirmişlerdi. Erzurum Kongresi’ni de gerçekleştiren, liderlik kadrosunun Sivas Kongresini de yapacak olması kaygı yaratmıştır. Çünkü Erzurum Kongresi kararları o günkü şartlarda aşırı fikirler(!)olarak nitelendirilmiştir. İşte bütün bu sebeplerden dolayı Sivas Kongresi’ne katılan delege sayısından istenen hedefe ulaşılamamıştır. Delegelerin tamamı açılışı günü Sivas’ta değildiler. Aralıklarla gelerek katıldılar. İlk gün delege sayısı 20 yi geçmiyordu. Bu durum Mustafa Kemal Paşa beraberindekilerden bazılarını birer ilin delegesi olarak kongreye kattı. Yani bir kısmı illerden delege olarak gelirken, bir kısmı da Sivas’tan atanmıştır. Doğu illerinden Sivas’a delege gelmemiştir. Bu durum, bütün Doğu illerini Heyet-i Temsiliye üyelerini temsil etmesi kararında kaynaklanmıştır. Bu karar, Amasya Genelgesi’nde mevcuttur. Sivas Kongresinde Sivas Delegesi var mıydı? Kamuoyunda bu soru sürekli sorulmaktadır. Sivas’ta yapılan bir kongrede Sivas’tan delege niçin yoktu?Acaba yok muydu? Bu soruların cevaplarını bulmaya çalışırsak?
Sivas’ta kongre çalışmaları başlarken Sivaslılar illerinden delege bulunmamasından rahatsız olmuşlardır. Başkanlığını Sivas Müftüsü Ardurraif Efendi’nin yaptığı Sivas Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinden birkaç kişinin samiin (dinleyici) sıfatıyla kongreye katılmasını isterler. İsteklerini bir yazı ile Bekir Sami Bey’e iletirler. Belediye Reisi Abdulhak imzalı bu yazı, 4 Eylül 1919 günü İkinci Celse görüşmeleri sırasında genel kurula hitaben okunur. Bu yazı ile ilgili görüşme açılır. Encümende kimlerin üye olduğu hakkında kongre reisi M. Kemal paşa’dan bilgi isteniyor. Bunun üzrine M. Kemal Paşa söz istiyor ve bunların kimlerden müteşekkil bulundukları açıklamak için. Bu arada Fazıl paşa,- Efendim muhtıra okunmazdan evvel müsaade buyurulursa izhari encümen hakkında biraz malumat arzetmek isterim: Viyat-ı şarkiyye murahhasları henüz buraya vasıl olmadan bizler toplanmış ve takriben yirmi beş kişi kadar olmuştuk. Boş durmamak için izhari bir, encümen teşkil ettik; bu encümenin vazifesi, kongrenin ruzname-i müzakeratını tertip etmekti. Bu hususta yolda gelirken Hami Beğ ile teati-i efkar etmiş ve bir takım esasat hazırlamıştık. Hami Beğ, bu esasatı izhari encümene izah etti; bilmüzakere bunlar kabul edildi ve encümen namına konger heyeti umumiyesine teklif edilmek üzere bir muhtıra şeklinde kaleme alınmasını encümen Hami Beğ’e tevdi etti. Hami bey, bunu kaleme alarak muhtırayı vücude getirdi; Reis Paşa Hazretlerinin bahsettikleri muhtıra işte budur. Ahmet Nuri Bey-Eğer encümen lüzum görürse, istediği azayı davet edip mütaala sorabileceğinden, izharı encümenin nokta-i nazarını anlamak icab ederse, orada bulunanlardan lazım gelenleri davet eder.
Rauf Bey-Bu usül Erzurum Kongresinde de vardı; hatta kongre azasından arzu edenler encümen müzakeratına iştirak ile beyan-ı mütalaa da edebilirler; yalnız sahib-i rey olamazlar.
Raif Eefndi-Bendeniz de aynı fikirdeyim; esasen Erzurumda da böyle olmuştu.
Reis Paşa-Artık heyet-i umumiye’de müzakere edilip karar verilecek bir şey kalmadı; artık dağılma sırası gelmiştir. Bidayette sami’i sıfatıyla birkaç kişinin bulunmsı reddilmiş ve kongrenin hitamında malumat itasına muvafakat buyurulmuştu. Bugün zannederim Belediyede ictima vardır; oraya haber gönderip eşraf-ı memleketi davet edebiliriz. Arkadaşlardan müntehab bazı zevat tayin olunmalı ve bunlar umumi celsede nutuklar irad ederek halkı tenvir etmelidir. Bilahere tensip edilecek bir mahalde bir dua edilecektir.
Münasiptir sesleri..
Rauf Bey- Yarın Cuma Namazından sonra halıkn camide toplanacağını haber aldım; o nokta-i nazardan düşünelim.
Fazıl paşa- Konferans verecek arkadaşlarımız tayin edilmelidir; zat-ı aliniz de bu meyanda bulunmalısınız.
Ahmert bey, Nuri bey, Rauf Bey ve Vasıf bey Raif bey tayin edilmişlerdir.
Görüşmeler sonunda oturumların gizli olarak yapılması ara kararla kabul edildi. Bu görüşmelerin de etkisi olacak ve 12 Eylül 1919 günü halka açık bir oturum yapılacaktır. Ayrıca Sivas Ulu Camii’nde Kongre tarafından belirlenen kişiler halkı aydınlatan konuşmalar yapacaklardır. Sivas Kongresi 11 Eylül 1919 tarihinde Kongre bildirisini hazırlayarak çalışmalarını tamamlamıştı. 12 Eylül 1919 da halkın da katıldığı son oturumda Sivas Kongresinin sona erdiği açıklandı. [348]
Vatan ve milletimizin maruz kaldığı mezalim ve alam ile ve tamamen aynı gaye ve maksatla vicdan-ı milliden doğan vatani ve milli cemiyetlerin ittihadından mutahassıl kitle-i umumiye bu kere “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” ünvanıyla tevsim olunmuştur. Bu cemiyet her türlü fırkacılık cereyanlarından ve ihtirasat-ı şahsiyeden külliyen müberra ve münezzehtir. Bilcümle müslüman vatandaşlarımız bu cemiyetin aza-y-ı tabiiyesindendirler.
(10. Madde) Anadolu ve Rumeli Nüdafaa-i Hukuk Cemiyetinin 4 Eylül 335 tarihinde Sivas şehrinde in’ikad eden umumi Kongresi tarafından maksad-ı mukaddesi takip ile teşkilat-ı umumiyeyi idare için bir Heyet-i temsiliye” intihap edilmiş ve köylerden vilayet merkezlerine kadar bil cümle teşkilat-ı milliye takviye ve tevhid olunmuştur. (11 Eylül 335/1919-Umumi Kongre heyeti)
Mustafa Kemal Paşa Anakara’ya gidiyor:
17 Aralık günü bir genelge ile Temsil Kurulunun İstanbul’a yakın bir yere gideceği bildirlir. Bu yer Anakara’dır.
Mustafa Kemal Paşa, Sivas İl sınırını geçerken Vali Reşit Paşanın şahsında Sivaslılara telgrafla veda eder.
“Vilayetiniz hududnu geçerken Sivas’ta hakkımızda ibraz buyurmuş olduğunuz mihmannuvazlığa ve kıymettar muavenetlerine bir kere daha arzı minnettari eylemeği bir vazife addederek cümleten takdimi ihtiramat eyleriz. Mustafa Kemal.”
“Vilayetiniz hududunu geçerken Sivas’ta hakkımızda göstermiş olduğunuz misafirperverliğe ve kıymetli yardımlara bir kere daha hep birlikte minnetlerimizi ve saygılarımızı sunarız.” [349]
2 Eylül 1919 günü Sivas’a gelen Mustafa Kemal paşa, 18 Aralık 1919 günü Ankara’ya gitmek üzere böyle uğurlanır. Sivaslılar, 108 gün süre ile milli mücadeleye merkezlik yapmış olmanın mutluluğunu yaşar.
Mustafa Kemal paşa, vefatından yaklaşık bir yıl kadar önce, 13 Kasım 1937 günü Sivas’ı sekizinci ve son defa ziyaret ederek Sivas Lisesinde derslere girdi. Bu vesile ile kongre salonunu bir daha gördü. Her gelişinde hatıraları tazeleniyordu. Yanında bulunanlara: “Burada bir milletin kurtuluşunu hazırlayan kararlar verildi.” Diyerek, Sivas Kongresi’nin önemini bir kez daha vurguluyordu.
Kısacası, Sivas ve havalisinde kongreye katılmak isteyenler hakkında verilen önerge ile ilgili olarak Mustafa Kemal Paşa, reis sıfatıyla bu önergenin muvafık olup olmadığını sormuştur. Ancak Kongrede, “güvenlik açısından uygun olmadığı, zaten kongrede Rauf Bey ve Bekir Sami Bey’in Sivas Temsilcisi olarak kongreye katılmış oldukları belirtilerek diğerlerini ancak bazı celselerden dinleyici olarak katılabileceklerini ve kongrenin sonunda da halka ve bu temsilcilere gerekli bilgiler verileceği, Sivas Ulu Camiinde de görevlendirilen zevat tarafından konuşma yapılması” kararı çıkar. Özetle; “Sivas Vilayeti de Erzurum Kongresine katılan doğu illerinden biri olması sebebiyle delege seçme yoluna gidilmemiştir. Bekir Sami Bey ve Rauf Bey’in Sivas temsilcileri oldukları ile ilgili bir değerlendirme yapacak olursak;
O yıllarda Sivas vilayeti idare olarak üç liva, 22 ilçe ve 65 bucaktan oluşuyordu. Amasya, Tokat, Şarkikarahisar/Şebinkarahisar liva olup mutasarrıflıklardı. Doğrudan validen emir alırlardı. Sivas ili ise merkez sancaktı. Sivas vilayeti yaklaşık bir milyon nüfusluydu.
Bekir Sami Bey, Erzurum kongresine katılmamakla beraber, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin Heyet-i Temsiliye’si üyeliğine seçilmiştir. Bu sıfatla Sivas Kongresi’ne doğu illerini temsilen katılmıştır. Tokat doğumlu olan Bekir Sami Bey, kayıtlarda Tokat delegesi olarak geçmektedir. Tokat Sivas’ın bir livası olduğu için Bekir Sami Bey’in Sivas Kongresi’nde Sivas’ı temsil ettiğine işaret etmiş olabilir. Ancak Rauf Bey’in Sivas temsilciliğini bu bakış açısıyla açıklamak mümkün değildir.
Sivas Kongresi bütün memleketi kapsayan milli bir kongre ve yasama hükümlerine uygun bir toplantı sayılamaz. O zaman vilayet merkezleriyle birlikte 50 tane sancak vardı. Bunlardan 11 tanesi kongreye 25 delege gönderebildi. 5 kişi de temsil heyeti üyesi idi. Bazı illerden gelenler de herhangi bir kurul tarafından seçilmemişlerdi. Bazı kurullarda delegelere imzalı mazbata vermekten çekinmişlerdir. Üyeler arasında hiçbir il ve ilişkisi olmayan delege gösterilenler de vardı. Sivas Kongresini bir ihtilal komitesi de sayamayız. Mustafa Kemal Paşa, aşağıdan yukarıya bir oluşumu sağlamaya çalışıyordu. Salonda 25-30 kadar delege vardı. Sivas Kongresinin Hakkari Delegesi ve heyeti temsiliye üyesi Mazhar Müfit Kansu’ya göre; Sivas kongresi delegelerinin sayısı 29 dur. Eskişehir Meb’usu Arif Bey’in yayınladığı listede bu toplam 31 dir. Cumhurbaşkanlığı Atatürk Arşivindeki listede 33 delege ismi vardır. Vehbi Cem Aşkun’un türlü listeleri karşılaştırıp inceleyerek tesbit ettiği delegelerin toplamı 34 dür. Sivas kongresine katılanlar adı geçen eserde 38 kişinin listesi verilmektedir. Sivas Kongresi’ne katılan delege sayısı kaynaklarda farklı rakamlarla ifade edilmektedir. Delege sayılarındaki bu farklılığa rağmen kongre tutanaklarına baktığımızda, bizzat katılan delegeleri belirlemek mümkün olmaktadır. Delegelerin ya konuşmacı olarak, ya da takrir (önerge) sahibi olarak isimleri geçmektedir. En gerçekçi tesbitin bu yolla yapılacağı düşüncesindeyiz. Kongreye delege olarak katılmış olup, tutanaklarda hiçbir şekilde adı geçmeyen de bulunabilir. (Tatlıoğlu Nuri Bey gibi)İlgili konuda görüş alınmak için belli bir oturuma katılanları da dikkate almalıyız. (Kolordu Komutanı Selahattin Bey gibi)hata payı da olsa tutanaklar bu konuda temel kaynak olarak kabul edilmelidir. Sivas Kongresi tutanaklarını taradığımızda, 33 delegenin bizzat kongreye katıldığı anlaşılmaktadır.

Sivas Kongresi Tutanaklarına Göre Delegeler
Mustafa Kemal Paşa Heyet-i Temsiliye Başkanı
Hüseyin Rauf(Orbay) Heyet-i Temsiliye Üyesi(Sivas)
Bekir Sami(Kunduk) Heyet-i Temsiliye Üyesi(Sivas)
Fevzi Efendi Heyet-i Temsiliye Üyesi(Erzincan)
Raif Efendi Heyet-i Temsiliye Üyesi(Erzurum)
Refet (Bele) Bey Heyet-i Temsiliye Üyesi (Canik)
Kara Vasıf Bey Antep Delegesi
İsmail Hami(Danişment) Bey İstanbul Delegesi
İsmail Fazıl Paşa (Cebesoy) İstanbul Delegesi
Hikmet(Boran)Bey Askeri Tıbbiye Öğr. Temsilcisi
Ahmet Nuri Bey Bursa Delegesi
Osman Nuri Bey Bursa Delegesi
Hüseyin Bey (Bayraktarzade) Eskişehir Delegesi
Hüsrev Sami Bey Eskişehir Delegesi
Halil İbrahim Bey Eskişehir Delegesi
Mehmet Şükrü Bey(Koçzade) A.Karahisar Delegesi
Salih Sıtkı Bey A.Karahisar Delegesi
Abdurrahman Tosun Bey Çorum Delegesi
Mehmet Tevfik Bey Çorum Delegesi
İbrahim Süreyya(Yiğit) Alaşehir Delegesi
Macit Bey Alaşehir Delegesi
Mehmet Şükrü Bey Denizli Delegesi
BaşağazadeYusuf Bey Denizli Delegesi
Necip Ali Bey Denizli Delegesi
Hakkı Behiç Bey Denizli Delegesi
Sami Zeki Bey Kastamonu Delegesi
Halit Hami Bey Bor Delegesi
Mustafa Bey NiğdeDelegesi
Yusuf Bahri Bey Yozgat Delegesi
Osman Remzi Bey Nevşehir Delegesi
Mazhar Müfit (Kansu) Denizli Delegesi
Hasan Efendi ?
Süleyman Bey (Boşnakzade) Samsun Delegesi

Sivas Kongresine katılan delegelerin tesbitinde; yayımlanmış listelerde yer alanlar, ya da çeşitli sebeplerle katılmayanlar da katılmış olarak kabul edilmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı Sivas Kongresine katılanların gerçek sayısını bulmak çok zordur. Bugüne kadar yapılan tüm araştırmalara rağmen kesin bir sonuca ulaşılamamıştır. Yayımlanan bir çok eserde kongreye katılan delege listelerinde adı, ünvanı lakabı, varsa soyadı, katıldığı ili, kongreye katılıp katılmadığı belirtilmektedir. Ancak bütün bunlar gerçeği tam olarak yansıtamamaktadır. Örneğin yayımlanan listelerde Çerkes Yusuf Bey’in adına rastlanılmadığı halde Çerkes Yusuf Beğ’in Sivas Kongresi’ne delege olarak katıldığı Cemal Kutay’ın “Çerkes Ethem Dosyası” adlı eserinde belirtilmektedir. Ayrıca Kongre binası önünde çekilen Mustafa Kemal Paşa ve Delegelerin de yer aldığı ünlü fotoğrafta Yusuf Bey’in bulunması bunu doğrulamaktadır. Sivas Müze Müdürü Hikmet Denizli’nin Sivas Kongresi delegeleri” adlı yapıtında; tüm yayımlanmış delegeler listesinde yer alan isimler bir araya getirilmiş, Çerkes Yusuf Bey’in de dahil edilmesiyle Sivas Kongresine katılan delege ve Heyet-i Temsiliye Üyelerinin sayısı 40’a ulaşmakta olduğu belirtilmiştir.
Sivas Kongresi’ne katılanların hepsinin resimlerini veya kayıtlarını tamamıyla bulmak imkanı yoktur. Çünkü Kongreye katılanların tümünün resimleri bulunmadığı gibi özellikle resmi hüviyete sahip olanların haricinde katılmış olanların da kayıtları yoktur. Heyet-i Temsiliye Üyelerinden bazılarının Sivas Kongresine katılmaları ve kararlara iştirak etmeleri nedeniyle, her iki ünvanları ve katılıp katılmadıkları hakkında verilen listeler, Sivas Kongresi ile ilgili yayımlanmış bir çok eserde belirtilmektedir. Ancak açıklanan bu listeler de tam olarak kongreye katılanların sayısını tam ve gerçek olarak yansıtamamaktadır. Çünkü bu eserlerde Sivas Kongresine katılan delegeler ve Temsiliye Üyelerinin tanıtılmasıyla ilgili olarak çıkarılan yayınlarda da farklılıklar olduğu, Sivas Kongresine katılan delege sayılarının ve isimlerinin birbirini tutmadığı tesbit edilmiştir.
Hatta bütün çabalara rağmen Heyet-i Temsiliye Üyelerinden bir kısmının fotoğrafı bulunmamaktadır. Örneğin Heyet-i Temsiliye Üyesi Hacı Musa Efendi’nin fotoğrafı temin edilememiştir. Sivas Kongresi’ne katılan delegelerin tam listesini bulmak oldukça güçtür. Konu araştırıldıkça katılanların sayısında farklılıklar olduğu, sayısının gittikçe arttığı görülmektedir. (27) Her ne kadar etrafta büyük bir kalabalık mevcud idiyse de bunlardan bir çoğu murahhas sıfatını haiz değildi. Böyle olmakla birlikte M. Kemal paşa’nın etrafında böylece murahhas olmayan pek çok kimse mevcuttu.
Mazhar Müfit Bey, bütün listelerde “Hakkari delegesi” olarak gösterilmiş, Uluğ İğdemir’in Sivas Kongresi Tutanakları”adlı eserinde; ikinci oturumda verilen önergede Denizli Delegesi olarak imza atmıştır.
Mahmut Goloğlu’nun Sivas Kongresi adlı yapıtında; Mazhar Müfit Kansu Bey’in delegeliği hakkında şöyle bir açıklama bulunmaktadır: “Eğer Hakkari ile bir ilgisi olsaydı Erzurum Kongresi’nde Hakkari’yi temsil ederdi. Hakkari o sırada Van iline bağlı bir liva(sancak)idi. Van ili ise; doğu bölgesinin içindeki altı ilden biriydi. Erzurum Kongresi’nde delegesi vardı. Sivas Kongresi’nde ise doğu bölgesini Heyet-i Temsiliye Üyeleri temsil ediyordu. Aynı nedenle, Sivas bile Sivas Kongresi’ne delege verememiştir. Görüşümüze göre; Mazhar Müfit Bey delegeliğe atanırken bu özellik gözden kaçmıştır. Ya da ilerideki araştırmalarda bulunabilecek bir neden vardır. Çünkü kendisi, yayımlanan hatıralarında, kendini hakkari delegesi olarak gösterdiği halde Yusuf Bey’in düzenlediği özel listede denizli delegesi olarak gösterilmiş ve kayden yerini imza etmiştir. Bütün bunlara rağmen olayın gerçeği bulununcaya kadar, Mazhar Müfit Bey’i Hakkari delegesi olarak kabul edeceğiz. Nitekim, Birinci Büyük Millet meclisine de Hakkari Milletvekili olarak girmiştir.
Cumhurbaşkanlığı Atatürk Arşivindeki, Sivas Kongresine katılan delegeler Listesinde Rauf Orbay Bey "“Alaşehir delegesi” olarak kayıtlıdır. Uluğ İğdemir’in “Sivas Kongresi Tutanakları” adlı eserinde tartışmalar sırasında Mustafa Kemal Paşa “... Sivas halkının burada mümessilleri mevcuttur: Rauf bey, Bekir Sami Bey.” Dediği tutanaklara geçmiştir.Yani Rauf bey’in Sivas delegesi olduğu da tartışmalıdır. Yani Sivas İlinde hiçbir kimse delege olarak kongreye katılmamıştır. Bu demek değildir ki Sivastan hiç kimse kongreye katılmamıştır.......Sivas halkı tümüyle Sivas Kongresine katılmış ve tüm alınan kararları desteklemiş ve Mustafa Kemal Paşa başta olmak üzere tüm delegeleri misafir ederek onları ağırlamak şerefini kazanmıştır.
Lord Kinros, Atatürk, adlı eserinin 291. Sayfasında; “bazı yazarların, Sivas Kongresine katılanların toplamını olduğundan daha çok ve mesela 99 olarak göstermelerinin sebebini ve dayanağını anlamak mümkün olmamıştır”demektedir. Halbuki Lord Kinross’un gözden kaçırmış olduğu bir nokta vardır ki, o da şudur: Bazı illerden gelen delegeler her hangi bir kurul tarafından seçilmemişlerdi. Bazı kurullar da delegelere imzalı mazbata vermekten çekinmişlerdir. Özellikle ilçelerde önceden kurulmuş olan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerince Sivas’a resmen temsilci olarak gönderilen delegelerin ve diğer yönden katılanların isimleri, ünvanları, katılıp ya da katılmadıkları yayımlanan listelerde adlarına rastlanılmamaktadır. Kongrenin yapılacağı Sivas ve ilçelerinde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri çok yoğun olarak çalışıyorlardı. Bu cemiyetlerin çalışmalarını bir çok eserde görmek mümkündür. Sivas Valisi Reşid Paşa, bu cemiyetlerin yoğun çalışma temposunu hatıralarında anlatmaktadır. “Kongre öncesinde Sivas Vilayetindeki kuva-yı milliye çalışmaları hakkında izahat isterken de teşkilat mensuplarından şu cevabı almıştı: “...o kadar kalabalık değiliz. Fakat başta müftü olmak üzere ulema takımı hemen hemen hepsi bizimle beraberdir...”
Vatanı sevmek kadar onu korumanın ve dört bir yandan saldıran düşmanlara karşı koymanın(cihad), bir inanç gereği olduğuna inanmış olan halk ve hak rehberi din adamları, her yerde milli kurtuluş hareketinin ilk tatbikatçıları ve önderleri olmuşlardır. Bunun tabii neticesi olarak da bulundukları bölgelerde ilk iş olarak Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kurmak, halkı bu kutsal savaşa inandırmakla başlamışlardır. Vatan sevgisi ve cihadı, bir iman vecibesi olarak benimsemiş halk ve hak rehberi din adamları, her yerde milli kurtuluş hareketinin ilk tatbikatçıları olmuşlardır. Bu yüzden doğrudan doğruya imanın eseri olan olan “zafer”de en büyük hisse onlarındır. Kurtuluş Savaşının gayesini halka anlatarak herkesi bu davaya ve kumandanlara inandırıp harekete geçirebilecek olanlar gerçekten, dini heyecana önderlik eden ulema ve din adamlarıydı. Bu konuda her türlü maddi ve manevi fadakarlıkları onlar yapmışlardır.
Sivas Kongresine Hoca Raif Efendi(Erzurum Murahhası), Şeyh Hacı fevzi Efendi(Erzincan Murahhası), Müftü tevfik Efendi(Çorum Murahhası)gibi bir çok ulema ve din adamı çevre illerin temsilcileri olarak katılırken, ilçelerde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kurucusu ve önderleri olan ilçe müftüleri, eğitim ve öğretim erbabı olan Müderrisun(Din alimleri)dan bir çok zevat bu kutsal savaşta M. Kemal Paşa’nın yanında yer alarak vatanın kurtarılması konusunda üzerlerine düşen görevleri en güzel şekilde yapmaya çalışmışlardır. İşte bu kahramanların büyük bir kısmı resmi veya gayrı resmi olarak Sivasta yapılan bu kongreye katılmışlardır. Bu nedenle İlçelerde kurulan bu cemiyetlerin mensuplarından Sivas kongresine çok sayıda katılanların olduğundan hiç şüphe yoktur. Sivas Kongresiyle ilgili olarak yazılmış bir çok eserde bunları görmek ve anlamak mümkündür. Sivas Kongresi’ne katılanların toplamını olduğundan daha çok olarak göstermelerinin sebebini ve dayanağını anlamak bu şekilde mümkündür.
“Her ne kadar etrafta büyük bir kalabalık mevcud idiyse de bunlardan bir çoğu murahhas sıfatını haiz değildi. Böyle olmakla birlikte M. Kemal Paşa’nın etrafında böylece murahhas olmayan pek çok kimse mevcuttu. Bunlar Sivas içinde ve ilçelerinde ve çevre illerde bu tarihi heyecana ortak olmak, milli ve haklı bir davanın kazanılmasında destek verilmesidir. İşte bunun içindir ki; İlçelerde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kurucusu ve önderleri olan ilçe müftüleri, eğitim ve öğretim erbabı olan Müderrisun (Din alimleri) dan bir çok zevat resmi veya gayrı resmi olarak Sivasta yapılan bu kongreye katılmışlardır. Sivas Kongresine Gürün İlçesinden murahhas olarak isimleri kayıtlarda zikredilmese de aynı yukarıda belirtmiş olduğumuz“Çerkes Yusuf Bey’in(resimlerde yer aldığı halde, kayıtlarda ismine rastlanılmamış) olduğu gibi, bu kongreye Gürün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi ve Gürün Müftüsü İsmail Vehbi/Zihni (Oğuz) Efendi, Gürün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurucu üyelerinden Beypınarlı Mehmet Beğ (Moğulkoç), Gürün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kurucularından Gürün Rüştiyesi Müderrislerinden Gübünlü (Gürün eski Müftülerinden) Mehmet Naci Kuşçu gibi zatlar katılmışlardır. Gürün Müftüsü İsmail Vehbi/Zihni Oğuz ile Gübünlü Müftü Mehmed Naci Kuşçu Efendi, bilindiği gibi İngilizler’in baskılarıyla İstanbul Hükümetinin Dürrizade’ye yazdırarak tüm Anadolu’ya teksir ederek dağıtmış oldukları fetvaya karşı, Ankara Müftüsü Rifat Börekçi’nin öncülüğünde hazırlanmış olan karşı fetvaya imza koyan değerli iki din alimidir. Bu tarihi fetvaya yazdıktan sonra bu fetvanın altına imza koyan ve M. Kemal Paşa önderliğindeki istiklal mücadelesini sonuna kadar destekleyen Milli Kurtuluş Tarihimizin değerli din alimi kahramanlarımızın adları ve ünvanları aşağıdadır. İşte bu tarihi vesikaya imzasını koyan Gürünlü iki Din Adamı da bulunmaktadır. Bu iki zatın birisi; Gürün Kazası Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi, eski Gürün Müftüsü (1919-1930 yılları arasında) İsmail Vehbi/Zihni (Oğuz) Efendi(1279/M. 1863-02/06/1932)dir. Hacı İsmail Zihni Efendi, 1919-1930 yılları arasında Gürün Müftülüğü yapmıştır. Diğeri ise; Gürün Kazası Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurucularından, Gürün Rüştiyesi ve Numune Mektebi Müderrisi, Gürün eski Müftüsü Gübünlü Mehmed Naci (Kuşcu)Efendi (1866–1946)dir.
Bunlardan başka, Beypınarlı Mehmed Moğulkoç ve Gürün eski Belediye Başkanlarından Kafkas kökenli Kolağası (Yüzbaşı) İsmail Ağazade oğlu Şakir Uma da Sivas Kongresine katılmışlardır. Şakir Uma ve Mehmed Moğolkoç’a zafer sonrasında İstilklal madalyası verilmiştir. Sivas Kongresi esnasında Kongre binası önünde çekilen tarihi resimde Mehmed Beğ, Atatürk’ün hemen arkasında durmaktadır. Mehmet Moğolkoç, Sivas Kongresine katılan Delegelere verilen yemekte çekilmiş fotoğrafta da yer almakta ve hem Erzurum Kongresine ve hem de Sivas Kongresine katılan Yüzbaşı Zaralı Recep Bey ile yan yana oturmuş bir haldedir. Atatürk’ün hemen arkasında duran (sakallı) kişinin Zaralı Yüzbaşı Recep Efendi olduğu her ne kadar belirtilmekte ise de bu kişinin Gürünlü Mehmet Moğolkoç Bey’dir. Sivas Kongresinin yapıldığı binadaki verilen yemekte çekilmiş bir resimde; Gürünlü Mehmet Beğ ile Yüzbaşı Zaralı Recep Beğ yanyana oturuyor halde resimleri bulunmaktadır.
Sivas Kongresi’ne katılmak için gelenlerden bir kısmı, kongrenin başlangıcında yetişememişler. Ancak kongrenin birinci, ikinci günlerinde katılabilmişlerdir. Bir kısmı ancak kongrenin bitiminden sonra gelebilmişler. Bir kısmı da Sivas’a geldikleri halde kongrenin tamamına katılmayarak bazı celselerde “herhangi bir konuda görüşleri alınmak üzere”kongreye katılmışlar. Bu nedenle Sivas Kongresi’ne katıldıkları belgelerle sabit olduğu halde tutanaklarda isimleri geçmeyen delegeler bulunduğu gibi, Kongreye fiilen katılmadığı(sonradan geldiği için)veya Sivas’ta olduğu halde toplantıların tamamına katılmayan(ancak samiin yani dinleyici olarak) ya da Sivas’a geldiği halde kongreye hiç katılamayan (özellikle Sivas ve havalisinde, çeşitli sancaklarda ve ilçelerde gelen) delegeler de bulunmaktadır. Tutanaklarda isimleri geçmeyen ancak katıldıkları belgelerle sabit olan iki delege şunlardır: Tatlızade Nuri Efendi Kastamonu Delegesi, Gümişizade Bekir Bey, A.Karahisar Delegesi. Bu durumda Tatlızade Nuri Bey ile Gümüşizade Bekir Beyi tutanaklarına göre düzenlediğimiz listeye dahil edersek delege sayısı otuz beşe çıkmaktadır. Kayseri Delegeleri olarak çeşitli yazarlarca ifade edilen Nuh Naci, Ömer Mümtaz ve Ahmet Hilmi Beyler, Sivas Kongresi tamamladıktan sonra Sivas’a gelmişlerdir. Dolayısıyla bu, üç delege Sivas Kongresi’ne fiilen katılmamışlardır...
Sivas Kongresi ile bütünleşen fotoğraflar mevcuttur. Bu fotoğrafların birinde Bekir Sami (Kunduk) Bey ayak ayak üstüne atmış, diğerinde atmamıştır. Bu fotoğrafta yer alan kişilerin tamamı Sivas Kongresine (toplantıya)katılan delegeler sanılmaktadır. Bu fotoğraflarda görülen zatlar, Sivas Kongresine katılmak için gelip de toplantılara katılmayanlar olduğu gibi. Bu fotoğraflarda delege ya da Heyet-i Temsiliye Üyelerinden bir kısmı bulunmaktadır.Ayrıca bu fotoğraflarda Kongre oturumlarına katılmamakla birlikte, Kongre için canla başla çalışan Sivas’ın vbatan sever insanlarından Arap Şeyh, Sivas Kadısı Hasbi Efendi, Mustafa Kemal Paşa’ nın beraberindeki çalışma arkadaşları ve diğer ziyaretçiler(çeşitli sancak ve ilçelerin temsilcileri de bulunmaktadır. Yozgat Delegesi Bahri Tatlıcıoğlu fotoğraf konusu ile ilgili olarak şunları söylemektedir: “Sivas Kongresi azaları adıyla mektep kitaplarında ve bazı tarih sayfalarında görülen grup halindeki resim Sivas Kongresi’nin hakiki azalarını(yani Kongre celselerinin tamamına ya da tamamına yakın bölümüne katılanları) tamamen ihtiva etmemektedir. Bu fotoğrafta kongre ile alakaları olmayan bazı zevat ve bir de Paşanın bir kısmı maiyet-i erkanı yer almış bulunmaktadır. Sivas Kongreleri azalarının toplu bir halde fotoğraf aldırmadıklarını sarahaten hatırlamaktayım. Heyet-i Temsiliye’nin, sonrada grup halinde fotoğraf aldırdığını duydum. Fakat aslını göremedim. Eserlerinde bu mühim noktanın tebarüz ettirilmesi faydalı olacaktır, kanaatindeyim.” Demektedir.


DAHAAA DEVAMIII VARRR SmileSmile:)AZ KALDI AMA SmileSmileSmile

vuslataozlem diyor ki:

"Biedeb mahrum başed ez lutf_i Rab."
" Dara düştüm yarab bana bir inşirah"
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
08-23-2008, 01:37 PM
Mesaj: #4
Cvp: GÜRÜN İLÇESİ TARİHİ-37 KURTULUŞ SAVAŞI
EN BÜYÜK MANEVİ DESTEK FETEVA-YI ŞERİFE

Anadolu’da başlayan “Milli Kıyam” İstanbul’daki işgal kuvvetlerini rahatsız ediyordu. Bu yüzden ellerindeki bütün tazyik unsur ve imkanlarını harekete getirmek suretiyle, İstanbul Hükümeti’ni sıkıştırıyorlardı. Ta ki; en büyük dini makam olan Şeyhülislam’dan Ankara’dakileri kötüleyen bir fetva alarak Anadolu’ya dağıtsınlar ve halkın onlara itimadını sarsınlar. Çünkü müslüman Türk milleti asırların yerleştirdiği itikad ve an’aneleri icabı Makam-ı Hilafet ve saltanata son derece bağlı ve her meseleyi dinen izah edilmedikçe kabul etmeyecek bir hıssiyat içinde bulunuyordu. Her vesile ile belirttik ki Ankara’da toplanan milli mecliste müftü, vaiz ve müderris gibi din adamları büyük bir yekum teşkil ettiklerinde halk onların tesiriyle kısa zamanda Ankara’ya büyük bir teveccüh göstererek bağlanmış ve milli gaye etrafında birleşmişlerdi. İşte bu birliği parçalamak isteyen düşman kuvvetleri halkın dini hislerine hitab eden şaşırtıcı vesika ve elde etmek arzusuna kapıldılar. Bunun için bir taraftan makam-ı Hilafet ve Saltanat’a diğer taraftan da çeşitli yollardan teziyikte bulunmaya başladılar. İstanbul’daki bütün idaricilerin halifede olmak üzere tam manasıyla kendi idaresiyle hareket etmek imkanından mahrup olup işgal kuvvetlerine teslim olmuş durumda idi. Bu yüzden işgal kuvvetlerinin arzu ve istekleri doğrultusunda mecrubiyet altında bir çok olumsuz gelişmeler meydana gelmiştir. Bunlardan biri de, İstanbul’da Şeyhülislamlık Makamı’nı işgal eden Dürrizade Abdullah Efendi tarafından Anadolu harekatına girişenlerin katli vacip olduğuna dair verilmiş olan fetvadır. İngilizler bu fetvayı almak için epey uğraşmışlardır. Bu istekleri kolay olmamış, Dürrizade’nin selefi olan Haydarizade İbrahim Efendi çetin bir mukavemetten sonra bu fetvayı vermemek için Şeyhülislamlik Makamı’nı terke mecbur olmuştur. O’nun yerine bu iş için Dürrizade bulunup getirilmiştir. Dürrizade de İngilizlerin isteği doğrultusunda metni aşağıda görülen ve bugünkü Türkçe ile vermiş olduğumuz fetvayı yazmıştır. Tarihimizde bir kara leke olarak kabul edilen bu “Dürrizade’nin ihaneti” olarak tariha geçen bu fetva bugünkü Türkçe ile aynen şöyledir:
İSTANBUL HÜKÜMETİNİN FETVASI (5 Nisan 1920)
“Dünyanın düzeninin sebebi olan İslam Halifesi(Allah O’nun hilafetini kıyamet gününe kadar sürdürsün)hazretlerinin idaresi altında bulunan İslam beldelerinde bazı şerir şahıslar aralarında birleşip kendilerine reisler seçerek padişahın sadık teb’asını hileler ve tezvirler ile kandırmağa ve yoldan çıkarmaya, padişahın yüksek emirleri olmadan ahaliden asker toplamaya kalkışıp, görünüşte askeri iaşe ve techiz bahanesiyle ve gerçekte mal toplama sevda¬sıyla kutsal şeriata ve padişahın emirlerine aykırı olarak bir takım salma ve vergiler kesip, çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mallarını ve eşyalarını yağmalamak ¬ve bu yoldan Tanrı’nın kullarına zulmede¬ gelmeye ve suçlar işlemeğe, memleketin bazı köyleri ve bölgelerine hücum ile tahrip, yerle bir etmek, padişahın sadık teb’alarından nice masum kimseleri katl ve nice masum kanları döktükleri, müminlerin emiri olan padişah emrinde bulunan bazı dini, askeri ve mülki memurları kendi başlarına azil ve kendi hempalarını¬ tayin, hilafet merkezi ile memleketin ulaştırma ve haberleşme yollarını kesmek, devletçe gönderilen emirlerin yapılmasını yasaklamak, hükümet merke¬zini diğer bölgelerden ayırmak suretiyle halifelik otoritesini kırmak ve zayıflatmak maksadıyla yüksek halifelik makamına ihanet etmek suretiyle imama(padişaha) itaatten dışarı düşmekle, “Devlet-i Aliy¬e‘nin” nizam ve düzenlerini, memleketin asayişini bozmak için yalanlar yaymak ile halkı fitneye sevk sebep ve fesada gayret etmekte oldukları açıklanmış ve gerçekleşmiş olan adı geçen reisleri ile avaneleri ve onlara bağlı olan kimseler eşkiya mertebesinde bulunup, dağılmaları hakkında gönderilmiş bulunan ¬yüksek emirlerden sonra hala inat ve fesatların¬da direnirler ise adı geçen kimselerin kötülüklerin¬den memleketi temizlemek ve zararlarından halkı kurtarmak vacip olup “Faktülu ellezi tebgi hatta te¬fie ila emrillah” ayet-i kerimesi gereğince katilleri ve gerekirse kitle halinde öldürülmeleri meşru ve farz olur mu? Beyan buyurula.
Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olur. Dürri Za¬de Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
Böylece padişahın ülkesinde savaş kudretleri bulu¬nan Müslümanların adil halifemiz ve imamımız Sul¬tan Mehmet Vahideddin Han Hazretlerinin etrafında toplanıp bunlarla çarpışmak için yapılan davet ve emirlerine koşup, adı geçen eşkıyalar ile savaşları vacip olur mu? Beyan buyurula.
Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olur. Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
Bu suretle Halife hazretleri tarafından adı geçen eş¬kıyalar ile çarpışmak için tayin olunan askerler çar¬pışmaktan kaçınır ve firar eylerlerse büyük günaha girip ve asi olup, dünyada şiddetle cezaya ve ahi¬rette acıklı azaplara hak kazanmış olurlar mı? Be¬yan buyurula.
Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki olurlar. Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
Bu suretle Halife’nin askerlerinden olup da eşkıyala¬rı katledenler gazi ve eşkıyalar tarafından katlolunanlar şehit ve şefaata nail olurlar mı? Beyan buyurula. Cevabı budur : Gerçeği Tanrı bilir ki olurlar. Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
Bu suretle eşkıyalar ile muharebe hakkında çıkarıl¬mış olan padişahın emirlerine itaat etmeyen Müslü¬manlar asi ve şer’an cezalandırılmaya hak kazan¬mış olurlar mı? Beyan buyurula.
Cevabı budur : Gerçeği Tanrı bilir ki olurlar.
5 Nisan 1920
Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah


Dürrizade’nin fetvasının eline geçiren işgal kuvvetleri bunu teksir ederek Anadolu dahilinde dağıttılar. Bu suretle Milli Mücadele’yi arkadan vurmaya kalkıştılar. Bu tehlikeli durumu düzeltmenin ehemmiyetini kavramakta gecikmeyen vatansever din adamları, buna karşılık olarak bir fetva tanzimi için harekete geçtiler. Bunların başında Ankara Kuvvayı Milliye’sinin Reisi, Ankara Müftüsü Hoca Rifat (Börekçi)Efendi bulunuyordu.
Bir tek, imzalı “Dürrizade Fetvası”na mukabil, Anadolu’da yaşayan yüz eli üç müftünün imzasını taşıyan bu yeni “fetva-yı şerif” bütün Anadolu’ya yayılarak milli birlik ve beraberliğin korunup kurtarılmasında en büyük rolü oynamıştır. Şöyle ki; esbab-ı mucibe olarak İstanbul mahreçli fetvanın ikrah yani cebir altında ve düşmanın zoruyla kaleme alınmış olduğu cihetle hiçbir hükmü bulunmayacağı, bunu mukabil, Anadolu Milli Mücadelesi’ni dinen bir“Cihad-ı Mukaddes” sayılmak lazım geldiği izhar ve ifade ediliyordu. Memleketin o buhranlı günlerinde bütün millet muvacehesinde böyle bir fetva tanzim eden muhterem din adamlarımızın birçoğu zaferden sonra teessüs eden, yeni zihniyetin haknaşinaslığına uğrayarak hayatlarını sefalet içinde nihayete erdirmişlerdir. Artık belki de hiçbiri yaşamayan bu din adamlarının hizmetleri gereği vechile takdir edilmemiş ve bugüne kadar milli mücadelenin tarihini yazanlar tarafından da bu büyük hizmet hakkıyla belirtilip değerlendirilmemiştir.
Halbuki eğer bu fetva, böylesine geniş bir alimler kitlesi tarafından yazılıp imza edilmemiş olsaydı, halkın bu harekete inandırılması mümkün olmayacaktı ve tabiatıyla zafer de kazanılmayacaktı. Kurtuluş Savaşı’nı zafere ulaştıran güç, bu fetva ile temin edilmiştir. Düşman elinde esir Şeyhülislam’ın fetvası Anadolu’da heyecan uyandırmış iken halkın tereddüd ve heyecanını bu tarihi vesika bertaraf edebilmiştir. Bu bakımdan “Sarıklı Mücahidler” in imzalarını taşıyan bu şerefli vesika, vatanın kurtuluşunda bir numaralı amil olmuştur. İşte bu terihe vesika şudur:


DEVAMI VAR SmileSmile

vuslataozlem diyor ki:

"Biedeb mahrum başed ez lutf_i Rab."
" Dara düştüm yarab bana bir inşirah"
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
08-23-2008, 01:38 PM
Mesaj: #5