<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Sivas - Sivasliyiz.Com - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://sivasliyiz.com/</link>
		<description><![CDATA[Sivas - Sivasliyiz.Com - http://sivasliyiz.com]]></description>
		<pubDate>Wed, 14 May 2008 10:25:04 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Bugün Değil, Yarın Gibi Bir Şeysin Sen..]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14830</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 10:23:47 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14830</guid>
			<description><![CDATA[Bugün Değil, Yarın Gibi Bir Şeysin Sen..<br />
<br />
Payıma düşen her şeyi erteledim.<br />
Ama erteleyemediğim bir şey vardı, sana benziyordu.<br />
<br />
Ne dün, ne bugün, ne de yarin...<br />
Hangi gün kavusur elim sana?<br />
Hangi gün gözlerin gözlerime deger?<br />
Hangi gün ellerin yüzüme dokunur?<br />
Hangi gün kokunu içime çekerim?<br />
Hangi gün yani basimda nefesini hissederim?<br />
Bugün'mü?<br />
Hayir!<br />
Yarin'mi?<br />
Hayir!<br />
Bir gün, Bir 'yarin'...<br />
<br />
Adina ask diyorlar, gelecek diyorlar , Bana Yetmiyor !!<br />
Her şarkımda sana bir adım daha yaklaşmak istiyorum.<br />
Bir başka dilden seviyorum, kırmızıdan daha uzundur...<br />
Yüregimin en güzel yerini alanla,<br />
Gün geçtikce canimin parçasi olup gidenle,<br />
Herseye ragmen yüzümdeki tebessümümün nedeni ile,<br />
Hayallerimin,<br />
Umutlarimin,<br />
Yarinlarimin tek sahibi ile,<br />
Mucizem'le,<br />
Hasretim'le,<br />
Sebebim'le,<br />
Bekledigim'le,<br />
Bir gün kavusacagimi Iyi bilirim<br />
<br />
Ve ben:<br />
<br />
bir kentin ortasında<br />
çığlık çığlığa bağırarak tek başına kalsam da yine seviyorum seni.<br />
Ve sen:<br />
Uzaksin, Yakinsin, Özlenensin, Ama Bugün DegiL Yarin Gibi Bir 'Sey'sin Sen<br />
<br />
alinti]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bugün Değil, Yarın Gibi Bir Şeysin Sen..<br />
<br />
Payıma düşen her şeyi erteledim.<br />
Ama erteleyemediğim bir şey vardı, sana benziyordu.<br />
<br />
Ne dün, ne bugün, ne de yarin...<br />
Hangi gün kavusur elim sana?<br />
Hangi gün gözlerin gözlerime deger?<br />
Hangi gün ellerin yüzüme dokunur?<br />
Hangi gün kokunu içime çekerim?<br />
Hangi gün yani basimda nefesini hissederim?<br />
Bugün'mü?<br />
Hayir!<br />
Yarin'mi?<br />
Hayir!<br />
Bir gün, Bir 'yarin'...<br />
<br />
Adina ask diyorlar, gelecek diyorlar , Bana Yetmiyor !!<br />
Her şarkımda sana bir adım daha yaklaşmak istiyorum.<br />
Bir başka dilden seviyorum, kırmızıdan daha uzundur...<br />
Yüregimin en güzel yerini alanla,<br />
Gün geçtikce canimin parçasi olup gidenle,<br />
Herseye ragmen yüzümdeki tebessümümün nedeni ile,<br />
Hayallerimin,<br />
Umutlarimin,<br />
Yarinlarimin tek sahibi ile,<br />
Mucizem'le,<br />
Hasretim'le,<br />
Sebebim'le,<br />
Bekledigim'le,<br />
Bir gün kavusacagimi Iyi bilirim<br />
<br />
Ve ben:<br />
<br />
bir kentin ortasında<br />
çığlık çığlığa bağırarak tek başına kalsam da yine seviyorum seni.<br />
Ve sen:<br />
Uzaksin, Yakinsin, Özlenensin, Ama Bugün DegiL Yarin Gibi Bir 'Sey'sin Sen<br />
<br />
alinti]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gözyaşlarımdan öp beni..]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14829</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 10:22:12 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14829</guid>
			<description><![CDATA[Seviyorum geceyi..<br />
Seviyorum insanları..<br />
Seviyorum yaşamayı..<br />
Seviyorum göz yaşlarımı..<br />
Seviyorum korkularımı..<br />
Seviyorum kavgalarımı,kaygılarımı..<br />
İçinde sen olan kederleri bile..<br />
Herşeyde varsın biraz,<br />
Bu yüzdendir ki hiç bir ayrılık,<br />
Hiç bir öfke,<br />
Hiç bir endişe<br />
Bana sensizlik kadar koymaz..<br />
Ressamın çizgilerini,<br />
Annenin bebeğini,<br />
Bulutların yağmur damlalarını,<br />
Kuşların çiçekleri,<br />
Dudakların tebessümü sevdiği kadar<br />
Sevdim ben seni..<br />
Geceleri üstüme düştü güzel gözlerin,<br />
Güneşim oldu gülüşlerin..<br />
Dinlediğim en güzel şarkı oldu sesin..<br />
Nefes verdi,hayat verdi bana nefesin..<br />
Kal yanımda,sensiz hayat karanlık,<br />
Sensiz hayat zindan,<br />
Sensiz hayat perişan..<br />
Anla bebek yüzlüm..<br />
Sensizlik haram..<br />
Bir gün gözlerine bakıp ağlarsam,<br />
Gözyaşlarımdan öp beni..<br />
<br />
alıntıdır...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Seviyorum geceyi..<br />
Seviyorum insanları..<br />
Seviyorum yaşamayı..<br />
Seviyorum göz yaşlarımı..<br />
Seviyorum korkularımı..<br />
Seviyorum kavgalarımı,kaygılarımı..<br />
İçinde sen olan kederleri bile..<br />
Herşeyde varsın biraz,<br />
Bu yüzdendir ki hiç bir ayrılık,<br />
Hiç bir öfke,<br />
Hiç bir endişe<br />
Bana sensizlik kadar koymaz..<br />
Ressamın çizgilerini,<br />
Annenin bebeğini,<br />
Bulutların yağmur damlalarını,<br />
Kuşların çiçekleri,<br />
Dudakların tebessümü sevdiği kadar<br />
Sevdim ben seni..<br />
Geceleri üstüme düştü güzel gözlerin,<br />
Güneşim oldu gülüşlerin..<br />
Dinlediğim en güzel şarkı oldu sesin..<br />
Nefes verdi,hayat verdi bana nefesin..<br />
Kal yanımda,sensiz hayat karanlık,<br />
Sensiz hayat zindan,<br />
Sensiz hayat perişan..<br />
Anla bebek yüzlüm..<br />
Sensizlik haram..<br />
Bir gün gözlerine bakıp ağlarsam,<br />
Gözyaşlarımdan öp beni..<br />
<br />
alıntıdır...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[HAYAT KURTARAN 3 VİTAMİN]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14828</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 10:21:00 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14828</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
<br />
3 vitamin hayat kurtarıyor  <br />
 <br />
ABD, Fransa ve İtalya'da yapılan araştırmalara göre, üç vitaminin bilinenin dışında da faydası var <br />
<br />
Bİlİm adamları tarafından açıklanan 3 araştırma vitaminlerin mucizevi özelliklerini ortaya koydu. Buna göre C vitamini kanser riskini azaltıyor, D vitamini ömrü uzatıyor, E vitamini ise kadınlarda damar tıkanıklıklarını önlüyor. İşte sonuçlar: <br />
<br />
C vitamini:<br />
<br />
ABD'de Johns Hopkins Üniversitesi' nin yaptığı araştırmaya göre, C vitamini ve diğer antioksidanlar, 'HİF-1'adı verilen proteini nötralize ederek, bazı kanserli tümörlerin gelişimini engelliyor. Kanser hücrelerinin yaşamlarını sürdürebilmeleri HİF-1 adı verilen proteine bağlı bulunuyor. <br />
<br />
D vitamini:<br />
<br />
Fransa ve İtalya'da yapılan araştırmalar ise düzenli D vitamini alanların, almayanlara oranla daha uzun yaşayabileceklerini belirledi. 60 bin hasta üzerinde yapılan araştırmada, düzenli D vitamini alanlarda ölüm riskinin yüzde 7 oranında azaldığı tespit edildi. Bu vitamin aynı zamanda sağlıklı dişler, kemikler, sinir hücreleri ve bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde de önemli rol oynuyor. <br />
<br />
E vitamini:<br />
<br />
E vitamininin, damar tıkanıklığı vakası tespit edilen kadınların yüzde 21'inin üzerinde olumlu etkisi tespit edildi. Uzmanlar kesin olmamakla beraber E vitamini ve damar tıkanıklıkları arasında bağlantı bulunabileceğ ini fakat bunun için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtiyorlar.  <br />
 <br />
<br />
ALINTI<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
<br />
3 vitamin hayat kurtarıyor  <br />
 <br />
ABD, Fransa ve İtalya'da yapılan araştırmalara göre, üç vitaminin bilinenin dışında da faydası var <br />
<br />
Bİlİm adamları tarafından açıklanan 3 araştırma vitaminlerin mucizevi özelliklerini ortaya koydu. Buna göre C vitamini kanser riskini azaltıyor, D vitamini ömrü uzatıyor, E vitamini ise kadınlarda damar tıkanıklıklarını önlüyor. İşte sonuçlar: <br />
<br />
C vitamini:<br />
<br />
ABD'de Johns Hopkins Üniversitesi' nin yaptığı araştırmaya göre, C vitamini ve diğer antioksidanlar, 'HİF-1'adı verilen proteini nötralize ederek, bazı kanserli tümörlerin gelişimini engelliyor. Kanser hücrelerinin yaşamlarını sürdürebilmeleri HİF-1 adı verilen proteine bağlı bulunuyor. <br />
<br />
D vitamini:<br />
<br />
Fransa ve İtalya'da yapılan araştırmalar ise düzenli D vitamini alanların, almayanlara oranla daha uzun yaşayabileceklerini belirledi. 60 bin hasta üzerinde yapılan araştırmada, düzenli D vitamini alanlarda ölüm riskinin yüzde 7 oranında azaldığı tespit edildi. Bu vitamin aynı zamanda sağlıklı dişler, kemikler, sinir hücreleri ve bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde de önemli rol oynuyor. <br />
<br />
E vitamini:<br />
<br />
E vitamininin, damar tıkanıklığı vakası tespit edilen kadınların yüzde 21'inin üzerinde olumlu etkisi tespit edildi. Uzmanlar kesin olmamakla beraber E vitamini ve damar tıkanıklıkları arasında bağlantı bulunabileceğ ini fakat bunun için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtiyorlar.  <br />
 <br />
<br />
ALINTI<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İNSANLARI KAZANABİLMENİN ON İKİ YOLU]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14827</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 10:15:32 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14827</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
İNSANLARI KAZANABİLMENİN ON İKİ YOLU<br />
1-Hiçbir Münakaşanın Galibi Yoktur<br />
Bir münakaşayı kazanmanın en iyi yolu, o münakaşaya hiç girmemektir. Uzun politika hayatım, bana bir gerçeği öğretti: 'Cahil bir adamı münakaşa yoluyla mağlup etmeye imkan yoktur. <br />
2-Kimseye Yanlış Düşündüğünü, Yanlış Bir Şekilde Söylemeyiniz<br />
<br />
Hiçbir zaman yüzde yüz isabetli davranamayacağı nıza göre, niçin yanlış hareket ettiklerini başkalarının yüzüne vurup duruyorsunuz?<br />
<br />
Bir şey ispatlayacaksanı z, bunu iddianızı ve niyetinizi belli etmeden yapınız. Öğreniyormuş gibi davranarak öğretiniz. Hatırlamaya çalışıyormuş gibi hatırlatınız. <br />
<br />
Acaba yanlış mı düşünüyorum?<br />
<br />
Çünkü bizim esas korumaya çalıştığımız şey fikirlerimiz değil, şahsiyetimizdir. <br />
<br />
3-Yanlışınızı Kabul Ediniz<br />
<br />
Hatayı kabullenmek hatta üstlenmek aynı zamanda bir asalet işidir. Üstün bir karakterin belirtisidir. <br />
<br />
Yanıldığınız takdirde bunu çabuk ve kesin bir şekilde kabul ediniz. <br />
<br />
4-İşe Dostça Başlayınız<br />
<br />
Bir damla bal, bir varil ziftin çekemeyeceği kadar sinek toplar. <br />
<br />
Nezaket ve dostluk, sertlikten kuvvetlidir. <br />
<br />
5-Hayır'ın Geri Dönüşü Zordur<br />
<br />
Söze doğrudan doğruya anlaşmazlık bulunan konulardan başlamayınız. Başlangıç noktanız ortak düşünceleriniz olsun. <br />
<br />
Muhatabınızın ilk sözlerinin 'Evet' olmasını sağlayınız. Muhatabınıza konuşmanın başında 'Hayır' dedirtmeniz büyük strateji hatası olacaktır. <br />
<br />
6-Şikayete Karşı Sigorta<br />
<br />
Çok kimse düşüncelerini kabul ettirebilmek için çok konuşmaları gerektiğini zanneder. <br />
<br />
Değişik bir fikri dinlerken sabırsızlanıp lafa karışmayın. Kendi fikrinizi ifade etmek için konuşmanın bitmesini bekleyin. Muhatabınızı düşündüğü bir şeyi anlatması için teşvik edin. Bunu samimimi olarak yapın. Konuşmasına müsaade etmediğiniz biri, sizin düşüncelerinizden etkilenmez. Onun aklı, söyleyemediklerinde kalır. <br />
<br />
New York Herald Tribune gazetesinin ekonomi sayfasındaki ilanda yetenekli bir adam arandığı bildiriliyordu. Charles T. Cubellis de müracaat etti ve mülakata çağırıldı. Cubellis mülakata girmeden önce görüşeceği adam hakkında Wall Street'de epey bilgi topladı. Mülakat esnasında şu bilgileri araya sıkıştırdı: '28 yıl önce büyük bir odada tek memurla bu işe başladınız ve bu noktaya geldiniz değil mi? Sizinle çalışmak, benim için şereftir'. <br />
<br />
Hayattaki mücadelesini anlatmaktan hoşlanmayan adam var mıdır? Bu adam da neler çektiğini, engelleri nasıl aştığını, işlerini nasıl büyüttüğünü saatlerce anlattıktan sonra Personel Müdürü'nü çağırmıştı: 'Aradığınız adam bu. Hemen işe başlatın'. <br />
<br />
Cubelis önce bilgi toplamakla, sonra da bu bilgiler vasıtasıyla karşısındaki adama uzun uzun konuşma, kendinden bahsetme imkanı vermekle bir iş sahibi olmayı başarmıştı. <br />
<br />
7-Düşüncelerinizi Başkalarına Söyletebilmenizin Önemi<br />
<br />
Kendi fikirlerimize başkaları tarafından fikirlerden daha çok önem veririz. Başkalarının fikirlerini daima belirli bir direnmeyle karşılarız. Öyleyse fikrimizi kabul ettirmenin yolu nedir? Çok basit, Kendi fikrimizi karşımızdakine sanki kendi fikriymiş gibi söyletebilmek. <br />
<br />
Theodore Roosevelt New-York valisi iken siyasi liderlerin sıcak bakmadığı işleri, onların onayını alarak yapıyordu. Nasıl mı?<br />
<br />
'Önemli bir makama atama yapacağım zaman, siyasi liderlere haber verir, teklifte bulunmalarını isterdim. İlk verdikleri ismin yeterli birisi olmadığını söyler, ikinci bir isim isterdim. Bunun da sakıncalı olabilecek taraflarını anlatır başka bir teklifte bulunmalarını rica ederdim. Bu, biraz daha iyi bir isim olurdu. Onlar benim istediğim adamı teklif ettiklerinde 'tamam' derdim, 'kabul ediyorum'. Böylece onların istediği adamı atamış olurdum. Sonra da döner şöyle derdim: 'Ben size destek oluyorum. Şimdi sıra sizde.. Bu usulle hiç istemedikleri konularda bile yanımda olmalarını sağlıyordum'. <br />
<br />
Bir fikrimi ona, üzerine giderek kabul ettirmeye çalışmazdım. Laf arasında şöyle bir dokunup geçerdim. fikrim, onda adeta demlenir, birkaç gün sonra Wilson tarafından kendi fikriymiş gibi açıklanırdı. <br />
<br />
Beni alacağım sonuç ilgilendirdiğ inden, bu fikir benimdi demezdim. Böylece demleme olunu devam edebilirdi. Wilson da öne sürdüğü fikirlerin bana ait olduğunu anlamazdı bile. <br />
<br />
Karşınızdaki insana fikrin kendisine ait olduğunu düşündürünüz. Başkalarının, fikirlerinizi kendilerine mal etmelerinden kaçınmayınız. <br />
<br />
8-Büyük Neticelerin Küçük Formülü<br />
<br />
Çocuklar işbirliği yapmak, bir işi birlikte başarmak fikrinden çok etkileniyorlar. Başarımı, olaya onların gözüyle bakmama borçluyum. <br />
<br />
Unutmayın ki karşınızdaki insan hatalı olduğunu hemen kabul etmeyecektir. Bu yüzden onu suçlamadan önce, düşüncesine kuvvet veren sebepleri anlamaya çalışmalısınız. İnsanların düşüncelerinin sebeplerini keşfederseniz. onun şahsiyetinin anahtarını ele geçirmiş olursunuz. Kapıyı açmak kolaydır artık. Bunu sağlamak için kendinizi onun yerine koymalısınız. 'Onun yerinde olsaydım, onun şartları altında bulunsaydım, nasıl hareket ederdim acaba?'<br />
<br />
Olayları tam bir samimiyetle başkalarının bakış açılarından da görmeye çalışınız. <br />
<br />
9-Sempatinin Gücü<br />
<br />
A-Bu şekilde insanların ihtiyacı olan şey sempati görmektir. Çocuk, yarasını herkese bunun için gösterir. Hatta daha fazla sempati görebilmek için bir yerini yaraladığı bile olur. Büyük insanlar da yanı sebepten maddi-manevi yaralarını-berelerini anlatıp dururlar. Geçirdikleri kazalardan, ameliyatlardan bahsederler. Neler çektiklerini, başlarına ne felaketler geldiğini anlatıp aniden sırlarını dökerler. Bütün dünyada herkes kendi gerçek ya da hayali ızdırablarına karşı acınıp durur. <br />
<br />
Diğer insanların düşüncelerine, arzularına, tavırlarına sempati gösteriniz. <br />
<br />
10-Asil Duyguların Harekete Geçirilmesi<br />
<br />
Gerçek şu ki, karşılaştığınız herkes, aynada gördüğünüz adam dahil, kendisine büyük bir saygı duyar. Başkalarının da bu saygıyı kendisine göstermesini ister. <br />
<br />
John D. Rockfeller Jr. a gazetelerde çocuklarının resimlerinin basılmasını asil duygulara hitap ederek önlemişti. Onun dediği şuydu: 'Sizler de çocuk sahibisiniz. Küçüklere vaktinden önce şöhret sağlamanın iyi yetişmelerini engelleyeceğini takdir edersiniz'. <br />
<br />
Bir müşteri hakkında kesin bilgileriniz yoksa, ona dürüst, samimi, namuslu borcuna sadık adam olduğuna inandığınızı söyleyin. Siz böyle söylerseniz, o da kendisini böyle olmak zorunda hisseder. Kendisine bu vasıflar verilen bir insan başka türlü hareket etmek istemez. A-Bir adama namussuz olduğunu söylerseniz, o zaman da namuslu davranmak istemez. Bu kuralın istisnası çok azdır. <br />
<br />
11-Fikirlerin Gösterisi<br />
<br />
Rakamlar, konuşmaktan çok daha büyük bir fayda sağlar. Grafiğin gücü ise rakamı aşar. Rakamların şekillerle ifadesi daha etkili olur. <br />
<br />
12-Son Çare<br />
<br />
İyi ve çok iş yaptırabilmek için rekabeti körüklemek gerekir. Bu, herkesi birbirine ezdiren bir rekabet değildir. Daha mükemmeli yakalama arzusunun ateşlenmesidir. <br />
<br />
İnsanlara vasıflarını ortaya çıkarabilecek cesareti veriniz. Bu cesareti vermenin en emin yolu da onlara meydan okumaktır. <br />
<br />
İNSANLARI KOLAYLIKLA DEĞİŞTİRMENİN DOKUZ YOLU<br />
<br />
1-Mutlaka Kusur Bulacaksanız. .. <br />
<br />
Sekreter bu uyarıdan hiç alınmadı. Çünkü az evvel üstün bir yanı söylenmişti. İnsan övüldükten sonra, kusurunun söylenmesine tahammül edebilir. Tamamen gözden çıkarılmadığını düşünüp, rahatlar. Kusurunu düzeltecek gücü kendisinde bulabilir. Berber de traş etmeden önce, müşterisinin sakalını sabunlamaz mı?<br />
<br />
Önce övgü, sonra tenkit sonra itimat. İşte insanı öldürmeden kazanmanın formülü: 'Çok iyisin. Şu hataların var. Sana itimat ediyorum'. <br />
<br />
Söze samimi bir takdirle başlayınız. <br />
<br />
2-Düşman Kazanmadan Tenkit Etmenin Yolu<br />
<br />
İnsanlara hatalarını dolaylı olarak anlatınız. Böylece kaş yapayım derken, göz çıkartmazsınız; düşman kazanmazsınız. <br />
<br />
3-Önce Kendi Hatalarınızı Söyleyiniz<br />
<br />
Hatan, benim yaptığım hatadan daha küçük ama sen bunu yapmamalısın. <br />
<br />
Kendi hatalarımızdan bahsetmemiz, başkalarının da kendi hatalarını kabullenmelerini kolaylaştırır. <br />
<br />
 <br />
<br />
4-Hiç kimse Emir Almaktan Hoşlanmaz<br />
<br />
Doğrudan emirler yağdırmak yerine yapmaları gerektiğini insanlara hissettiriniz. <br />
<br />
5-İnsanların Gururlarını Koruyunuz<br />
<br />
Yıkılan gurur çoğu zaman beraberinde başkalarını da alır götürür. <br />
<br />
6-Küçük Bir Takdir Büyük Başarıya Sevk eder<br />
<br />
Her insanda gördüğünüz en küçük bir yeteneği ve başarıyı bile samimiyetle takdir ediniz. İnsanlar bu takdir cümlelerin verdiği hızla büyük başarı yollarına girerler. Unutmayınız, böyle davranılmaya sizin de ihtiyacınız var. <br />
<br />
7-Değer Vermek<br />
<br />
Herhangi bir insana bir meziyetinden veya faziletinden ötürü saygı duyduğunuzu hissettirirseniz, onu idare etmek son derece kolaylaşır. <br />
<br />
Baştan çıkmış bir adamı yola getirmek için ona namuslu adam muamelesi yapmak gerekir. Bu muamele onu öyle sevindirir ki, layık görüldüğü şekilde karşılık vermek ister. Bir başkasının gösterdiği itimat ona gurur verir. <br />
<br />
Bir insana öyle bir değer veriniz ki, o değere gerçekten sahip olmak istesin. İnsanlara değerli olarak yaşama imkanlarının ve fırsatlarının önünü açınız. <br />
<br />
8-Zorlaştırmayı nız<br />
<br />
Bir çocuğa, bir eşe, bir memura beceriksiz ve yeteneksiz olduğunu söylerseniz, onun bütün gelişme, başarılı olma ümit ve arzusunu kırarsınız. Tam tersini yapınız. Yapılacak işin zor değil kolay olduğunu söyleyiniz. Teşvik ediniz. Yapamadıklarını tenkit etmeden önce yapabildiklerini övünüz. Onun yeteneğine güvendiğinizi hissettiriniz. O zaman daha iyi olmak için elinden geleni yapacaktır. İnsanlara eksikliklerinin kolayca getirebileceğ ini, hatalarının kolayca düzeltilebileceğ ini söyleyiniz. Yapmaları gereken işlerin zor olmadığını hissettiriniz. Ne kendi işinizi, ne onların işini zorlaştırmayınız. Daima cesaret aşılayınız. <br />
<br />
9-Sevdiriniz<br />
<br />
Yapılmasını istediğiniz işi karşınızdakine sevdirerek yaptırınız. <br />
<br />
AİLE HAYATIMIZI DAHA MUTLU YAPACAK YEDİ YOL<br />
<br />
1-Aile Hayatınızın Mezarını Kazmak İstemiyorsanız. ..<br />
<br />
Kıskançlığın zehirli dumanları bu evliliği de boğmuştu. Kadın dırdırı ile imparatoru bile evinden kaçırtmıştı. <br />
<br />
Kocaların evlerini terk etmelerinin en önemli sebebinin karılarının dırdırı olduğunu gördüm. <br />
<br />
2-Sev ve Yaşat<br />
<br />
Karşısında kendisinde kusur arayan, kusurlarını büyüten bir kadın değil, sadece yorgun başını dinlendirmeye çalışan bir kadın bulmuştur. <br />
<br />
Karısının kendisine güvendiği bir erkek dik durur, güçlü olur. Bu konuda verilebilecek en çarpıcı örnek Hz. Muhammed ile Hz. Hatice'nin bir konuşmasıdır. Günlerce süren ruhi gerginlikten sonra Hz. Muhammed eşi Hz. Hatice'ye Peygamberlikle görevlendirildiğ ini açıkladığında tereddütsüz aldığı cevap şudur: 'Eğer hakikaten bir Peygamber gelecekse, bu ancak sen olabilirsin' . <br />
<br />
Evlilikte başarı yalnızca aranan eşi bulmak değildir. Aynı zamanda aranılan eş olmalıdır. <br />
<br />
Eşinizi 'Aradığım bu değildi' diye suçlamayın. Acaba onun da aradığı siz miydiniz?<br />
<br />
Hayat arkadaşınıza önem veriniz. Onu olduğu gibi kabul ediniz. <br />
<br />
3-Soluğu Mahkemede Almamak İçin<br />
<br />
İmparatoriçe Katerina da evinde aynı diplomasiyi uyguluyordu. Güçlü bir imparatorluğun bütün tebaasını avucunun içinde tutan, düşmanlarına işkence yapmaktan çekinmeyen, hasımlarını kurşuna dizdiren gereksiz savaşlar ilan eden bu kadar evinde kimseyi incitmezdi. Aşçısının önüne koyduğu yanmış eti bile hiç bir şey söylemeden yerdi. Hatta aşçısına gülümserdi. Catherine dışarıda ne kadar zalimse, evinde de o kadar sabırlı, kibar ve hoşgörülüydü. <br />
<br />
Evlilik gemisinin sert kayalara çarpıp parçalanmasına sebep olan dev dalgalar yıkıcı tenkitlerden başka bir şey değildir. <br />
<br />
Kırıcı, aşırı, lüzumsuz, yıkıcı tenkitten kaçının. Aksi halde soluğu mahkemede alırsınız. <br />
<br />
4-Herkesi Mutlu Etmenin Kestirme Yolu<br />
<br />
Kadının mutlu ve evine bağlı olması için kocası tarafından takdir edilmesi gerekir. Katını mutlu eden erkek kendisinin de mutluluğunu sağlamış olur. <br />
<br />
5-Kadın İçin Küçük Bir Dikkatin Büyük Değeri Vardır<br />
<br />
Lütfen bir demet çiçek götürmek için karınızın hasta olmasını beklemeyin. <br />
<br />
Kadınlar doğum, nişan, nikah günlerine büyük önem verirler. Bunların unutulmasını kendilerinin sevilmediği şeklinde yorumlarlar. İçlerinde hakaret kabul edenler de vardır. Erkeklerin eşlerinin doğum günlerini, evlilik yıldönümlerini, benzeri önemli günleri mutlaka ezberlemelidirler. Bunların hatırlanmaması halinde üzülebilecek erkekler varsa, kadınlar bu günleri unutmadıklarını göstermelidirler. .. <br />
<br />
Birçok insan küçük dikkatlerinin değerini takdir etmez. Küçük ihmaller birikir, ortaya koskocaman bir boşanma davası çıkar. Küçük bir dikkatsizliğin orman yangınına sebep olduğunu unutmamalıyız. <br />
<br />
6-Bunu İhmal etmemelisiniz<br />
<br />
Hollanda'da bir eve girmeden önce ayakkabılarınızı çıkarmak zorundasınızdır. Bu, günün sıkıntılarını kapının önünde bırakmak anlamına gelir. Hepimiz ayakkabılarımızı çıkarıp, eve öyle girmeliyiz. Bu çok önemli bir derstir. <br />
<br />
Müşterisine kötü söz söylemeyi aklından bile geçirmeyen adam, karısına ağzına geleni söyler. Ne budalalıktır. Mutlu olması için karısı ona daha çok lazımdır. Bir kadın, yüz bin müşterinin veremeyeceği mutluluğu verebilir. <br />
 <br />
 <br />
 ALINTI<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
İNSANLARI KAZANABİLMENİN ON İKİ YOLU<br />
1-Hiçbir Münakaşanın Galibi Yoktur<br />
Bir münakaşayı kazanmanın en iyi yolu, o münakaşaya hiç girmemektir. Uzun politika hayatım, bana bir gerçeği öğretti: 'Cahil bir adamı münakaşa yoluyla mağlup etmeye imkan yoktur. <br />
2-Kimseye Yanlış Düşündüğünü, Yanlış Bir Şekilde Söylemeyiniz<br />
<br />
Hiçbir zaman yüzde yüz isabetli davranamayacağı nıza göre, niçin yanlış hareket ettiklerini başkalarının yüzüne vurup duruyorsunuz?<br />
<br />
Bir şey ispatlayacaksanı z, bunu iddianızı ve niyetinizi belli etmeden yapınız. Öğreniyormuş gibi davranarak öğretiniz. Hatırlamaya çalışıyormuş gibi hatırlatınız. <br />
<br />
Acaba yanlış mı düşünüyorum?<br />
<br />
Çünkü bizim esas korumaya çalıştığımız şey fikirlerimiz değil, şahsiyetimizdir. <br />
<br />
3-Yanlışınızı Kabul Ediniz<br />
<br />
Hatayı kabullenmek hatta üstlenmek aynı zamanda bir asalet işidir. Üstün bir karakterin belirtisidir. <br />
<br />
Yanıldığınız takdirde bunu çabuk ve kesin bir şekilde kabul ediniz. <br />
<br />
4-İşe Dostça Başlayınız<br />
<br />
Bir damla bal, bir varil ziftin çekemeyeceği kadar sinek toplar. <br />
<br />
Nezaket ve dostluk, sertlikten kuvvetlidir. <br />
<br />
5-Hayır'ın Geri Dönüşü Zordur<br />
<br />
Söze doğrudan doğruya anlaşmazlık bulunan konulardan başlamayınız. Başlangıç noktanız ortak düşünceleriniz olsun. <br />
<br />
Muhatabınızın ilk sözlerinin 'Evet' olmasını sağlayınız. Muhatabınıza konuşmanın başında 'Hayır' dedirtmeniz büyük strateji hatası olacaktır. <br />
<br />
6-Şikayete Karşı Sigorta<br />
<br />
Çok kimse düşüncelerini kabul ettirebilmek için çok konuşmaları gerektiğini zanneder. <br />
<br />
Değişik bir fikri dinlerken sabırsızlanıp lafa karışmayın. Kendi fikrinizi ifade etmek için konuşmanın bitmesini bekleyin. Muhatabınızı düşündüğü bir şeyi anlatması için teşvik edin. Bunu samimimi olarak yapın. Konuşmasına müsaade etmediğiniz biri, sizin düşüncelerinizden etkilenmez. Onun aklı, söyleyemediklerinde kalır. <br />
<br />
New York Herald Tribune gazetesinin ekonomi sayfasındaki ilanda yetenekli bir adam arandığı bildiriliyordu. Charles T. Cubellis de müracaat etti ve mülakata çağırıldı. Cubellis mülakata girmeden önce görüşeceği adam hakkında Wall Street'de epey bilgi topladı. Mülakat esnasında şu bilgileri araya sıkıştırdı: '28 yıl önce büyük bir odada tek memurla bu işe başladınız ve bu noktaya geldiniz değil mi? Sizinle çalışmak, benim için şereftir'. <br />
<br />
Hayattaki mücadelesini anlatmaktan hoşlanmayan adam var mıdır? Bu adam da neler çektiğini, engelleri nasıl aştığını, işlerini nasıl büyüttüğünü saatlerce anlattıktan sonra Personel Müdürü'nü çağırmıştı: 'Aradığınız adam bu. Hemen işe başlatın'. <br />
<br />
Cubelis önce bilgi toplamakla, sonra da bu bilgiler vasıtasıyla karşısındaki adama uzun uzun konuşma, kendinden bahsetme imkanı vermekle bir iş sahibi olmayı başarmıştı. <br />
<br />
7-Düşüncelerinizi Başkalarına Söyletebilmenizin Önemi<br />
<br />
Kendi fikirlerimize başkaları tarafından fikirlerden daha çok önem veririz. Başkalarının fikirlerini daima belirli bir direnmeyle karşılarız. Öyleyse fikrimizi kabul ettirmenin yolu nedir? Çok basit, Kendi fikrimizi karşımızdakine sanki kendi fikriymiş gibi söyletebilmek. <br />
<br />
Theodore Roosevelt New-York valisi iken siyasi liderlerin sıcak bakmadığı işleri, onların onayını alarak yapıyordu. Nasıl mı?<br />
<br />
'Önemli bir makama atama yapacağım zaman, siyasi liderlere haber verir, teklifte bulunmalarını isterdim. İlk verdikleri ismin yeterli birisi olmadığını söyler, ikinci bir isim isterdim. Bunun da sakıncalı olabilecek taraflarını anlatır başka bir teklifte bulunmalarını rica ederdim. Bu, biraz daha iyi bir isim olurdu. Onlar benim istediğim adamı teklif ettiklerinde 'tamam' derdim, 'kabul ediyorum'. Böylece onların istediği adamı atamış olurdum. Sonra da döner şöyle derdim: 'Ben size destek oluyorum. Şimdi sıra sizde.. Bu usulle hiç istemedikleri konularda bile yanımda olmalarını sağlıyordum'. <br />
<br />
Bir fikrimi ona, üzerine giderek kabul ettirmeye çalışmazdım. Laf arasında şöyle bir dokunup geçerdim. fikrim, onda adeta demlenir, birkaç gün sonra Wilson tarafından kendi fikriymiş gibi açıklanırdı. <br />
<br />
Beni alacağım sonuç ilgilendirdiğ inden, bu fikir benimdi demezdim. Böylece demleme olunu devam edebilirdi. Wilson da öne sürdüğü fikirlerin bana ait olduğunu anlamazdı bile. <br />
<br />
Karşınızdaki insana fikrin kendisine ait olduğunu düşündürünüz. Başkalarının, fikirlerinizi kendilerine mal etmelerinden kaçınmayınız. <br />
<br />
8-Büyük Neticelerin Küçük Formülü<br />
<br />
Çocuklar işbirliği yapmak, bir işi birlikte başarmak fikrinden çok etkileniyorlar. Başarımı, olaya onların gözüyle bakmama borçluyum. <br />
<br />
Unutmayın ki karşınızdaki insan hatalı olduğunu hemen kabul etmeyecektir. Bu yüzden onu suçlamadan önce, düşüncesine kuvvet veren sebepleri anlamaya çalışmalısınız. İnsanların düşüncelerinin sebeplerini keşfederseniz. onun şahsiyetinin anahtarını ele geçirmiş olursunuz. Kapıyı açmak kolaydır artık. Bunu sağlamak için kendinizi onun yerine koymalısınız. 'Onun yerinde olsaydım, onun şartları altında bulunsaydım, nasıl hareket ederdim acaba?'<br />
<br />
Olayları tam bir samimiyetle başkalarının bakış açılarından da görmeye çalışınız. <br />
<br />
9-Sempatinin Gücü<br />
<br />
A-Bu şekilde insanların ihtiyacı olan şey sempati görmektir. Çocuk, yarasını herkese bunun için gösterir. Hatta daha fazla sempati görebilmek için bir yerini yaraladığı bile olur. Büyük insanlar da yanı sebepten maddi-manevi yaralarını-berelerini anlatıp dururlar. Geçirdikleri kazalardan, ameliyatlardan bahsederler. Neler çektiklerini, başlarına ne felaketler geldiğini anlatıp aniden sırlarını dökerler. Bütün dünyada herkes kendi gerçek ya da hayali ızdırablarına karşı acınıp durur. <br />
<br />
Diğer insanların düşüncelerine, arzularına, tavırlarına sempati gösteriniz. <br />
<br />
10-Asil Duyguların Harekete Geçirilmesi<br />
<br />
Gerçek şu ki, karşılaştığınız herkes, aynada gördüğünüz adam dahil, kendisine büyük bir saygı duyar. Başkalarının da bu saygıyı kendisine göstermesini ister. <br />
<br />
John D. Rockfeller Jr. a gazetelerde çocuklarının resimlerinin basılmasını asil duygulara hitap ederek önlemişti. Onun dediği şuydu: 'Sizler de çocuk sahibisiniz. Küçüklere vaktinden önce şöhret sağlamanın iyi yetişmelerini engelleyeceğini takdir edersiniz'. <br />
<br />
Bir müşteri hakkında kesin bilgileriniz yoksa, ona dürüst, samimi, namuslu borcuna sadık adam olduğuna inandığınızı söyleyin. Siz böyle söylerseniz, o da kendisini böyle olmak zorunda hisseder. Kendisine bu vasıflar verilen bir insan başka türlü hareket etmek istemez. A-Bir adama namussuz olduğunu söylerseniz, o zaman da namuslu davranmak istemez. Bu kuralın istisnası çok azdır. <br />
<br />
11-Fikirlerin Gösterisi<br />
<br />
Rakamlar, konuşmaktan çok daha büyük bir fayda sağlar. Grafiğin gücü ise rakamı aşar. Rakamların şekillerle ifadesi daha etkili olur. <br />
<br />
12-Son Çare<br />
<br />
İyi ve çok iş yaptırabilmek için rekabeti körüklemek gerekir. Bu, herkesi birbirine ezdiren bir rekabet değildir. Daha mükemmeli yakalama arzusunun ateşlenmesidir. <br />
<br />
İnsanlara vasıflarını ortaya çıkarabilecek cesareti veriniz. Bu cesareti vermenin en emin yolu da onlara meydan okumaktır. <br />
<br />
İNSANLARI KOLAYLIKLA DEĞİŞTİRMENİN DOKUZ YOLU<br />
<br />
1-Mutlaka Kusur Bulacaksanız. .. <br />
<br />
Sekreter bu uyarıdan hiç alınmadı. Çünkü az evvel üstün bir yanı söylenmişti. İnsan övüldükten sonra, kusurunun söylenmesine tahammül edebilir. Tamamen gözden çıkarılmadığını düşünüp, rahatlar. Kusurunu düzeltecek gücü kendisinde bulabilir. Berber de traş etmeden önce, müşterisinin sakalını sabunlamaz mı?<br />
<br />
Önce övgü, sonra tenkit sonra itimat. İşte insanı öldürmeden kazanmanın formülü: 'Çok iyisin. Şu hataların var. Sana itimat ediyorum'. <br />
<br />
Söze samimi bir takdirle başlayınız. <br />
<br />
2-Düşman Kazanmadan Tenkit Etmenin Yolu<br />
<br />
İnsanlara hatalarını dolaylı olarak anlatınız. Böylece kaş yapayım derken, göz çıkartmazsınız; düşman kazanmazsınız. <br />
<br />
3-Önce Kendi Hatalarınızı Söyleyiniz<br />
<br />
Hatan, benim yaptığım hatadan daha küçük ama sen bunu yapmamalısın. <br />
<br />
Kendi hatalarımızdan bahsetmemiz, başkalarının da kendi hatalarını kabullenmelerini kolaylaştırır. <br />
<br />
 <br />
<br />
4-Hiç kimse Emir Almaktan Hoşlanmaz<br />
<br />
Doğrudan emirler yağdırmak yerine yapmaları gerektiğini insanlara hissettiriniz. <br />
<br />
5-İnsanların Gururlarını Koruyunuz<br />
<br />
Yıkılan gurur çoğu zaman beraberinde başkalarını da alır götürür. <br />
<br />
6-Küçük Bir Takdir Büyük Başarıya Sevk eder<br />
<br />
Her insanda gördüğünüz en küçük bir yeteneği ve başarıyı bile samimiyetle takdir ediniz. İnsanlar bu takdir cümlelerin verdiği hızla büyük başarı yollarına girerler. Unutmayınız, böyle davranılmaya sizin de ihtiyacınız var. <br />
<br />
7-Değer Vermek<br />
<br />
Herhangi bir insana bir meziyetinden veya faziletinden ötürü saygı duyduğunuzu hissettirirseniz, onu idare etmek son derece kolaylaşır. <br />
<br />
Baştan çıkmış bir adamı yola getirmek için ona namuslu adam muamelesi yapmak gerekir. Bu muamele onu öyle sevindirir ki, layık görüldüğü şekilde karşılık vermek ister. Bir başkasının gösterdiği itimat ona gurur verir. <br />
<br />
Bir insana öyle bir değer veriniz ki, o değere gerçekten sahip olmak istesin. İnsanlara değerli olarak yaşama imkanlarının ve fırsatlarının önünü açınız. <br />
<br />
8-Zorlaştırmayı nız<br />
<br />
Bir çocuğa, bir eşe, bir memura beceriksiz ve yeteneksiz olduğunu söylerseniz, onun bütün gelişme, başarılı olma ümit ve arzusunu kırarsınız. Tam tersini yapınız. Yapılacak işin zor değil kolay olduğunu söyleyiniz. Teşvik ediniz. Yapamadıklarını tenkit etmeden önce yapabildiklerini övünüz. Onun yeteneğine güvendiğinizi hissettiriniz. O zaman daha iyi olmak için elinden geleni yapacaktır. İnsanlara eksikliklerinin kolayca getirebileceğ ini, hatalarının kolayca düzeltilebileceğ ini söyleyiniz. Yapmaları gereken işlerin zor olmadığını hissettiriniz. Ne kendi işinizi, ne onların işini zorlaştırmayınız. Daima cesaret aşılayınız. <br />
<br />
9-Sevdiriniz<br />
<br />
Yapılmasını istediğiniz işi karşınızdakine sevdirerek yaptırınız. <br />
<br />
AİLE HAYATIMIZI DAHA MUTLU YAPACAK YEDİ YOL<br />
<br />
1-Aile Hayatınızın Mezarını Kazmak İstemiyorsanız. ..<br />
<br />
Kıskançlığın zehirli dumanları bu evliliği de boğmuştu. Kadın dırdırı ile imparatoru bile evinden kaçırtmıştı. <br />
<br />
Kocaların evlerini terk etmelerinin en önemli sebebinin karılarının dırdırı olduğunu gördüm. <br />
<br />
2-Sev ve Yaşat<br />
<br />
Karşısında kendisinde kusur arayan, kusurlarını büyüten bir kadın değil, sadece yorgun başını dinlendirmeye çalışan bir kadın bulmuştur. <br />
<br />
Karısının kendisine güvendiği bir erkek dik durur, güçlü olur. Bu konuda verilebilecek en çarpıcı örnek Hz. Muhammed ile Hz. Hatice'nin bir konuşmasıdır. Günlerce süren ruhi gerginlikten sonra Hz. Muhammed eşi Hz. Hatice'ye Peygamberlikle görevlendirildiğ ini açıkladığında tereddütsüz aldığı cevap şudur: 'Eğer hakikaten bir Peygamber gelecekse, bu ancak sen olabilirsin' . <br />
<br />
Evlilikte başarı yalnızca aranan eşi bulmak değildir. Aynı zamanda aranılan eş olmalıdır. <br />
<br />
Eşinizi 'Aradığım bu değildi' diye suçlamayın. Acaba onun da aradığı siz miydiniz?<br />
<br />
Hayat arkadaşınıza önem veriniz. Onu olduğu gibi kabul ediniz. <br />
<br />
3-Soluğu Mahkemede Almamak İçin<br />
<br />
İmparatoriçe Katerina da evinde aynı diplomasiyi uyguluyordu. Güçlü bir imparatorluğun bütün tebaasını avucunun içinde tutan, düşmanlarına işkence yapmaktan çekinmeyen, hasımlarını kurşuna dizdiren gereksiz savaşlar ilan eden bu kadar evinde kimseyi incitmezdi. Aşçısının önüne koyduğu yanmış eti bile hiç bir şey söylemeden yerdi. Hatta aşçısına gülümserdi. Catherine dışarıda ne kadar zalimse, evinde de o kadar sabırlı, kibar ve hoşgörülüydü. <br />
<br />
Evlilik gemisinin sert kayalara çarpıp parçalanmasına sebep olan dev dalgalar yıkıcı tenkitlerden başka bir şey değildir. <br />
<br />
Kırıcı, aşırı, lüzumsuz, yıkıcı tenkitten kaçının. Aksi halde soluğu mahkemede alırsınız. <br />
<br />
4-Herkesi Mutlu Etmenin Kestirme Yolu<br />
<br />
Kadının mutlu ve evine bağlı olması için kocası tarafından takdir edilmesi gerekir. Katını mutlu eden erkek kendisinin de mutluluğunu sağlamış olur. <br />
<br />
5-Kadın İçin Küçük Bir Dikkatin Büyük Değeri Vardır<br />
<br />
Lütfen bir demet çiçek götürmek için karınızın hasta olmasını beklemeyin. <br />
<br />
Kadınlar doğum, nişan, nikah günlerine büyük önem verirler. Bunların unutulmasını kendilerinin sevilmediği şeklinde yorumlarlar. İçlerinde hakaret kabul edenler de vardır. Erkeklerin eşlerinin doğum günlerini, evlilik yıldönümlerini, benzeri önemli günleri mutlaka ezberlemelidirler. Bunların hatırlanmaması halinde üzülebilecek erkekler varsa, kadınlar bu günleri unutmadıklarını göstermelidirler. .. <br />
<br />
Birçok insan küçük dikkatlerinin değerini takdir etmez. Küçük ihmaller birikir, ortaya koskocaman bir boşanma davası çıkar. Küçük bir dikkatsizliğin orman yangınına sebep olduğunu unutmamalıyız. <br />
<br />
6-Bunu İhmal etmemelisiniz<br />
<br />
Hollanda'da bir eve girmeden önce ayakkabılarınızı çıkarmak zorundasınızdır. Bu, günün sıkıntılarını kapının önünde bırakmak anlamına gelir. Hepimiz ayakkabılarımızı çıkarıp, eve öyle girmeliyiz. Bu çok önemli bir derstir. <br />
<br />
Müşterisine kötü söz söylemeyi aklından bile geçirmeyen adam, karısına ağzına geleni söyler. Ne budalalıktır. Mutlu olması için karısı ona daha çok lazımdır. Bir kadın, yüz bin müşterinin veremeyeceği mutluluğu verebilir. <br />
 <br />
 <br />
 ALINTI<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[muhabbet-i geyik 4 :P]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14826</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 09:22:26 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14826</guid>
			<description><![CDATA[yazılar okunmuyo burdan konuşalım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[yazılar okunmuyo burdan konuşalım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[AYŞEM]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14825</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 05:55:38 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14825</guid>
			<description><![CDATA[Evet Ayşem Memleketler içerisinde bir güzel memlekettir Türkiye ama memleketimizde kadın olmak zor zenaat değilmi ? Sen gittikten sonra değişen birşeyler yok buralarda,yine rahşanlar yine süleymanlar ve yine karanlık beyinler. Ama sen ölüme yan yanki uyan uyanki gözlerime güldüğünü işleyeyim kadınım.<br />
Ablam kızına senin adını verdi seslenmeye dayanamam. Haa unutmadan<br />
bu senede şampiyonluğa oynuyoruz.Ama sen ölüme yan ayşem yan <br />
yanki uyan uyanki gözlerime güldüğünü işleyeyim kadınım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Evet Ayşem Memleketler içerisinde bir güzel memlekettir Türkiye ama memleketimizde kadın olmak zor zenaat değilmi ? Sen gittikten sonra değişen birşeyler yok buralarda,yine rahşanlar yine süleymanlar ve yine karanlık beyinler. Ama sen ölüme yan yanki uyan uyanki gözlerime güldüğünü işleyeyim kadınım.<br />
Ablam kızına senin adını verdi seslenmeye dayanamam. Haa unutmadan<br />
bu senede şampiyonluğa oynuyoruz.Ama sen ölüme yan ayşem yan <br />
yanki uyan uyanki gözlerime güldüğünü işleyeyim kadınım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Birşeye inanmak onun doğru olduğunu gösterirmi ?]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14824</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 00:28:11 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14824</guid>
			<description><![CDATA[İnsanoğlu  yaratılışından  günümüze kadar  birçok  şeye inanmış ve tapmışlardır. Her insan grubunun  kendisine karşı inandıgı şeyler olmuştur. Bazıları ateşin onlara göre tapılacak en doğru şey olduguna karar vermiş yıllarca tapmışlardır. Şu anda günümüzde  hala hindistanda  ineklere tapılmakta doğru olunduğu bilinmektedir. Fakat her ırk&#8217;ın diğer ırklara karsı dogruları ve yanlışları vardır. İneklerde bize göre tapılacak  kutsal bir şey değildir. Nasıl  Hristiyan dininde Hz. İsa kutsalsa Müslümanlıkta ise   Hz.Muhammet kutsaldır. <br />
<br />
Her insanın bildiği  sadece kendisine değil  bazı insanlara görede  doğru sayılmaktadır.Bir kabileye göre doğru olan  düşünceler yer almaktadır. Bahsettiğimiz  düşünceye örnek olarak  Müslüman kabilesinin yada Müslüman ırkının inandığı  Kuran-ı  Kerim&#8217;in  orijinal değişmemiş bir kitap oldugudur. Buna  kabilece inanıyoruz. Doğru olan düşünceler doğru olmakla kalmaz  doğru olduguna inanmak için de kanıt ister.Nasıl bir  profösör  deney yapıp teorilerini ortaya koyuyorsa bizimde  düşüncelerimiz sonucunda  gercek ve inanılır olduguna dair  ortaya bazı düşünce yada bilgiler koymamız gerekmektedir. Her insanın  kendine göre doğruları vardır ve her insan kendisine göre bazı bilgilere inanır. İnandıgı bu bilgiler sayesinde hareket eder fakat ancak sonuca ulaştıgında inandıgı bilginin dogru yada  yanlıs oldugunu anlar. İnandıgımız sey bize kesinlikle bir dogruluk göstermez ancak  ya kendimiz  sonuclayarak öğreniriz yada bizim  yolumuzdan ,bizim düşüncemize göre hareket edip sonuca varmıs ve doğruyu görmüş kişiden  öğrenebiliriz. Tabi her konu sadece bu yollarla da öğrenilemez eger düşüncemiz  kaynaklarda yer alıyorsa ve dogrulugu kanıtlanmış ise  doğru olduguna inanırız. Mesela bir fizik dersinde yapılan deney sonucu  gittigimiz  yolun ve oluşan düşüncenin doğrulugunu  kanıtlıyorsa  işte bu gerçek bir bilgi  olarak  bireysel olarak da  beynimizde doğru olarak kalır. Tabi her insanın bildiği düşünce ve  gittiği yol doğru değildir. Her insan da  yaptıgının veya doğru olmadıgını bildiği bir düşüncenin peşinden giderse sonunda zarara uğrayacaktır. Uyuşturucu vb. maddelerin insan sağlıgına zararını bilen bir genç  hala ısrarla tedavi olmadan  kullanıyorsa sonunda ölüm ile sonuçlanacagını da biliyordur. Unutmayalımki sadece düşünce ve inanılan bilgi bile hafife alınmamalıdır.Yanlış bir bilgi hayatımıza mal olabilmektedir. İnandıgımız bilginin doğru oldugunu ortaya koymalıyız. Benim bildiğim ve inandığım  bilgi başkasına göre yanlış olabilir. <br />
<br />
     Bu yüzden benim düşünceme göre bilgi  aslında  kullanıldıgında en güçlü silahtır.Yanlışlıgında  bize ve başkalarınada zarar verebilir.Bu yüzden  doğru bildiklerimizi  ve inandıgımız düşünceleri  en ince elekten eleyerek tekrar düşünmemiz gerekmektedir. Doğru bir düşünce zamanı geldiğinde  kılıçtan bile keskindir&#8230;.<br />
<br />
                                                                                                          Bellatrix58   14.05.2008<br />
Tarafımca yazılmıştır....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İnsanoğlu  yaratılışından  günümüze kadar  birçok  şeye inanmış ve tapmışlardır. Her insan grubunun  kendisine karşı inandıgı şeyler olmuştur. Bazıları ateşin onlara göre tapılacak en doğru şey olduguna karar vermiş yıllarca tapmışlardır. Şu anda günümüzde  hala hindistanda  ineklere tapılmakta doğru olunduğu bilinmektedir. Fakat her ırk&#8217;ın diğer ırklara karsı dogruları ve yanlışları vardır. İneklerde bize göre tapılacak  kutsal bir şey değildir. Nasıl  Hristiyan dininde Hz. İsa kutsalsa Müslümanlıkta ise   Hz.Muhammet kutsaldır. <br />
<br />
Her insanın bildiği  sadece kendisine değil  bazı insanlara görede  doğru sayılmaktadır.Bir kabileye göre doğru olan  düşünceler yer almaktadır. Bahsettiğimiz  düşünceye örnek olarak  Müslüman kabilesinin yada Müslüman ırkının inandığı  Kuran-ı  Kerim&#8217;in  orijinal değişmemiş bir kitap oldugudur. Buna  kabilece inanıyoruz. Doğru olan düşünceler doğru olmakla kalmaz  doğru olduguna inanmak için de kanıt ister.Nasıl bir  profösör  deney yapıp teorilerini ortaya koyuyorsa bizimde  düşüncelerimiz sonucunda  gercek ve inanılır olduguna dair  ortaya bazı düşünce yada bilgiler koymamız gerekmektedir. Her insanın  kendine göre doğruları vardır ve her insan kendisine göre bazı bilgilere inanır. İnandıgı bu bilgiler sayesinde hareket eder fakat ancak sonuca ulaştıgında inandıgı bilginin dogru yada  yanlıs oldugunu anlar. İnandıgımız sey bize kesinlikle bir dogruluk göstermez ancak  ya kendimiz  sonuclayarak öğreniriz yada bizim  yolumuzdan ,bizim düşüncemize göre hareket edip sonuca varmıs ve doğruyu görmüş kişiden  öğrenebiliriz. Tabi her konu sadece bu yollarla da öğrenilemez eger düşüncemiz  kaynaklarda yer alıyorsa ve dogrulugu kanıtlanmış ise  doğru olduguna inanırız. Mesela bir fizik dersinde yapılan deney sonucu  gittigimiz  yolun ve oluşan düşüncenin doğrulugunu  kanıtlıyorsa  işte bu gerçek bir bilgi  olarak  bireysel olarak da  beynimizde doğru olarak kalır. Tabi her insanın bildiği düşünce ve  gittiği yol doğru değildir. Her insan da  yaptıgının veya doğru olmadıgını bildiği bir düşüncenin peşinden giderse sonunda zarara uğrayacaktır. Uyuşturucu vb. maddelerin insan sağlıgına zararını bilen bir genç  hala ısrarla tedavi olmadan  kullanıyorsa sonunda ölüm ile sonuçlanacagını da biliyordur. Unutmayalımki sadece düşünce ve inanılan bilgi bile hafife alınmamalıdır.Yanlış bir bilgi hayatımıza mal olabilmektedir. İnandıgımız bilginin doğru oldugunu ortaya koymalıyız. Benim bildiğim ve inandığım  bilgi başkasına göre yanlış olabilir. <br />
<br />
     Bu yüzden benim düşünceme göre bilgi  aslında  kullanıldıgında en güçlü silahtır.Yanlışlıgında  bize ve başkalarınada zarar verebilir.Bu yüzden  doğru bildiklerimizi  ve inandıgımız düşünceleri  en ince elekten eleyerek tekrar düşünmemiz gerekmektedir. Doğru bir düşünce zamanı geldiğinde  kılıçtan bile keskindir&#8230;.<br />
<br />
                                                                                                          Bellatrix58   14.05.2008<br />
Tarafımca yazılmıştır....]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünya Hırsı]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14823</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 00:16:35 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14823</guid>
			<description><![CDATA[Mümin, çalışıp kazanır. Kazandıklarından da Allah için ihtiyaç sahiplerine verir, yani infak eder. Müminin kazanması gözü doymamış bir harislikten değildir. O, hırs tuzağına yakalanmaz. Çünkü bilir ki sahip yalnızca Allah&#8217;tır. Kendisini sahip sanmak yolunu şaşırmaktır ve o böyle şaşıranlardan olmaz.<br />
<br />
İnsanın var oluş sancısı, göğe ait olma ile yere ait olma arasındaki gerilimden kaynaklanmaktadır. Bizler dünyaya ait varlıklar mıyız, yoksa çürüyecek olan bedenimizi dünyada bırakıp ruhumuzla göğe doğru mu yükseleceğiz?<br />
<br />
Yerle Gök Arasında<br />
<br />
Bu satırları okuyan bizler, hayatımızı bir beden içerisinde sürdürdüğümüz için duyu organlarımızın verilerine, kalp ve beynimizin faaliyetlerine muhtacız. Bu durum bizi zorunlu olarak yere bağlı kılarken, diğer yandan ruhunda cennet hatıralarını hisseden ve tekrar orasını arzu eden manevi yapımız ise göğe doğru miraca çıkmak istemektedir.<br />
<br />
&#8220;Kâfir yolculuğundan bir fayda görmez, ondan dolayı da bütün meyli toprağadır.<br />
Adamın yüzünü geriye çevirmesi, hırstan tamahtandır; yüzünü yola çevirmesi, doğruluktan niyazdan.<br />
Ruhunun meyli yüceliklere ise yücelir durursun, varacağın yer de orasıdır.&#8221; (Mesnevi, 1810. beyit)<br />
<br />
İnanan insanlar olarak tam bir teslimiyet içerisinde hakikate doğru yükselmeye karar verecek iken, diğer yönümüz devreye girmekte ve sonuçta varlığımız bu iki zıt kutup arasında gerilmektedir. Gaflete dalmış bir müminin ezan sesini duyduğunda yaşayabileceği mahcubiyeti düşününüz. Veya günlük meşguliyetlerin ardında koştururken ezanın ilâhi nağmelerini bile duyamamış bir müslümanın namazı kaçırmamak için hüzünlü telaşını düşününüz.<br />
<br />
Dünyada var olan her şeyin yok olacağını, ömrümüzün yüz binlerce yıllık insanlık tarihine nazaran çok kısa olduğunu bile bile dünyadaki pek çok şeye sahip olmak için ifrat derecesinde parayı arzu ederken, ceplerimizi doldurmak için açgözlülükle tamahkârlık yaparken maneviyattan uzaklaşabilen, hatta çevremizdekilerin kalplerini bile kırabilen bizler sadece bir kefene sarılı olarak bu dünyaya veda etmeyecek miyiz?<br />
<br />
Orada Ne Var?<br />
<br />
Behlül Dânâ Hazretleri, Halife Harun Reşid&#8217;e şu şekilde nasihat etmiştir:<br />
<br />
Bir gün halifeye:<br />
&#8211; Ey Harun Reşid! Yer içinde, yer üzerinde ve göklerde çok olan nedir, diye sordu. Harun Reşid:<br />
&#8211; Bunu bilmeyecek ne var? Yer içinde ölüler, yer üzerinde hayvanlar ve bitkiler, gökte ise meleklerdir, dedi.<br />
<br />
Behlül Hazretleri, &#8220;Değil!&#8221; buyurdu. Halife, &#8220;Nedir?&#8221; diye sorunca Behlül Dânâ:<br />
&#8211; Ey Halife! Yer içinde çok olan ölülerin pişmanlıkları, yer üzerinde insanların hırs ve tamahı, gökte ise adil hükümdarların sevaplarıdır, buyurdu. Bu sözler üzerine Harun Reşid ağlamaya başladı.<br />
<br />
Dünyadaki bu misafirliğimize rağmen, açgözlü insan, dünyaya olan rağbetinden dolayı, aşağıdaki ayette de buyrulduğu gibi daha çok yaşamak ister. Aslında bu talebinin altında yaklaşmakta olan hak ettiği azabından kaçış düşüncesi vardır:<br />
<br />
&#8220;Doğrusu, onların (Yahudilerin) hayata diğer insanlardan, hatta müşriklerden daha düşkün (daha hırslı) olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yaptıklarını görür.&#8221; (Bakara, 9)<br />
<br />
&#8220;Bir tamahkâr, yukarıdan aşağı kusur dolu bir zenginde ayıp görmez. Çünkü ondan bir şey koparmaya tamah etmiştir. Tamah işte böyle bütün gönülleri kaplar.&#8221; (Mesnevî, 2355. beyit)<br />
Belki bazen tamahkârlığımızı gizliyor veya ona çeşitli kılıflar bulabiliyoruz. İmam-ı Rabbanî Hazretleri&#8217;nin buyurduğu gibi, şeytan, riyayı ihlâs olarak ve tamahı da tersi olarak göstererek insanı aldatmaya çalışır. Şeytan köpek gibidir. Köpek kovalayınca kaçar ise de, başka taraftan yine gelir.<br />
<br />
Mala olan düşkünlüğümüzü belki bazen gençliğimize de yorabiliriz; yani yaşayacak yıllarımız var ve bugünkü şartlarda ihtiyacımız olanları temin etmeye çalışıyoruz diyebiliriz. Peki, yaşımız ilerledikçe mala olan ilgimiz azalıyor mu?<br />
<br />
&#8220;Ademoğlu yaşlanır, fakat ondaki iki şey gençleşir: Mal üzerine hırs, ömür üzerine hırs&#8230;&#8221; (İbn Mâce, Zühd, 27) şeklindeki hadis-i şerif, tamahkârlığın istikbal endişesiyle bir ilgisi olmadığını bizlere gösteriyor.<br />
<br />
Peygamber s.a.v. Efendimiz&#8217;in ümmetini zararlarına karşı uyardığı en önemli konuların başında daha çok mala sahip olma hırsı gelmektedir. Çünkü O bilmektedir ki, yeryüzü zamanla daha zenginleşecek, mal çeşitliliği artacak, gelişecek teknolojiyle insanoğlu hayatını kolaylaştıracak ama bütün bu gelişmeler nefsini terbiye edemeyen, sahip olduğu mallarını vazgeçilemez gören kalbi fakir insanlar açısından fitne olabilecektir: &#8220;Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi ise maldadır.&#8221; (Tirmizî)<br />
<br />
İman ve İnfak<br />
<br />
Tamahkârlığımızı tetikleyen başlıca sebeplerden birinin muhtaç olanlara yardım etmekten uzak durmamız olduğunu unutmamalıyız. Çünkü sadakayı terk eden kimse, dünyevî hırs ve tamah içerisinde perişan bir hale gelir. Feraset sahibi müminler ise, sadakaya riayet ederek bu kötü duyguyu kontrol altında tutmaya hatta yok etmeye çalışırlar. Abdullah b. Hubeyk Hazretleri, çevresindeki insanları açgözlülük etmekten sakındırır ve onları şöyle uyarırdı: &#8220;Açgözlü insan tamah zincirine bağlanmış ölüye benzer. Kalpteki tamah kalbi mühürler; mühürlü kalp ise ölüdür. Mümin tamahkâr olamaz. Nefsin şehvet ve arzularına uyamaz.&#8221; Evet; insan, bedeni maddeden yaratılmış olsa da aslında bu maddenin bile nasıl düşündüğünü ve Allah adı anıldığında nasıl titreyebildiğini unutabiliyor. Din nasıl en çok bid&#8217;at ve hurafeler dolayısıyla toplumda zayıflayabiliyorsa, insan da en çok tamahkârlığı dolayısıyla hem dinini hem de insanlığını kaybedebiliyor: &#8220;Bir koyun sürüsünün üzerine salıverilen iki aç kurdun o sürüye verdiği zarar, kişinin mal ve şeref hırsının dinine olan zararından daha ağır değildir.&#8221; (Tirmizî)<br />
Mektubat-ı Rabbanî&#8217;de de belirtildiği üzere, insanı tamah etmeye yönelten hırs, şehvet ve kızgınlık, insanın cesedini meydana getiren maddelerden ileri gelmektedir. Dünya malına aşırı düşkün olmak, sahip olduklarımızı kaybedebiliriz diye cimrilik yapmak, bayağı işler peşinde koşmak hep maddeden doğmaktadır. Rasulullah s.a.v. &#8220;Küçük cihaddan döndük, en büyük cihada geldik!&#8221; buyurduğunda, büyük cihad olarak, çok kimselerin dediği gibi sadece nefsle cihadı değil, belki nefsin hâkim olmaya çalıştığı ceset ile cihadı bildirmiştir. Tamah perdelerini yırtmadan, gönlümüzü nasıl fethedebiliriz ki!<br />
<br />
Unutmamak gerekir ki akıl, dünyada kaldıkça, bu bedene de bağlı kalır. Bu bağlılıktan kurtulamaz. Bu iğreti varlıktan alakası kesilmez. Vehim, her zaman aklın etrafında, hayal daima aklın yanında bulunur. Gadap, yani kızgınlık ve şehvet gibi nefsin arzuları, hep onunla beraber kalır. Hırs ve menfaat onu yalnız bırakmaz. Bizleri sürekli toprağa bağlayan, adeta ayaklarımıza vurulmuş prangalar gibi bir türlü vazgeçemediğimiz kötü huylarımız sebebiyle, yaratılışımız itibarıyla melekût alemine doğru yükselmemiz gerekirken, maalesef hayvanat alemine doğru inmekteyiz.<br />
<br />
Görünüşte Zengin<br />
<br />
Gönlü tok olmayan insan ne kadar zengin olursa olsun fakirdir. Maddi beklentilerin esiri olmamak için insana gönül tokluğu gereklidir. Ebû Hüreyre r.a.&#8217;dan rivayetle Peygamberimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: &#8220;Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.&#8221; (Buharî)<br />
<br />
Tamahkârlık yaptıkça, Cenab-ı Hakk&#8217;ın hakkımızda takdir edeceği rızka olan tevekkülümüzü de kaybederek, daha çok mala sahip olacağımızı ve sahip olduklarımız çoğaldıkça da doyuma ulaşacağımızı düşünebiliriz. Oysa Hz. Ömer r.a. bir hutbesinde şöyle hitap etmiştir: &#8220;Ey insanlar! Bilin ki tamahkârlık fakirliktir, kanaat etmek ise zenginliktir. Kişi bir şeye tamah göstermezse ondan müstağni olur.&#8221;<br />
<br />
Demek ki insan tamah ettikçe hırsı daha da artıyor, sahip oldukları kendi gözünde anlamsızlaşıyor, sahip olamadığı şeyler de gözünde büyüyor. Bu halde kalan ve belli bir düzeyde de olsa zengin olan bir insan gerçek bir fakirden daha kötü durumda değil midir? Peygamberimiz s.a.v. de hırslı insanın sonu gelmez beklentilerini şu ifadelerinde belirtmiştir: &#8220;Ademoğlunun iki vadi dolusu malı olsa bir üçüncüsünü ister. Ademoğlunun karnını (gönlünü) topraktan başka birşey doldurmaz. Şu kadar ki, tevbe eden kişinin tevbesini Allah kabul eder.&#8221;<br />
(Tirmizi, İbn Mâce)<br />
<br />
Mesnevi-i Şerif&#8217;te de vurgulandığı üzere; &#8220;Denizin testideki suya da tamahı vardır.&#8221; Tamahkâr insan sadece kendisinin çalışmasıyla her şeyi elde edemeyeceğini bilir ve meşru olan veya olmayan pek çok yola başvurur.<br />
<br />
Bunlardan birisi ve en kötüsü, insanlardan dilenircesine istemektir. Peygamberimiz s.a.v.&#8217;in bu konuda sert uyarıları vardır: &#8220;Mal biriktirmek için dilenen, gerçekte kor istiyor demektir. Artık ister az, ister çok dilensin.&#8221; (Müslim) Bu hadise göre mal biriktirmek için dilenmek, ateş toplamak demektir. Müslüman, izzet ve şerefini inandığı inanç ve değerler uğruna her zaman korumalıdır. Ancak zaruret derecesindeki sıkıntıyı atlatmak için bir veya birkaç sefere mahsus istemek mahzurlu değildir: &#8220;Dilenmek yüz karasıdır. Kişi dilenmek suretiyle kendi yüzünü lekeler. Sadece devlet başkanından hakkını istemesi ya da zaruret sebebiyle dilenmek böyle değildir.&#8221; (Tirmizî)<br />
<br />
Manevi Tamahkârlık<br />
<br />
Manevi anlamda da insanın tamahkârlığı olabileceğini hatırlatmak gerekir. Nesevî Hazretleri&#8217;nin işaret ettiği gibi, Allah Tealâ&#8217;ya sadece sevap umarak veya azabından korkarak ibadetle hizmet eden kişi, tamahını ve hasisliğini ortaya koyar. Kulun efendisine bir bedel yani menfaat karşılığı hizmet etmesi, kendi nefsinin beklentilerini aşamadığını gösterir. Gerek bu dünyaya ait, gerekse öte dünyaya ait hırs ve tamahını yok edememiş ve böylece nefsinin hakimiyeti devam eden insan, nasıl mülk aleminden sıyrılıp diğer alemlere seyahat edebilir ki! Mevlâna Hazretleri&#8217;nin şu mısralarını kendimize dersler çıkararak okumalıyız:<br />
<br />
&#8220;Dünyada tamahsız sofi az bulunur. O sebepten sofi hayli hor, hakirdir.<br />
Ancak Allah nuruyla doyan ve dilenme zilletinden kurtulmuş olan sofi bundan müstesnadır.<br />
Fakat sofilerin binde biri bu çeşit sofilerdendir. Öbürleri de onun sayesinde yaşarlar.&#8221;<br />
&#8220;Sofiyi yoldan çıkaran tamahtır. Yoldan çıkarır da sofinin hali harap olur, ziyan içinde kalır.<br />
Yemeğe, zevk ve sema&#8217;ya tamah ediş, hakikate akıl erdirmesine mani olur.<br />
Ayna bir şeye tamah etseydi bizim gibi münafık olur, her şeyi olduğu gibi göstermezdi.<br />
Terazinin mala tamahı olsaydı tarttığını nasıl doğru tartardı?&#8221;<br />
<br />
Nasıl Kurtulabiliriz?<br />
<br />
Tamahkârlıktan en önemli kurtulma vesilesi, kendimizden aşağı seviyede olanlara değer vermek, onları küçük görmemektir. Böyle davranırsak kendimizde olan varlıkların kıymetini anlamaya başlayabiliriz: &#8220;Siz kendinizden aşağı olanlara bakınız; sizden yukarı olanlara bakmayınız. Çünkü böyle yapmak, Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetlerini küçümsememeniz için daha uygundur.&#8221; (İbn Mâce)<br />
<br />
Cenab-ı Hakk&#8217;ın lütfettiği mal, bizlerin yaşayabilmesi ve nice hayırlara vesile olabilmesi için bir araçtır. Sahip olduklarımıza karşı tamahtan kurtulabilmemiz için, İmam-ı Azam Hazretleri&#8217;nin aşağıda aktarılan anekdotta yapabildiği gibi, kalbimizde mal kazanma sevgisi veya mal kaybetme acısı bulunmamalıdır:<br />
<br />
İmam-ı Azam Ebu Hanîfe&#8217;nin ilmi faaliyetleri yanında ticaretle de meşgul zengin bir zat olduğu bilinmektedir. Bu büyük insan, gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırdı. İmamın ticari mal taşıyan gemileri vardı. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısından seslendi:<br />
&#8211; Ya imam, gemin battı!&#8230;<br />
<br />
İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra, &#8220;Elhamdülillah&#8221; dedi. Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber verdi:<br />
&#8211; Ya imam, bir yanlışlık oldu; batan gemi senin değilmiş!<br />
<br />
İmam bu yeni habere de &#8220;Elhamdülillah&#8221; diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düştü:<br />
&#8211; Ya imam, gemin battı diye haber getirdik, &#8220;Elhamdülillah&#8221; dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim, yine &#8220;Elhamdülillah&#8221; dedin. Bu nasıl hamd etme böyle?<br />
<br />
İmam-ı Azam şükrünü izah etti:<br />
&#8211; Sen gemin battı diye haber getirdiğinde iç alemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah&#8217;a hamd ettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiğinde de aynı şeyi yaptım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliği bağışladığı için de Allah&#8217;a şükrettim.<br />
<br />
Tamahkârlık şükürsüzlük demektir. Şükredebildiğimiz ölçüde hırslarımızdan kurtulabiliriz. Şükür için de gözümüz başkalarının nasıl mal kazandığında değil, kendimizde olmalıdır. Şükretmek için sadece mahallemizde veya şehrimizdeki insanlarla varlıklarımızı karşılaştırmamız da yeterli olmayacaktır; dünyanın değişik bölgelerinde çok zor şartlar altında yaşayan, içecek su bulamayan, uyuyacak bir döşeği olmayan insanları düşünmeliyiz.<br />
<br />
Tamahın zıddına &#8220;tefvîz&#8221; denir. Tefvîz ise, helal olan şeyleri kazanmak için çalıştıktan sonra bunlara kavuşmayı Allah Tealâ&#8217;dan beklemektir. &#8220;Yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah&#8217;a ait olmasın.&#8221; (Hûd, 6) ayetine kalben inanıp, rızık konusunda Allah&#8217;a tevekkül edebildikçe bizleri dünyaya bağlayan hırslarımızdan kurtulabilecek ve ötelere doğru yol almaya başlayabileceğiz. Peygamberimiz s.a.v. bu kurtuluşun reçetesini bizlere bildirmiştir: &#8220;Müslüman olan, yeterli geçime sahip kılınan ve Allah&#8217;ın kendisine verdiklerine kanaat etmesini bilen kurtulmuştur.&#8221; (Müslim; Tirmizî). Böylece bereket dediğimiz şey, hırs göstermeksizin bizlere nasip olan malda ortaya çıkar. Başkasının elindekilere göz dikerek tamah ettiklerimizle oluşan mallarımızda bereket olur mu?<br />
<br />
Eğer Allah&#8217;a, O&#8217;nun dostlarına, yarattıklarına aşık olabilseydik, vazgeçemediğimiz tutkularımız, cimriliğimiz, yükselme hırslarımız, malın çokluğuna sonsuz güvenimiz olur muydu? Aşk, insanı daha rikkatli, daha tok gözlü, daha alımlı, daha kanaatkâr biri yapmaz mı?<br />
<br />
Sonuç olarak bir karar vermeliyiz: Dünyayı ve içindekileri bütün ağırlığına rağmen ve iki büklüm olmak uğruna sırtımızda mı taşıyacağız, yoksa sevgisi kalbimize girmeksizin onu avuçlarımızın arasına mı alacağız? Vereceği karara göre kişi kendi akıbetini hazırlamış olacaktır.<br />
<br />
Şeytanın Mülküne Bile Göz Koymak<br />
<br />
Tamahkârlığın kaynağı, insanın kendi arzularıdır. Sahip oldukları ile başkalarına karşı gururlanması, kendisini güçlü hissetmesidir.<br />
<br />
Dünyaya karşı sonu gelmeyen hırsımızın sebebini sadece şeytana yükleyebilir miyiz?<br />
<br />
Hasan-ı Basrî Hazretleri&#8217;nin talebeleri şeytanın vesvesesinden şikâyet ederek:<br />
&#8211; Ya Şeyh! Şeytandan gayet incindik. Hep bizi yaramaz işlere teşvik ediyor; &#8220;Elinize geçen dünyayı sıkı tutun, size lazım olacak.&#8221; diyor ve bizi hayırdan alıkoyuyor, dediler. Hasan-ı Basrî Hazretleri gülümseyerek buyurdu ki:<br />
&#8211; Şimdi buradaydı. O da sizden şikâyet etti. Dedi ki: &#8220;Şu ademoğullarına nasihat eyle de benim hakkıma tamah etmesinler. Kendi haklarına razı olsunlar. Ne zaman ki Hak Tealâ beni huzurundan kovdu, dünyayı ve cehennemi bana mülk kıldı. Cenneti ve kanaati ise onlara verdi. Şimdi bunlar kendi haklarını bıraktılar, benim mülküme tamah ediyorlar. Ben de onların imanlarını almayınca dünyayı kendilerine vermiyorum.&#8221; dedi. Eğer şeytanın vesvesesinden emin olmak isterseniz, dünya endişesini gönüllerinizden çıkarın.<br />
<br />
Bu nasihatleri dinleyen talebeleri başlarını öne eğerek huzurundan ayrıldılar.<br />
<br />
Tamahkâr Tuzağı<br />
<br />
Asya&#8217;da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistancevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır.<br />
<br />
Sıkıca yumruk yapılmış el bu yarıktan dışarı çıkamaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü, tamahkârlığı o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.<br />
<br />
Bizi bu dünyada tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, sonu gelmeyen ve tatmin olamadığımız arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Aslında yapmamız gereken, tuzaktan kurtulabilmek için elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla hem bedenimiz hem de ruhumuzla özgür olmaktır.<br />
<br />
Hiç Aldırış Etmez Dini Elinden Gitse<br />
<br />
İmam Gazâli rh.a. Hazretleri paraya ve mala düşkün insanları &#8220;ne mallarının zekatını verirler, ne de kendilerine ve ailelerine rahat bir hayat yaşatırlar&#8221; diye anlatırken, bir şairin yergisine de yer verir:<br />
<br />
Kardeşim! Nice insanlar vardır, hayvandır!<br />
Baktığında sanırsın ki basiretli ve akıllı bir insandır.<br />
Hemencecik anlar, malına bir ziyan gelse!<br />
Hiç aldırış etmez, dini elinden gitse!<br />
<br />
Kibirli Müslümanın Hikâyesi <br />
<br />
Bir âbid Hicaz yolunda her adımda iki rekat namaz kılarmış. O kadar aşk ve şevk ile bu Hak yolunu tutmuş ki, ayağına batan devedikenini çıkarmazmış.<br />
<br />
Abid bu yolda böyle giderken birdenbire gururlanmaya ve kendini beğenmeye başlamış. Karşısına çıkan şeytan ona demiş ki:<br />
&#8211; Kimse senden daha iyi ve daha güzel ibadet edemez. Bu kadar olur doğrusu. Bundan fazlası can sağlığı&#8230;<br />
<br />
Şeytanın bu sözleri onu kibirlendirmiş ve aniden yolu üzerindeki bir kuyuya düşmüş. Hak Tealâ&#8217;nın lütfu erişmese neredeyse bütün bütün yoldan sapıtacakmış. O sırada gaipten bir ses<br />
duymuş:<br />
&#8211; Ey mübarek adam! Yaptığın ibadetle Allah yanında bir mevki elde ettiğini ve ona layık bir hediye sunduğunu sanma. İyilikle bir gönül elde etmek bin rekat namazdan daha iyidir.<br />
Şeyh Sadi, Bostan<br />
<br />
Efendimiz&#8217;in Dilinden<br />
<br />
Varlığın Tacı Efendimiz s.a.v.&#8217;in sadaka konusunda bize miras bıraktığı ölçü, sadece sadakanın önemini değil, gerçek anlamda varlıklı olmanın anlamını da gösteriyor:<br />
<br />
&#8220;Sadaka, maldan bir şey eksiltmez. Kul sadaka olarak eliyle bir şey uzatınca, o önce Allah Tealâ&#8217;nın eline düşer. Yani o sadaka henüz alıcının eline geçmeden, Cenab-ı Hak onu rıza ve hoşnutlukla kabul eder. Bir kişi ihtiyacı olmadığı halde dilenme kapısı açarsa, Allah Tealâ da ona fakirlik (ihtiyaç) kapısı açar.<br />
<br />
İnsanoğlu &#8220;Malım, malım!&#8221; der durur. Halbuki onun malı şu üç şeyden ibarettir:<br />
1. Yiyip tükettikleri,<br />
2. Giyip eksilttikleri,<br />
3. Allah Tealâ için verip ahiret için biriktirdikleri!<br />
Bunun dışındakiler ya elinden gider ya da başkalarına (mirasçılarına) kalır.&#8221;<br />
<br />
İnanan insanlar olarak tam bir teslimiyet içerisinde hakikate doğru yükselmeye karar verecek iken, diğer yönümüz devreye girmekte ve sonuçta varlığımız bu iki zıt kutup arasında gerilmektedir.<br />
<br />
Gönlü tok olmayan insan ne kadar zengin olursa olsun fakirdir. Maddi beklentilerin esiri olmamak için insana gönül tokluğu gereklidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Mümin, çalışıp kazanır. Kazandıklarından da Allah için ihtiyaç sahiplerine verir, yani infak eder. Müminin kazanması gözü doymamış bir harislikten değildir. O, hırs tuzağına yakalanmaz. Çünkü bilir ki sahip yalnızca Allah&#8217;tır. Kendisini sahip sanmak yolunu şaşırmaktır ve o böyle şaşıranlardan olmaz.<br />
<br />
İnsanın var oluş sancısı, göğe ait olma ile yere ait olma arasındaki gerilimden kaynaklanmaktadır. Bizler dünyaya ait varlıklar mıyız, yoksa çürüyecek olan bedenimizi dünyada bırakıp ruhumuzla göğe doğru mu yükseleceğiz?<br />
<br />
Yerle Gök Arasında<br />
<br />
Bu satırları okuyan bizler, hayatımızı bir beden içerisinde sürdürdüğümüz için duyu organlarımızın verilerine, kalp ve beynimizin faaliyetlerine muhtacız. Bu durum bizi zorunlu olarak yere bağlı kılarken, diğer yandan ruhunda cennet hatıralarını hisseden ve tekrar orasını arzu eden manevi yapımız ise göğe doğru miraca çıkmak istemektedir.<br />
<br />
&#8220;Kâfir yolculuğundan bir fayda görmez, ondan dolayı da bütün meyli toprağadır.<br />
Adamın yüzünü geriye çevirmesi, hırstan tamahtandır; yüzünü yola çevirmesi, doğruluktan niyazdan.<br />
Ruhunun meyli yüceliklere ise yücelir durursun, varacağın yer de orasıdır.&#8221; (Mesnevi, 1810. beyit)<br />
<br />
İnanan insanlar olarak tam bir teslimiyet içerisinde hakikate doğru yükselmeye karar verecek iken, diğer yönümüz devreye girmekte ve sonuçta varlığımız bu iki zıt kutup arasında gerilmektedir. Gaflete dalmış bir müminin ezan sesini duyduğunda yaşayabileceği mahcubiyeti düşününüz. Veya günlük meşguliyetlerin ardında koştururken ezanın ilâhi nağmelerini bile duyamamış bir müslümanın namazı kaçırmamak için hüzünlü telaşını düşününüz.<br />
<br />
Dünyada var olan her şeyin yok olacağını, ömrümüzün yüz binlerce yıllık insanlık tarihine nazaran çok kısa olduğunu bile bile dünyadaki pek çok şeye sahip olmak için ifrat derecesinde parayı arzu ederken, ceplerimizi doldurmak için açgözlülükle tamahkârlık yaparken maneviyattan uzaklaşabilen, hatta çevremizdekilerin kalplerini bile kırabilen bizler sadece bir kefene sarılı olarak bu dünyaya veda etmeyecek miyiz?<br />
<br />
Orada Ne Var?<br />
<br />
Behlül Dânâ Hazretleri, Halife Harun Reşid&#8217;e şu şekilde nasihat etmiştir:<br />
<br />
Bir gün halifeye:<br />
&#8211; Ey Harun Reşid! Yer içinde, yer üzerinde ve göklerde çok olan nedir, diye sordu. Harun Reşid:<br />
&#8211; Bunu bilmeyecek ne var? Yer içinde ölüler, yer üzerinde hayvanlar ve bitkiler, gökte ise meleklerdir, dedi.<br />
<br />
Behlül Hazretleri, &#8220;Değil!&#8221; buyurdu. Halife, &#8220;Nedir?&#8221; diye sorunca Behlül Dânâ:<br />
&#8211; Ey Halife! Yer içinde çok olan ölülerin pişmanlıkları, yer üzerinde insanların hırs ve tamahı, gökte ise adil hükümdarların sevaplarıdır, buyurdu. Bu sözler üzerine Harun Reşid ağlamaya başladı.<br />
<br />
Dünyadaki bu misafirliğimize rağmen, açgözlü insan, dünyaya olan rağbetinden dolayı, aşağıdaki ayette de buyrulduğu gibi daha çok yaşamak ister. Aslında bu talebinin altında yaklaşmakta olan hak ettiği azabından kaçış düşüncesi vardır:<br />
<br />
&#8220;Doğrusu, onların (Yahudilerin) hayata diğer insanlardan, hatta müşriklerden daha düşkün (daha hırslı) olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yaptıklarını görür.&#8221; (Bakara, 9)<br />
<br />
&#8220;Bir tamahkâr, yukarıdan aşağı kusur dolu bir zenginde ayıp görmez. Çünkü ondan bir şey koparmaya tamah etmiştir. Tamah işte böyle bütün gönülleri kaplar.&#8221; (Mesnevî, 2355. beyit)<br />
Belki bazen tamahkârlığımızı gizliyor veya ona çeşitli kılıflar bulabiliyoruz. İmam-ı Rabbanî Hazretleri&#8217;nin buyurduğu gibi, şeytan, riyayı ihlâs olarak ve tamahı da tersi olarak göstererek insanı aldatmaya çalışır. Şeytan köpek gibidir. Köpek kovalayınca kaçar ise de, başka taraftan yine gelir.<br />
<br />
Mala olan düşkünlüğümüzü belki bazen gençliğimize de yorabiliriz; yani yaşayacak yıllarımız var ve bugünkü şartlarda ihtiyacımız olanları temin etmeye çalışıyoruz diyebiliriz. Peki, yaşımız ilerledikçe mala olan ilgimiz azalıyor mu?<br />
<br />
&#8220;Ademoğlu yaşlanır, fakat ondaki iki şey gençleşir: Mal üzerine hırs, ömür üzerine hırs&#8230;&#8221; (İbn Mâce, Zühd, 27) şeklindeki hadis-i şerif, tamahkârlığın istikbal endişesiyle bir ilgisi olmadığını bizlere gösteriyor.<br />
<br />
Peygamber s.a.v. Efendimiz&#8217;in ümmetini zararlarına karşı uyardığı en önemli konuların başında daha çok mala sahip olma hırsı gelmektedir. Çünkü O bilmektedir ki, yeryüzü zamanla daha zenginleşecek, mal çeşitliliği artacak, gelişecek teknolojiyle insanoğlu hayatını kolaylaştıracak ama bütün bu gelişmeler nefsini terbiye edemeyen, sahip olduğu mallarını vazgeçilemez gören kalbi fakir insanlar açısından fitne olabilecektir: &#8220;Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi ise maldadır.&#8221; (Tirmizî)<br />
<br />
İman ve İnfak<br />
<br />
Tamahkârlığımızı tetikleyen başlıca sebeplerden birinin muhtaç olanlara yardım etmekten uzak durmamız olduğunu unutmamalıyız. Çünkü sadakayı terk eden kimse, dünyevî hırs ve tamah içerisinde perişan bir hale gelir. Feraset sahibi müminler ise, sadakaya riayet ederek bu kötü duyguyu kontrol altında tutmaya hatta yok etmeye çalışırlar. Abdullah b. Hubeyk Hazretleri, çevresindeki insanları açgözlülük etmekten sakındırır ve onları şöyle uyarırdı: &#8220;Açgözlü insan tamah zincirine bağlanmış ölüye benzer. Kalpteki tamah kalbi mühürler; mühürlü kalp ise ölüdür. Mümin tamahkâr olamaz. Nefsin şehvet ve arzularına uyamaz.&#8221; Evet; insan, bedeni maddeden yaratılmış olsa da aslında bu maddenin bile nasıl düşündüğünü ve Allah adı anıldığında nasıl titreyebildiğini unutabiliyor. Din nasıl en çok bid&#8217;at ve hurafeler dolayısıyla toplumda zayıflayabiliyorsa, insan da en çok tamahkârlığı dolayısıyla hem dinini hem de insanlığını kaybedebiliyor: &#8220;Bir koyun sürüsünün üzerine salıverilen iki aç kurdun o sürüye verdiği zarar, kişinin mal ve şeref hırsının dinine olan zararından daha ağır değildir.&#8221; (Tirmizî)<br />
Mektubat-ı Rabbanî&#8217;de de belirtildiği üzere, insanı tamah etmeye yönelten hırs, şehvet ve kızgınlık, insanın cesedini meydana getiren maddelerden ileri gelmektedir. Dünya malına aşırı düşkün olmak, sahip olduklarımızı kaybedebiliriz diye cimrilik yapmak, bayağı işler peşinde koşmak hep maddeden doğmaktadır. Rasulullah s.a.v. &#8220;Küçük cihaddan döndük, en büyük cihada geldik!&#8221; buyurduğunda, büyük cihad olarak, çok kimselerin dediği gibi sadece nefsle cihadı değil, belki nefsin hâkim olmaya çalıştığı ceset ile cihadı bildirmiştir. Tamah perdelerini yırtmadan, gönlümüzü nasıl fethedebiliriz ki!<br />
<br />
Unutmamak gerekir ki akıl, dünyada kaldıkça, bu bedene de bağlı kalır. Bu bağlılıktan kurtulamaz. Bu iğreti varlıktan alakası kesilmez. Vehim, her zaman aklın etrafında, hayal daima aklın yanında bulunur. Gadap, yani kızgınlık ve şehvet gibi nefsin arzuları, hep onunla beraber kalır. Hırs ve menfaat onu yalnız bırakmaz. Bizleri sürekli toprağa bağlayan, adeta ayaklarımıza vurulmuş prangalar gibi bir türlü vazgeçemediğimiz kötü huylarımız sebebiyle, yaratılışımız itibarıyla melekût alemine doğru yükselmemiz gerekirken, maalesef hayvanat alemine doğru inmekteyiz.<br />
<br />
Görünüşte Zengin<br />
<br />
Gönlü tok olmayan insan ne kadar zengin olursa olsun fakirdir. Maddi beklentilerin esiri olmamak için insana gönül tokluğu gereklidir. Ebû Hüreyre r.a.&#8217;dan rivayetle Peygamberimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: &#8220;Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.&#8221; (Buharî)<br />
<br />
Tamahkârlık yaptıkça, Cenab-ı Hakk&#8217;ın hakkımızda takdir edeceği rızka olan tevekkülümüzü de kaybederek, daha çok mala sahip olacağımızı ve sahip olduklarımız çoğaldıkça da doyuma ulaşacağımızı düşünebiliriz. Oysa Hz. Ömer r.a. bir hutbesinde şöyle hitap etmiştir: &#8220;Ey insanlar! Bilin ki tamahkârlık fakirliktir, kanaat etmek ise zenginliktir. Kişi bir şeye tamah göstermezse ondan müstağni olur.&#8221;<br />
<br />
Demek ki insan tamah ettikçe hırsı daha da artıyor, sahip oldukları kendi gözünde anlamsızlaşıyor, sahip olamadığı şeyler de gözünde büyüyor. Bu halde kalan ve belli bir düzeyde de olsa zengin olan bir insan gerçek bir fakirden daha kötü durumda değil midir? Peygamberimiz s.a.v. de hırslı insanın sonu gelmez beklentilerini şu ifadelerinde belirtmiştir: &#8220;Ademoğlunun iki vadi dolusu malı olsa bir üçüncüsünü ister. Ademoğlunun karnını (gönlünü) topraktan başka birşey doldurmaz. Şu kadar ki, tevbe eden kişinin tevbesini Allah kabul eder.&#8221;<br />
(Tirmizi, İbn Mâce)<br />
<br />
Mesnevi-i Şerif&#8217;te de vurgulandığı üzere; &#8220;Denizin testideki suya da tamahı vardır.&#8221; Tamahkâr insan sadece kendisinin çalışmasıyla her şeyi elde edemeyeceğini bilir ve meşru olan veya olmayan pek çok yola başvurur.<br />
<br />
Bunlardan birisi ve en kötüsü, insanlardan dilenircesine istemektir. Peygamberimiz s.a.v.&#8217;in bu konuda sert uyarıları vardır: &#8220;Mal biriktirmek için dilenen, gerçekte kor istiyor demektir. Artık ister az, ister çok dilensin.&#8221; (Müslim) Bu hadise göre mal biriktirmek için dilenmek, ateş toplamak demektir. Müslüman, izzet ve şerefini inandığı inanç ve değerler uğruna her zaman korumalıdır. Ancak zaruret derecesindeki sıkıntıyı atlatmak için bir veya birkaç sefere mahsus istemek mahzurlu değildir: &#8220;Dilenmek yüz karasıdır. Kişi dilenmek suretiyle kendi yüzünü lekeler. Sadece devlet başkanından hakkını istemesi ya da zaruret sebebiyle dilenmek böyle değildir.&#8221; (Tirmizî)<br />
<br />
Manevi Tamahkârlık<br />
<br />
Manevi anlamda da insanın tamahkârlığı olabileceğini hatırlatmak gerekir. Nesevî Hazretleri&#8217;nin işaret ettiği gibi, Allah Tealâ&#8217;ya sadece sevap umarak veya azabından korkarak ibadetle hizmet eden kişi, tamahını ve hasisliğini ortaya koyar. Kulun efendisine bir bedel yani menfaat karşılığı hizmet etmesi, kendi nefsinin beklentilerini aşamadığını gösterir. Gerek bu dünyaya ait, gerekse öte dünyaya ait hırs ve tamahını yok edememiş ve böylece nefsinin hakimiyeti devam eden insan, nasıl mülk aleminden sıyrılıp diğer alemlere seyahat edebilir ki! Mevlâna Hazretleri&#8217;nin şu mısralarını kendimize dersler çıkararak okumalıyız:<br />
<br />
&#8220;Dünyada tamahsız sofi az bulunur. O sebepten sofi hayli hor, hakirdir.<br />
Ancak Allah nuruyla doyan ve dilenme zilletinden kurtulmuş olan sofi bundan müstesnadır.<br />
Fakat sofilerin binde biri bu çeşit sofilerdendir. Öbürleri de onun sayesinde yaşarlar.&#8221;<br />
&#8220;Sofiyi yoldan çıkaran tamahtır. Yoldan çıkarır da sofinin hali harap olur, ziyan içinde kalır.<br />
Yemeğe, zevk ve sema&#8217;ya tamah ediş, hakikate akıl erdirmesine mani olur.<br />
Ayna bir şeye tamah etseydi bizim gibi münafık olur, her şeyi olduğu gibi göstermezdi.<br />
Terazinin mala tamahı olsaydı tarttığını nasıl doğru tartardı?&#8221;<br />
<br />
Nasıl Kurtulabiliriz?<br />
<br />
Tamahkârlıktan en önemli kurtulma vesilesi, kendimizden aşağı seviyede olanlara değer vermek, onları küçük görmemektir. Böyle davranırsak kendimizde olan varlıkların kıymetini anlamaya başlayabiliriz: &#8220;Siz kendinizden aşağı olanlara bakınız; sizden yukarı olanlara bakmayınız. Çünkü böyle yapmak, Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetlerini küçümsememeniz için daha uygundur.&#8221; (İbn Mâce)<br />
<br />
Cenab-ı Hakk&#8217;ın lütfettiği mal, bizlerin yaşayabilmesi ve nice hayırlara vesile olabilmesi için bir araçtır. Sahip olduklarımıza karşı tamahtan kurtulabilmemiz için, İmam-ı Azam Hazretleri&#8217;nin aşağıda aktarılan anekdotta yapabildiği gibi, kalbimizde mal kazanma sevgisi veya mal kaybetme acısı bulunmamalıdır:<br />
<br />
İmam-ı Azam Ebu Hanîfe&#8217;nin ilmi faaliyetleri yanında ticaretle de meşgul zengin bir zat olduğu bilinmektedir. Bu büyük insan, gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırdı. İmamın ticari mal taşıyan gemileri vardı. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısından seslendi:<br />
&#8211; Ya imam, gemin battı!&#8230;<br />
<br />
İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra, &#8220;Elhamdülillah&#8221; dedi. Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber verdi:<br />
&#8211; Ya imam, bir yanlışlık oldu; batan gemi senin değilmiş!<br />
<br />
İmam bu yeni habere de &#8220;Elhamdülillah&#8221; diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düştü:<br />
&#8211; Ya imam, gemin battı diye haber getirdik, &#8220;Elhamdülillah&#8221; dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim, yine &#8220;Elhamdülillah&#8221; dedin. Bu nasıl hamd etme böyle?<br />
<br />
İmam-ı Azam şükrünü izah etti:<br />
&#8211; Sen gemin battı diye haber getirdiğinde iç alemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah&#8217;a hamd ettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiğinde de aynı şeyi yaptım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliği bağışladığı için de Allah&#8217;a şükrettim.<br />
<br />
Tamahkârlık şükürsüzlük demektir. Şükredebildiğimiz ölçüde hırslarımızdan kurtulabiliriz. Şükür için de gözümüz başkalarının nasıl mal kazandığında değil, kendimizde olmalıdır. Şükretmek için sadece mahallemizde veya şehrimizdeki insanlarla varlıklarımızı karşılaştırmamız da yeterli olmayacaktır; dünyanın değişik bölgelerinde çok zor şartlar altında yaşayan, içecek su bulamayan, uyuyacak bir döşeği olmayan insanları düşünmeliyiz.<br />
<br />
Tamahın zıddına &#8220;tefvîz&#8221; denir. Tefvîz ise, helal olan şeyleri kazanmak için çalıştıktan sonra bunlara kavuşmayı Allah Tealâ&#8217;dan beklemektir. &#8220;Yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah&#8217;a ait olmasın.&#8221; (Hûd, 6) ayetine kalben inanıp, rızık konusunda Allah&#8217;a tevekkül edebildikçe bizleri dünyaya bağlayan hırslarımızdan kurtulabilecek ve ötelere doğru yol almaya başlayabileceğiz. Peygamberimiz s.a.v. bu kurtuluşun reçetesini bizlere bildirmiştir: &#8220;Müslüman olan, yeterli geçime sahip kılınan ve Allah&#8217;ın kendisine verdiklerine kanaat etmesini bilen kurtulmuştur.&#8221; (Müslim; Tirmizî). Böylece bereket dediğimiz şey, hırs göstermeksizin bizlere nasip olan malda ortaya çıkar. Başkasının elindekilere göz dikerek tamah ettiklerimizle oluşan mallarımızda bereket olur mu?<br />
<br />
Eğer Allah&#8217;a, O&#8217;nun dostlarına, yarattıklarına aşık olabilseydik, vazgeçemediğimiz tutkularımız, cimriliğimiz, yükselme hırslarımız, malın çokluğuna sonsuz güvenimiz olur muydu? Aşk, insanı daha rikkatli, daha tok gözlü, daha alımlı, daha kanaatkâr biri yapmaz mı?<br />
<br />
Sonuç olarak bir karar vermeliyiz: Dünyayı ve içindekileri bütün ağırlığına rağmen ve iki büklüm olmak uğruna sırtımızda mı taşıyacağız, yoksa sevgisi kalbimize girmeksizin onu avuçlarımızın arasına mı alacağız? Vereceği karara göre kişi kendi akıbetini hazırlamış olacaktır.<br />
<br />
Şeytanın Mülküne Bile Göz Koymak<br />
<br />
Tamahkârlığın kaynağı, insanın kendi arzularıdır. Sahip oldukları ile başkalarına karşı gururlanması, kendisini güçlü hissetmesidir.<br />
<br />
Dünyaya karşı sonu gelmeyen hırsımızın sebebini sadece şeytana yükleyebilir miyiz?<br />
<br />
Hasan-ı Basrî Hazretleri&#8217;nin talebeleri şeytanın vesvesesinden şikâyet ederek:<br />
&#8211; Ya Şeyh! Şeytandan gayet incindik. Hep bizi yaramaz işlere teşvik ediyor; &#8220;Elinize geçen dünyayı sıkı tutun, size lazım olacak.&#8221; diyor ve bizi hayırdan alıkoyuyor, dediler. Hasan-ı Basrî Hazretleri gülümseyerek buyurdu ki:<br />
&#8211; Şimdi buradaydı. O da sizden şikâyet etti. Dedi ki: &#8220;Şu ademoğullarına nasihat eyle de benim hakkıma tamah etmesinler. Kendi haklarına razı olsunlar. Ne zaman ki Hak Tealâ beni huzurundan kovdu, dünyayı ve cehennemi bana mülk kıldı. Cenneti ve kanaati ise onlara verdi. Şimdi bunlar kendi haklarını bıraktılar, benim mülküme tamah ediyorlar. Ben de onların imanlarını almayınca dünyayı kendilerine vermiyorum.&#8221; dedi. Eğer şeytanın vesvesesinden emin olmak isterseniz, dünya endişesini gönüllerinizden çıkarın.<br />
<br />
Bu nasihatleri dinleyen talebeleri başlarını öne eğerek huzurundan ayrıldılar.<br />
<br />
Tamahkâr Tuzağı<br />
<br />
Asya&#8217;da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistancevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır.<br />
<br />
Sıkıca yumruk yapılmış el bu yarıktan dışarı çıkamaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü, tamahkârlığı o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.<br />
<br />
Bizi bu dünyada tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, sonu gelmeyen ve tatmin olamadığımız arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Aslında yapmamız gereken, tuzaktan kurtulabilmek için elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla hem bedenimiz hem de ruhumuzla özgür olmaktır.<br />
<br />
Hiç Aldırış Etmez Dini Elinden Gitse<br />
<br />
İmam Gazâli rh.a. Hazretleri paraya ve mala düşkün insanları &#8220;ne mallarının zekatını verirler, ne de kendilerine ve ailelerine rahat bir hayat yaşatırlar&#8221; diye anlatırken, bir şairin yergisine de yer verir:<br />
<br />
Kardeşim! Nice insanlar vardır, hayvandır!<br />
Baktığında sanırsın ki basiretli ve akıllı bir insandır.<br />
Hemencecik anlar, malına bir ziyan gelse!<br />
Hiç aldırış etmez, dini elinden gitse!<br />
<br />
Kibirli Müslümanın Hikâyesi <br />
<br />
Bir âbid Hicaz yolunda her adımda iki rekat namaz kılarmış. O kadar aşk ve şevk ile bu Hak yolunu tutmuş ki, ayağına batan devedikenini çıkarmazmış.<br />
<br />
Abid bu yolda böyle giderken birdenbire gururlanmaya ve kendini beğenmeye başlamış. Karşısına çıkan şeytan ona demiş ki:<br />
&#8211; Kimse senden daha iyi ve daha güzel ibadet edemez. Bu kadar olur doğrusu. Bundan fazlası can sağlığı&#8230;<br />
<br />
Şeytanın bu sözleri onu kibirlendirmiş ve aniden yolu üzerindeki bir kuyuya düşmüş. Hak Tealâ&#8217;nın lütfu erişmese neredeyse bütün bütün yoldan sapıtacakmış. O sırada gaipten bir ses<br />
duymuş:<br />
&#8211; Ey mübarek adam! Yaptığın ibadetle Allah yanında bir mevki elde ettiğini ve ona layık bir hediye sunduğunu sanma. İyilikle bir gönül elde etmek bin rekat namazdan daha iyidir.<br />
Şeyh Sadi, Bostan<br />
<br />
Efendimiz&#8217;in Dilinden<br />
<br />
Varlığın Tacı Efendimiz s.a.v.&#8217;in sadaka konusunda bize miras bıraktığı ölçü, sadece sadakanın önemini değil, gerçek anlamda varlıklı olmanın anlamını da gösteriyor:<br />
<br />
&#8220;Sadaka, maldan bir şey eksiltmez. Kul sadaka olarak eliyle bir şey uzatınca, o önce Allah Tealâ&#8217;nın eline düşer. Yani o sadaka henüz alıcının eline geçmeden, Cenab-ı Hak onu rıza ve hoşnutlukla kabul eder. Bir kişi ihtiyacı olmadığı halde dilenme kapısı açarsa, Allah Tealâ da ona fakirlik (ihtiyaç) kapısı açar.<br />
<br />
İnsanoğlu &#8220;Malım, malım!&#8221; der durur. Halbuki onun malı şu üç şeyden ibarettir:<br />
1. Yiyip tükettikleri,<br />
2. Giyip eksilttikleri,<br />
3. Allah Tealâ için verip ahiret için biriktirdikleri!<br />
Bunun dışındakiler ya elinden gider ya da başkalarına (mirasçılarına) kalır.&#8221;<br />
<br />
İnanan insanlar olarak tam bir teslimiyet içerisinde hakikate doğru yükselmeye karar verecek iken, diğer yönümüz devreye girmekte ve sonuçta varlığımız bu iki zıt kutup arasında gerilmektedir.<br />
<br />
Gönlü tok olmayan insan ne kadar zengin olursa olsun fakirdir. Maddi beklentilerin esiri olmamak için insana gönül tokluğu gereklidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[adını koyamadım :(]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14822</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 23:58:16 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14822</guid>
			<description><![CDATA[sensizlik çok kalabalık geliyor yüreğime<br />
<br />
taşıyamıyorum....<br />
<br />
<br />
<br />
tükenmeyecektik,tükenmeyecektim...<br />
<br />
boğazım düğüm düğüm...<br />
<br />
<br />
bu öyle birşeyki acıların en kahırlısı<br />
<br />
ve ben kahroluyorum....<br />
<br />
<br />
<br />
söylesene sen benden vazgeçebildin mi?<br />
<br />
sen hiç sevmedinki vazgeçmek zor olsun...<br />
<br />
<br />
<br />
oysa derdimki benim kırılgandır umutlarım.<br />
<br />
<br />
<br />
biliyorumki uzağa atarım yakınıma düşersin...<br />
<br />
bu kadar yakınıma düşeceğini neden bilirdim...<br />
<br />
<br />
ve bilki çok sevdim seni kısa bir zamanda<br />
<br />
BU LANET OLASI MESAFELERE İNAT...!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[sensizlik çok kalabalık geliyor yüreğime<br />
<br />
taşıyamıyorum....<br />
<br />
<br />
<br />
tükenmeyecektik,tükenmeyecektim...<br />
<br />
boğazım düğüm düğüm...<br />
<br />
<br />
bu öyle birşeyki acıların en kahırlısı<br />
<br />
ve ben kahroluyorum....<br />
<br />
<br />
<br />
söylesene sen benden vazgeçebildin mi?<br />
<br />
sen hiç sevmedinki vazgeçmek zor olsun...<br />
<br />
<br />
<br />
oysa derdimki benim kırılgandır umutlarım.<br />
<br />
<br />
<br />
biliyorumki uzağa atarım yakınıma düşersin...<br />
<br />
bu kadar yakınıma düşeceğini neden bilirdim...<br />
<br />
<br />
ve bilki çok sevdim seni kısa bir zamanda<br />
<br />
BU LANET OLASI MESAFELERE İNAT...!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bunları bilemezsiniz amama]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14821</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 22:43:32 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14821</guid>
			<description><![CDATA[BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ ? <br />
1- Sigara kullanan, rakı içen, 85 kg. çeken bir insanın bir günde en fazla 24 saat uyuyabildiğini?.. <br />
<br />
2- Türkiye' de son yıllarda yapılan evliliklerde "erken 'boşanma' " sorunu yaşandığını? <br />
<br />
3- Jüpiter gezegeninde futbol maçlarının 90 dakika değil 65 dakika sürdüğünü ve bu yüzden de 90. dakikada atılması muhtemel goller nedeniyle hakemlerin dayak yemesinin mümkün olmadığını. Bununla birlikte 65. dakikada yenilen goller yüzünden epey hakemin hastanelik edildiğini? <br />
<br />
4- Er Ryan' ı Kurtarmak filminin başrolünün en evvela önce bana önerildiğini ve fakat benim bu teklifi elimin tersiyle dövdüğümü? <br />
<br />
5- Denizlerin ve okyanusların dibinde yaşayan canlıların hiç birinin elbise giymediğini ve bu yüzden de; "Ayol şu elbisenin güzelliğine bak, nereden buldu acaba bu şırfıntı şu caaaanım elbiseyi?" türünden cümlelere ihtiyaç olmadığını? <br />
<br />
6- Halen 37 hatun kişinin bana aşık olduğunu, benim ise 49 hatuna aşık olduğumu. Rakamlar arasındaki bu fark nedeniyle dünyanın ekolojik dengesinin bozulduğunu ve bu yüzden acilen 12 hatunun daha bana aşık olması gerektiğini? <br />
<br />
7- Yukarıdaki maddenin biraz abartılı olduğunu? <br />
<br />
8- Yedinci maddeyi kardeşimin yazdığını ve altıncı maddenin sahiden de doğru olduğunu ve kardeşimi bir güzel patakladığımı? <br />
<br />
9- İnternet dünyasında Popüler bir şahsiyet iken, kendi muhitimde Popülmez bir şahsiyet olduğumu? <br />
<br />
10- Çekirgelerin, üçüncü sıçramalarında başlarına bir iş geleceğini, sayı saymasını bilmediklerinden dolayı daha önceden kestiremediklerini? <br />
<br />
11- Doğru öpücüğü kondurduktan sonra tüm kurbağaların bir prense dönüşebileceğini ve fakat prenseslerin öpücük özürlü olmasından dolayı böyle bir olayın sık gerçekleşmediğini? <br />
<br />
12- Bursalı bilim adamlarınca daha önce keşfedilmemiş bir vitaminin bulunduğunu ve fakat alfabedeki tüm harflerin bir vitamine isim babalığı yapmasından ötürü bu vitamine bir türlü bir isim koyamadıklarını? Eğer bir harf icat edebilirlerse, 1999 Kimya Nobelini alabileceklerini? <br />
<br />
13- Minibüsçüler ve Dolmuşçular Derneği' nin sürtünmesiz bir ortamda saatte 560 km. hız yapabilen bir araç geliştirdiklerini ve fakat bu hızla giderlerse, Trafik polisleriyle sık sık sürtüşme yaşanacağı için bu projeden vazgeçtiklerini? Bir dernek yetkilisinin ise, asıl gerekçenin bu olmadığını, eğer proje gerçekleşirse, bu hızla giden bir minibüsün yoldan yolcu toplamak için asla duramayacağını ve bu yüzden projeden vazgeçildiğini söylediğini? <br />
<br />
14- İçinde yaşayan 65 milyon kişi olmasa bu memleketin krallara layık bir şekilde idare edilebileceğini. Bu gerçeğin yetkililerce bilinmesinden dolayı, adı geçen 65 milyon kişinin en kısa sürede öteki tarafa intikaline çalışıldığını? <br />
<br />
15- Yüzlerce yıldır 14 sayısının ardından gelen 15 sayısının artık buna tahammüllünün kalmadığını ve hakkaniyet gereği, biraz da kendisine öncelik verilmesini gerektiğini düşündüğünü? <br />
<br />
16- Onaltı sayısının da aynı şeyleri 15 sayısı için düşündüğünü? <br />
<br />
17- NASA tarafından astronomik bir rakam karşılığında tarafıma genel müdürlük asistanlığı teklif edildiğini ve fakat uzay fobim nedeniyle bu teklifi içim cız ederek reddettiğimi? <br />
<br />
18- Okuduğunuz bu satırlar elinizde kitap olarak duruyorsa, hayattaki en büyük amaçlarımdan birisi olan kitap yayınlama amacımın gerçekleşmiş olacağını? <br />
<br />
19- Ramazan ayında bütün gıda maddelerine zam gelirken, oruç tutma günlerinin de fiilen bir yıla çıktığını; 365 gün oruç tutma vecibesi yükleyen bir din icat olunduğu takdirde bunun hükümetler için kaymaklı kadayıf olacağını?.. <br />
<br />
20- Yirmi sayısının aslının 19 olduğunu ve fakat bu sayının deplasmanda oynadığı bir maçta berabere kaldığı için puanını ancak bir sayı yükseltebildiğini ve bu sayede yirmi olduğunu?.. <br />
<br />
21- Standart bir kültablasının ortalama 30 adet sigara izmariti aldığını ve fakat otuzbirinci izmariti de sığdırmaya kalkıştığınız takdirde, halılarınızın Ayşe Teyzenin bile temizleyemeyeceği bir hal alacağını?.. <br />
<br />
22- Bu Sabah Yağmur Var İstanbul' da olduğunu ama bir yağmur için gerekli şemsiyenin yanımda bulunmadığını? <br />
<br />
23- Fakültede öğrenciyken hayatımda ilk kez spor totoda üç ayrı kolonda 11 tutturduğumu fakat o hafta 11' in ikramiyelerin kapsama alanı dışına çıkartıldığını ve benim buna epey üzüldüğümü? <br />
<br />
24- Yılbaşı gecesi evimize gelen misafirlerden bir tanesinin yeterince alkol aldıktan sonra elindeki bardağı diğer bir misafirin kafasına attığını ve bunun sonucunda kafası yarılan o misafirimize 16 dikiş atıldığını? <br />
<br />
25- Gece/Ay= Yıldız olduğunu? <br />
<br />
26- 2 kere 2' nin başlangıçta 4 etmediğini ve fakat dört etmek için devlet memuriyetinde ve ek işlerde yıllarca çalıştıklarını? <br />
<br />
27- İstanbul' un Onbeşinci yüzyılda Fatih Sultan Mehmet tarafından fethiyle ortaçağdan yeniçağa geçildikten yüzyılar sonra bu kez 20. yüzyılda trafik ve enflasyon canavarlarının istanbul' u fethettiğini ve böylelikle yeniden ortaçağa dönüldüğünü? <br />
<br />
28- Düşünüyorum öyleyse varım ibaresinin bugünkü izdüşümünün "Düşünmüyorum öyleyse verin!" olduğunu? <br />
<br />
29- Oruç tutmamama rağmen şimdi okuduğunuz bölümü yazmak amacıyla sahur saatinde uyanık olduğumu ve davul sesinin yakından hiç de hoş gelmediğini? <br />
<br />
30- Ülkemizde her vatandaşa bir klip çekilmesinin artık zamanının geldiğini? <br />
<br />
31- Voltajların düşmesi nedeniyle, bu satırları yazmak için yararlandığım bilgisayarımın ekranının tir tir titrediğini? <br />
<br />
32- AIDS ve kansere bir çare bulunsa bile, yeni bir hastalığın hemen icat edileceğine yürekten inandığımı ve AIDS için Afrikalılara ve zencilere çamur atılırken, bu yeni hastalık için de tahminimce bu sefer Saddam Hüseyin' e filan yönelineceğini? <br />
<br />
33- 2050 yılında, memlekettteki enflasyon oranının yüzde beşe düşmesinin aritmetik olarak mümkün olduğunu ve fakat geometrik olarak bunun pek de mümkün olmadığını? <br />
<br />
34- 3000' li yılarda enflasyon ve trafik canavarlarının ecelleriyle öleceklerini?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ ? <br />
1- Sigara kullanan, rakı içen, 85 kg. çeken bir insanın bir günde en fazla 24 saat uyuyabildiğini?.. <br />
<br />
2- Türkiye' de son yıllarda yapılan evliliklerde "erken 'boşanma' " sorunu yaşandığını? <br />
<br />
3- Jüpiter gezegeninde futbol maçlarının 90 dakika değil 65 dakika sürdüğünü ve bu yüzden de 90. dakikada atılması muhtemel goller nedeniyle hakemlerin dayak yemesinin mümkün olmadığını. Bununla birlikte 65. dakikada yenilen goller yüzünden epey hakemin hastanelik edildiğini? <br />
<br />
4- Er Ryan' ı Kurtarmak filminin başrolünün en evvela önce bana önerildiğini ve fakat benim bu teklifi elimin tersiyle dövdüğümü? <br />
<br />
5- Denizlerin ve okyanusların dibinde yaşayan canlıların hiç birinin elbise giymediğini ve bu yüzden de; "Ayol şu elbisenin güzelliğine bak, nereden buldu acaba bu şırfıntı şu caaaanım elbiseyi?" türünden cümlelere ihtiyaç olmadığını? <br />
<br />
6- Halen 37 hatun kişinin bana aşık olduğunu, benim ise 49 hatuna aşık olduğumu. Rakamlar arasındaki bu fark nedeniyle dünyanın ekolojik dengesinin bozulduğunu ve bu yüzden acilen 12 hatunun daha bana aşık olması gerektiğini? <br />
<br />
7- Yukarıdaki maddenin biraz abartılı olduğunu? <br />
<br />
8- Yedinci maddeyi kardeşimin yazdığını ve altıncı maddenin sahiden de doğru olduğunu ve kardeşimi bir güzel patakladığımı? <br />
<br />
9- İnternet dünyasında Popüler bir şahsiyet iken, kendi muhitimde Popülmez bir şahsiyet olduğumu? <br />
<br />
10- Çekirgelerin, üçüncü sıçramalarında başlarına bir iş geleceğini, sayı saymasını bilmediklerinden dolayı daha önceden kestiremediklerini? <br />
<br />
11- Doğru öpücüğü kondurduktan sonra tüm kurbağaların bir prense dönüşebileceğini ve fakat prenseslerin öpücük özürlü olmasından dolayı böyle bir olayın sık gerçekleşmediğini? <br />
<br />
12- Bursalı bilim adamlarınca daha önce keşfedilmemiş bir vitaminin bulunduğunu ve fakat alfabedeki tüm harflerin bir vitamine isim babalığı yapmasından ötürü bu vitamine bir türlü bir isim koyamadıklarını? Eğer bir harf icat edebilirlerse, 1999 Kimya Nobelini alabileceklerini? <br />
<br />
13- Minibüsçüler ve Dolmuşçular Derneği' nin sürtünmesiz bir ortamda saatte 560 km. hız yapabilen bir araç geliştirdiklerini ve fakat bu hızla giderlerse, Trafik polisleriyle sık sık sürtüşme yaşanacağı için bu projeden vazgeçtiklerini? Bir dernek yetkilisinin ise, asıl gerekçenin bu olmadığını, eğer proje gerçekleşirse, bu hızla giden bir minibüsün yoldan yolcu toplamak için asla duramayacağını ve bu yüzden projeden vazgeçildiğini söylediğini? <br />
<br />
14- İçinde yaşayan 65 milyon kişi olmasa bu memleketin krallara layık bir şekilde idare edilebileceğini. Bu gerçeğin yetkililerce bilinmesinden dolayı, adı geçen 65 milyon kişinin en kısa sürede öteki tarafa intikaline çalışıldığını? <br />
<br />
15- Yüzlerce yıldır 14 sayısının ardından gelen 15 sayısının artık buna tahammüllünün kalmadığını ve hakkaniyet gereği, biraz da kendisine öncelik verilmesini gerektiğini düşündüğünü? <br />
<br />
16- Onaltı sayısının da aynı şeyleri 15 sayısı için düşündüğünü? <br />
<br />
17- NASA tarafından astronomik bir rakam karşılığında tarafıma genel müdürlük asistanlığı teklif edildiğini ve fakat uzay fobim nedeniyle bu teklifi içim cız ederek reddettiğimi? <br />
<br />
18- Okuduğunuz bu satırlar elinizde kitap olarak duruyorsa, hayattaki en büyük amaçlarımdan birisi olan kitap yayınlama amacımın gerçekleşmiş olacağını? <br />
<br />
19- Ramazan ayında bütün gıda maddelerine zam gelirken, oruç tutma günlerinin de fiilen bir yıla çıktığını; 365 gün oruç tutma vecibesi yükleyen bir din icat olunduğu takdirde bunun hükümetler için kaymaklı kadayıf olacağını?.. <br />
<br />
20- Yirmi sayısının aslının 19 olduğunu ve fakat bu sayının deplasmanda oynadığı bir maçta berabere kaldığı için puanını ancak bir sayı yükseltebildiğini ve bu sayede yirmi olduğunu?.. <br />
<br />
21- Standart bir kültablasının ortalama 30 adet sigara izmariti aldığını ve fakat otuzbirinci izmariti de sığdırmaya kalkıştığınız takdirde, halılarınızın Ayşe Teyzenin bile temizleyemeyeceği bir hal alacağını?.. <br />
<br />
22- Bu Sabah Yağmur Var İstanbul' da olduğunu ama bir yağmur için gerekli şemsiyenin yanımda bulunmadığını? <br />
<br />
23- Fakültede öğrenciyken hayatımda ilk kez spor totoda üç ayrı kolonda 11 tutturduğumu fakat o hafta 11' in ikramiyelerin kapsama alanı dışına çıkartıldığını ve benim buna epey üzüldüğümü? <br />
<br />
24- Yılbaşı gecesi evimize gelen misafirlerden bir tanesinin yeterince alkol aldıktan sonra elindeki bardağı diğer bir misafirin kafasına attığını ve bunun sonucunda kafası yarılan o misafirimize 16 dikiş atıldığını? <br />
<br />
25- Gece/Ay= Yıldız olduğunu? <br />
<br />
26- 2 kere 2' nin başlangıçta 4 etmediğini ve fakat dört etmek için devlet memuriyetinde ve ek işlerde yıllarca çalıştıklarını? <br />
<br />
27- İstanbul' un Onbeşinci yüzyılda Fatih Sultan Mehmet tarafından fethiyle ortaçağdan yeniçağa geçildikten yüzyılar sonra bu kez 20. yüzyılda trafik ve enflasyon canavarlarının istanbul' u fethettiğini ve böylelikle yeniden ortaçağa dönüldüğünü? <br />
<br />
28- Düşünüyorum öyleyse varım ibaresinin bugünkü izdüşümünün "Düşünmüyorum öyleyse verin!" olduğunu? <br />
<br />
29- Oruç tutmamama rağmen şimdi okuduğunuz bölümü yazmak amacıyla sahur saatinde uyanık olduğumu ve davul sesinin yakından hiç de hoş gelmediğini? <br />
<br />
30- Ülkemizde her vatandaşa bir klip çekilmesinin artık zamanının geldiğini? <br />
<br />
31- Voltajların düşmesi nedeniyle, bu satırları yazmak için yararlandığım bilgisayarımın ekranının tir tir titrediğini? <br />
<br />
32- AIDS ve kansere bir çare bulunsa bile, yeni bir hastalığın hemen icat edileceğine yürekten inandığımı ve AIDS için Afrikalılara ve zencilere çamur atılırken, bu yeni hastalık için de tahminimce bu sefer Saddam Hüseyin' e filan yönelineceğini? <br />
<br />
33- 2050 yılında, memlekettteki enflasyon oranının yüzde beşe düşmesinin aritmetik olarak mümkün olduğunu ve fakat geometrik olarak bunun pek de mümkün olmadığını? <br />
<br />
34- 3000' li yılarda enflasyon ve trafik canavarlarının ecelleriyle öleceklerini?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İntihar Diyalogları.. :D]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14820</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 22:06:35 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14820</guid>
			<description><![CDATA[İntihar Diyalogları.. <br />
<br />
<br />
Neden intihar ediyosun<br />
Vildan hergün espri yapıyo, dayanamıyorum artık<br />
<br />
Neden intihar ediyosunuz beyefendi<br />
Şeytan söledi<br />
Ne dedi<br />
Hala diyo sende duymuyo musun , atlayamaz ki atlayamaz ki<br />
<br />
Neden çıktınız buraya efendim , düşeceksiniz<br />
Ya manyak mısın nesin intihar edicem heralde<br />
Heralde diyosunuz emin değil misiniz efendim<br />
Sen reha muhtar olmalısın , sorularından anladım<br />
Bırak sorularımı, nasıl intihar edeceksin efendim buradan aşağı atlayarak mı<br />
Allahım sende atlamamı istiyosun yoksa bunu göndermezdin, atlıyorum<br />
Allah la mı konuştunuz efendim , öldünüz mü<br />
<br />
Neden intihar ediyosun<br />
Uçak biletlerine zam gelmiş bedava uçucam<br />
<br />
Neden intihar ediyosun<br />
Sigara içmek öldürüyomuş herkesi , beni o öldüremiycek<br />
<br />
<br />
Neden intihar ediyosun<br />
Sus çaktırma sana bi sır verim , atlamıcam şov yapıyorum, sesim çok güzelde , gazeteciler nerede<br />
kaldı ya<br />
Aman dikkat et düşeceksin<br />
Abi bak bi şarkı sölim mi çokta güzel dans ederim prova yapalım, bak şimdi kafamın üstünde dönücem<br />
Dur ellerini kaldırma, dikkat et<br />
Öldü salak:mrgreen:<br />
<br />
Neden intihar ediyosun<br />
Kız arkadaşıma evlen benimle senin için ölürüm dedim inanmadı:mrgreen:<br />
eeeee<br />
eee si Buradan atlayınca inanacak , kabul eder o zaman<br />
<br />
Neden intihar ediyosun daha çok gençsin<br />
Eve geç kaldım annem aradı az önce , baban seni öldürecek , çabuk gel dedi , babam benim yüzümden<br />
katil olmamalı :mrgreen:<br />
<br />
<br />
alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İntihar Diyalogları.. <br />
<br />
<br />
Neden intihar ediyosun<br />
Vildan hergün espri yapıyo, dayanamıyorum artık<br />
<br />
Neden intihar ediyosunuz beyefendi<br />
Şeytan söledi<br />
Ne dedi<br />
Hala diyo sende duymuyo musun , atlayamaz ki atlayamaz ki<br />
<br />
Neden çıktınız buraya efendim , düşeceksiniz<br />
Ya manyak mısın nesin intihar edicem heralde<br />
Heralde diyosunuz emin değil misiniz efendim<br />
Sen reha muhtar olmalısın , sorularından anladım<br />
Bırak sorularımı, nasıl intihar edeceksin efendim buradan aşağı atlayarak mı<br />
Allahım sende atlamamı istiyosun yoksa bunu göndermezdin, atlıyorum<br />
Allah la mı konuştunuz efendim , öldünüz mü<br />
<br />
Neden intihar ediyosun<br />
Uçak biletlerine zam gelmiş bedava uçucam<br />
<br />
Neden intihar ediyosun<br />
Sigara içmek öldürüyomuş herkesi , beni o öldüremiycek<br />
<br />
<br />
Neden intihar ediyosun<br />
Sus çaktırma sana bi sır verim , atlamıcam şov yapıyorum, sesim çok güzelde , gazeteciler nerede<br />
kaldı ya<br />
Aman dikkat et düşeceksin<br />
Abi bak bi şarkı sölim mi çokta güzel dans ederim prova yapalım, bak şimdi kafamın üstünde dönücem<br />
Dur ellerini kaldırma, dikkat et<br />
Öldü salak:mrgreen:<br />
<br />
Neden intihar ediyosun<br />
Kız arkadaşıma evlen benimle senin için ölürüm dedim inanmadı:mrgreen:<br />
eeeee<br />
eee si Buradan atlayınca inanacak , kabul eder o zaman<br />
<br />
Neden intihar ediyosun daha çok gençsin<br />
Eve geç kaldım annem aradı az önce , baban seni öldürecek , çabuk gel dedi , babam benim yüzümden<br />
katil olmamalı :mrgreen:<br />
<br />
<br />
alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İkimiz de Özlerdik, Cesaretimiz Yoktu..]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14819</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 21:54:57 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14819</guid>
			<description><![CDATA[Telefonum çalsa açsam, hiç konuşmasak.. <br />
İkimiz de birbirimize itiraf edemesek özlediğimizi..<br />
Sussak.. Sessizliği dinlesek..<br />
Sonra operatör hattımızı kesse..<br />
Kopsak.. Öylece telefonlarımıza baksak..<br />
Biraz daha oyalansak..<br />
Vakit biraz daha ayrılığa geçse..<br />
Telefonum çalsa, açsam..<br />
Hiç konuşmasak..<br />
Sessizliğe teslim etsek kendimizi..<br />
Beklesek, ölümü bekler gibi,<br />
Bir nefes dahi büyüyü bozacak gibi..<br />
Operatör hattımızı kesse..<br />
Kopsak.. Öylece telefonlarımıza baksak..<br />
Biraz daha oyalanmanın huzuru ile..<br />
<br />
Kapı çalsa, açsam..<br />
Öylece baksak birbirimize, dolu dolu gözlerle..<br />
Konuşmadan, hiç konuşmadan..<br />
Sessizliği bozmadan, kımıldamadan..<br />
Gece olsa, gitmek zorunda olsan, kapı kapansa..<br />
Kapı çalsa, açsam..<br />
Durup öylece baksak dolu dolu gözlerle..<br />
Sessizce.. <br />
Eşik altı senaryolarını yazsak gözlerimizle..<br />
Gece olsa, gitmek zorunda olsan, kapı kapansa..<br />
<br />
Her hangi bir caddede karşıdan karşıya geçerken,<br />
karşılaşsak..<br />
Gözden kaybolana dek birbirimize baksak..<br />
Uzun uzun, gidişimizi seyretsek..<br />
Arkada kalmanın sancılarıyla beraber..<br />
<br />
Öylesine bir gün, bir kafede otururken,<br />
Karşı masada oturanın sen olduğunu fark etsem,<br />
Sonra beni fark etsen..<br />
Garson gelip -kapatıyoruz- diyene dek,<br />
Ölüm uykusuna dalmış gibi göz göze ölsek..<br />
Ayağa kalksak, yollarımız aynı istikamette olsa..<br />
Yan yana yürüsek karanlık sokaklarda..<br />
Sessizce..<br />
Ben minibüsüme binsem,<br />
Sen otobüs durağına doğru devam etsen..<br />
Minibüse parayı uzatırken, -inecek var- desem,<br />
Sen son otobüsün kalkarken, arkanı dönüp koşmaya başlasan..<br />
Belki yetişirim umuduyla..<br />
Sokağın ortasında, görülsek birbirimize..<br />
Yaklaşsak..<br />
Daha da yaklaşsak..<br />
Dokunsak birbirimizin yüzüne..<br />
Konuşmadan, ağlaşsak..<br />
Sonra sarılsak..<br />
Oracık da ölsek, öylece..<br />
Oracık da ölsek..<br />
<br />
Ömrün bittiği andır! <br />
alıntıdır...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Telefonum çalsa açsam, hiç konuşmasak.. <br />
İkimiz de birbirimize itiraf edemesek özlediğimizi..<br />
Sussak.. Sessizliği dinlesek..<br />
Sonra operatör hattımızı kesse..<br />
Kopsak.. Öylece telefonlarımıza baksak..<br />
Biraz daha oyalansak..<br />
Vakit biraz daha ayrılığa geçse..<br />
Telefonum çalsa, açsam..<br />
Hiç konuşmasak..<br />
Sessizliğe teslim etsek kendimizi..<br />
Beklesek, ölümü bekler gibi,<br />
Bir nefes dahi büyüyü bozacak gibi..<br />
Operatör hattımızı kesse..<br />
Kopsak.. Öylece telefonlarımıza baksak..<br />
Biraz daha oyalanmanın huzuru ile..<br />
<br />
Kapı çalsa, açsam..<br />
Öylece baksak birbirimize, dolu dolu gözlerle..<br />
Konuşmadan, hiç konuşmadan..<br />
Sessizliği bozmadan, kımıldamadan..<br />
Gece olsa, gitmek zorunda olsan, kapı kapansa..<br />
Kapı çalsa, açsam..<br />
Durup öylece baksak dolu dolu gözlerle..<br />
Sessizce.. <br />
Eşik altı senaryolarını yazsak gözlerimizle..<br />
Gece olsa, gitmek zorunda olsan, kapı kapansa..<br />
<br />
Her hangi bir caddede karşıdan karşıya geçerken,<br />
karşılaşsak..<br />
Gözden kaybolana dek birbirimize baksak..<br />
Uzun uzun, gidişimizi seyretsek..<br />
Arkada kalmanın sancılarıyla beraber..<br />
<br />
Öylesine bir gün, bir kafede otururken,<br />
Karşı masada oturanın sen olduğunu fark etsem,<br />
Sonra beni fark etsen..<br />
Garson gelip -kapatıyoruz- diyene dek,<br />
Ölüm uykusuna dalmış gibi göz göze ölsek..<br />
Ayağa kalksak, yollarımız aynı istikamette olsa..<br />
Yan yana yürüsek karanlık sokaklarda..<br />
Sessizce..<br />
Ben minibüsüme binsem,<br />
Sen otobüs durağına doğru devam etsen..<br />
Minibüse parayı uzatırken, -inecek var- desem,<br />
Sen son otobüsün kalkarken, arkanı dönüp koşmaya başlasan..<br />
Belki yetişirim umuduyla..<br />
Sokağın ortasında, görülsek birbirimize..<br />
Yaklaşsak..<br />
Daha da yaklaşsak..<br />
Dokunsak birbirimizin yüzüne..<br />
Konuşmadan, ağlaşsak..<br />
Sonra sarılsak..<br />
Oracık da ölsek, öylece..<br />
Oracık da ölsek..<br />
<br />
Ömrün bittiği andır! <br />
alıntıdır...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[yazıldığı gibi okunmuyor aşk]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14818</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 21:48:35 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14818</guid>
			<description><![CDATA[Usta birer katiliz hedefini şaşırmayan. birbirimizi öldürüp duruyoruz günlerdir. başka<br />
<br />
bir gezegendeyiz. düştüğümüz yeryüzü hüzün. ayın rengi soluyor. yeni bir yangınla uyanıyor gece. aklımın duvarlarına dokunuyorum. burukluğunu soluyor nefes nefese kalbim. yerini değiştiriyorum sürekli, bir çarşaf gibi katlıyorum özenle.<br />
<br />
peşine düşeli tam yirmi gün olmuş.<br />
<br />
odadan odaya dolaşıyorum. uyuduğumuz yatağın kıvrımlarında. dalgın<br />
<br />
dalgın topraklarımızı seyrediyorum...<br />
<br />
söylesene, sevip mi özledik, özledikçe mi sevdik. ne alıngan bir tanıklık bu! günler geçiyor; kapaklanıyorum içime. bir kurt sürüsü uluyor, ısırdı ısıracak saçlarımdan! uykum geliyor, yatağa uzanıyorum çürüğe çıkarılmış bir silah sanki ismim.<br />
kanayıp duruyorum...<br />
<br />
sevdiğim dört kitap başucumda. uykusuzluğum tanıktır biri senin isminle başlıyor.<br />
<br />
kimliksiz uyanıyorum geceden, odadan çıkarken yüzümü değiştiriyorum&#8230; işe giden insanlar gibi hayattan vazgeçmiş bir edayla yürüyorum caddelerde. sanki baktığın her yerdeyim. kan sızıyor yürüdüğüm yollara... ne babanın adını bilirim, ne bacama konan martıların ölüm tarihini. davacıyım artık kendimden.<br />
<br />
son sözüm dinamit kuyusu olacak.<br />
sakın...<br />
<br />
beş gün oldu cam kenarında uyuyorum. nefesim buz kalıbı. çıplak tenim<br />
<br />
ahşabı sarmalıyor, içimde kullanılmamış bir bıçak savruluyor. elimi uzatsam dikenli tel sesin. günlerimi sürüklüyor sahte bir hevesle güneş, uyudukça hastalık kuruluyor gölgemle hayat arasına. sesimi kilitliyorum çekmecelere. telefonlar çalıyor sürekli. ölmüş bir görüntü var aklımda, duvarların serinliğine ismini kazıyorum...<br />
<br />
bedenimi uyanık tutan ne varsa sulara gömüyorum. anlıyorum ki ancak bir acı uyanık tutabilir bizi.<br />
<br />
yazıldığı gibi okunmuyor aşk... <br />
<br />
<br />
alıntıdır...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Usta birer katiliz hedefini şaşırmayan. birbirimizi öldürüp duruyoruz günlerdir. başka<br />
<br />
bir gezegendeyiz. düştüğümüz yeryüzü hüzün. ayın rengi soluyor. yeni bir yangınla uyanıyor gece. aklımın duvarlarına dokunuyorum. burukluğunu soluyor nefes nefese kalbim. yerini değiştiriyorum sürekli, bir çarşaf gibi katlıyorum özenle.<br />
<br />
peşine düşeli tam yirmi gün olmuş.<br />
<br />
odadan odaya dolaşıyorum. uyuduğumuz yatağın kıvrımlarında. dalgın<br />
<br />
dalgın topraklarımızı seyrediyorum...<br />
<br />
söylesene, sevip mi özledik, özledikçe mi sevdik. ne alıngan bir tanıklık bu! günler geçiyor; kapaklanıyorum içime. bir kurt sürüsü uluyor, ısırdı ısıracak saçlarımdan! uykum geliyor, yatağa uzanıyorum çürüğe çıkarılmış bir silah sanki ismim.<br />
kanayıp duruyorum...<br />
<br />
sevdiğim dört kitap başucumda. uykusuzluğum tanıktır biri senin isminle başlıyor.<br />
<br />
kimliksiz uyanıyorum geceden, odadan çıkarken yüzümü değiştiriyorum&#8230; işe giden insanlar gibi hayattan vazgeçmiş bir edayla yürüyorum caddelerde. sanki baktığın her yerdeyim. kan sızıyor yürüdüğüm yollara... ne babanın adını bilirim, ne bacama konan martıların ölüm tarihini. davacıyım artık kendimden.<br />
<br />
son sözüm dinamit kuyusu olacak.<br />
sakın...<br />
<br />
beş gün oldu cam kenarında uyuyorum. nefesim buz kalıbı. çıplak tenim<br />
<br />
ahşabı sarmalıyor, içimde kullanılmamış bir bıçak savruluyor. elimi uzatsam dikenli tel sesin. günlerimi sürüklüyor sahte bir hevesle güneş, uyudukça hastalık kuruluyor gölgemle hayat arasına. sesimi kilitliyorum çekmecelere. telefonlar çalıyor sürekli. ölmüş bir görüntü var aklımda, duvarların serinliğine ismini kazıyorum...<br />
<br />
bedenimi uyanık tutan ne varsa sulara gömüyorum. anlıyorum ki ancak bir acı uyanık tutabilir bizi.<br />
<br />
yazıldığı gibi okunmuyor aşk... <br />
<br />
<br />
alıntıdır...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Umudum Olurmusun?]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14817</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 21:44:52 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14817</guid>
			<description><![CDATA[Ben sen gibiyim.Ya sen ben olurmusun ? <br />
<br />
Ben durulmak istemeyen bir nehir <br />
<br />
Sen üzerimdeki virane sal olurmusun ? <br />
<br />
Açsam diyorum yüreğimin <br />
<br />
Tüm kapılarını sana <br />
<br />
Sen içeri süzülen sevdam olurmusun ? <br />
<br />
Darbe üstüne bir büyüğü daha <br />
<br />
ama ben uslanmadım <br />
<br />
Ben sen gibi karanlıkta günü yaşadım <br />
<br />
Bir dilenci misali soruyorum :<br />
<br />
Günümdeki karanlığı yırtan <br />
<br />
UMUDUM OLURMUSUN ?<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
alıntıdır........]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ben sen gibiyim.Ya sen ben olurmusun ? <br />
<br />
Ben durulmak istemeyen bir nehir <br />
<br />
Sen üzerimdeki virane sal olurmusun ? <br />
<br />
Açsam diyorum yüreğimin <br />
<br />
Tüm kapılarını sana <br />
<br />
Sen içeri süzülen sevdam olurmusun ? <br />
<br />
Darbe üstüne bir büyüğü daha <br />
<br />
ama ben uslanmadım <br />
<br />
Ben sen gibi karanlıkta günü yaşadım <br />
<br />
Bir dilenci misali soruyorum :<br />
<br />
Günümdeki karanlığı yırtan <br />
<br />
UMUDUM OLURMUSUN ?<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
alıntıdır........]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ıspartadan Yokmu]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14815</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 20:32:59 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14815</guid>
			<description><![CDATA[ıspartadan yokmu [/b][/i]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ıspartadan yokmu [/b][/i]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Özledim Seni]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14814</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 18:25:05 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14814</guid>
			<description><![CDATA[özledim seni bu gün sebep yokken<br />
uzansam hayallere dokunurum sandım bak<br />
<br />
yıllar geçmiş üstümüzden<br />
hala ilk günkü gibi aklımdasın<br />
özledim seni özledim seni<br />
özledim seni özledim seni<br />
sen doğdun<br />
en güzel cümlenin en güzel öznesi<br />
tanrının unuttuğu bu kentte<br />
cennetten düşen bi manzara gibi<br />
özledim seni özledim seni<br />
özledim seni özledim seni<br />
söylenecek çok sözüm vardı<br />
hepsi yarım kaldı<br />
neler ummuştum hayattan<br />
elimde ne kaldı<br />
kırılan kalbim miydi yoksa<br />
karnımdaki bu sancıyla<br />
küflenmiş ruhum unutmadı<br />
unutmadı seni hala<br />
özledim seni özledim seni<br />
özledim seni özledim seni&#8230;<br />
<br />
[alıntı]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[özledim seni bu gün sebep yokken<br />
uzansam hayallere dokunurum sandım bak<br />
<br />
yıllar geçmiş üstümüzden<br />
hala ilk günkü gibi aklımdasın<br />
özledim seni özledim seni<br />
özledim seni özledim seni<br />
sen doğdun<br />
en güzel cümlenin en güzel öznesi<br />
tanrının unuttuğu bu kentte<br />
cennetten düşen bi manzara gibi<br />
özledim seni özledim seni<br />
özledim seni özledim seni<br />
söylenecek çok sözüm vardı<br />
hepsi yarım kaldı<br />
neler ummuştum hayattan<br />
elimde ne kaldı<br />
kırılan kalbim miydi yoksa<br />
karnımdaki bu sancıyla<br />
küflenmiş ruhum unutmadı<br />
unutmadı seni hala<br />
özledim seni özledim seni<br />
özledim seni özledim seni&#8230;<br />
<br />
[alıntı]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hayat]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14813</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 18:09:14 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14813</guid>
			<description><![CDATA[Hayat;<br />
&#8220;Bir yaşam öyküsüne katlanılamayacak kadar&#8221; uzun,<br />
bir gülümseyişe, bir kıpırdanışa, bir dokunuşa vakit ayıramayacak<br />
kadar kısa.<br />
<br />
Hayat;<br />
Gerçekleri sırtlayıp taşıyamayacak kadar ağır,<br />
bir kuşun kanadına konup ta ona bile hissettirmeden uçabilecek kadar<br />
hafif<br />
Hayat;<br />
Her anını dibine kadar yaşamaya çalışmak için nefes nefese koşturmayı<br />
göze alacak kadar dolu,<br />
bütün yaşadıklarının sadece bir hayal olduklarını hissettirecek kadar<br />
boş.<br />
Hayat;<br />
Koskoca ömürde &#8220;bir yalnız gün daha nasıl geçecek, şu saatler<br />
nasıl bitecek&#8221; diye şikayet edebilecek kadar muamma,<br />
göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede nihayete erebilecek kadar da<br />
basit.<br />
Hayat;<br />
Kendini oluşturan her büyüyü, her cazibeyi, her rengi, yürekleri<br />
hoplatacak, kanlarımızı kaynatacak kadar parlak ve güzel,<br />
gözlerimizi acılarla, hüzünlerle, ayrılıklarla, ölümlerle<br />
buluşturduğumuzda, sadece 2 renk; gri ve siyah.<br />
<br />
Hayat;<br />
Her anını tuallere, yazılara, şiirlere, gösterilere döküp<br />
sergileyebileceğin kadar sanat,<br />
tek bir uyanışta, görevinin tek bir oyundan ibaret tek bir rol<br />
olduğunu fark edebileceğin kadar da kısır ve monoton<br />
Hayat;<br />
Senin tek bir &#8220;evet&#8221;inle başkalarına bölüştürüp<br />
sunabileceğin, nefes alıp verişlerinle &#8220;paylaştırabileceğin&#8221;<br />
kadar hayret verici ve cömert,<br />
tek bir &#8220;hayır&#8221;ınla her şeyi mahvedebileceğin, yok<br />
edebileceğin kadar da cimri ve densiz.<br />
<br />
Hayat;<br />
Gerçek yaşam öykülerine katlanabilecek gücü bulup, bulaştırıp daha da<br />
büyüğünü oluşturabilecek kadar heybetli ve zor,<br />
her şeyden vazgeçip &#8220;yaşama veda etmeyi isteyecek&#8221; kadar da<br />
güçsüz ve zayıf.<br />
<br />
Hayat;<br />
Sevmeyi bilecek, bilmiyorsa öğrenecek, tadacak, sunacak, paylaşacak ve<br />
böyle sevgilerle bütün sevgileri çoğaltabilecek kadar anlamlı,<br />
nefreti seçip, sıçratmak, sıçrattıkça da o pisliğe bulaşacak kadar<br />
anlamsız.<br />
<br />
Hayat;<br />
Gerçek yaşam öykülerine katlanmaya değecek kadar &#8220;Yaşanmaya<br />
değer,<br />
<br />
Hayat;<br />
Onu kısaltmanın haksızlık olduğunu anlatacak kadar öğretici,<br />
bir daha bulunmayacak, yaşanmayacak kadar &#8220;tek&#8221;.<br />
<br />
Hayat;<br />
Sadece senin dilediğin kadar uzun,<br />
sadece senin dilediğin kadar kısa,<br />
<br />
Uzat ellerini ve tut. Sadece o kadar yakınlıkta. Tüm uzakları<br />
&#8220;yakın&#8221; etmek senin hakkın. Yani yaşamak hakkın&#8230;<br />
alıntıdır...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hayat;<br />
&#8220;Bir yaşam öyküsüne katlanılamayacak kadar&#8221; uzun,<br />
bir gülümseyişe, bir kıpırdanışa, bir dokunuşa vakit ayıramayacak<br />
kadar kısa.<br />
<br />
Hayat;<br />
Gerçekleri sırtlayıp taşıyamayacak kadar ağır,<br />
bir kuşun kanadına konup ta ona bile hissettirmeden uçabilecek kadar<br />
hafif<br />
Hayat;<br />
Her anını dibine kadar yaşamaya çalışmak için nefes nefese koşturmayı<br />
göze alacak kadar dolu,<br />
bütün yaşadıklarının sadece bir hayal olduklarını hissettirecek kadar<br />
boş.<br />
Hayat;<br />
Koskoca ömürde &#8220;bir yalnız gün daha nasıl geçecek, şu saatler<br />
nasıl bitecek&#8221; diye şikayet edebilecek kadar muamma,<br />
göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede nihayete erebilecek kadar da<br />
basit.<br />
Hayat;<br />
Kendini oluşturan her büyüyü, her cazibeyi, her rengi, yürekleri<br />
hoplatacak, kanlarımızı kaynatacak kadar parlak ve güzel,<br />
gözlerimizi acılarla, hüzünlerle, ayrılıklarla, ölümlerle<br />
buluşturduğumuzda, sadece 2 renk; gri ve siyah.<br />
<br />
Hayat;<br />
Her anını tuallere, yazılara, şiirlere, gösterilere döküp<br />
sergileyebileceğin kadar sanat,<br />
tek bir uyanışta, görevinin tek bir oyundan ibaret tek bir rol<br />
olduğunu fark edebileceğin kadar da kısır ve monoton<br />
Hayat;<br />
Senin tek bir &#8220;evet&#8221;inle başkalarına bölüştürüp<br />
sunabileceğin, nefes alıp verişlerinle &#8220;paylaştırabileceğin&#8221;<br />
kadar hayret verici ve cömert,<br />
tek bir &#8220;hayır&#8221;ınla her şeyi mahvedebileceğin, yok<br />
edebileceğin kadar da cimri ve densiz.<br />
<br />
Hayat;<br />
Gerçek yaşam öykülerine katlanabilecek gücü bulup, bulaştırıp daha da<br />
büyüğünü oluşturabilecek kadar heybetli ve zor,<br />
her şeyden vazgeçip &#8220;yaşama veda etmeyi isteyecek&#8221; kadar da<br />
güçsüz ve zayıf.<br />
<br />
Hayat;<br />
Sevmeyi bilecek, bilmiyorsa öğrenecek, tadacak, sunacak, paylaşacak ve<br />
böyle sevgilerle bütün sevgileri çoğaltabilecek kadar anlamlı,<br />
nefreti seçip, sıçratmak, sıçrattıkça da o pisliğe bulaşacak kadar<br />
anlamsız.<br />
<br />
Hayat;<br />
Gerçek yaşam öykülerine katlanmaya değecek kadar &#8220;Yaşanmaya<br />
değer,<br />
<br />
Hayat;<br />
Onu kısaltmanın haksızlık olduğunu anlatacak kadar öğretici,<br />
bir daha bulunmayacak, yaşanmayacak kadar &#8220;tek&#8221;.<br />
<br />
Hayat;<br />
Sadece senin dilediğin kadar uzun,<br />
sadece senin dilediğin kadar kısa,<br />
<br />
Uzat ellerini ve tut. Sadece o kadar yakınlıkta. Tüm uzakları<br />
&#8220;yakın&#8221; etmek senin hakkın. Yani yaşamak hakkın&#8230;<br />
alıntıdır...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Biliyormusunuz - 1]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14812</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 15:50:01 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14812</guid>
			<description><![CDATA[Biliyormusunuz - 1 <br />
<br />
Kendi dirseğini yalamanın imkansız olduğunu <br />
<br />
Ördeğin vakvaklamasının yankı yaratmadığını ve bunu kimsenin <br />
açıklayamadığını <br />
<br />
Yaşamın boyunca uyku sırasında yaklaşık 70 böcek ve 10 örümcek <br />
yiyeceğini (Mmmmh!!:) <br />
<br />
Eğer çok şiddetli hapşırırsan, kaburgalarından birini kırabileceğini <br />
<br />
Hapşırmayı engellemeye calışırsan, başındaki veya boynundaki damarlardan birinin yırtılabileceğini ve ölebileceğini <br />
<br />
Hapşırdığın sırada gözlerini açık tutmaya çalışırsan, yerlerinden fırlayabileceklerini <br />
<br />
Domuzların vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamadıklarını <br />
<br />
Dünya nüfusunun %50 sinin hiç telefonla konuşmadığını <br />
<br />
Farelerin ve atların kusamadıklarını <br />
<br />
1 saat süreyle kulaklıkla birşey dinlemenin kulaktaki bakteri sayısını %700 arttırdığını <br />
<br />
Çakmağın kibritten önce bulunduğunu <br />
<br />
Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz olduğunu <br />
<br />
Bu yazıyı okuyan insanların %75 inden fazlasının, dirseklerini yalamaya çalışacaklarını <br />
<br />
Biliyormuydunuz?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Biliyormusunuz - 1 <br />
<br />
Kendi dirseğini yalamanın imkansız olduğunu <br />
<br />
Ördeğin vakvaklamasının yankı yaratmadığını ve bunu kimsenin <br />
açıklayamadığını <br />
<br />
Yaşamın boyunca uyku sırasında yaklaşık 70 böcek ve 10 örümcek <br />
yiyeceğini (Mmmmh!!:) <br />
<br />
Eğer çok şiddetli hapşırırsan, kaburgalarından birini kırabileceğini <br />
<br />
Hapşırmayı engellemeye calışırsan, başındaki veya boynundaki damarlardan birinin yırtılabileceğini ve ölebileceğini <br />
<br />
Hapşırdığın sırada gözlerini açık tutmaya çalışırsan, yerlerinden fırlayabileceklerini <br />
<br />
Domuzların vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamadıklarını <br />
<br />
Dünya nüfusunun %50 sinin hiç telefonla konuşmadığını <br />
<br />
Farelerin ve atların kusamadıklarını <br />
<br />
1 saat süreyle kulaklıkla birşey dinlemenin kulaktaki bakteri sayısını %700 arttırdığını <br />
<br />
Çakmağın kibritten önce bulunduğunu <br />
<br />
Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz olduğunu <br />
<br />
Bu yazıyı okuyan insanların %75 inden fazlasının, dirseklerini yalamaya çalışacaklarını <br />
<br />
Biliyormuydunuz?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Grup Seksendört-Son Mektup]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14811</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 15:35:54 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14811</guid>
			<description><![CDATA[Birakmaz yakami hiç bir ask <br />
Sonunda ne oldu bize bak<br />
Ayrilmak için çok erken <br />
Yarim kalacak sevdalar <br />
<br />
Ayrilmak için çok erken<br />
Can dayanir mi buna derken<br />
Basim koydugum kucak nerde<br />
Salip kurtul beni derde <br />
<br />
Bedenden koptum bir pare <br />
Elinde tas olacak bak<br />
Yanindayken ben bi çare <br />
Yasanmaz olmus sevdalar<br />
<br />
Saatler durmus gözümde<br />
Zaman yara çok derinde <br />
Ellerim buz gibi oldu bak<br />
Ates teninde nafile<br />
<br />
Hasretlik çekilmiyor <br />
Bu soguk gecelerde <br />
Sensiz hiç yasamadim ki <br />
Bu köhne bos sehirde<br />
<br />
Ah bir bilsen sevdigim <br />
Bu sana son mektubum<br />
Ister at ister oku<br />
Ben yine sana mecburum<br />
<br />
Ah bir bilsen sevdigim <br />
Bu sana son mektubum <br />
Ister at ister oku<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Birakmaz yakami hiç bir ask <br />
Sonunda ne oldu bize bak<br />
Ayrilmak için çok erken <br />
Yarim kalacak sevdalar <br />
<br />
Ayrilmak için çok erken<br />
Can dayanir mi buna derken<br />
Basim koydugum kucak nerde<br />
Salip kurtul beni derde <br />
<br />
Bedenden koptum bir pare <br />
Elinde tas olacak bak<br />
Yanindayken ben bi çare <br />
Yasanmaz olmus sevdalar<br />
<br />
Saatler durmus gözümde<br />
Zaman yara çok derinde <br />
Ellerim buz gibi oldu bak<br />
Ates teninde nafile<br />
<br />
Hasretlik çekilmiyor <br />
Bu soguk gecelerde <br />
Sensiz hiç yasamadim ki <br />
Bu köhne bos sehirde<br />
<br />
Ah bir bilsen sevdigim <br />
Bu sana son mektubum<br />
Ister at ister oku<br />
Ben yine sana mecburum<br />
<br />
Ah bir bilsen sevdigim <br />
Bu sana son mektubum <br />
Ister at ister oku<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ey; gözlerinde cenneti saklayan nebi]]></title>
			<link>http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14810</link>
			<pubDate>Tue, 13 May 2008 15:32:31 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sivasliyiz.com/showthread.php?tid=14810</guid>
			<description><![CDATA[Ey; gözlerinde cenneti saklayan, ayagini bastigi yerler cennet kokan nebi!.<br />
<br />
Ey; Yaradan&#8217;in en guzel eseri!. &#8220;Sen olmasaydin, sen olmasaydin.. alemleri yaratmazdim!.&#8221; dedigi!. Var olusunun serefine, bütün varligihediye ettigi!.<br />
Ey; insan oglunun ufku -en güzel insan.. &#8217;in sevgilisi, kainatin gozbebegi!.<br />
Sen den sefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem.. sefaat edermisin?.<br />
<br />
Ey; kupkuru çölleri cennete ceviren gül!.<br />
Ey; gönlünden gül dökülen resul!.<br />
Küçük kiz çocugunun elinden tutup da giden, kusu ölen çocuga bas sagligi dileyen.. gözlerinden yas dökülen devenin gözyaslarinisilen resul!.<br />
<br />
Benim de gözümün yasini siler misin?.<br />
Küçük kiz çocugunun tuttugu gibi tutsam elinden; yüregimden binlerce kus uctu, bin&#8217;i de öldü desem.. bana cennet kuslarindan bir kus bahseder misin?.<br />
Ey; Islam&#8217;in peygamberi!. Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin, en guzel çiçegi!.Ama mahzun, ama kederli&#8230;Daima düsüncede, daima hüzün icinde ömründe, bir defa bile, kahkahayla gülmemis.. gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!.<br />
<br />
Gözlerimi yumsam, ve; hulyana dalsam.. o gül kokulu gülüsün ile, benim de gözlerimin içine güler misin?. Bir kerecik olsun seni düsünerek basimi koydugum olmussa yastigima,tutundugum olmussa sana ve senin sevdana.. iste onun, iste onun hatrina!.<br />
<br />
Ey; gözünü sevdigim, özünü sevdigim, sözünü sevdigim!.<br />
Ey; gönlümün sultani efendim!. ümidim, muradim, kurtaricim, mujdecim&#8230;Seninle Kevser havuzunun basinda bulusabilecek miyim?. desem.. bulundugun yerden, yuregime bir damla su serper misin?.<br />
<br />
ALINTIDIR.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ey; gözlerinde cenneti saklayan, ayagini bastigi yerler cennet kokan nebi!.<br />
<br />
Ey; Yaradan&#8217;in en guzel eseri!. &#8220;Sen olmasaydin, sen olmasaydin.. alemleri yaratmazdim!.&#8221; dedigi!. Var olusunun serefine, bütün varligihediye ettigi!.<br />
Ey; insan oglunun ufku -en güzel insan.. &#8217;in sevgilisi, kainatin gozbebegi!.<br />
Sen den sefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem.. sefaat edermisin?.<br />
<br />
Ey; kupkuru çölleri cennete ceviren gül!.<br />
Ey; gönlünden gül dökülen resul!.<br />
Küçük kiz çocugunun elinden tutup da giden, kusu ölen çocuga bas sagligi dileyen.. gözlerinden yas dökülen devenin gözyaslarinisilen resul!.<br />
<br />
Benim de gözümün yasini siler misin?.<br />
Küçük kiz çocugunun tuttugu gibi tutsam elinden; yüregimden binlerce kus uctu, bin&#8217;i de öldü desem.. bana cennet kuslarindan bir kus bahseder misin?.<br />
Ey; Islam&#8217;in peygamberi!. Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin, en guzel çiçegi!.Ama mahzun, ama kederli&#8230;Daima düsüncede, daima hüzün icinde ömründe, bir defa bile, kahkahayla gülmemis.. gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!.<br />
<br />
Gözlerimi yumsam, ve; hulyana dalsam.. o gül kokulu gülüsün ile, benim de gözlerimin içine güler misin?. Bir kerecik olsun seni düsünerek basimi koydugum olmussa yastigima,tutundugum olmussa sana ve senin sevdana.. iste onun, iste onun hatrina!.<br />
<br />
Ey; gözünü sevdigim, özünü sevdigim, sözünü sevdigim!.<br />
Ey; gönlümün sultani efendim!. ümidim, muradim, 