Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Ruhunuza batan dikeni çıkarın
10-11-2008, 09:36 PM
Mesaj: #1
Ruhunuza batan dikeni çıkarın

Dr. Salih Özaytürk ile söyleşi...

"Nasıl ki elinize bir diken battı, oraya uyuşturucu sürerek dikeni çıkarma şansınız yoktur. Orayı acıtma pahasına yaracaksınız. Dikeni çekip çıkaracaksınız. Ruhumun yorulmasına sebep olan o meselinin mahiyetini gerek kaderi boyutta, gerek marifet boyutunda, gerekse yaşadığımız âleme bakan cihetleriyle çözümü meydana çıkarmaya çalışarak."

Ruhu nasıl tarif edersiniz? Nedir, ne değildir?

Hz. Peygambere (asm) bu soruyu soruyorlar. Gerçi, bu sorunun sorulmasında bir art niyet var. Çünkü cevap veremeyeceğini düşünüyorlar. İnen ayetlerde “Size bunun hakkında pek az ilim verilmiştir”, “Ruh Rabbimin ilmindendir” diye ifade ediliyor.

Ruh; bir şeyi göremiyorsanız edemiyorsanız, onu yansımalarıyla anlarsınız. Mesela, havadaki oksijeni göremiyoruz. Ama onun havada meydana getirdiği etkilerden oksijen olduğunu çıkarabiliriz. Görmemiz şart değil, çıkarımları önemlidir. Cenab-ı Hakkı -teşbihte hata olmasın- göremiyoruz, ama âleme baktığımız zaman bir Vacibü’l Vücudun kesinlikle varolduğu, bu icraatın arkasında Kadir-i mutlak bir elin olduğunu görmemiz, hissetmemiz gerekiyor.

Ruhta da aynı şeyleri rahatlıkla söyleyebilirim. İnsan bedenine baktığımızda hayat denilen şeyin, ruh beden içerisindeyken benzeşme imkânının olmadığını görüyoruz. Biraz daha açacak olursam; insan vücudu moleküllerden, moleküller de atomlardan yapılmıştır. Atomların altında da küçücük partiküller vardır. Buralarda, hayat dediğimiz unsuru yakalayabilmemiz mümkün değil. Mesela bir robot seviyormuş gibi davranabilir, ama sevgi duygusundan mahrumdur. Nefret ediyormuş gibi davranabilir, ama nefret duygusundan mahrumdur. Merhamet ediyormuş gibi davranabilir, ama merhamet duygusundan mahrumdur. Acıkmış gibi davranabilir, ama acıkma hissinden mahrumdur. Aynı robot örneğinde olduğu gibi, bütün vücudumuzda da bu tür yansımalar meydana gelebilir, ama bu tür duyguların yerleşebileceği bir atmosfer bulamıyoruz insanın vücudunda. İşte bunların geldiği yer olarak, zorunlu olarak bir ruhum var ki, işte oradan bu tarafa doğru yansıyorlar, diyebiliyoruz. Ruhun varlığını kavrayabiliyorsun, mahiyetini kavrayamıyorsun.

Mahiyetini kavrayabildiğiniz bu ruh yorulur mu? Yorulursa, bu yorgunluk nasıl tarif edilir?

Ruh yorulur mu, ilginç bir soru. Buraya gelirken, vapurla yolculuk esnasında insanları seyrediyordum. Bazı insanlara bakıp bunların ruhlarını bedenleri sürüklüyor, ruhları çoktan ölmüş. Bazılarına da bakıp, özellikle çocuklara, onların da bedenlerini ruhları sürüklüyor. Yani beden ruhtan geri. Bu tarzda düşüncelerle yolculuk yapıyordum.

Hep denir ya “ruhum sıkıldı, sıkılıyor.” Soru da buradan akla geldi. Yani sıkılıyor madem acaba yorulur mu diye sorduk.

İnsan duyguları ruhta yerleşiyorsa ve bedende yakamozlanıyorsa, yansıyorsa; bir zaman ben kendi dünyamda şöyle örnekliyordum. Diyelim ki bir sinemadasınız. Sinemanın taş duvarına kameradan gelen görüntüler yansıyor. O taş duvara gelen görüntüler hayatlanıyor, bir anlamda. Biz oradaki görüntülerle seviniyoruz, üzülüyoruz ve kendimizi kaptırıyoruz. Ne zaman anlıyoruz o taş duvarların taş duvar olduğunu; ışıklar yandığı zaman. Ve görüntünün kameradan geldiğini gerçekten farkettiğimiz zaman. İnsan bedeninde meydana gelen bu yansımalar ruhtan geliyor, madem duygular ruhta yerleşiyorsa; duygulardaki bir yıpranma elbetteki ruhtaki bir yıpranmayı da beraberinde temsil eder. Yani üzgünsünüz, bu ruhunuzda kaynaklanan bir şeydir, bedeninizden değil. Sevinçlisiniz, bu da ruhunuzdan gelen bir şeydir. Bu bağlamda ruh yorgunluğundan da söz edebiliriz.

Ruhun yorulduğunu nasıl anlarız? Ne gibi belirtiler verir? Ne şekilde ortaya çıkar?

Eğer ruh; mesela kalbi ifade ederken kalbin fonksiyonu sevgidir, emniyettir; aklı ifade ederken yorumlamaktır, takdirdir; idraki ifade ederken tümevarım; vicdanı ifade ederken coşku; nefsi ifade ederken lezzet… Bunları tanımlarken kullandığımız kavramları ruh tarafına geçerek ifade edecek olursak; ruhu özgürlük, hürriyet duygusu olarak ifade ederim. Yani ruhun en büyük sevdası hürriyettir. Yok oluştan, daralmadan, daraltılmadan hoşlanmaz. Daraltıldığımız yerde ruhumuzun sıkıntısını ifade etmeye başlarız.

Ruhun en büyük sevdası bekadır ve özgürlüktür. Bu duygularda bir gerileme, bekadan öte ölümü arzulamaya başladıysak ve hürriyetten öte bir köşeye sinmeyi, bir başımıza kalmayı arzulamaya başlamışsak, burada ruh yorgunluğundan söz etmemiz mümkündür, pratik olarak ifade edersem.

“Ölmeden önce ölmeyi isteyenler” de var. Onlar ne olacak?

Hayır. Onlar öbür tarafın güzelliğini gördükleri için. Anadolu’daki bir insanın İstanbul’u görmeyi arzulaması gibi bir şey.

Siz de zaman zaman ruhunuzun yorulduğunu hissetmişsinizdir? Onu nasıl teneffüse çıkartırsınız? Bu yollardan biri çalışmak mıdır?

Genellikle hayır. Kafamda, o takıldığım meselenin çözümüne kilitlenerek, yani ruhumun yorulmasına sebep olan mesele neyse ondan kaçmak yerine üzerine yürürüm. Onu halletmek için gerekirse, arş-ı azamın kapılarını aşındırma pahasına onun çözüm yollarını araştırırım. Mademki ruhumun yorulmasına o sebep oldu; nasıl ki elinize bir diken battı, oraya uyuşturucu sürerek dikeni çıkarma şansınız yoktur. Orayı acıtma pahasına yaracaksınız. Dikeni çekip çıkaracaksınız. Ruhumun yorulmasına sebep olan o meselinin mahiyetini gerek kaderi boyutta, gerek marifet boyutunda, gerekse yaşadığımız âleme bakan cihetleriyle çözümü meydana çıkarmaya çalışarak… Hatta çoğu zaman ruh yorgunluğu hissettiğimde uykuya da dalamam. Balkona oturur, gökyüzünü seyrederek çözme yoluna giderim.

Bu bağlamda, bu yorgunluğu sohbet ederek mi, tefekkürle mi, kendi içinize dönerek mi halledersiniz?

Bazen sohbet tarzında da yansımaları olur. Eğer kısmen çözülmeye başladıysa sohbeti tercih ederim. Çünkü nedeni anlatırken, orada kaçırdığınız ipuçlarını daha iyi yakaladığınızı farkedersiniz. Ama birazcık kendinizde açılmaya başladığı zaman.

Yazmak ve okumak da ruh yorgunluğunu giderme yöntemlerinden olabilir mi?

Benim için hayır. Okuyarak değil, daha önceki meseleleri bir anlamda –teşbihte hata olmasın- çift tırnaklı hayvanların geviş getirmesi gibi, o âna kadar biriktirmiş olduğunuz elinizin altında ne varsa, masaya yatırın. Onları kullanmaya çalışarak meselenin üstesinden gelmeniz icap eder.

Ondan sonra yazmak ve okumak gelecektir. Zaten öyle bir ruh halinde yazamazsınız.

Özetleyecek olursak; Cenab-ı Hakka iltica yani dua. Tefekkür, acziyetini ve fakrını derinlemesine tahlil. Problemin neresinde durduğunu, seni ne kadar etkilediğini, nereden geldiğini ele almak. Örnek olarak, bir deprem hengamındasınız. Bu sırf size yönelik bir tehdit değildir. Sadece kendinize yönelik bir tehdit olarak algılarsanız, çözemezsiniz. Örneğin Tur dağında Hz. Musa’nın müthiş bir sarsıntıya yakalandıklarında “İçimizdeki ahmaklar yüzünden bizi helak mı edeceksin?” diyebilmesi gibi… Eğer o tehdidi kendine yönelik olarak algılasaydı böyle bir ifade kullanması söz konusu olamazdı.

Biraz karışık gittim sanki ama…

Ruhu geliştirme adı altında evlerde ve işyerlerinden bir takım seanslar yapılıyor. Meditasyon, reiki, yoga gibi.. Bir anlamda insanların içine düştüğü ruh boşluğunu ve ruh yorgunluğunu giderme anlamında yapılıyor. Bir hakikat noktası var mıdır?

Bir hakikat noktası var. Bunları yüzyıllar boyu veli zatların elinden içilen okunmuş sifalı sular, onların duaları veya birbirimize olan dualarımız… Bir annenin bebeğini okşaması nasıl rahatlatıcı bir etki meydana getiriyorsa, bu tip şeylerin de rahatlatıcı etki meydana getirme potansiyelleri var. Yalnız bir insanı rahatlatıcı etkiye en uzak olanı yine kendisidir. Yani bir başkasını rahatlatmanız ne kadar kolaysa, kendinizi rahatlatmanız o kadar zordur. Aynı elektriğin iki kutbunun bir akım meydana getiremeyişi gibi… Ya da aynı kutbun birbirini itmesi gibi… Aramızda Peygamberimiz olsaydı, bizi okşasaydı rahatlayabilirdik. Ama kendimizi okşamamız çok rahatlatıcı değil..

Ruhum sıkılıyor” tarzı ifadeleri daha çok gençlerden duyuyoruz. Gençler neden bu tarz cümleleri sık kullanıyorlar?

İfade etmiştim. Ruhun en büyük arzu ve emellerinden biri hürriyettir. Hürriyetin tabanında yatan mesele serbestiyettir. Gençlerin ruhları daha uyanık olduğu için özgürlüğe ve serbestiyete daha fazla ihtiyaç duyarlar. Yani erişkin bir insanı masabaşında saatlerce oturmak sıkmazken, bir gencin ve çocuğun 10 dakika oturtması rahatlıkla sıkabilir. Ama orayı da daralttığınız zaman, ruhu onun başına çökmüş olur. Gençlerin ruhları daha uyanık, daha heyecanlı olduğu için, daha geniş ve serbest bir alana ihtiyaç duyarlar. Onun için ruh sıkıntısı onları daha fazla yakalar.

Buradan ruhun da genci, yaşlısı varmış gibi bir anlam çıkıyor…

Ruhta yaşlanma değil de, olgunlaşmadan söz etmek mümkün. İşte o anlamda özgürlük ve serbestiyet dedim ve açmadım. Konuyu derinleştirmedim. Bunun ile ilgili “Özgürlük ve serbestiyet” başlıklı bir makalem vardı Karakalem dergisinde. Serbestiyet, sınırların ortadan kalkmasını ifade eder. Özgürlük ise, iradîdir. İradenin devreyi girmesiyle mümkündür. Mesela bir annenin kendi ihtiyacına karşılık bebeğinin ihtiyacını tercih etmesi özgürlüğe uygun düşer. Ama serbestiyete uygun düşmez. Anne daralmıştır serbest değildir, ama özgürdür. Kendi iradesiyle kendi ihtiyacına karşılık başkasının ihtiyacını tercih etmiştir.

Gençlerde, bir tekâmül ve olgunlaşmayla oturdukları mekân genişleyebilir. Mesela Einstein’ı düşünün, masa başında uzayın ufuklarını geziyor. Daracık bir mekânda bu adam sıkılmıyor mu? Sıkılmaz. O kadar geniş mekânları geziyor ki… Mesela âlim bir zât Kur’an-ı Kerim’in sayfalarında dolaşırken bir sıkıntıdan söz edebilmek mümkün değil. İmam-ı Azam’ı bir yatsı namazı sonrası bir meseleyi düşünürken arkadaşları bırakıp gidiyor. O haline alışık olduklarından rahatsız etmiyorlar. Sabah namazı vaktinde geldiklerinde, aynı yerde ve aynı şekilde durduğunu görüyorlar. Soruyorlar “Üstad mesele nedir?” diye. O da “Bir ayetin bir meselesi aklıma takılmıştı da…” Kimbilir ne kadar mekân, ne kadar yer gezdi. Nasıl sıkılsın o gezinti içerisinde? Özetle gençler fizikî serbestiyet isterlerken, olgun bir ruh manevi serbestiyeti fizikî serbestiyete önceler. Özgürlük dediğimiz hadise de budur.

Benim gençlere tavsiyem, sıkıldıklarını hissettikleri yerde iç dünyalarına dönsünler. Öncelikle bu sıkıntının kaynağını bulmaya çalışsınlar. Sınırların daralması gibi bir mesele söz konusu ise, sıkıntı çeken insanların hayatlarını seyretsinler. Yani âlimlerin, gerçekten cendereden geçip olgunlaşmış insanların hayatlarında, kendi sıkıntılarını halledebilecek ip uçları yakalayabilirler. Ciddi bir heyecanla, o sıkıntılarından farkında olmadan sıyrılıp çıkabilirler. Yalnız bir birikime ihtiyaçları var. Sıkıntılarının olmadığı zamanlarda bol bol okusunlar, o birikimi tahsil etmeye çalışsınlar.

Recep Bozdağ



KAFKASKAR diyor ki:
Yalnız kurt’ların tunçtan göğüsleri nurlu iman dolu,
Yolları Sancaktar Kafkas Kartalı Şeyh Şamil’in yolu.
Kafkas halklarının haklı özgürlük davası adına,
Yok mu duası kabul olunacak bir Allahın kulu.
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  meleklerde ağlarmış günün birinde!!! imren 18 90 10-24-2008 09:34 AM
Son Mesaj: imren
  ŞEHİTTEN MEKTUP VAR!!! (Lütfen Dikkatle Okuyun) qönüL.yoRquNu 8 114 10-06-2008 12:37 AM
Son Mesaj: qönüL.yoRquNu
  www.sivasliyiz.com ailesi için küçük birşey. BaranCan58 4 53 10-04-2008 01:38 PM
Son Mesaj: kangallı58
  muhasebe.....okuyun...bakem... namyelüs 5 43 10-03-2008 11:39 PM
Son Mesaj: namyelüs
  Sensiz Ankara... Sivasli-Kiz-58 8 75 09-28-2008 04:59 PM
Son Mesaj: tekniker58
  Küçük Dünyam Bu Sarsıntıya Direnir Mi ? candy 6 44 09-25-2008 11:10 PM
Son Mesaj: Mehmet kocsan
  Küçük İstavritin Öyküsü imren 4 27 09-25-2008 08:47 AM
Son Mesaj: imren
  Küçük Mutluluklar KAFKASKAR 0 34 09-20-2008 04:22 AM
Son Mesaj: KAFKASKAR
  Küçük Beyaz Kağıt KAFKASKAR 6 70 09-08-2008 01:09 PM
Son Mesaj: KAFKASKAR
  BÜYÜK Aşk, KÜÇÜK Sevgili foruMeleği 6 99 08-20-2008 02:31 PM
Son Mesaj: foruMeleği

Forum Atla:

İletişimSivas | Sivasliyiz.ComYukarıya dönİçeriğe DönHafifleştirilmiş SürümRSS Beslemesi






Seni Seviyorum Msn Nickleri Msn Adresleri Kevenli Check up