doganay58
Posting Freak
    
Mesajlar: 4,450
Grup: Kayıtlı
Katılım: Mar 2007
Statü:
Çevrimiçi
Karma Puanı: 36
|
RASuLuLLAH SEVGiSi VE TEZAHuRLERi
RASuLuLLAH
SEVGiSi VE
TEZAHuRLERi
Prof. Dr. M. Esad Cosan Rh.A
Bismi-lluhi'r-rahmani'r-raham,
El-hamdu lilluhi hakka hamdiha ve's-salatu ve's-selamu ala hayra halkiha seyyidina muhammedin ve aliha ve sahbiha ecmaane't-tayyibane't-tuhiran ve ba-d.
Mulkun yegane maliki, kainatin ve hadisatin seriksiz huliki, her turlu guc ve kuvvetin sahibi, alemlerin Rabbi, ahkemu-l-hukiman ve erhamu'r-rahiman Allah-u Azamu's-san-a sonsuz hamd u senalar olsun...
Onun Habab-i Edabi, nebiyy-i rauf u rahami, server-i kainat, sefii-l-usat fi yevmi-l-arasat, esrefu-l-murselan, seyyidu-l-evvelane ve-l-ahiran, imamu-l-muttakan, rahmetu-lluhi li-l-uleman peygamber-i zasani Ahmed-u Mahmud-u Muhammed-i Mustafa-sina ve aline, ashabina, etbaina hadsiz, hesapsiz salat u selamlar olsun...
Rabbimiz bizi Rasulunun sunnet-i seniyyesinden, evliya u asfiyasinin nurlu yolundan, bir goz yumup acincaya kadar bile ayri dusurmesin... Sirat-i mustakaminde daim, zikrinde, sukrunde ve husn-u ibadetinde ve taatinde kuim eylesin... Onlarin zumresiyle hasreylesin... Cennetiyle, cemaliyle muserref eylesin... uman... Bi-hurmeti esmaihi-l-husna ve bi hurmeti hababihi-l-mucteba...
a. Allah Sevgisinin unemi
sair:
ilm kesbiyle paye-i rif-at,
Arzu-yu muhal imis ancak;
Ask imis her ne var ulemde,
ilm bir kal u kul imis ancak.
demis. Evet, kainat sevgi uzerine yaratilmis, iman sevgi temeli uzerine kurulmus, din ve tuat sevgi ile makbul olmus, dindar sevgi sayesinde yuce makamlara yol bulmustur. Sevginin kaynagi, asli, esasi, mercii, gercegi, hakakasi Allah sevgisidir. uunku her seyimiz ondandir ve donusumuz de onadir. Ve her guzelligin sahibi, huliki, mucidi ve maliki de odur.
Allah-u Teula Kur-an-i Kerim-inde buyuruyor ki:
فسوف يأتى الله بقومٍ يحبُّهم ويحبُّونه
(المائدة:٥٤
(Fesevfe ye-ti-llahu bi-kavmin yuhibbuhum ve yuhibbuneh) -islam-in kadr u kiymetini bilmeyen, imanin onemini kavrayamayan, dinden donen, Rasulullah-a taba olmayan insanlar olursa, isterse olsun; Allah sonra oyle bir kavim getirecektir ki, (yuhibbuhum) o kavmi Allah seviyor, (ve yuhibbunehu) ve o insanlar Allah-u Teula Hazretleri-ni seviyorlar. Allah-in sevdigi ve Allah-i seven insanlar getirecektir.- (Maide: 54) buyuruyor.
منكم من يريد الدنيا ومنكم من يريد الآخرة
(اۤل عمران:١٥٢
(Minkum men yuradu'd-dunya ve minkum men yuradu-l-ahireh) diye mu-minlerin olgunlarini, zayiflarini, "Sizden bazilariniz dunya ile akli doludur, dunyayi ister; bir kismi da ahiret sevdasindadir, ahiretin onemini kavramistir, ahirete ragbet eder.- (ul-i imran: 152) diye, Peygamber Efendimiz-in etrafindakileri dunyayi sevip ona meyledenler ve ahireti sevip ona ragbet edenler diye ayirirken Kur-an-i Kerim, bir iki ayet-i kerimede de:
يريدون وجهه
(الكهف:٨٢
(Yuradune vechehu) diyerek sirf Allah-in vech-i pakini, zat-i celalini isteyen, seven usik-i sudiklarin oldugunu bildiriyor. (En'am: 52, Kehf: 2 Ve Rasulullah SAS Efendimiz'e:
واصبر نفسك مع الذين يدعون ربهم بالغدوة والعشى
يريدون وجهه ولاتعد عيناك عنهم، تريد زيتة الحيوة
الدنيا ولا تطع من اغفلنا قلبه عن زكرنا واتبع هويه
وكان امره فرطًا
(الكهف:٢٨
(Va'sbir nefseke mea'llezane yed-une rabbehum bi-l-gadati ve-l-asiyyi yuradune vechehu ve la ta-du ayneke anhum, turadu zanete-l-hayati'd-dunya ve la tuti- men agfelna an zikrina ve'ttebaa hevahu ve kane emruhu furuta.) [Sabah aksam Rablerine, onun rizasini dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et! Dunya hayatinin susunu isteyerek gozlerini onlardan (fakir mu'minlerden) cevirme! Kalbini bizi anmaktan gufil kildigimiz, kotu arzularina uymus ve isi gucu (emirlerimize karsi isyan ve) taskinlik olan kimseye de itaat etme!] (Kehf: 2 ayet-i kerimesiyle, bu asik-i sadiklari sevmesi, onlarla beraber olmasi, onlarin zahiri gorunumlerindeki tevazu ve gosterissizlige bakilip da, kiymetinin anlasilmama durumunun vuku bulmamasi anlatiliyor.
Demek ki, Rasulullah SAS Efendimiz-in cevresinde oyle insanlar vardi ki, gece gunduz rabbina yana yakila ibadet ve taat ediyor, dua ve niyazda bulunuyor ve Allah-in vech-i pakini arzu ediyor, o sevk ile yanip tutusuyordu.
Allah bize de o yuce idrakin, o asil ve ince duygunun, o essiz serefin ala makamlarini cud u lutf u keremiyle bahs u ikram eylesin... Bizi de unsu kurbu, aski sevki has haremine kabul buyursun... Ma-rifet ve muhabbet ile taltif eylesin...
Hayatin guyesi Allah-i bilmek ve ma-rifetullaha ermek; Allah-i bilince de ona asik olup onu sevmektir. Demek ki,
Kad beda- bi-l-aski fi-l-ekvani kullu ma beda-
dedigi gibi sairin, kainatin yaratilmasinda, (Kuntu kenzen mahfiyyen feahbabtu en u-rafa) [Ben bir gizli hazine idim, bilinmeyi istedim, sevdim.] hadis-i serifinde, veya daha onceki ummetlerden nakledilen o mubarek sozde beyan edildigi gibi, Allah-u Teula Hazretleri-nin sevgisi;
Ask odu evvel duser ma-suka, andan usika,
sem-i gordum yanmadan yandirmadi pervaneyi...
-unce masukta ask hasil olur, sonra asika intikal eder. sem- de [mum da] once yandi, ondan sonra pervaneyi, kelebegi yandirdi.- diyor sair.
Ayet-i kerimede de: uyle bir kavim getirir ki Allah diye, o kavmin evsafini sayarken, (yuhibbuhum ve yuhibbunehu) once kendisinin onlari sevdigini, sonra onlarin da Allah-i sevdigini sirasiyla anlatiyor.
Demek ki, kainatin yaratilmasinda Allah-u Teula Hazretleri-nin sevgisinin tesiri var. Onun zatindaki sevginin eseri var. Onun icin Fuzula-nin mulemmainda da soyle geciyor:
Hak aferanise sebeb etti vucudunu,
Evcebte bi-z-zuhuri zuhure-l-mukevvenat.
Tabii bunlar ayet-i kerimelerden ve hadis-i seraflerden cikan yuksek manalardir ama, dinleyicilerimiz de yuksek kimseler. Allah o manalari anlayanlardan eylesin...
insanin vazifesi, hedefi, en yuksek gayesi yaradanini bulmak, bilmek ve onu sevmektir. Ve bu muhabbetullahin mecburi geregi ve tahtinda mustetiri ve en yuce subesi, mahabbet-i Rasulullah-tir. Yani biz Allah-in kullari, her seyimiz Allah-tan:
Vucud cud-u ilaha, hayat bahs-i kadam...
Varligimiz Allah-in comertliginin bir ihsani, hayat da onun bir ikrami. Her seyimiz ondan, nimetlerimiz ondan. Onu sevecegiz. O sevginin bir zaruri subesi de, onun her seyini sevecegiz. Basta, gonderdigi Rasulunu sevecegiz.
b. Allah Sevgisinin Geregi
Bir insan bir seyi sevdi mi, onu her seyiyle sever. Bir kisiyi sevdi mi, onun her seyini sever. Bir varliga sevgi duydu mu, onunla taalluku olan her seyi sever.
Onun icin, Bena umir kabilesinden Mecnun-un, Leyla-nin bir ara oturdugu, sonra da goc edip gittigi yere geldigi zaman, kalintilari, duvarlari, cadir izlerini optugunu naklederler. Sormuslar:
--Niye boyle opuyorsun bu tasi, topragi, duvari?- diye de.
O da cevap vermis, siire gecmis sozu:
Emurru ale-d-diyari diyari leyla,
Ve ukabbilu ve-l-cidara ve le-l-cidara
Ve ma hubbu'd-diyari sevakne kalba
Ve lakin hubbu men sekene'd-diyara.
-Leyla'nin akrabalariyla beraber oturdugu, kabilenin yerlestigi yerden geciyorum ve kah o duvari, kah su duvari opuyorum, yuzumu, gozumu suruyorum. Duvarlara asik olmus degilim, sevgim duvarlara degil; fakat bir ara bu duvarlarin arasinda, icinde yasamis olana olan sevkimden bunu boyle yapiyorum.- diyor.
Demek ki insan, sevgilisinin oturdugu yerleri bile, mekanlari bile, duvarlari bile boyle bir muhabbetle kucakliyor.
Zamanemizin asiklarindan birisi hacca giderken, otobusten inmis Medine-i Munevvere-de, kumlara yuzunu gozunu surmus. Bir taraftan da hickirarak agliyormus ve diyormus ki:
--Acaba Rasulullah buraya ayagini basti mi?..-
Bir zat-i muhterem talebelerine ders verirken ikide birde ayaga kalkiyormus. Talebeler de mecburen kalkiyorlarmis ayaga... Sonra oturuyormus, gene oturuyorlarmis. Bir zaman sonra gene kalkiyormus.
Demisler ki:
--Efendimiz, hocamiz, ustadimiz nicin ayaga kalkiyorsunuz?-
Demis ki:
--Disarida ustadimin torunu oynuyor, kapidan onu gorunce ustadima hurmeten, muhabbeten kalkiyorum.-
insan sevgiliyi sevdi mi, oturdugu mekani seviyor, ayagini bastigi yeri seviyor. Sevdiginin mutaalikutini seviyor, cocugunu seviyor, torununu seviyor, esyasini seviyor, sacinin telini berguzar aliyor yanina, mendilinin arasinda sakliyor. Mektubunu muhafaza ediyor, hatirasini muhafaza ediyor...
Evet, hayatimizin gayesi, amaci, ugrasmamizin asil hedefi olan muhabbetullahin da, su anlatmak istedigim sekil ile geregi ve bir subesi, bir parcasi muhabbet-i Rasulullah-tir, Rasulullah-i sevmektir. uunku o sahis, siradan bir insan degildir, Allah-in gonderdigi rasuldur. su kitap lalettayin kitap degildir, Allah-in kelamidir. Onun icin opup basimiza koyuyoruz, onun icin gobegimizden asagi bile tutmuyoruz. Yani sevgili ile, sevilen ile taalluku oldu mu, soz de kiymet kazaniyor, esya da kiymet kazaniyor, kisiler de kiymet kazaniyor. uunku seven, sevdigini her seyiyle beraber sever.
Ve Allah-u Teula Hazretleri Kur-an-i Keram-inde: -Biz Allah-i seven insanlariz, Allah ehliyiz, Allah yolunun yolculariyiz.- diyen ehl-i kitaba; yani, -Biz Allah-i taniyoruz, inaniyoruz, Allah yolunun yolculariyiz.- diyenlere vahiy indirmistir ve buyurmustur ki:
قل ان كنتم تحبُّون الله فاتبعونى يحببكم الله
(اۤل عمران:٣١
(Kul) -Ey Rasulum o muddeilere soyle, o iddiacilara soyle: (in kuntum tuhibbuna'lluh) Eger Allah-i gercekten seviyorsaniz (fe-ttebiuna yuhbibkumu'llah) bana taba olun ki, Allah da sizi sevsin. (ul-i imran: 31) Madem Allah-i seviyorsunuz, o halde Allah-in gonderdigi elciyi sevmek ve saymak zorundasiniz. Sevmemek ve saymamak ve tanimamak olur mu?.. Yani vekil asil gibidir. Elci gonderildigi yerin temsilcisidir, o itibara layiktir.
Hocamiz-i Haseki Kursu-nun acilisi munasebetiyle lutuflari cok oldugundan, sene-i devriyesinde cagirmislardi. Hocamiz da li-hikmetin bendenize buyurdu:
--Benim yerime sen vekalet et, git!- diye.
Ben bir asistan parcasiyim universitede, Hocamizi ziyarete gelmisim; -Sen bana vekalet et!- dedi. Mudur Mahmud Bey de beni aldi. Utancimdan kipkirmizi oldum, koca ustadlar, Hendekli [Abdurrahman Gurses] Hocaefendi, dersine giriyoruz ayaga kalkiyor, hurmet gosteriyor. Falanca hocanin dersine giriyoruz, hurmet gosteriyor... Neden?.. Ben oranin vekali oldugum icin. Yoksa yasca ve o konudaki ilim bakimindan elbette onun kadar degilim.
Demek ki, Allah-u Teula Hazretleri nice nice ayet-i kerimeleriyle Rasulunun sevgisini de boynumuza borc kilmistir, emretmistir, farz kilmistir. Rasulullah-i ozel lutuflar ile, ve mustesna hasletler ile, ve essiz emsalsiz guzelliklerle yaratmis. Suzmus ve secmis, ovmus ve sevmis, adini adiyla yazmis, halkini ve hulkunu, yani bedenini ve edebini son derece hos eylemis. Bununla sunlari demek istiyorum ki: Evet, onu sevmek Allah-in emridir, farzdir ama, Allah da onu sevilmemesi mumkun olmayacak guzellikte yaratmis... Mecburen, mecluben sevilecek bir kimse olarak yaratmis.
c. Rasulullah Sevgisi
Nitekim Rasulullah-in nasil oldugunu soranlara verilen cevaplarda, onu vasfeden rivayetlerde deniliyor ki:
من راۤه بديهةً هابه، ومن خالطهه معرفةً احبه ويقول
ناعته: لم ار قبله ولا بعده مثله
(ت. ق. عن على
(Men raahu bedaheten habehu) -Hic gormemis bir kimse, Rasulullah-i birden bire goruverirse, Rasulullah-in maneva makaminin ve gorunumundeki heybetin tesirinden muthis bir duygu icine duser, titremeye baslardi. Rasulullah-i ilk goren tir tir titrerdi. (Men raahu bedaheten) Ansizin goreni bir titreme alirdi. Rasulullah-in heybeti ezerdi yani.
(Ve men huletahu ma-rifeten) Ama onu taniyan, sohbetine gire cika biraz bilgisiyle hasir nesir olan (ehabbehu) ihtiyari elinden gider, ona asik olurdu, onu severdi. (Ve yekùlu naituhu: Lem era kablehu ve la ba-dehu mislehu.) Onu vasfeden ancak su sozu soyleyebilirdi: Ben ondan once de, ondan sonra da onun gibisini asla gormedim.- Yuzu gunes gibi parlardi ve cemali hic kimsede olmayan mustesna bir guzellikteydi.
Onun icin Suleyman uelebi-nin Mevlid-inde ne guzel, basit, herkesin anlayacagi ifade ile, sehl-i mumtena tarzinda anlatilmis:
Dediler oglun gibi hic bir ogul,
Yaradilali cihan gelmis degul.
Bu senin oglun gibi kadri cemal,
Bir anaya vermemistir ol Celal.
Cihan yaratilali onun gibisi gelmemis, onun gibisini bir anneye Allah evlat olarak nasib etmemis. Yani esref-u bena udem. Yani insanoglunun en sereflisi, en ustunu.
Allah farz kilmis muhabbetini, bedenini ve ahlakini da asik olunacak sekilde tertip eylemis. Cemalini goren, bir daha unutmasi mumkun olmayan bir bendesi oluyor, tariflere sigmayan ask ve sevk icinde yanip tutusuyor.
Hadis-i seraflerde de Peygamber SAS Efendimiz cok enteresan bazi hakikatleri bize bildirmistir. Mesela, hepimizin ezberlemesi gereken bir hadis-i serafinde buyuruyor ki:
والذى نفسى بيده، لايؤمن احدكم حتى اكون احبَّ
اليه من والده وولده والناس اجمعين
(خ. عن انس
(Ve-lleza nefsa bi-yediha) -su canimin kudreti elinde oldugu Allah-a yemin olsun ki: (La yu-minu ehadukum hatta ekunu ehabbe ileyhi min validiha ve velediha ve-n-nasi ecmaan.) Sizden biriniz, ben kendisine babasindan da evladindan da, butun diger insanlardan da daha sevgili, daha cok sevilen bir kimse durumuna gelmedikce onun icinde, suurunda; gercek imani yakalamis olamaz. Yani gercek mu-min olmanin gostergesi Rasulullah SAS-in muhabbeti, askidir, sevgisidir ki, bu sevgi annesinin, babasinin sevgisinden -ki insan anne ve babasina ne kadar sevgi duyar- ve kendisinin semere-i fuadi olan evladinin sevgisinden ki; bir anne ve baba evladi icin deli divane olur, hayatini verir... Bazen de cesitli sekillerde insanlar birbirlerini severler, asik olurlar, delikanlilik caglarinda olur, mecnuna donerler. iste her ne turlu sevgi olursa olsun anneden, babadan, evlattan, kardesten, sevgiliden, hepsinden daha sevgili olmayinca bir insanin yaninda Rasulullah, sevgi iceride o kadar cosmayinca o insan hakiki mu-min olamamis oluyor.
Sahabe-i Kiram-dan bir zat-i muhteremi yakaladiklari zaman, iskenceyle oldurmeye goturuyorlardi ve ona dediler ki:
--Bak gordun mu butun bu gelenler basina, bu musibetler, bu belalar, bu sikintilar o Muhammed-in yuzunden oldu. Ne olurdu simdi sen ona inanmamis olsaydin, evindeki cocugunun yaninda olsaydin, o bizim elimizde olsaydi. Bak simdi onun yuzunden seni oldurecegiz.- deyince, dedi ki:
(La va-lluhi!) -Allah-a yemin olsun ki, benim canim feda olsun, binlerce kez benim canim feda olsun; ayagina diken batmasina razi degilim! Degil sizin elinize, sizin gibi zalimlerin eline gecmesine, iskence gormesine razi olmak, ayagina diken batmasina bile rizam yoktur!- dedi.
Rasulullah-in yanina gidip gelen musriklerin murahhas heyetleri, Kureys kavminin idare meclisindeki yuksek sahsiyetleri diyorlardi ki:
--Biz kisralarin, kayserlerin saraylarina gittik, Sasani imparatorlugu sarayini gorduk, Bizans imparatorlugu sarayini gorduk, Habes-i gorduk, baska yeri gorduk... Hicbir hukumdarin tebeasinda, Rasulullah-in etrafindaki ashabinin ona sevgisi ve bagliligi gibi baglilik gormedik.- diyorlardi.
Rasulullah SAS-e sahabe-i kiramin en asagi ifadesinde: (Fidake eba ve umma ya rasula-lluh!) -Annem babam sana feda olsun ey Allah-in Rasulu!- diye hitab ederlerdi.
Peygamber Efendimiz bu sevgiye isaret ediyor. Yani bu sevgi icinde galeyan edecek ki, insan hakiki mu-min olsun.
Tabii ben buradan, soyle bir parantez acip bir sey de soylemek istiyorum ki:
--Neden Allah CC bir fana kulunu, boyle bir muhabbetle baglanmak mertebesine cikarmis? Nicin kullarina, onu bu derece sevmesini kendisi emretmis ve Rasulullah da bu emrin geregi olarak, ummetine boyle olmasi gerektigini muteaddid hadis-i seraflerinde aciklamis?..-
uunku, Allah-in emrini ondan ogrenecek. uunku Allah-in rizasi yolunu o yolla bulacak. uunku onun rehberligiyle emredecek. Onu sevmeden, ona baglanmadan, ona itirazsiz inkiyad etmeden olmuyor. Onun icin, mursid-i kamile de ayni sekilde baglanmak gerekiyor. Ve o sevgi sirktir diyenlerin iddialarinin boslugu buradan ortaya cikiyor. sirk olsaydi, Rasulullah-a muhabbet de sirk olurdu. sirk degildir.
Peygamber Efendimiz SAS:
--uocuklarinizi iki haslet uzere yetistirin! Birisi: Rasulullah-in muhabbeti... ikincisi: Kur-an-i Kerim-in muhabbeti.-
Yani cocuklari boyle terbiye edecegiz ki cocuklar bi-la ihtiyar Rasulullah-i son derece sevecekler, Kur-an-i Kerim-e son derece hurmet edecekler. Her ikisi hakkinda cok guzel duygular icinde nesv u nema bulmus olacaklar.
Sahabe-i kiramdan Sevban RA bir gun, Rasulullah Efendimiz-in gozune gozlerini dikmis, kendinden gecmis, mest bir sekilde bakiyor...
Rasulullah-in yuzune herkes bakamazdi. Yani bazilari diyor ki:
(iclalen lehu) -Ona olan saygimdan Rasulullah-in cemaline gozumu dikip doya doya bakamadim!-
O kadar saygi var, o kadar hurmet var ki gozunu kaldirip bakamiyor. Umumiyetle mescide geldigi zaman, herkesin gozu yerde olurdu. Ama bazi asik-i sudiklar bakabiliyor demek ki. Mesela, Ebu Bekr-i Siddak Efendimiz bakarmis, tebessum edermis. Rasulullah Efendimiz de ona tebessum buyururlarmis.
Sevban RA bir gun, Rasulullah-in cemaline gozunu dikmis, boyle mest seyrederken Rasulullah Efendimiz mutebessim, diyor ki:
--Hayrola, ne oluyor boyle?..-
Diyor ki:
--Anam babam sana feda olsun ey Allah-in Rasulu! (Etemetteu bi-n-nazari ileyke) Senin cemaline bakmakla nimetleniyorum ya Rasulullah. Annem babam sana feda olsun. Seni cok seviyorum. Yalniz bir husus var ki, onu hatirlayinca uzuluyorum ya Rasulullah! Dunyadayken cok sukur ki senin sahabenden olmusum, senin asrinda gelmisim, senin sohbetine ermisim, senin yaninda bulunuyorum ve seni gorebiliyorum. Ne devlet bana, ne nimet bana...
Amma ahireti dusununce; o zaman gamlaniyorum, kederleniyorum. uunku sen mutlaka cennete gideceksin ve Makum-i Mahmud-a nail olacaksin. Amma ben ya cennete girerim, ya giremem... Cennete girsem bile ya Rasulallah, senin o yuce Makum-i Mahmud-un nerede, ben aciz, naciz kulun makami nerede... Seni orada buradaki kadar sik goremem diye dusununce, uzuntulere gark oluyorum ya Rasulullah!- demisti.
Boyle istikbalde gorememenin tasasina dusuyor yani bazi mubarekler. O zaman Peygamber Efendimiz SAS mujdeliyor ki:
يحشر المرء مع من احبَّ
(Yuhseru-l-mer-u mea men ehabbe) -Kisi sevdigiyle beraber hasrolacak. Allah fazl u kereminden seveni sevilenden ayirmayacak, asiki masuktan ayirmayacak, orada o beraberlik olacak.-
Demek ki, seven sevilenle beraber olacaksa da yine bu yoldan da Rasulullah-i sevmemiz gerektigi noktasina ulasiyoruz. Madem seven sevilenle beraber olacak, o halde bu dunyada Rasulullah-in muhabbetini icimizde tahakkuk ettirmeliyiz ki, asiki masuktan Allah ayirmadigi zamanda, bizi de onun yaninda eylesin...
uyle mubarekler vardi ki, her aksam yatarken -bilmem siz ne dua edersiniz ama- onlar goz yaslariyla diyorlardi ki:
--Ya Rabba, ne olur bu aksam canimi al!.. Ne olur bu aksam oleyim de, o Muhammed-e ve ashabina kavusayim ya Rabbi!..- diye dua ediyorlardi. -Al artik canimi ya Rabbi!- diyorlardi.
Sahabeden bir mubarek zatin vefatinda kizi yanina gelmisti de: (Va ebeta) -Ah babacigim, yazik babacigim!- deyince (La) -Hayir!- demisti ona. (Gaden) -Yarin ben Rasulullah-a kavusacagim.- demisti. -Niye oyle babacigim diyorsun, yarin Rasulullah-a kavusacagim.- demisti.
Mevlana Celaleddin-i Ruma-nin biliyorsunuz olum hakkindaki, Hocamizin vefati gunu takvimin arkasina tevafuken yazili olan gazelini. Diyor ki:
Beruz-i merg cu tabut-i men revan based,
Guman meber ki mera derd-i in cihan based.
-Benim tabutum vefat ettigim gun mezarliga dogru yururken, sanma ki benim icimde bir cihan tasasi var.-
Bera-yi men megira vu megu: Dirag, dirag!
Bedam-i dav derufta dirag an based.
-Benim tabutumu gordugun zaman -Yazik yazik!- deme; insan seytana uyarsa o zaman yazik olur.-
Cenaze-em cu bibana megu: Firak, firak!
Mera visul u mulakut an zaman based.
Benim tabutumu ugurlarken -El-firak, el-firak!.. Elveda, elveda!..- deme; cunku ben ayrilmiyorum, kavusmaya gidiyorum.- diyordu. Demek ki, evliyaullahin hasletleri ayni noktada.
Bilal-i Habesa RA, Rasulullah-in vefatindan sonra Medine-de duramadi. Her taraf Rasulullah-in hatirasi dolu oldugu icin, tahammul edemedi. Rasulullah-siz Medine-i Munevvere-ye tahammul edemedi. Terk-i diyar eyledi. Diyar diyar dolasti seyda gibi ama, ayrilik da care degil. Bir gun dondu, geldi, yillar sonra Medine-i Munevvere-ye... Rasulullah-in muezzinidir diye tuttular kolundan, minareye cikarttilar. Bilal-i Habesa Rasulullah-in devrinin ezanini okudu orada, kendi uslubuyla.
-Heyye ale-s-salah!- dermis mubarek, -Hayye- demezmis. -Onun heyye demesi sizin hayye demenizden hayirlidir.- diye Efendimiz mudafaa etmis. uslubundan belli, Habes uslubu. Tam Arap degil ama, o Rasulullah-in mescidinde ezan okuyunca, Medine herc u merc oldu. Devr-i Rasulullah geri mi geldi dediler. O sesten, o sadadan... Nasil biz burada teyplerden Medine ezanini duyunca, Medineli bir muezzinin okudugu, oraya mahsus ezani duyunca, bir elektrige tutulmus gibi oluyoruz; oyle oldular.
Hazret-i Fatima RA Hazretleri-ne Peygamber Efendimiz bir sey soyledi, Hazret-i Fatima Anamiz agladi. Sonra bir sey daha soyledi, Fatima Anamiz tebessum buyurdu, guldu.
Ne demisti Peygamber Efendimiz:
--Benim ahirete gitmem, aranizdan ayrilma zamanim geldi.- buyurmustu.
Fatima Anamiz o zaman aglamisti. Ama:
--uzulme, ehl-i beytim icinde bana en cabuk kavusacak olan sensin ya Fatima!- deyince de gulmustu.
ulume gulen insan... Sevginin ne kadar yuksek oldugunu gorun ki, ona kavusacagim diye nasil seviniyor.
Hazret-i Aise Annemiz, bir ruya gormustu ki: Gokten uc tane Kamer, yani Ay yere iniyor, onun hucresine geliyor, topraga giriyor. Anlayamadi bu remzi. Babasi Ebu Bekr-i Siddak Efendimiz-e sordu:
--Babacigim, ruyamda uc tane Ay gordum, mehtap. Gokten indi, benim hucreme girdi.-
Ebu Bekr-i Siddak Efendimiz ruya tabirini severdi. Peygamber Efendimiz-in zamaninda da -Ya Rasulullah musaade buyur, bu anlatilan ruyayi ben te-vil edeyim, bakayim isabet etmis miyim?- diye de, Rasulullah-in huzurunda da boyle bazen atilganlik yapmisti. O ruyayi soyle tabir etti:
--Kizim, evladim, ya Aise! Senin hucre-i saadetine, hane-i saadetteki, Rasulullah-in evindeki senin odana, uc tane insan gomulecek; ki, onlar yeryuzunun en serefli insanlaridir.-
Ve aradan yillar gecti, Rasulullah SAS Efendimiz ahirete irtihal buyurdular. -Peygamberler nerede vefat ederse, oraya defnolunurlar.- diye, Peygamber Efendimiz-i Hazret-i Aise Anamiz-in hucresinde vefat ettigi icin oraya defnettiler. Ebu Bekr-i Siddak Efendimiz yavasca kizinin yanina geldi:
--Kizim, senin uc Kamerinden birisi ve en hayirlisi buydu.- dedi.
Birisi Rasulullah Efendimiz, oraya gomuldu. Ondan sonra Ebu Bekr-i Siddak Efendimiz gomuldu, ondan sonra umeru-l-Faruk Efendimiz gomuldu. iranlilarin kulaklari cinlasin! Yani, seyhayna sebbedenlerin akillari baslarina gelsin!..
d. Rasulullah Sevgisiyle Yazilan Eserler
Boyle yasamislardi gercek muslumanlar. Rasulullah Efendimiz-i boyle sevmislerdi, ona kavusmayi boyle istemislerdi. Dindarliklari boylece fer ve kuvvet bulmus, canlarina can gelmisti.
Tabii insan topluluklari, koca kalabaliklar, ummet, milletler bu sevgiyle boyle yasayinca elbette bu sevginin edebiyata da aksi olacak. uunku edebiyat hayatin aynasi. Onun icin ilk caglardan, asr-i saadetten itibaren edebiyatta Peygamber SAS Efendimiz Hazretleri-nin sevgisini, askini, muhabbetini gosteren eserler goruyoruz. Onu medheden sair sahabeler biliyoruz: Hassan ibn-i Sabit, Ka-b ibn-i Malik el-Ensara Hazretleri gibi. Hatta hepinizin degilse bile, cogunuzun bildigi sozu var o sair sahabenin:
Ma in medahtu muhammeden bi-makuleta,
Ve lakin medahtu makuleta bi-muhammedin
-Ben sozlerimle Rasulullah-i medhetmiyorum, su sozlerim Rasulullah-in medhinde degil. Onu medhetmek icin soz soyluyor degilim, bilakis sozlerimi Rasulullah-la zinetlendiriyorum, sozlerimi medhediyorum. uunku onun sozu, soyleyen icin ziynettir.-
insan Allah-in sevdigi ve Allah-in ogdugu yuce sahsiyeti nasil ogebilir, ancak onu ogmekle sozlerini sereflendirebilir.
Tabii o zamandan basladi ask edebiyati ve ilk siralarda Ka-b ibn-i Zuheyr-in Kasade-i Burde-si. Bu zat Rasulullah-a muhalif bir kimseydi ve aleyhinde yazilar yaziyordu ve bu edebsizliginden dolayi katli, yakalandigi yerde oldurulmesi bahis konusuydu. Hatasini anladi, hatasindan dondu ama, yakalansa oldurulecek. Gizlice Rasulullah-in meclisine kadar geldi ve onun icin hazirlamis oldugu Banet Suudu kasadesini okudu. Rasulullah Efendimiz dinledi,
والعفو عند كرام الناس مأمول
(Ve-l-afvu inde kirame-n-nasi me-mulu) -insanlarin keram olanlari, affederler.- manasina beyite gelince, taltif eyledi, sirtindaki burdesini, burd-u yemanisini, hirkasini cikartti, saire verdi. O sairden sonra, hukumdarlar satin aldilar o hirkayi, elden ele gecti ve bizim Fatih-deki Hirka-i seraf Camii-ne o hirka geldi. simdi basimizin taci o camide, orada muhafaza ediliyor. Rasulullah Efendimiz-in o hirka-i saadeti.
Boyle Arap Edebiyatinda Rasulullah SAS hakkinda nice nice siirler, kasideler, eserler var. Onlarin bir tanesi de meshur imam Muhammed Busara-nin ki bu 13. Asrin ricalinden, Misir-da devlet dairelerinde hizmetler gormus, vezirlik yapmis bir kimse. Rasulullah-a cok kasideler yazmis.
Yolda bir zat bir gun kendisine sormus, demis ki:
--Rasulullah-i ruyanda gordun mu?-
Dusunmus... Gormedi. icine bir ates dusmus, -Niye ben Rasulullah-i gormuyorum ki?- diye. O sevk ve o ask ile ruyada Rasulullah Efendimiz-i gormus. Sonra kendisine felc gelmis. Felc gelince, ayaklari tutmaz olunca, yine Rasulullah SAS Efendimiz-e su bizim sabahlari Evradimizin icinde okudugumuz:
E min tezekkuri caranin bi-za selemi
Mezecte dem'an cera min mukletin bi-demin
Em habbeti-r-rahu min tilkui kazimetin
Ve ev meda-l-barku fi-z-zalmai min idamin
kasadesini yazmis. Rivayete gore, Rasulullah SAS-i ruyasinda goruyor, kasideyi Rasulullah SAS Efendimiz-e okuyor. Efendimiz mubarek elleriyle felcli ayaklarina soyle meshedince, surunce mubarek ellerini, felcten bera olmus, beraet bulmus, yani sifa bulmus. Onun icin bu kasadeye de Kasade-i Bur-e, yani hastaliktan kurtulmaya vesale olan kaside derler. Boyle felclilere okurlar ve sifasi da mucerrebdir.
Yolda kendisini seyh Ebu-r-Reca gormus. Demis ki:
--Rasulullah-a yazdigin kasideyi bana da verir misin?-
Diyor ki:
--uok kaside yazdim, hangisini istiyorsun ki?-
Diyor ki:
--Felcten bera olmana sebep olan (E min tezekkuri caranin bi-za selemin) diye yazdigin kaside. Onu Rasulullah-a okurken ben de duydum, cok begendim.- diyor.
Daha kimseye duyurmamis, hic kimsenin haberi yokken, yolda seyh Ebu-r-Reca, kimseye soylemedigi seyi boylece, kasideyi kendisinden ilk beytini de soyleyerek istedigi rivayet edilir.
Naba-nin de basina boyle bir sey gelmis. Ask ile sevk ile haccetmek icin yola cikinca, yolda kaside yaziyor Naba merhum.
Sakin sua edebden, kuy-i mahbub-i hudadir bu!
diye baslayan kasideyi, Medine-ye gelmeden yolda ask ile sevk ile yaziyor. Medine-ye geldigi zaman minarelerden onun boyle makam ile okundugunu duyuyor. Tabii muezzini yakaliyor o minareden iner inmez.
--Ya bu kasideyi nereden buldun?-
--Dun gece Rasulullah talim buyurdu ruyamda.- diyor.
Yani Rasulullah sevgisiyle insan muhalata etti mi, boyle iligi, damari, kani vucudu karisti mi, boyle olur. Ben bunlara inaniyorum. Yani bunlar kitaplarda yazilan seyler. Buna benzer, emsali seyler hayatta da oldugu icin, bunlarin gercek oldugunu, boyle seylerde yalan soylenmeyecegini; o mubareklerin bu konularda yalan soylemeyecek kadar edebli olduklarini biliyorum.
iste bu ask ve sevk ile Peygamber SAS Efendimiz-in hayati uzerine, sareti uzerine, evsafi uzerine, semaili uzerine, hadis-i serifleri uzerine binlerce, yuz binlerce kitap yazilmistir. uok sevdiklerimden bir tanesi Kudi iyad-in Kitabu-s-sifa bi-Ta-rafi Hukùki-l-Mustafa kitabidir ki, son derece mantikli bir orgu icinde, mudellel rivayetlerle belgesel bir eserdir. Buyuk bir kaynak kitaptir. Herkesin okumasi tavsiye olunur.
uunku, ecdadimizin muntazaman camilerde, medreselerde okuduklari klasik kitaplardandir. Yani bizim ecdadimizin mutlaka okudugu eserlerden birisi de odur. uunku muhabbet-i Rasulullah-i cok guzel anlatan bir eserdir.
Mustakil eserler oldugu gibi her eserin icinde siir ve nazim ve nesir, cesitli parcalar da Rasulullah askina yazilmis bolumler de vardir.
Siyer kitaplarindan mesela, Turk Edebiyatinda ilk gorunenlerden bir tanesi Erzurumlu Darir-in Siyer-i Neba-sidir ki, saheser bir edebiyat numunesidir. icinde manzum bolumler de vardir, mensur bolumler de vardir. Ve bizim Suleyman uelebi-nin Mevlid-ine de bazi konularda kaynaklik etmis saheser bir eserdir.
Sonra Peygamber SAS Efendimiz hakkinda yazilmis mevlid kitaplari vardir ki, bunlar bir dizi eserdir. Latafa, -Yetmis veya doksan tanesi baska baska sahislar tarafindan yazilmis, onlari gordum, inceledim.- diyor.
Saniyorum, tahmin ediyorum ki; galiba Bursa-nin meshur velasi Emir Sultan Hazretleri, dervisanina, -su muhabbet-i Rasul-u dile getiren bir seyler yazin!- diye emretmis olsa gerek. Onun dervislerinden cok mevlid yazanlar var. Tabii Suleyman uelebi-nin eseri, anlayana bir harika edebiyat ubidesidir, saheserdir.
Allah makamlarini cennet eylesin, sefaatlerine nail eylesin... Son derece mueddeb, son derece guzel yazilmis bir eser.
Sonra yine Peygamber SAS Efendimiz-i ruyada gorup onun emri uzerine eser yazmis olan, Yazicioglu Muhammed-in Muhammediyye isimli eseri vardir. Turk Edebiyatinda hemen her evde bulunur. Benim kutuphanemde bile uc dort tanesi var. islam aleminin her tarafina yayilmistir. Balkanlar-dan Kafkasya-ya, Kafkasya-dan Orta Asya-ya kadar. Ve manzum olarak okunmustur. Oradan boyle lezzet almislardir; mevlidlerden, Muhammediyyelerden, muhabbet-i Rasulullah-i takviye etmislerdir.
Sonra, cennetmekan Hakana Muhammed Efendi-nin Hilye-si vardir ki, bu zat-i muhterem 17 Yuzyilin basinda 1606-da vefat etmis. Saray vazifelilerinden muteferrika olmus, serhad beyi olmus, sancak beyi olmus, hacci da var.
Bir Hilye nushasinda, mukaddimesinde gordum: Rasulullah SAS Efendimiz Hazretleri-ni ruyasinda gormus, o ruyayi yaziyor. Yani, Peygamber Efendimiz-in hosnutlugunu, teveccuhunu kazanmis.
Rasulullah-i anlatiyor. Yani, -Vucudu soyleydi, gozleri soyleydi, kirpigi boyleydi, yuzu soyle piril piril parlardi, kollari, pazulari soyleydi, ahlaki, semaili boyleydi...- diye meshur bir eserdir.
Sonra Peygamber Efendimiz-in Mi-rac-ini hasseten anlatan eserler yazilmistir. Bu konudaki eserler basinda Ganazade Nadira-nin Mi-raciye-si meshurdur.
Rasulullah Efendimiz SAS Hazretleri-nin hadis-i serafleri manzum ve mensur olarak Turkce-ye tercume edilmistir. Kirk hadis olarak, yuz hadis olarak, binbir hadis olarak Turk Edebiyatinda nice nice boyle guzel eserler vardir.
Meshur bir tanesi Hatiboglu Muhammed-in Ferahname isimli yuz hadis, yuz hikayeden mutesekkil eseri.
Kirk hadisler uzerinde, Abdulkadir Karahan Hocanin buyuk bir calismasi var, doktora calismasi.
Tabii bundan sonra her eserin, her kitabin soyle bir islama tertibi var: Besmeleyle basliyor, Allah-u Teula Hazretleri-ne hamd bolumu oluyor. Ondan sonra, Peygamber Efendimiz-e salat u selam bolumu oluyor. Ondan sonra, -sebeb-i te-laf-i kitab- bolumu oluyor. Boyle bir klasik baslama ve tertip mevcut her kitapta.
Tabii buralarda, Peygamber SAS Efendimiz icin yazilmis nice guzel siirler var kitaplarin icinde... Ve bazi sahislar nice nice Peygamber Efendimiz-le ilgili kitaplar yazmislar, hatta uc bes tane divani, sirf Rasulullah Efendimiz-in hakkinda yazilmis siirlerle meydana getirmisler. Yani baska seyle mesgul olmamis, o konuda kendisini boyle daldirmis deryaya... Ki Peygamber Efendimiz-in vasfi hakkindaki siirlere na-t denir. Kasade der na-t-i Hazret-i Nebeva... Yahut kasade olur, gazel olur, baska sekillerde, formlarda olabilir; seklen onemli degil. Ama Peygamber Efendimiz-i anlatan bu siirlere na-t deniliyor.
Mesela vefati 1726-da olan, 18. Yuzyil sairlerinden Nazam, koca koca, okunmakla bitmeyecek boyle muazzam na-tlardan nice divanlar meydana getirmistir ki, onlari talebelerimize calistirdik, tez olarak vermistik. insaallah nesredilir.
Tabii bu na-tlar, bu siirler, bu asklar, bu sevkler musikaye intikal etmistir. Zaten Turk Edebiyatinda, manzum eserlerin makam ile okunmasi bir adet idi. Mesela, Mevlid makam ile okunurdu. Muhammediyye makam ile, musika ile terennum edilirdi. Yani boyle duz bir okunusla okunmazdi.
Ama ilahiler ve kucuk boyutlu, ebatli na-tlar bestelenmistir. Musikamizde nice ses ve saz musika eseri olarak boyle saheser na-tlar vardir. Galiba programin benden sonraki kisminda, kardeslerimiz onlardan size guzel numuneler, meshur numuneler sunacaklar. Musika de insanin askini, sevkini guzel ortaya doken bir vasitadir cunku...
Sonra, hat sanatinda, o sevginin nice nice guzel eserleri vardir. Hattan icazet alacak sahislar, icazetname calismalarina umumiyetle Peygamber Efendimiz-in hadis-i serafini alir, oyle tertib ederlerdi, hocalarinin imzalarini koyduklari parcaya...
Sonra, meshur hattatlarin Peygamber Efendimiz-in seklini, semailini anlatan hadisleri, boyle guzel levha halinde tertip edip hilye-i serafeler yazmislardir. Bunlarin bir evde bulunmasinin, eve bereket getirdigi soylenilir. Hepimizin evinde matbu veya el yazma nice boyle eserler vardir.
Duvarlarda nice, -Garak-i bahr-i isyanim, dahalek ya Rasula-lluh!- gibi, guzel levhalar yazilmistir. Rasulullah SAS Efendimiz-e sevgiyi, saygiyi, bagliligi ifade eden cesitli estetik gorunumlerle, edebiyatin icine, musikanin icine, sanatin icine dokmuslerdir bu sevgilerini bizden onceki mu-minler.
Allah-u Teula Hazretleri bizi de Rasulullah SAS Efendimiz-in muhabbetini kazanmaga muvaffak eylesin... Yani Rasulullah SAS Efendimiz bizi sevsin ve bizden razi olsun... Bizim icimizde de, Rasulullah-a karsi o yanici, yakici muhabbet, sevgi, saygi hasil olsun... Gonullerimiz Rasulullah SAS Efendimiz-in sevgisiyle, muhabbetiyle dolsun...
Bu sevginin tabii, sebebi var, kaynagi var, vesalesi var, vasitasi var... Rasulullah Efendimiz-i tanimaya calismak lazim, hadis-i seraflerini okumak lazim, hadis-i seraflerine gore hayati yasamaga calismak lazim!.. Rasulullah SAS Efendimiz-e salat u selami cok getirmek lazim!.. Rasulullah SAS Efendimiz-in ummetine cok halisane hizmet etmek lazim!.. Kendisine salat u selam, sunnet-i seniyyesine temessuk, ummet-i merhumesine husn-u hizmet ile, umulur ki bu sevgi sizlerde ve bizlerde de oldugundan cok daha yukseklerde olur, yuksek seviyelere cikar, kuvvetlenir.
Allah-u Teula Hazretleri bizi muhabbetullaha, muhabbet-i Rasulullah-a gark eylesin... O deryaya gark eylesin... O sevgiyle yasatsin... O sevgiyle ahirete gocursun... Huzur-u Rabbu-l-izzet-e yuzu ak, alni acik, o sevgiyle vardirsin... Habab-i Edabi-ne Firdevs-i Ala-sinda komsu eylesin... Dunyada gul cemalini sik sik gormeyi nasib eylesin...
Mubarek evliyaullahtan bir buyuk zat diyor ki:
--Rasulullah-in cemali, hayali gozumden bir an kaybolsa, kendimi musluman saymam.-
Demek ki, daima Rasulullah musahedesi makaminda... Allah-u Teula Hazretleri bizlere de ihsan eylesin...
Es-selamu aleykum ve rahmetu-lluhi ve berekatuhu!..
Allah sizi, hiçbir şey bilmezken annelerinizin karnından çıkarmıştır. Şükredesiniz diye size işitme duyusu, gözler ve gönüller vermiştir.
Nahl, 78
Bu din kolaylıktır. Kimse aşırı gayretle dini geçmeye çalışmasın, başa çıkamaz, yine de yapamadığı eksiklikleri kalır ve gâlibiyet dinde kalır.
Buhari, 29
Lâ ilâhe illallah sözünün bir özelliği de insanı korumasıdır. Hem dünyevî hem uhrevî, hem maddî hem mânevî tehlikelerden gerçekten korumasıdır.
Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN Rh.A
|
|