Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
PEYGAMBERİMİZİN LİDERLİK MUCİZESİ
07-18-2008, 12:11 AM
Mesaj: #1
PEYGAMBERİMİZİN LİDERLİK MUCİZESİ
Mükemmel ve her kesime örnek

Tarihte, hayatı en ince detayına kadar ve en doğru şekilde bilinen şahsiyet: Peygamber Efendimizdir. Hiç kimsenin hayatı, günlük yaşamından, ibadetlerine; aile hayatından siyasi toplumsal faaliyetlerine kadar, tüm ayrıntısı bu derece titizlikle araştırma yapılarak kaydedilmemiştir. Kuşkusuz bunun nedeni O'nun sıradan bir insan değil; Allah tarafından insanlara örnek seçilmiş, "Model İnsan" olmasındandır.

Peygamberimizin örnek bir insan olarak sunulmuş olması, İslamiyet'in insana bakışının diğer dinlerden farkını çok güzel ortaya koymaktadır. Hz. Muhammed (sav) insanlığın zirvesi, peygamberlerin sonuncusu ve en büyüğü, Allah'ın en sevdiği kulu olmasına rağmen, insanlığa örnektir. Bir başka deyişle, her insanın bu zirveyi hedeflemeye hem hakkı ve yeteneği vardır hem de bu her insanın gücü yettiğince görevidir de.

Cahil ve zorba bir toplumu değiştirebildi

Peygamberimiz, ciddi bir hukuk ve devlet geleneğine sahip olmayan, henüz kabilecilik ve şehir devleti seviyesinde yönetilen fıtri bir topluluğu, kıtalara hükmeden bir hukuk devleti kuracak ve İslam medeniyetini inşa edecek hale getirdi. Üstelik peygamberimizin gönderildiği toplum sadece eğitimsiz değil, hukuk anlayışından uzak, ilkel adet ve töreler icad edip uymayı kültür haline getirmiş, vicdani değerleri dahi yozlaşmış bir topluluktu.

Buna ek olarak, Peygamber Efendimiz, büyük bir dönüşüm ve değişimi başlatmış, yakınlarından başlayarak tüm insanlığı "kemal ve ihsan" yoluna çağırmış, bu konuda gerçek bir lider gibi mükemmel bir örnek oluşturmuştur.

Elbette değişim zordur, cesaret ve kararlılık ister. Peygamberimizin ümmetini çağırdığı değişim de, son derece zorluklar içermektedir. İnsanları babalarından gördüklerine uyup gitmekten vazgeçirmek zordur, hele de soylarıyla, atalarıyla övünen kabileci bir toplumda... Ancak, o bu en zor işi çağlara ışık tutan bir mükemmellikte başarmıştır.

Onun yanında toplanmış az sayıdaki mümin de zayıf, güçsüz ve mazlumdur. Kuşkusuz Hz. Peygambere inanıp onun yanında olmayı seçenlerin hepsi; onun gibi seçilmiş bir şahsiyet de değildir. Ona iman edenlerin bir çoğu normal insanlardı ve seçkin sahabenin yetişme süreci de elbette uzun yıllar almıştır.

Tahammül sınırlarını aşan bir lider

Peygamber hayatı boyunca düşmanları kadar, iyi niyetli ama insani hatalarıyla kendisini uğraştıran dostlarından da sıkıntı çekmiştir. Fakat o, gerek inanç zaafıyla fitnelere kapıldıklarında, gerek yakınlarına düşkünlükleri sebebiyle hata ettiklerinde, gerek zorlarına giden yükümlülüklere isteksizlik gösterdiklerinde, onlara hiçbir tahammülsüzlük göstermemiştir. Sanki o son derece şefkatle eğiten, hoş görerek cesaretlendiren, merhamet ve ilgi dolu bir babadır ümmeti için...

Daha da önemlisi, Hz. Peygamber hiçbir zaman maddi gücünün zayıflığını mazeret göstererek ilkesiz, yıkıcı ve anarşist bir davranışa da başvurmamıştır. O en zor yolu, doğruluk ve iyilikte kararlılığı ilke edinmiştir.

İçinde bulundukları son derece ümitsiz durumlarda dahi çevresine ümit aşılayan kişiliğiyle o, tam bir ışıktır. İnsanları cehalet ve hurafelerin karanlığından, ilmin ve hikmetin aydınlığına çıkarana dek öncüleri olmuş, daha sonra büyük İslam medeniyetini kuracak ümmetine yol göstermiştir. Kuran'ı Kerim'de buna işaretle Hz. Peygambere "sen onlar için bir kandil gibisin" diye benzetme yapılır.

Onun hayatı, hem ilim ve bilinçlenme, hem diriliş ve çalışma, hem olgunlaşma ve mükemmelleşme yolunda son derece aktif bir hayattır. Kişiliğinde öne çıkan özellikler, değişim cesareti, batıl inançları reddetme, kötülüklerden arınma kararlılığı ve mükemmelleşme gayretidir. Üstelik bunları sertlik ve aşırılıklardan uzak, erdem ve ılımlılık yoluyla başarmış olması eşsizdir.

Hikmetli bir rehber

Bütün bunlar beşeri açıdan bakıldığında, onun liderliğinin üstünlüğünü vurgulayan özelliklerden sadece birkaçıdır. Onun liderliğinin asıl ayırt edici özelliği ise kendi aklı ve karizmasıyla sınırlı bir liderlik değil, Allah'ın yol göstermesine tam uymakla kazandığı hikmetli bir rehberlik olmasıdır. Bir başka deyişle, o ümmetine rehberlik ederken, Rabbi de ona rehberlik etmekte; yani O, Alemlerin Rabbinin yol göstermesine mükemmel bir şekilde aracılık etmektedir.

Nitekim, Kuran'ı Kerim'de O'nun için, "O, arzûsuna göre konuşmamaktadır. O'nun konuşması vahiyden başka bir şey değildir. Çünkü (bildirdiklerini) O'na güçlü, kuvvetli ve üstün yaradılışlı biri (olan Cebrâîl, Rabbinin emri üzere) öğretti." (Necm; 2-3) buyurularak; söz ve davranışlarının kıyamete kadar geçerli bir rehberlik olduğuna garanti verilmiştir.

Hz. Peygamberimiz (sav); hem sade insanın kendi nefsini, ailesini, malını vs. idare etmesinde; hem de çeşitli mevkilerdeki insanların müessese ve toplulukları idare etmesinde örnek ve sorunlarının çözümüne ilham alınacak üstün bir rehberdir.

Zaten Peygamber Efendimizin hayat hikayesi de her çeşit insana örnek olabilecek şekilde, son derece çeşitli safhalardan oluşur. O, dünyaya bir yetim olarak gözünü açmış, sonra toplumunun eğitimini ve yönetimini yüklenecek mevkiye gelene kadar çeşitli dönemler geçirmiştir. Böylece hayatının çeşitli safhalarında, halden hale girmiş; bazen zenginleşmiş, bazen malını Allah yolunda dağıtıp fakirliği tercih etmiştir. Bazen toplumu tarafından horlanıp düşmanlığa maruz kalmış, bazen çok sevilmiş, hürmet görmüştür. Bunun gibi pek çok iniş çıkışları olan hayatı; her durumdaki insana örnek oluşturacak farklı deneyimlerle doludur.

Peygamberimizin yaşadığı hayat; araştırmacılar için devam eden bir mucizedir. Eğer O'nun sırf bir lider olarak başardıkları, adil bir vicdan ve tarafsız bir bakışla incelenecek olsa; inceleyen için hayranlık ve hidayet vesilesi olmaya yetecek bir mucize hükmündedir.

Peygamberimizin liderliği, özellikle onun yaşadığı tehdit, sıkıntı ve zorlukların benzerlerini yaşamakta olan Müslümanlar için en önemli rehber ve ümit kaynağıdır. Çünkü Peygamberimiz (sav); yalnız Allah' a güvenerek ve terbiyesine teslim olarak yola çıkmış ve başarıya ulaşmış insan modeli olarak, müminler için büyük bir motivasyon kaynağıdır.



PEYGAMBERİMİZİN MUCİZELERİ

Mucizeler niçin gösterilmiştir?

Olanca manâsı ve şümulü ile hamd olsun Yüce Allah'a ki, nübüvvet semâsından parıldayan bir yıldızın ve nurlar saçan bir ayın doğuşunu lütfetmiş bize. İnsanlığı karanlıklardan aydınlığa ulaştıran bir yıldız, parlayan bir güneş misali hidayete çağıran peygamberlerin sonuncusu ve imamı Efendimiz Muhammed Aleyhisselamı, 1400 küsür sene evvel aramıza göndermiş ve onu iman edenlerle desteklerken, inkar edenlere karşı da mucizelerle tasdik etmiştir.

Bütün kalbimizle, ruhumuzla, aklımızla şehadet ediyoruz ki, Allah birdir, O’ndan başka ilah yoktur.
Yine bütün kalbimizle ve mevcudiyetimizle şehadet ederiz ki, Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem), O'nun kulu ve resulüdür! O hak peygamberdir.

O’nun hak oluşunu, müşriklerin inkarına karşı, alemlerin Rabbi olan Allah (celle celaluhu) mucizelerle tasdik etti. Allah’ın Efendimize bahşettiği mucizeleri gören mü’minlerin imanı arttı, müşriklerden kimisi mucizeler görünce iman etti, kimisinin de inkarı, kibri arttı.

Oysa, o güne kadar, ahlakı insanların en güzeli olan, endamıyla güneş ve yıldızları kıskandıran, görülmüş en emin insan peygamberimiz Muhammed Mustafa Aleyhisselamdı. Bunu müşriklerde biliyorlardı ki O Allah’ın hak peygamberi, nebisi idi. Ama küfür ahlakından olan kibir, onların bile bile gerçeği inkar etmelerine neden oluyor, inkarlarında inat ediyorlardı.

Mucizelerin çeşitleri ve sayısı

Peygamberimiz (sav)in Kuran ayetlerinde ve hadis-i şeriflerde haber verilen birçok mucizeleri vardır. Efendimizin mucizeleri, zaman bakımından üçe ayrılmıştır:

Birincisi, mübarek ruhu yaratıldığından başlayarak peygamberliğinin bildirildiği bi'set zamanına kadar olanlardır ki bunlara ‘irhas’ denilmektedir. İkincisi, bi'setten vefatına kadar olan zaman içindekilerdir. Üçüncüsü, vefatından kıyamete kadar olmuş ve olacak şeylerdir.

Her biri de ayrıca, görerek veya görmeyip akıl ile anlaşılan mucizeler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bütün mucizeler o kadar çoktur ki, sınırlamak, saymak mümkün olmamıştır. İkinci kısımdaki mucizelerin üç bin kadar olduğu bildirilmiştir. Biz bu yazımızda bu mucizelerden en çok bilinenlere yer vereceğiz.

En büyük mucize Kuran-ı Kerim

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü Kur'an-ı kerimdir. Bugüne kadar gelen bütün şairler, edipler, yazarlar, bir ayet-i kerimenin benzerini bile söyleyememişlerdir.

Kur’an’ı Kerim’in mucizevi yönünü bu kısa yazı içerisinde ifade etmek mümkün değildir. İ'cazı ve belagatı, insan sözüne benzemeyen Kur’an’ın, bir kelimesi çıkarılsa veya bir kelime eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozulur. Bir kelimesinin yerine koymak için başka kelime arayanlar bulamamışlardır.

Nazmı, Arap şairlerinin şiirlerine benzemiyor. Ayrıca, geçmişte olmuş ve gelecekte olacak nice gizli şeyleri haber vermektedir. İşitenler ve okuyanlar, tadına doyamıyorlar. Yorulsalar da usanmıyorlar. Okuması ve işitmesi sıkıntıları giderdiği sayısız tecrübelerle anlaşılmıştır. İşitince kalplerine dehşet ve korku çökenler, bu sebepten ölenler bile görülmüştür. Niceleri, azılı bir İslâm düşmanı iken, Kur'an-ı kerimi dinlemekle, kalpleri yumuşamış, imana gelmiştir.

Peygamberimizin Ay'ı ikiye yarması

Peygamber Efendimiz (sav)'in mucizelerinden en meşhurlarından biri de Ay'ın yarılması olayıdır. Allah, bu olağanüstü olayı Kuran'da bildirmiş, bu büyük mucizeyle ilgili pek çok hadis, İslam alimlerinin en sahih hadis kitapları ile günümüze ulaşmıştır. Bu hadislerden bazıları şu şekildedir:

Buhârî ve Müslim'in rivayet ettiğine göre, hâdiseye bizzat şahit olan Abdullah b. Mes'ud şöyle nakleder: "Ay, Hz. Peygamber'in zamanında iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın bir tarafında, diğer parçası dağın diğer tarafında idi. Hz. Peygamber bize: ‘Şahit olunuz.’ Dedi.

Yine en güvenilir iki hadis kaynağı olan Buhari ve Müslim, İbn-i Mes'ud (ra)'dan şunu nakletmişlerdir: "Resulullah (sav) zamanında Mekke'de Ay ikiye bölündü. Ve Allah Resulü şöyle buyurdu: ‘Bakın ve görün!"(1)

Ay'ın yarılması olayının Mekke'de gerçekleştiği hadislerde bildirilmektedir. Ayrıca bu mucizenin gerçekleşmesini Mekkelilerin Peygamberimiz (sav)'den bizzat istedikleri de hadislerde nakledilmektedir.

Buhari ve Müslim, Enes (ra)'dan şunu nakletmişlerdir: "Dedi ki: ‘Mekkeliler Allah Resulü'nden bir mucize göstermesini istediler. Bunun üzerine Ay'ın iki kez ikiye bölündüğünü gösterdi."(2)

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de Mektubat'ında Ay'ın yarılması mucizesinden bahsetmiştir. Bu olayın pek çok sahabeden de ayrıntılı olarak nakledildiğini anlatan Üstad, olay karşısında müşriklerin ne kadar aciz duruma düştüklerini şu şekilde açıklamıştır:

“Resul-i Ekrem (aleyhissalatü vesselam)ın mütevatir (güvenilir) ve kat'i bir mu'cize-i kübrası (en kesin ve büyük mucizesi), şakk-ı Kamer'dir (Ay'ın yarılmasıdır). Evet şu inşikak-ı Kamer (Ay'ın ikiye yarılması); çok tariklerle (yollarla) mütevatir bir surette, İbn-i Mes'ud, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, İmam-ı Ali, Enes, Huzeyfe gibi pek çok eazım-ı sahabeden (sahabelerin ileri gelenleri) müteaddid (tekrarlanan) tariklerle (yollarla) haber verilmekle beraber, nass-ı Kur'anla (Kuran'ın şüpheye yer bırakmayan hükmü) "Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve Ay yarıldı." ayeti, o mu'cize-i kübrayı (büyük mucizeyi) aleme ilan etmiştir. O zamanın inatçı Kureyş müşrikleri, şu ayetin verdiği habere karşı inkar ile mukabele etmemişler (karşılık vermemişler), belki yalnız ‘sihirdir’ demişler. Demek kafirlerce dahi Kamer'in inşikakı kat'idir.” (Ay'ın bölünmesi kesindir).(3)

Bediüzzaman Hazretleri, Peygamber Efendimiz (sav)in mucizelerinin bir hikmetinin de Ebu Cehil gibi zalim biriyle, Ebu Bekir (ra) gibi üstün ahlaklı bir insanın arasındaki farkı iyice ortaya çıkarmak olduğunu bildirmiştir.

Miraç Mucizesi

Arapça’da ‘yukarı çıkmak, yükselmek’ anlamına gelen ‘mi’raç’, Peygamberimiz (sav)in büyük mucizelerinden biridir. Kuran-ı Kerim'in İsra ve Necm Surelerinde Efendimizin mucizevi şekilde Mescid-i Aksa'ya yaptığı gece yolculuğu ve Sidretü'l Münteha'ya yükselişi bildirilmektedir.

‘İsra’ kelimesinin Arapça sözlük anlamı, ‘gece yolculuğu ya da gece yürüyüşü’ dür. İsra Suresi'nin ilk ayetinde Yüce Allah, Sevgili Efendimiz (sav)in mucizevi yolculuğunu şöyle bildirmektedir:

“Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir. (İsra, 1) Peygamberimiz (sav)in üzerine basarak Miraç'a yükseldiği kutsal kayaya ‘Hacer-i Muallak’ (Muallak Taşı) denilmektedir. “İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana bir hak olarak okuyoruz. Sen de gönderilen elçilerdensin.” (Bakara, 252)

‘Aksa’ kelimesinin Arapça anlamı ‘uzak, en uzak’tır. Bilindiği gibi, Mescid-i Haram Mekke'de, Mescid-i Aksa ise Kudüs'tedir. Bu iki yer arasındaki uzaklık ise yaklaşık 1235 km'dir. Peygamberimiz (sav) söz konusu mucize gerçekleştiğinde Mekke'de bulunmaktadır. Kendisi Mekke'den Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya götürülmüştür.

Hadislerde yer alan bilgilere göre Peygamberimiz (sav), amcasının kızı Ümmühan bin Ebu Talib'in evinde yatarken, Cebrail, Peygamberimiz'e görünmüş ve onu Burak adlı bineğe bindirerek Mescid-i Aksa'ya götürmüştür. Miraç olayı da burada gerçekleşmiştir. Hadislerde Peygamberimiz'in Miraç esnasında gördükleriyle ilgili etraflıca bilgi verilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav)'in Miraç sırasında diğer peygamberlerle görüştüğü, cenneti ve cehennemi gördüğü de rivayet edilir.

İslami kaynaklarda yer alan bilgilere göre, Miraç mucizesi müşrikler ve iman etmeyenler tarafından -düşük akılları nedeniyle- şüpheyle karşılanmıştır. İman etmeyenler, Peygamberimizin doğru söylediğine inanmayıp karşı çıktıkları için olayın gerçek olup olmadığını araştırmışlardır. Rabbimiz, inkarcıları ve müşrikleri bu çirkin tutumlarından dolayı bir kez daha küçük duruma düşürmüş ve alay ettikleri şey kendi aleyhlerine dönmüştür.

Hadis-i şerifte bu olay şöyle bildirilmektedir: "Dediler ki: ‘Bize Mescid-i Aksa'nın nasıl olduğunu anlatır mısın? (Zira, içlerinden bazıları o beldeye gidip Mescid-i Aksa'yı görmüştü.) Mescid'i anlatmaya başladım. Bazı yerlerini tarif ederken, kuşkuya düştüm. Bunun üzerine Mescid-i Aksa getirilerek Akab ya da Ukeyl'in evinin önüne konuldu. Ben de ona bakarak anlatmaya başladım." Resullullah'ın konuşmasından sonra, orada bulunanlar şöyle dediler: “Allah'a andolsun ki, Mescid'i tarifi doğrudur."(4)

Mescid-i Aksa'nın olduğu bölgeye hayatı boyunca hiç gitmemiş olan Hz. Muhammed (sav)in müşriklerin sorularını eksiksiz cevaplaması, Rabbimiz'in büyük bir mucizesi ve rahmetidir. Bu mucizeyle iman edenlerin şevkleri, heyecanları ve Peygamberimize olan bağlılıkları bir kat daha güçlenmiş, iman etmeyenler ve müşriklerse inkarlarında akılsızca diretmişlerdir.

Hadis kaynaklarında, müşriklerin Hz. Ebu Bekir'e gelerek, “Miraç olayı nedeniyle” Hz. Muhammed (sav) hakkında asılsız iftiralar uydurdukları bildirilmektedir. Hz. Ebu Bekir (ra), Miraç mucizesine inanmayarak kendisine anlatan ve hala Peygamberimize inanmaya devam edip etmeyeceğini soran müşriklere; "O söylüyorsa, şüphesiz doğrudur" cevabını vermiştir.

Bu olay karşısındaki güzel ve sadık tutumu nedeniyle Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz (sav) tarafından "Sıddık" lakabıyla onurlandırıldı. Hadislerde, müşriklerin Peygamberimiz (sav)'den delil istemeleri üzerine, Sevgili Peygamberimizin müşriklere inkar etmeleri mümkün olmayan mucizevi bir delil daha sunması şöyle anlatılmaktadır; “Hz. Peygambere dediler ki:

-Söylediğinin delili nedir? Hz. Peygamber (sav) dedi ki:

-Kureyşli bir kervana rastladım. O falanca yerdeydi. Kervan bizden ürktü ve yön değiştirdi. O kervandan bir devenin üzerinde siyah ve beyaz çuval bulunmaktadır, bağırıp yıkıldı. Kervan dönünce durumu sordular, onlar da Hz. Peygamberin anlattığı şekilde olduğunu söylediler.”(5)

Görüldüğü gibi Peygamber Efendimiz (sav) hem hiç görmediği Mescid-i Aksa'yı detaylı olarak tarif ederek hem de yoldaki kervanların durumunu haber vererek, kendisini yalanlayan müşrikleri susturmuş, peygamberliğini, dost ve düşman herkese ispatlamıştır.

M. Hamza KAFKASLI

Kaynaklar: 1) İmam Suyuti, Olağanüstü Yönleriyle Peygamberimiz (sav) el-Hasaisü'l-Kübra, (çev. Naim Erdoğan) İz Yayıncılık, İstanbul, 2003, s. 313. 2) age, s. 313. 3) Mektubat, 19. Mektup, s. 191. 4) Müsned, İmam Ahmed, (1/309) el-Bezzar: Keşfu''l Estar, 1146. 5) İbn Kesir, Hadislerle Kuran-ı Kerim Tefsiri, Cilt 9, s. 461.



HZ. PEYGAMBER SEVGİSİNİN TEZAHÜRLERİ

Hz. Peygamber’e iman etmek farzdır. Hz. Peygamber (sav)e iman etmek İslam’ın erkanından birisi, imanın da şartlarından bir şarttır. Bundan dolayı her Müslümanın O’nun Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğuna şehâdet etmesi, O’nun Rabbinden getirdiği her şeyi tasdik etmesi ve O’ndan gelen bütün sözleri ve fiilleri kabul ederek, O’nu hayatında kendisine örnek alması gerekir.

Hz. Peygamber’i sevmek, her mümin için en gerekli taatlerden biridir. Zîrâ sevgili Peygamberimiz (sav), Buhârî ve Müslim’in Enes b. Mâlik (ra)den rivayet ettikleri bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:

“Sizden birinize ben, annesinden, babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe tam iman etmiş olamaz.” (1)

Bu zikretmiş olduğum hadis-i şerif başka bir rivayette şöyle nakledilmiştir: “Sizden birinize ben, kendi nefsinden, annesinden, babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe, tam iman etmiş sayılmaz.”

Bu sevgi bir insanda gerçekleşmezse, o insan gerçek mümin olamaz. Nitekim, Abdullah b. Hişâm, Hz.Ömer (ra)ın bir gün Peygamber (sav)e şöyle dediğini rivayet etmiştir:

- Ey Allah’ın Resulü sen bana, nefsim hâriç her şeyden daha fazla sevimlisin, demiştir.
Hz. Peygamber (sav) ise O’na:

- Hayır ey Ömer, nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki; sen, beni nefsinden de daha fazla sevmedikçe gerçek iman etmiş olamazsın, buyurmuştur. Hz. Ömer (ra)de O’na:

- Vallâhi şimdi sen bana nefsimden de daha fazla sevimlisin, dediğinde, Hz. Peygamber (sav):

- Şimdi imanının kemâle ermiştir ey Ömer, demiştir.(2)

Şüphesiz ki insan, iyiliğin esiridir. Kalpler kendisine iyilik yapana karşı sevgi duymak üzere yaratılmıştır. Eğer bir insan, kendisine iyilik yapan bir insanı severse, ya ona bir hediye verir veya dar zamanında ona yardım eder. Bir kişi başka bir kişiyi sevince bunları yaparsa, o halde, bütün âlemlere hidâyetle gelen, bütün insanlık için rahmetle gönderilen, insanlara kitabı ve hikmeti öğreten, dünya ve ahiret saadetine kavuşma yolunu açıklayan bu Yüce Peygamber’e karşı tutumumuzun nasıl olması gerekir?

Burada hemen şunu ifade etmemiz gerekir. Hiç şüphesiz ki; Allah sevgisinden sonra sevgiye en lâyık olan Hz. Muhammed (sav)dir. Zîrâ Yüce Allah, bir ayet-i kerimede Hz. Peygamber (sav)e hitâben şöyle buyurmaktadır:

“(Ey Habibim!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (3)

Allah nasıl bilinir?

Allah, iki vasıtayla bilinip tanınır; Onlardan biri akıl, diğeri ise peygamberdir. Allah’ı birinci vasıtayla bilip anlamak yeterli değildir. Varlık âlemindeki çok mükemmel plan, şaşmayan kanunların bir planlayıcının ve ebede uzanan ölçü ve anlamda bir kanun koyucunun varlığına delalet ettiğini, akıl yoluyla bilip anlamak mümkündür. Ama O yüce kudretin sıfatları, emirleri, kullarından bekledikleri, bu dünyayı insanlara hazırlamasının nedenleri, ahiretin varlığı bilinmemektedir. Bunları akıl değil, ancak peygamber haber verebilir. Peygamberin getirdikleri akılla birleşince, asıl yol ve amaç belirlenmiş olur.

O halde peygamber, ilahî rahmeti ve O’nun kullarına olan buyruklarını yansıtan bir ayna, O’nun kanunlarını haber veren bir alıcı-verici, O’nu kullarına tanıtan bir rehber; kulluk görevinin anlamını ve ölçüsünü insanlara öğreten bir öğretmendir.

Bu nedenle Allah’ın sevgisine erebilmenin tek yolu, peygamberi sevmek ve O’nun getirdiklerini gönülden benimseyip kabul etmek; ilâhî rahmetin insanlıktan yana ışık ve enerjisini ondan almaktır.

Hz. Peygamber sevgisinin alametleri

Hz. Peygamber (sav)i gerçekten seven bir müminde bulunması gereken bazı vasıflar vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1. Hz. Peygamber (sav)in sünnet-i seniyyesine uymak; O’nun hayat tarzına hayatımızı uydurmak. Nitekim Cenab-ı Allah: “And olsun ki Allah’ın Resulünde sizin için Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır.”(4) buyurmaktadır.

Allah’ın rızası ve sevgisi Hz. Peygamber (sav)in sünnetine uymakla elde edilebilir. Bir müminin en büyük ideali, kendisini Allah’a sevdirmektir. Yani O’nun rızasını kazanmak, gazabından korunmaktır.

Allah’ı (cc) sevenler, “Ben özümü Allah’a teslim ettim, bana uyanlar da öyle.”(5) diyen ve bu ilahî emri tebliğ eyleyen Resulullah’a karşı gelmemek ve onun gibi ihlas ve samimiyetle, “Ben özümü Allah’a teslim ettim.” deyip dininde ve şeriatında ona ve onun öğretim ve bildirilerine uymak ve onu örnek almak lazım gelir.

Bunun zıddı, “Ben Allah’ı severim, ama emrini dinlemem, O’nun sevdiğini sevmem, O’nu sevenleri, O’nun yolunu gösterenleri, O’nun seçip gönderdiklerini sevmem, onlara benzemek istemem.” demektir ki, bu da, “Ben kendimden başka bir şey sevmem, tevhid yolunda yürümek istemem.” demektir. Allah’ın Resulüne uymak istememek, Allah’ı sevmemek ve rahmetinden mahrum olmaktır.

Allah’ın veli kullarından olan Sehl b. Abdullah et-Tüsterî (ks) şöyle demektedir: “Allah’ı sevmenin alameti, Kur’an’ı sevip anlamaktır. Kur’an’ı sevmenin alameti, Rasulullah Efendimizi sevmektir. Rasulullah’ı sevmenin alameti, O’nun sünnetini severek yerine getirmektir.”

“Allah’ı, Kur’an’ı, Peygamberi ve Sünnetini sevmenin alameti ise ahireti sevmek ve ona hazırlanmaktır. Ahireti sevmenin alameti, kendini bilip sevmektir. Kendini sevmenin alameti, dünyanın aldatıcı, oyalayıcı yanlarını sevmemektir. Bunun da alameti, insanı amaca ulaştıracak kadar rızkı helâl yoldan elde etmektir.”(6)

2. Hz. Peygamber (sav)’in sözünü kabul edip, hükmüne razı olmak. Bir ayet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Hayır; Rabbine and olsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükme karşı, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olamazlar.”(7)

Yüce Allah bu ayette şu üç noktaya dikkatimizi çekiyor:

a. Her meselede Rasulullah’ın hakemliğine başvurmak.

b. O’nun verdiği hükümden dolayı içimizde hiçbir sıkıntı ve rahatsızlık duymamak.

c. Tam bir teslimiyetle O’na boyun eğmek.

Kur’an-ı Kerim, müminlerin mutlak teslimiyetten öte başka bir tercih haklarının da olmadığını kesin bir ifade ile haber veriyor: “Mümin bir erkek ve kadın için Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, artık onlar için hiç bir tercih hakkı yoktur...”(Cool

3. İnsanlar arasında O’nun dini olan İslam’ı yaymak, tevhid bayrağını yükseltmek ve Yüce Allah’ın kesinlikle izin vermediği putperestliği ortadan kaldırmak.

4. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, Allah için, kitabı için, Peygamberi için ve bütün Müslümanlar için nasihatte bulunmak. Nitekim Ümmet-i Muhammed’in en hayırlı ümmet olmasının sebeplerinden birinin, iyiliği emretmeleri ve kötülükten sakındırmaları olduğunu Yüce Allah şöyle açıklamaktadır:

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah’a iman edersiniz...”(9)

5. Hz. Peygamber (sav)in güzel ahlâkıyla ahlâklanmak ve bütün kötü ahlâk ve davranışlardan sakınmak. Çünkü Sevgili Peygamberimiz; “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyurmaktadır.(10)

Hz. Peygamber’in yolundan gitmek, onun ahlâkıyla ahlâklanmakla olacağına göre, herkesin kendisini, yaptıklarını ve kimin yolundan gittiğini ve kimin ahlâkıyla ahlâklandığını bilmesi ve kontrol etmesi lazımdır.

İstiklal Marşı Şairimiz:

Ey dipdiri meyyit! İki el bir baş içindir,
Davransana eller de senin, baş da senindir. (11)

demektedir. Gerçekten, eller bizim elimizse ve taşıdığımız baş da bizim diyebiliyorsak, başımızı iki elimizin arasına alıp biz neyiz ve kimin yolundayız diye düşünmemiz lazımdır.

6. Hz. Peygamber (sav)e saygı ve hürmet göstermek. Sahâbîler (Allah onlardan razı olsun) Hz. Peygamber (sav)e saygılarından dolayı seslerini O’nun sesinden fazla yükseltmezlerdi. Hz. Peygamber (sav)e bu derece saygı ve hürmet gösterirlerdi. Nitekim Yüce Allah: “Ey inananlar, seslerinizi, Peygamberin sesinin üstüne çıkarmayın, birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi onunla da öyle yüksek sesle konuşmayın, yoksa siz farkında olmadan, amelleriniz boşa gider.”(12) buyurmaktadır.

7. Hz. Peygamber (sav)e daima salat ve selamda bulunmak. Zîrâ Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Allah ve Melekleri, Peygambere salât etmekte (onun şerefini gözetmeye, şânını yüceltmeye özen göstermekte)dir. Ey inanlar! siz de O’na salât edin, (O’nun şânını yüceltmeye özen gösterin) içtenlikle selam edin (O’na esenlik dileyin.)”(13)

Yüce Allah, bu ayet-i kerimede bütün müminlere Peygamberine salât ve selâm etmelerini emretmekte ve O’na saygı göstermelerini istemektedir. “Allahumme salli alâ Muhammed” demek salât, “Esselâmu aleyke eyyuhen-nebiy” demek selamdır.

Hz. Peygamber (sav)den rivayet edilen çok sayıda Salavât-ı Şerife vardır. Bunları okumak, mümkün olduğu kadar çok salãt ve selâm getirmek, Peygamber (sav)in sevgisini celb eder, şefaatine sebep olur.

İşte Hz. Peygamber (sav)i gerçekten seven her Müslümanda bu vasıfların bulunması gerekir. Aksi halde insan, tam manasıyla imanın meyvesinden istifade edemez ve Hz. Peygamber (sav)in şefaatine nâil olamaz. (alıntı)....
SABRİ KÖNTEK diyor ki:
SABRİ KÖNTEK İST:EYÜPSULTAN TÜM KARDEŞLERE SELAMLAR : ALLAH RAZI OLSUN TÜM KARDEŞLERDEN .MEVLAM YARDIMCINIZ OLSUN:...http://sabrikontek.azbuz.com http://sabrikontektirebolu.azbuz.com sabri-kontek@hotmail.com
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  Hayat uzun bir duadır... KAFKASKAR 4 86 09-22-2008 04:32 AM
Son Mesaj: KAFKASKAR
  Anne Duasi Güneş 12 323 09-13-2008 12:53 PM
Son Mesaj: Güneş
  ALLAH SEVGİSİ VE KORKUSU SABRİ KÖNTEK 2 67 07-16-2008 11:11 PM
Son Mesaj: foruMeleği
  BİR HAYAT TARZI OLARAK PEYGAMBERİMİZİN SÜNNETİ SABRİ KÖNTEK 0 113 07-16-2008 10:36 PM
Son Mesaj: SABRİ KÖNTEK
  Hayat-ı Saadetlerinde Peygamber Efendimiz (sav) İle Yapılan Tevessül SABRİ KÖNTEK 0 88 06-19-2008 10:57 PM
Son Mesaj: SABRİ KÖNTEK
  Ölmüş ana baba hakkı KAFKASKAR 6 135 06-15-2008 11:36 PM
Son Mesaj: KAFKASKAR
  ANNE BABA HAKKI KAFKASKAR 4 192 06-15-2008 11:35 PM
Son Mesaj: KAFKASKAR
  Baba evladına iyilik ister KAFKASKAR 2 77 06-15-2008 11:32 PM
Son Mesaj: KAFKASKAR
  ANNE-BABA Hakkında çeşitli sual ve cevaplar KAFKASKAR 2 209 06-15-2008 11:27 PM
Son Mesaj: KAFKASKAR
  Kayınpedere "baba" demek KAFKASKAR 2 62 06-15-2008 09:39 PM
Son Mesaj: KAFKASKAR

Forum Atla:

İletişimSivas | Sivasliyiz.ComYukarıya dönİçeriğe DönHafifleştirilmiş SürümRSS Beslemesi






Seni Seviyorum Msn Nickleri Msn Adresleri Kevenli Check up