nil_58
Moderatör
    
Mesajlar: 1,240
Grup: Moderatörler
Katılım: Apr 2007
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 14
|
Kültürümüzde Kösedağ

Kösedağ derler büyük manzara,
Bir yanı Suşehri bir yanı Zara,
Otur Çiçekli’ye zülfünü tara,
Gezip eğlenmeli orda bir zaman…
Karadeniz bölgesinin iç kesiminde, Yukarı Kızılırmak (Halys) bölümü arasında yükselen dağlık kütle. Sivas’ın 80 kilometre doğusunda Kuzey Anadolu fayı ile sıralanan dağ, granitik bir çekirdek ve onu saran volkanik eosen oluşuklarından meydana gelir. Bölgemizin doğu kısımlarını bir hat gibi çevreleyen, 3015 metre ile yöremizin en yüksek mıntıkasıdır olup, bölgede bir abide gibi durur adeta. Kösedağ adını, bir söylenceye göre yüzeyinde ağaç bulunmayışı, diğer bir söylenceye göre de, o civarda kabiri bulunup, ’Ermiş kimse’ olarak tabir edilen Köse Süleyman’dan şahıstan alır. Bölge Selçuklular açısından önemli tarihsel enstantanelere tanıklık etmiştir. 3 Temmuz 1243 (14 Muharrem 641) Cuma günü, Selçuklu Sultanı Gıyasettin Keyhüsrev (1223-1246) ‘in ordusu ile, Baycu Noyan ‘ın komutasındaki Moğol ordusunun Kösedağ’daki savaşı sonunda, Selçuklu ordusunun bozguna uğraması ile birlikte Anadolu kapıları Moğollar’a açılır. 1242 yılında Erzurum’u zapteden Baycu Noyan komutasındaki Moğol birlikleri, ertesi yıl büyük kuvvetlerle, batıya doğru akınlara yönelir. Böylece Kösedağ, insanların belleğinde, tarihsel anlamda, bir dönemin sonunun başlangıcı olarak yer edinir. Sultan II Gıyasettin Keyhüsrev bu bölgede ordugahını kurmuştu. İlk öncü çarpışmasından sonra, yirmi bin kişilik hassas kuvvetlerinin Moğollar’ca çevrilip savaş dışı edilmesinden sonra, geri kalan kısmı, bütün ağırlıklarını bırakarak savaşmadan dağıldı. Araziyi tanıma avantajını iyi değerlendiremeyen Selçuklu Sultanı’nın birlikleri, savaş stratejisi ve taktiksel bakımdan kendisinden daha iyi konumda bulunan Moğol birlikleri karşısında tutunamamış, hiç bir savaş ve mukavemet gösterilmeden kısa sürede savaş bitmiş, Selçuklu ordusu mağlubiyete uğramış, Selçuklu Sultanı tahtını bırakıp önce Tokat’a ardından Konya’ya kaçmış ve ordu dağılmıştır. O sırada Sivas Kadısı Kırşehir’li Necmeddin Efendi’dir. Moğol istilası sırasında Harzem’de bulunmuş ve onlarla yakın ilişkiler kurmuştur. Bu deneyimlerine dayanarak şehrin ileri gelenlerini Moğollar’a karşı direnmenin çok kötü sonuçlar vereceğine, şehrin tahrip olacağına ikna eder. Geçmişteki ilişkilerine güvenerek Moğol komutanını değerli hediyelerle karşılar. Bir antlaşma yapmayı da başarır. Halkın canına dokunulmayacak, şehir üç gün yağmalanacaktır! Şehirdeki tüm savaş araç gereçleri Moğollarca yakılır ve surların bir kısmı yıkılır. Selçuklu Sultanı’na ait hazine yağmalanır. 1243 yılı sonrasında, Anadolu Selçuklu Devleti yönetsel ve iktisadi olarak Moğollara bağlı, vergi öder hale gelecektir. Kösedağ savaşının hatıralarını taşıyan bu yörede, ok ucu, kalkan parçası ve örgülü zırh demirleri bulunmuştur. Bunlar arasında, 293–443–444–569 ve 738 envanter numaralı zırhlar Sivas Müzesi’nde bulunmaktadır. Kösedağ taşıdığı yüksek su potansiyeli ile yörenin bu ihtiyacını fazlası ile karşılar. Bağrından çıkan ‘Kırk Gözden’ efsanelere konu olur. Dağın zirvelerinde kar hiç eksik olmaz. Söylencelere göre’ o mıntıkalarda eskiden kar yağmazmış, üzüm bağları bulunurmuş. Eskiden konargöçer bir grup oraya yerleşmiş, bir gün bakarlar ki kar yağıyor, oradan göçmeye karar verirler.’ Kösedağ civarındaki ziyaretlerle insanların belleğinde yer edinmiş ve efsanelere konu olmuştur. Bunlardan Köse Süleyman Ziyareti ve çevresi, Kültür Bakanlığı, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu’nun 07.03.1986 tarihli kararı ile SİT alanı olarak tescil edilmiştir. Her yıl ‘Gündönümü’ olarak bilinen 22 Haziran’da, yöredeki Köse Süleyman, İki Sivri ve Osman Gazi, Kaniya Xızır ziyaretleri önceden bir duyuru yapılmadan, ahalinin yoğun katılımı ile ziyaret edilir. İnsanlar, akşamdan adadıkları kurbanlarını hazırlarlar, ertesi gün, şafak vakti en güzel elbiselerini giyerek, büyük bir telaş ve heyecan içerisinde yollara koyulur, neşe ve muhabbetle geçen bir yolculuk sonunda ziyarette buluşurlar. Kesilen kurbanlar için kazanlar hazırlanır, tatlı bir telaş içerisinde, insanlar koşturur. Pişirilen etli bulgur pilavının yanı sıra, yaylanın buz gibi suyundan ayran yapılır, yer sofraları açılır, iştahla yemekler yenmeye başlanır. Muhabbetler her şeyin tadı tuzu olur. Geçmişteki hatıralar anlatılır. Şifa verdiğine inanılan ziyaret lokmasının, oraya gelemeyen yaşlı ve hastalara ayrılması da ihmal edilmez. O yıl olmasını istedikleri dilekleri için dua eder, ip bağlar ve ‘Tebrek ‘olarak adlandırdıkları, kutsal bildikleri ziyaret toprağından alıp dillerine sürmeyi de unutmazlar. Bazı ziyaretçiler ve hastalar, oracıkta uyumaya çalışırlar. Rüyalar dileklerle ilgili olarak yorumlanır. Başı ağrıyanlar da uyuma sonucu baş ağrılarından kurtulduklarına inanırlar. Çocuğu olmayan veya yaşamayan anneler, dileklerinin gerçekleşmesi için türbe etrafında dolaşırlar. Akşam vakti eve dönüş hazırlıkları yapılır. Uzaklardan gelen dostlarla vedalaşılır. Gelecek yıl aynı yerde buluşmak için sözler kararlaştırılır. Savaşın en yoğun yaşandığı bir yöre olan İki Sivri mevkiindeki Tuztaşları yakınında, şehitlik olduğu söylenen mıntıka yaylaya gelenler tarafından ziyaret edilir. Emekli Öğretmen Turan Akpınar, 1944 yılında ailesiyle birlikte Kösedağ’daki yaylaya gider. Babası Hüseyin Efendi, yaylaya yeni bir yurt yapmaları gerektiğinde oğlu Turan ve işçisi Aziz’i kağnı arabasıyla taş sökmeye gönderir. Turan ve Aziz, yurt yapımı için gerekli taşları kolayca yaylalarının yakınındaki şehitlikten söküp arabalarına yüklerken, o sırada aksakallı bir atlı yanlarına yaklaşır, öfkeli bir şekilde elindeki kamçı ile Turan’a vurmaya başlar. Bir müddet Turan’ı kamçıladıktan sonra, kimin oğlu olduğunu sorar. Turan “Hüseyin’in oğluyum’’ deyince, atını obaya doğru sürer, Hüseyin Efendi’yi bulup aynı şekilde onu da sorgusuz sualsiz kamçılamaya başlar. Kızgın bir ifade ile: “Adamların şehitliği söküyor, hemen oraya git, söktükleri taşları eksiksiz yerine koy’’diye bağırır. Hüseyin Efendi doğru şehitliğe gelir, taşların hepsini yerlerine koyup, yaptıklarına bin pişman obaya döner.
Nasıl geldik yeryüzüne nasıl yaratıldık bizler
Değişmeyen ne kaldı ki, o ilk günden bu yana
Önce Maymun yaratılmışız sonra döndük insana
Şimdi bukalemun olduk,Her gün değişiyor yüzler,
Dürüstlüğe dostluğa kimse pirim vermiyor,
Para vicdanımız oldu, ahlak bizi sarmıyor
Bu nasıl yaşam dır ki insan aklı ermiyor
Doğrular ezilirken, Pirim kazanıyor yüzsüzler.
En son düzenleme: 03-10-2008 09:14 PM KAFKASKAR.
|
|
candy
Posting Freak
    
Mesajlar: 23,370
Grup: Kayıtlı
Katılım: Mar 2007
Statü:
Çevrimiçi
Karma Puanı: 35
|
RE: Kültürümüzde Kösedağ
kurban olayım oraya ya güzelliğe bak
SANA RÜYA DiYEMEM, SENDEN UYANAMAM Ki..
NEREDE OLURSAN OL, SENiNLEYiM BEN SANKi..
BULUTLU GÜNEŞiMSiN, SEVGiLiMSiN,BENiMSiN..
YAZ YAĞMURUM, KIŞ GÜLÜM, NEŞEMSiN KEDERiMSiN..
SENiNLE DOLU DÜNYAM, GÜNDÜZÜM GECEM SENSiN..
ÖLSEM DE AYRILAMAM, BENLiĞiM RUHUM SENSiN...
İnSaNLaRı Ne KAdAr DüŞüNüRSeN DüşÜn,OnlArıN SeNi O kAdaR DüşÜnMeDiKlERiNi ÖğreNDiM..
gίđєяѕєм đαğlαяıđєlєя yüяєğίмί kίlίτlєя нєяşєyίѕίlєя gίđєяίм..!
|
|