Cevapla 
 
Derecelendir
  • 2 Oylar - 5 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
TÜRK DESTANLARI
01-06-2008, 09:36 AM
Mesaj: #19
Cvp: TÜRK DESTANLARI

Köroğlu Destanı
Köroğlu ünlü bir halk hikayesi, daha doğrusu bir halk romanıdır. En az 4. yy’dan veri sanat susuzluğunu gidermekte, kahramanlık duygularını beslemektedir. Yiğit ve mert bir kahraman tipi olan Köroğlu halk şiirinin koçaklamalarında hep onun örnek alındığı görülür.

Onun hikayesinin en yaygın olduğu yüzyıllar, Osmanlı devletinin iç ve dış sarsıntıları içinde kıvrandığı zamanlardı. 16. yy Celali isyanları ile Köroğlu adını eşkıya-kahraman namıyla yedi düvele yaymıştır.

Ayrıca aynı adı taşıyan bir yeniçeri şairinin yaşadığını 1577-1590 İran Osmanlı seferine katıldığını bu seferde büyük başarı gösteren Özdemiroğlu Osman paşa için söylediği iki manzumeden öğreniyoruz. Ancak hikaye kahramanı Köroğlu ile şair Köroğlu aynı şahıs mıdır? Bu kesin olarak bilinmemektedir. Başbakanlık arşivinde bulunan yeni bazı vesikalardan ikisinin bir olduğu ihtimali kuvvet buluyor.

Eşkıya Köroğlu, bir eşkıya, devlete karşı gelmiş bir dağ adamıdır. Yıllar keser, kervanları vurur. Köroğlu haksızlığa, zulme karşı ayaklanmıştır. Bu arada kendisi hiçbir zaman haksızlığa sapmamıştır. Osmanlının bu karışık dönemlerinde vilayetlerde bulunan valiler halka zulüm etmekte, çifte vergiler almakta zulmün her çeşidini yapmaktadır. Bu ortamda Köroğlu sahneye çıkmıştır. Onun sevimli şövalye varlığında halk kendini bulmuştur. Halk Köroğlunu çok sevmiş çünkü kendilerini Köroğlu ruhunda hissetmişlerdir. Halka yardım eder. Zalimi ezer. Öyle ki yakın çağın söz şairlerinden bir ozan son nefesine yakın oğluna: “Oğul, hele üstüme bir Köroğlu oku da öyle öleyim” demiş, yorganı başına çekmiştir.



Sanatı

Köroğlu’nun sanatı gerek konu olarak, gerek işleniş bakımından kusursuzdur. Konuda olaylar çok ustalıkla birbirine bağlaç düğümler, heyecan artar. Sonuç beklenmedik biçimde ortaya çıkar. Yer yer ve sık sık araya türküler girer. Bunlar Köroğlunun mert karakterini yansıtır. Yerine göre çok içli lirik şiirlere rastlanır. Gerek konu, gerek estetik yönünün bu kadar güçlü oluşu nedeni ile Köroğlu hikayesi her çevrede büyük ilgi toplamıştır.

Köroğlu hikayesi halk hikayeciliği geleneğine uygun olarak, nazım-nesir karışımı anlatılır. Duygusal yerler ve kimi konuşmalar nazımlar türkü biçiminde söylenir. Böyle yerler gelince sazla birlikte kendi karakterindeki bestesiyle okur. Bu manzumelerin sanat yönü güçlü olup edebiyatımızda eşi benzeri az bulunur. Eski çağların cenkleri canlanır.

Nesir bölümlerinde ise anlatanın ustalığına kalmıştır. Cümleler kısa ve kesindir. Bu kitabe usta sanatçının dilinde, düz anlatımın olağanüstü sanat anıtı olur. Köroğlu hikayesi, eski destanların yeni zamanlarda aldığı biçim olarak da kabul edilmez. Bilinen öteki halk hikayeleri türünden, asıl konusu kahramanlık olan ve kimi tarihsel olayla birleşen bir hikaye. Aha doğrusu bir şövalye romanıdır. Celali isyanları ile büyüyen on yedinci yüzyılın usta aşıklarının katma şiirleriyle “kara nesir” olmaktan kurtulan, gezgin saz şairleri ile yayılmış günümüze kadar gelmiştir.

Köroğlunda Erzurum ağzı göze çarpar “olunca, bulunca gibi”. Dili çok sağlamdır. Osmanlıcaya bulaşmamış katıksız bir Türkçedir. Çoğunlukla 6 + 5 = 11 ölçülüdür 4 + 4 = 8 olan birkaç şiiride vardır.



Aşık Edebiyatında Yeri

Saz şairleri de Köroğlunun etkisinde çokça kalmıştır. O’nu mesleğin “pir”i saymışlardır. Toplantılarda, aşık fasıllarında ilk önce bir Köroğlu türküsüyle başlarlar.

Köroğlu halk musikisinde bir bestenin de adıdır. Yiğitleme, koçaklama gibi kahramanlık türkülerini hep “Köroğlu ağzı”yla söylerler. Sazda ve sözde Köroğlunu örnek almışlardır. Aşiret ozanları da Köroğlu yolunda yürümüş Dadaloğlu onu örnek almıştır. Günümüz sanatçıları da çeşitli kollarda gittikçe artan bir ilgi duydular. Şiir, hikaye, roman, tiyatro… Onu konu edinen pek çok şiir yazıldı. Tiyatrosu oynandı (Kutsi Tacer). Hayatı romanlaştırıldı (Yaşar Kemal). Filmleri çevrildi. New York’ta Köroğlu hikayesinin basımı yapıldı.



KÖROĞLU HİKÂYESİ

BOLU BEYİ, at meraklısı bir beydir. Atçılıkta us­ta olan seyisi Yusuf'u, güzel ve cins at aramak üzere başka yerlere gönderir. Yusuf günlerce gezdikten sonra, obanın birinde istediği gibi bir tay bulur. Bu tayı doğuran kısrak, Fırat kıyısında otlarken, ırmaktan çıkan bir aygır kısrağa aşmış, tay ondan olmuştur. Irmak ve göllerin dibinde ya­şayan aygırlardan olan taylar çok makbuldür, iyi cins at olur.

Yusuf, tayı sahiplerinden satın alır. Yavrunun şim­dilik gösterişi yoktur. Hatta, çirkindir bile. Ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. Yusuf bunu biliyor. Sevinerek geri döner. Bey, bu çirkin ve sevimsiz tayı gö­rünce çok kızar, kendisiyle alay edildiğini sanır. Yusuf'un gözlerine mil çektirir. Tayı da ona verir, yanından kovar. Kör Yusuf köyüne döner. Olanı biteni oğluna anlatır. Bolu Beyi'nden öç alacağını söyler.

Baba oğul, başlarlar tayı terbiye etmeye. Yıllar ge­çer Tay artık mükemmel bir küheylan olmuştur. Rüzgâr gibi koşmakta, ceylan gibi sıçramakta, türlü savaş oyunu bilmektedir. Bu arada Kör Yusuf'un oğlu Rıışen Ali de büyümüş, güçlü kuvvetli bir delikanlı olmuştur. O da her türlü şövalyelik oyunlarını öğrenmiş bir babayiğittir.

Bir gece Yusuf, düşünde Hızır'ı görür. Hızır ona ya­pacağı işi söyler. Hızır'ın önerisiyle baba oğul yola çıkar­lar. Bingöl dağlarından gelecek üç sihirli köpüğü Aras ırmağında beklerler. Bu üç sihirli köpükle Yusuf'un hem gözleri açılacak, hem intikam almak için gereken kuvvet ve gençliği elde edecektir.

Bunu bilen oğlu Ruşen Ali, köpükler gelince, ba­basına haber vermeden, kendisi içer. Yusuf, durumu öğ­renince üzülür, ama bir yandan da sevinir. Kendi yerine oğlu, öcünü alacak bir bahadır olacaktır. Bu sihirli köpük­lerden biri körün oğluna sonsuz yaşama gücü, biri yiğitlik, öteki de şairlik bağışlamıştır. Bir süre sonra Yusuf, oğlu­na öç almasını vasiyet ederek ölür.

Körün oğlu Ruşen Ali dağa çıkar. Gelen geçeni so­yar. Ünü yayılmaya başlar. Kendisi gibi kanun kaçakları yanında toplanmaya başlarlar. Artık adı Köroğlu olmuştur. Bolu şehrinin karşısında, Çamlıbel'de bir kale yaptırır. Küçük bir ordusu vardır. Çamlıbel’den geçen kervanlar­dan bac alır. Vermeyen kervanları soyar. Üzerine gönde­rilen orduları bozguna uğratır.

Bir gün, güzelliğini duyduğu Üsküdar Kasapbaşı'sının oğlu Ayvaz'ı kaçırır, Çamlıbel'e getirir, evlât edinir. Başka bir gün, Bolu Beyi'nin bacısı Döne Hanım'ı ka­çırır, evlenirler. Aradan yıllar geçer. Bolu'yu .basar, yakar, yıkar. Bolu Beyi'nden babasının öcünü alır. Bolu Beyi de Köroğlu'na kargı düzenler kurar. Bir defasında Köroğlu'nu, başka bir seferde de Ayvaz'ı yakalatır. Zindana atar. Ama, Köroğlu ve adamları her zaman hile ve cenkle kurtulurlar.

Köroğlu, ara sıra Gürcistan, Çin gibi uzak ülkelere de seferler açar. Yeni yeni serüvenlere atılır, büyük vur­gunlar yapar. Bu arada küçük, fakat heyecanlı birçok olay da geçer. Sonunda delikli demir (tüfek) ortaya çıkın­ca eski bahadırlık geleneği bozulur, dünyanın tadı kal­maz. Ve bir gün Köroğlu, beylerine dağılmalarını söyle­yerek Kırklara karışır, kaybolur. Daha önceden Kır-At da sır olmuştur. O Kır-At ki, nice yıllar, olağanüstü bir güçle Köroğlu'na hizmet etmiştir.

Başka bir söylentiye göre, bir Yahudi bezirganın getirdiği tüfekle oynayan beyler, birbirlerini öldürürler. Köroğlu, buna üzülerek kayıplara karışır. Yine bir başka söylentiye göre de, Köroğlu dağda rastladığı çobanda tü­feği görür. Sorar, ne olduğunu. Aldığı karşılığa inanmaz. Denemek için kendine çevirir, tetiğe dokunur. Ve yara­lanarak ölür. Sonra beyleri de dağılırlar.

Yaşlı bir çınar gibi devrilen Köroğlu'nun hikâyesi sona erer.





BASIN KILINCI



Ay yansın ağlar, güneş tutulsun

Parladı parladı çalın kılıncı

Oklar gıcırdasın ayyuka çıksın

Mevlânın aşkına basın kılıncı



Durmayın orada, kargı kucakta

Dolansın yiğitler köşe bucakta

Bir savaş edelim kelle kucakta

Şehitler aşkına çalın kılıncı



Koç yiğitler melemeli dev gibi

Düşman kanı devrilmeli dağ gibi

Dest vurup avını almış bey gibi

Haykırı haykırı çalın kılıncı



Koç yiğitler bu kış burda kışlasın

Yılan dilli eğri hançer işlesin

Kâfir düşman el'amana başlasın

Kaçanı gördermen, basın kılıncı



Koç yiğitler düğün, bayram eylesin

Küheylan kişnesin, aygır oynasın

Kazanlarda adam kanı kaynasın

Esir etmek yok ha, çalın kılıncı



FERMANIMIZ YAZILDI



İslâmbol’dan fermanımız yazıldı

Koy yiğitler kargımıza dizildi

Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu

Eğri kılıç kında paslanmalıdır



Geç gidelim Magini'nin (?) dağına

El vuralım koç yiğidin malına

Dini bütün arkadaşın yoluna

Serini sol meydana koymalıdır



Yiğit olan yiğit dönmez ölümden

Muhannetin payın alır elinden

Kır-At köpüğünden, insan kanından

Çizmeyile şalvar ıslanmalıdır



Senin gibi yiğit gelmez cihana

Bir dahi doğurmaz doğuran ana

Öyle kılıç vursam fena düşmana

Düşman kılıç ile uslanmalıdır





Kaynakça

Özetli Cahit Köroğlu, Dadaloğlu, Kuloğlu, Özgür Yayınları
Okay Nezihi, Haşim Köroğlu ve Dadaloğlu, May yayınları, genel kültür kitabı
Türk Klasikleri – Köroğlu, Kuloğlu, Varlık Yayınları
Beyaz Hüseyin – Köroğlu, Karacaoğlan yayınları

Köroğlu ünlü bir halk hikayesi, daha doğrusu bir halk romanıdır. En az 4. yy’dan veri sanat susuzluğunu gidermekte, kahramanlık duygularını beslemektedir. Yiğit ve mert bir kahraman tipi olan Köroğlu halk şiirinin koçaklamalarında hep onun örnek alındığı görülür.

Onun hikayesinin en yaygın olduğu yüzyıllar, Osmanlı devletinin iç ve dış sarsıntıları içinde kıvrandığı zamanlardı. 16. yy Celali isyanları ile Köroğlu adını eşkıya-kahraman namıyla yedi düvele yaymıştır.

Ayrıca aynı adı taşıyan bir yeniçeri şairinin yaşadığını 1577-1590 İran Osmanlı seferine katıldığını bu seferde büyük başarı gösteren Özdemiroğlu Osman paşa için söylediği iki manzumeden öğreniyoruz. Ancak hikaye kahramanı Köroğlu ile şair Köroğlu aynı şahıs mıdır? Bu kesin olarak bilinmemektedir. Başbakanlık arşivinde bulunan yeni bazı vesikalardan ikisinin bir olduğu ihtimali kuvvet buluyor.

Eşkıya Köroğlu, bir eşkıya, devlete karşı gelmiş bir dağ adamıdır. Yıllar keser, kervanları vurur. Köroğlu haksızlığa, zulme karşı ayaklanmıştır. Bu arada kendisi hiçbir zaman haksızlığa sapmamıştır. Osmanlının bu karışık dönemlerinde vilayetlerde bulunan valiler halka zulüm etmekte, çifte vergiler almakta zulmün her çeşidini yapmaktadır. Bu ortamda Köroğlu sahneye çıkmıştır. Onun sevimli şövalye varlığında halk kendini bulmuştur. Halk Köroğlunu çok sevmiş çünkü kendilerini Köroğlu ruhunda hissetmişlerdir. Halka yardım eder. Zalimi ezer. Öyle ki yakın çağın söz şairlerinden bir ozan son nefesine yakın oğluna: “Oğul, hele üstüme bir Köroğlu oku da öyle öleyim” demiş, yorganı başına çekmiştir.



Sanatı

Köroğlu’nun sanatı gerek konu olarak, gerek işleniş bakımından kusursuzdur. Konuda olaylar çok ustalıkla birbirine bağlaç düğümler, heyecan artar. Sonuç beklenmedik biçimde ortaya çıkar. Yer yer ve sık sık araya türküler girer. Bunlar Köroğlunun mert karakterini yansıtır. Yerine göre çok içli lirik şiirlere rastlanır. Gerek konu, gerek estetik yönünün bu kadar güçlü oluşu nedeni ile Köroğlu hikayesi her çevrede büyük ilgi toplamıştır.

Köroğlu hikayesi halk hikayeciliği geleneğine uygun olarak, nazım-nesir karışımı anlatılır. Duygusal yerler ve kimi konuşmalar nazımlar türkü biçiminde söylenir. Böyle yerler gelince sazla birlikte kendi karakterindeki bestesiyle okur. Bu manzumelerin sanat yönü güçlü olup edebiyatımızda eşi benzeri az bulunur. Eski çağların cenkleri canlanır.

Nesir bölümlerinde ise anlatanın ustalığına kalmıştır. Cümleler kısa ve kesindir. Bu kitabe usta sanatçının dilinde, düz anlatımın olağanüstü sanat anıtı olur. Köroğlu hikayesi, eski destanların yeni zamanlarda aldığı biçim olarak da kabul edilmez. Bilinen öteki halk hikayeleri türünden, asıl konusu kahramanlık olan ve kimi tarihsel olayla birleşen bir hikaye. Aha doğrusu bir şövalye romanıdır. Celali isyanları ile büyüyen on yedinci yüzyılın usta aşıklarının katma şiirleriyle “kara nesir” olmaktan kurtulan, gezgin saz şairleri ile yayılmış günümüze kadar gelmiştir.

Köroğlunda Erzurum ağzı göze çarpar “olunca, bulunca gibi”. Dili çok sağlamdır. Osmanlıcaya bulaşmamış katıksız bir Türkçedir. Çoğunlukla 6 + 5 = 11 ölçülüdür 4 + 4 = 8 olan birkaç şiiride vardır.



Aşık Edebiyatında Yeri

Saz şairleri de Köroğlunun etkisinde çokça kalmıştır. O’nu mesleğin “pir”i saymışlardır. Toplantılarda, aşık fasıllarında ilk önce bir Köroğlu türküsüyle başlarlar.

Köroğlu halk musikisinde bir bestenin de adıdır. Yiğitleme, koçaklama gibi kahramanlık türkülerini hep “Köroğlu ağzı”yla söylerler. Sazda ve sözde Köroğlunu örnek almışlardır. Aşiret ozanları da Köroğlu yolunda yürümüş Dadaloğlu onu örnek almıştır. Günümüz sanatçıları da çeşitli kollarda gittikçe artan bir ilgi duydular. Şiir, hikaye, roman, tiyatro… Onu konu edinen pek çok şiir yazıldı. Tiyatrosu oynandı (Kutsi Tacer). Hayatı romanlaştırıldı (Yaşar Kemal). Filmleri çevrildi. New York’ta Köroğlu hikayesinin basımı yapıldı.



KÖROĞLU HİKÂYESİ

BOLU BEYİ, at meraklısı bir beydir. Atçılıkta us­ta olan seyisi Yusuf'u, güzel ve cins at aramak üzere başka yerlere gönderir. Yusuf günlerce gezdikten sonra, obanın birinde istediği gibi bir tay bulur. Bu tayı doğuran kısrak, Fırat kıyısında otlarken, ırmaktan çıkan bir aygır kısrağa aşmış, tay ondan olmuştur. Irmak ve göllerin dibinde ya­şayan aygırlardan olan taylar çok makbuldür, iyi cins at olur.

Yusuf, tayı sahiplerinden satın alır. Yavrunun şim­dilik gösterişi yoktur. Hatta, çirkindir bile. Ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. Yusuf bunu biliyor. Sevinerek geri döner. Bey, bu çirkin ve sevimsiz tayı gö­rünce çok kızar, kendisiyle alay edildiğini sanır. Yusuf'un gözlerine mil çektirir. Tayı da ona verir, yanından kovar. Kör Yusuf köyüne döner. Olanı biteni oğluna anlatır. Bolu Beyi'nden öç alacağını söyler.

Baba oğul, başlarlar tayı terbiye etmeye. Yıllar ge­çer Tay artık mükemmel bir küheylan olmuştur. Rüzgâr gibi koşmakta, ceylan gibi sıçramakta, türlü savaş oyunu bilmektedir. Bu arada Kör Yusuf'un oğlu Rıışen Ali de büyümüş, güçlü kuvvetli bir delikanlı olmuştur. O da her türlü şövalyelik oyunlarını öğrenmiş bir babayiğittir.

Bir gece Yusuf, düşünde Hızır'ı görür. Hızır ona ya­pacağı işi söyler. Hızır'ın önerisiyle baba oğul yola çıkar­lar. Bingöl dağlarından gelecek üç sihirli köpüğü Aras ırmağında beklerler. Bu üç sihirli köpükle Yusuf'un hem gözleri açılacak, hem intikam almak için gereken kuvvet ve gençliği elde edecektir.

Bunu bilen oğlu Ruşen Ali, köpükler gelince, ba­basına haber vermeden, kendisi içer. Yusuf, durumu öğ­renince üzülür, ama bir yandan da sevinir. Kendi yerine oğlu, öcünü alacak bir bahadır olacaktır. Bu sihirli köpük­lerden biri körün oğluna sonsuz yaşama gücü, biri yiğitlik, öteki de şairlik bağışlamıştır. Bir süre sonra Yusuf, oğlu­na öç almasını vasiyet ederek ölür.

Körün oğlu Ruşen Ali dağa çıkar. Gelen geçeni so­yar. Ünü yayılmaya başlar. Kendisi gibi kanun kaçakları yanında toplanmaya başlarlar. Artık adı Köroğlu olmuştur. Bolu şehrinin karşısında, Çamlıbel'de bir kale yaptırır. Küçük bir ordusu vardır. Çamlıbel’den geçen kervanlar­dan bac alır. Vermeyen kervanları soyar. Üzerine gönde­rilen orduları bozguna uğratır.

Bir gün, güzelliğini duyduğu Üsküdar Kasapbaşı'sının oğlu Ayvaz'ı kaçırır, Çamlıbel'e getirir, evlât edinir. Başka bir gün, Bolu Beyi'nin bacısı Döne Hanım'ı ka­çırır, evlenirler. Aradan yıllar geçer. Bolu'yu .basar, yakar, yıkar. Bolu Beyi'nden babasının öcünü alır. Bolu Beyi de Köroğlu'na kargı düzenler kurar. Bir defasında Köroğlu'nu, başka bir seferde de Ayvaz'ı yakalatır. Zindana atar. Ama, Köroğlu ve adamları her zaman hile ve cenkle kurtulurlar.

Köroğlu, ara sıra Gürcistan, Çin gibi uzak ülkelere de seferler açar. Yeni yeni serüvenlere atılır, büyük vur­gunlar yapar. Bu arada küçük, fakat heyecanlı birçok olay da geçer. Sonunda delikli demir (tüfek) ortaya çıkın­ca eski bahadırlık geleneği bozulur, dünyanın tadı kal­maz. Ve bir gün Köroğlu, beylerine dağılmalarını söyle­yerek Kırklara karışır, kaybolur. Daha önceden Kır-At da sır olmuştur. O Kır-At ki, nice yıllar, olağanüstü bir güçle Köroğlu'na hizmet etmiştir.

Başka bir söylentiye göre, bir Yahudi bezirganın getirdiği tüfekle oynayan beyler, birbirlerini öldürürler. Köroğlu, buna üzülerek kayıplara karışır. Yine bir başka söylentiye göre de, Köroğlu dağda rastladığı çobanda tü­feği görür. Sorar, ne olduğunu. Aldığı karşılığa inanmaz. Denemek için kendine çevirir, tetiğe dokunur. Ve yara­lanarak ölür. Sonra beyleri de dağılırlar.

Yaşlı bir çınar gibi devrilen Köroğlu'nun hikâyesi sona erer.





BASIN KILINCI



Ay yansın ağlar, güneş tutulsun

Parladı parladı çalın kılıncı

Oklar gıcırdasın ayyuka çıksın

Mevlânın aşkına basın kılıncı



Durmayın orada, kargı kucakta

Dolansın yiğitler köşe bucakta

Bir savaş edelim kelle kucakta

Şehitler aşkına çalın kılıncı



Koç yiğitler melemeli dev gibi

Düşman kanı devrilmeli dağ gibi

Dest vurup avını almış bey gibi

Haykırı haykırı çalın kılıncı



Koç yiğitler bu kış burda kışlasın

Yılan dilli eğri hançer işlesin

Kâfir düşman el'amana başlasın

Kaçanı gördermen, basın kılıncı



Koç yiğitler düğün, bayram eylesin

Küheylan kişnesin, aygır oynasın

Kazanlarda adam kanı kaynasın

Esir etmek yok ha, çalın kılıncı



FERMANIMIZ YAZILDI



İslâmbol’dan fermanımız yazıldı

Koy yiğitler kargımıza dizildi

Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu

Eğri kılıç kında paslanmalıdır



Geç gidelim Magini'nin (?) dağına

El vuralım koç yiğidin malına

Dini bütün arkadaşın yoluna

Serini sol meydana koymalıdır



Yiğit olan yiğit dönmez ölümden

Muhannetin payın alır elinden

Kır-At köpüğünden, insan kanından

Çizmeyile şalvar ıslanmalıdır



Senin gibi yiğit gelmez cihana

Bir dahi doğurmaz doğuran ana

Öyle kılıç vursam fena düşmana

Düşman kılıç ile uslanmalıdır





Kaynakça

Özetli Cahit Köroğlu, Dadaloğlu, Kuloğlu, Özgür Yayınları
Okay Nezihi, Haşim Köroğlu ve Dadaloğlu, May yayınları, genel kültür kitabı
Türk Klasikleri – Köroğlu, Kuloğlu, Varlık Yayınları
Beyaz Hüseyin – Köroğlu, Karacaoğlan yayınları

KAFKASKAR diyor ki:
Yalnız kurt’ların tunçtan göğüsleri nurlu iman dolu,
Yolları Sancaktar Kafkas Kartalı Şeyh Şamil’in yolu.
Kafkas halklarının haklı özgürlük davası adına,
Yok mu duası kabul olunacak bir Allahın kulu.
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
01-06-2008, 09:39 AM (Bu Mesaj 05-12-2008 11:12 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : KAFKASKAR.)
Mesaj: #20
Cvp: TÜRK DESTANLARI

UYGURLARIN TÜREYİŞ DESTANI

1) Destan Hakkında Bilgi

Bir Uygur destanıdır. Büyük Türk İmparatorluğunu Göktürklerden devralan Uygur Türkleri, Türeyiş Destanı ile soylarının vücud buluşunu anlatırken, aynı zamanda da bütün Türk boylarında hakim bir inanış olarak beliren soyun ilahî bir kaynağa bağlanması fikrini bir kere daha belirtmiş olmaktadır.

Türeyiş destanı aslında büyük bir destanın başlangıç kısmına benzemektedir. Büyük bir ihtimalle Göktürk-Bozkurt destanı gibi Uygur-Türeyiş destanı da, ilk büyük Türk destanı olan Yaradılış destanının etkisi altında gelişip, meydana getirilmiş, daha dar muhitin veya daha tecrid edilmiş, kavimleşmiş bir soyun küçük çapta bir yaradılış destanıdır. Nitekim, yine bir Uygur destanı olan Göç destanı, Türeyiş destanının tabii bir devamı intibaını vermektedir.

Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’in Türeyiş destanı ile ilgili incelemesinde bu efsane bir yaratılış destanı olarak kabul edilmiştir. Çünkü ağaçtan doğan bu beş çocuktan önce de Uygur halkı çoktan yaratılmış ve hayatta idiler. Uygurlar Göktürk devletinin M.S. 630’da yıkılmasından sonra Budizm ile temasa gelmişler ve bu dini benimsemeye doğru gitmişlerdi. M.S. 763’te üçüncü Uygur kağanı Bögü Kağan, Mani dinini Uygur devletinin resmî dini kabul etti. Efsanenin bir kahramanı olan Bögü Kağan, Mani dinini kabul eden ve yayan bir kağandır. Efsânenin gerek konu, gerekse dayandığı inançlar bakımından Mani dininin prensipleriyle kurulmuş olması gerekirdi. Fakat, bu efsanede eski Türk inanç ve efsaneleri ağır basmış ve efsanenin ana motifleri, eski Ortaasya Şamanizminin unsurları ile donatılmıştır. Bu sebeple eski Türk inançları Maniheizm ile Budizm’i adeta efsanenin dışına itmişlerdir.

Çin ve İran kaynakları bu efsaneden çokça söz etmişlerdir.

2) Yapılan İlmî Çalışmalar

J. Margurat, kaynaklardan hareketle metni özet halinde bastırmıştır. Yazıtın Çince orijinal metnini Türkçe’ye Bahaeddin Ögel çevirerek yayımlamıştır.

(B. Ögel, Sina-Turcica, Taipei, 1964, s.9-27)

3) Tarihî Kaynaklar

Uygurların kökeni ile ilgili efsane hakkında en önemli kaynaklardan birisi, şüphesiz ki İran tarihçisi Melik Atâ Cüveynî tarafından yazılmış olan eserdir. (Cüveynî, Tarih-i Cihan-Gûşa, Gibb Memorial Series, Leiden, 1912, I, s.39 v.d.)

İkinci önemli kaynak da son Uygur hükümdarlarından Temür Buka adına dikilmiş olan mezar taşı yazıtıdır. Bu yazıtın metni sonradan özet olarak Çin tarihlerine geçmiş ve bazı Avrupalı yazarlar da ikinci elden kaynaklardan bu bilgileri özet olarak aktarmışlardır. (J. Marquart, Guvanî’s Bericht über die Bekegrung der Uiguren, SBAW, 1912, s.486-502.)

Uygurların türeyişi ile ilgili kaynaklara üçüncü olarak bir Çince kaynak eklenebilir. Batı ilim aleminin habersiz olduğu bu kaynak da bir mezar yazıtıdır.

Temür Buka’nın yazıtının Uygurların menşei ile ilgili girişi, daha önceleri de başka münasebetlerle bazı yazıtlarda yazılmış bulunuyordu. Çünkü Cüveynî kitabına aldığı efsaneyi yine Uygurların başkentindeki bir yazıttan okumuş veya okutmuştu. Temür Buka’nın yazıtı Orhun ırmağı kenarlarından göçmelerinden hemen hemen 500 sene yâni M.S. 1314’ten sonra, Turfan’da yazılmıştı. Öyle anlaşılıyor ki Cüveynî zamanında Orhun kıyılarındaki eski Uygur başkentinde yâni Ordu-Balıg şehrinde kaybolmamış bu gibi yazıtlar bulunuyordu. Temür Buka’nın yazıtını yazanlar da elbette ki bu gibi yazıtlardan istifâde etmişlerdir. Cüveynî’nin Orhun kıyılarındaki daha orijinal ve daha eski yazıtı görmüş olması çok muhtemeldir.

4) Metin Durumu

“Alp Er Tunga” menkıbesinin âdeta bir nevî devamı olmak üzere “Uygur” dairesini gösterebiliriz. Çin kaynaklarından nakledilen menkıbe Uygur hükümdarlarının menkıbevî menşeini gösteren bir menkıbedir. Herhalde bu menkıbenin “Tungatekin” menkıbesi gibi başlıca şehirli Türkler arasında geliştiği ve medenî bir gelişme kazanan “Doğu Türkistan” Uygur merkezlerinde-Maniehistler tarafından – birbirinden farklı rivayetler halinde tespit edilerek sonraları bir taraftan Çin vâkâyinâmelerine diğer taraftan H.8. yüzyıla kadar İslâm kaynaklarına – birbirinden pek az farkla – nakledildiği anlaşılıyor.

Tarihçi Alâüddin Atâ Melik Cüveynî, H.658’de yazmış olduğu Tarih-i Cihan-gûşa adlı eserinde yine Uygur kaynaklarına dayanarak bu menkıbeyi nakleder. Moğollar arasında, İslâmiyet tesiri daha göze çarpmadığı zamanlarda yazılmış olduğu için “Cüveynî” bu menkıbeyi İslâm zihniyetine göre değiştirmek mecburiyetini hissetmiştir. Buna göre “Cüveynî”den aldığımız şekilde Çin kaynaklarındaki şekil arasında pek az bir fark vardır.

Destan nesir halindeki bir metinden oluşmakla beraber, yer yer dörtlüklerden oluşan ağıt ve türküleri de ihtiva etmektedir.

5) Tarihî ve Coğrafî Durum

Uygurlar 300 senelik bir süre içinde, Göktürklerin hakimiyeti altında kaldıktan sonra M.S. 744’te büyük bir imparatorluk kurmayı başarmışlardır. “Hsieh” ailesi Uygurlardandır. Onların ataları Göktürk kağanlarının meşhur veziri Tonyukuk idi. Tonyukuk aslen bir Çinli idi. Çinlilerin Sui sülalesinin Çinde egemen olduğu bir çağda (M.S. 581-61Cool Çin ülkelerinde büyük karışıklıklar olmuş ve Göktürkler de Çin içlerine doğru girmişlerdi.

Tonyukuk, Göktürk ülkelerini idare etmek için bir çok planlar yapmıştı. Bilge Kağan ölünce memleketinde bir çok karışıklıklar çıktı. Bilge Kağan’ın hatunu halkı ile birlikte Çin’e geldi ve Çin imparatorluğuna tabî oldu. Göktürklerin bırakıp geldikleri topraklar da bu yolla Uygurların eline geçti. Uygurlar buralara yerleştiler türeyip, çoğaldılar.

Efsane aynı zamanda Uygurların meşhur hükümdarı Bögü Han’ın akınları, milleti için yaptıkları ve onun hükümdarlık dönemini de anlatmaktadır.

Uygur türeyiş efsanesinde dış tesirler ne kadar güçlü olursa olsun, yine de eski Türk özelliğini muhafaza edebilmiştir. Türeyiş destanı, İslâmiyet öncesi bir Türk destanıdır. İslâmiyetin kabulünden önceki Türk devletlerinden olan Uygurların, türeyip çoğalmaları anlatılmaktadır.

Coğrafî Durum: Dağlardan çıkan Tamır ırmağı ile Orkun ırmakları büyük bir kıvrım yaparak kuzeydoğuda birleşirdi. Bu iki ırmağın arası eski Ortaasya İmparatorluklarına başkentlik yaptığı gibi ilk Uygurlara da yurtluk etmişti. Orhun nehri kaynağını Kara-Karum denilen dağdan alırdı. Orhun ırmağının kıvrımına kavuşan bir suyun kenarında Uygurların başkenti Ordu-Balıg şehri vardı. Yine buraya yakın bir başka çayın üzerinde Moğol İmparatorluğunun başkenti Kara-Karum şehri kurulmuştu. Uygurların kuzey sınırları Orhun ve Tola nehrinin birleştikleri yerlere kadar uzanıyordu. Cüveynî’nin eserinde Bijen Pehlivan ile Magu-Balıg da geçmektedir.

Tola ve Selenge ırmakları da önemlidir. Orhun ve Tamır nehirlerinin ortasındaki ovanın kuzey doğusundan Selenga ırmağı başlıyordu. Çince kaynaklarda da çok açıkça görülüyor ki, Uygurlar Ötüken’e çok yakın bölgelerde yaşamışlar ve türemişlerdi.

Uygurların çok kuzeyde, ta Baykal gölünün güneyinde ortaya çıktıkları da ileri sürülmüştür.

6) Özet

a) Cüveynî’ye Göre Uygurların Türeyiş Efsanesi

“Kara-Korum çaylarından sayılan iki nehir vardı. Bunlardan birine Toğla ve diğerine de Selenge adı verilirdi. Bunlar Kamlancu adlı yerde birleşirlerdi. İki ırmağın arasında kışın bile yaprağını dökmeyen, meyvesinin tadı ve şekli çam fıstığınınkine benzeyen iki ağaç yetişmişti. Bir gün bu ağaçların arasına gökten bir ışık indi. Bunun üzerine yandaki dağlar yavaş yavaş büyümeye başladılar. Bu durumu gören Uygur halkı ağaçlara doğru şaşkınlık ve saygı ile yaklaştı. Kulaklarına çok tatlı ve güzel nağmeler geliyordu. Her gece buraya bir ışık inmeye ve ışığın etrafında da otuz defa şimşek çakmaya başladı. Başka bir gün ayrı ayrı konulmuş çadırların her birinin içinde birer erkek çocuk gördüler,onları alıp beslediler. Çocuklar süt çocuğu olmaktan kurtulup konuşmaya başlayınca anne ve babalarını sordular. Onlara ağaçlar gösterildi. Ağaçlara anne ve babaya gösterilen saygıyı gösterdiler. Ağaçlar dile gelip onlara, ömürlerinin uzun, ad ve şöhretlerinin devamlı olmasını diledi. O bölgede yaşayan bütün kavimler, çocuklara hükümdar oğluymuş gibi saygı gösterdiler, her birine bir ad koydular: Sonkur Tegin, Kotur Tegin, Tükel Tegin, Or Tegin, Bökü Tegin. Çocukların doğuşundaki kutsallık halkı düşünmeye itti. Tanrı tarafından gönderildiklerini düşündükleri bu çocuklardan birinin hükümdar olarak seçilmesi kararına vardılar. Bögü Tekin, bütün milletlerin dilini ve yazılarını biliyordu. Herkes onun Han olarak seçilmesi konusunda birleşti. Şenliklerle hanlık tahtına oturtulan Bögü Han, memleketi adaletle yönetti, zulüm bitti, maiyeti, askerleri ve atları çoğaldı.

b) Çin Kaynaklarına Göre Türeyiş Efsanesi:

“Uyguristan”da Hulin adlı bir dağ vardı ki, ondan, Tuğla ve Selenga adlı bir nehir çıkardı. Bir gece oradaki bir ağacın üstüne gökten mucizevî bir ışık indi. İki nehir arasında yaşayan halk, bunu dikkatle takip etti. Ağacın gövdesinde gebe kadına benzeyen bir şişkinlik belirdi. O ışık dokuz ay on gün, o şişkinliğin üzerinde durdu. Bu müddetin bitişinde, o şişkinlik yarıldı, içinden beş çocuk çıktı. O memleket ahalisi onları alıp büyüttüler. Bunların en küçüğünün adı Buğuhan idi. Çalışma yaşına girer girmez herkesi hükmü altına alarak hükümran oldu. Otuz batıdan fazla bir zaman geçtikten sonra “Yulun Tegin” hükümran oldu. Çinlilerle bir çok harplerde bulundu. Nihayet bu hale bir son vermek için oğlu Gali Tegin, Çin hükümdar ailesine mensup “Kiu Lien” adlı bir kızı almaya karar verdi. Bu prenses sarayını “Hulin pili poli” yani “Hatun dağı”nda kurdu. Bu civarda Tanrı dağı isminde bir dağ güney tarafında da küçük dağ şeklinde ve Kutlu Dağ adını taşıyan başka bir kaya vardı. Hulin’e Çin sefirleri bakıcılarıyla birlikte geldiler. Onlar kendi aralarında dediler ki: Hulin’in saadeti bu kayaya bağlıdır; bu hükümeti zayıflatmak için onu mahvetmeli mi? Bunun üzerine Tegin’i bularak Çinlilerle akdettiği bu izdivacın karşılığı olmak üzere o kaya parçasının kendilerine verilmesini istediler. Tegin razı oldu. Lâkin kayanın büyüklüğü yerinden kımıldatılmasına mâni oluyordu. Kayanın etrafını odunlarla doldurup ateşe verdiler, kayayı iyice kızdırdıktan sonra üzerine keskin sirke dökerek parçaladılar. Sonra o parçaları arabalara koyarak Çin’e götürdüler. Bu büyük bir hadise oldu: Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar, ağaçlar ve kayalar rüzgar ve dereler kendi dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Tegin öldü. Ondan sonra bu memleket felaketten kurtulmadı. Halk, asla rahat yüzü görmedi. Irmaklar, göller kurudu, toprak mahsul vermez oldu. “Yulun Tegin” den sonra hükümdarlardan bir çoğu süratle öldüler. Bunun üzerine hükümdarlar payıtahtlarını Hoço’ya nakletmeye mecbur oldular ve hâkimiyetlerini oradan Beş-Balığ’a kadar genişlettiler.



c) Uygur Atalarının Kurttan Türeyişleri

Büyük Hun Hakanlarından birinin iki kızı vardı. Kızların ikisi de birbirinden güzeldi. Öyle güzeldi ki Hunlar, bu iki kızın da ancak ilâhlarla evlenebileceğine inanıyor ve bu kızların insanlar için yaratılmadığını söylüyorlardı.

Hakan da aynı şekilde düşündüğü için kızlarını insanlardan uzak tutmanın çarelerini aradı. Ülkesinin en kuzey ucunda, insan ayağı az basan veya insan ayağı hiç görmeyen bir yerinde, çok yüksek bir kale yaptırdı. Kızların ikisini de bu kaleye kapattı. Ondan sonra aklınca inandığı tanrısına yalvarmaya gelip kızlarıyla evlenmesi için yakarmaya başladı. Öyle bir yalvarıyor ve öyle yakarışlarla tanrısını çağırıyordu ki, nihayet bir gün, Hakanın kendi aklınca inandığı tanrısı dayanamadı ve bir Bozkurt şekline girip geldi. Hun Hakanın kızlarıyla evlendi.

Bu evlenmeden birçok çocuklar doğdu. Bunlara Dokuz Oğuz-On Uygur denildi ve çocukların hepsinin de sesi Bozkurt sesine benzedi. Yine bu çocuklar, birer Bozkurt ruhu taşıyarak çoğaldılar.

7. KAHRAMANLAR

Kutsal Ağaç: Tola ve Selenga ırmaklarının arasında, kışın bile yaprağını dökmeyen, meyvesinin tadı ve şekli çam fıstığına benzeyen iki ağaçtır. Kutsal bir ışığın gökten inmesiyle gövdesi tıpkı gebe bir kadının karnı gibi şişmiş, dokuz ay ve on gün sonra bu şişkinlik çatlamış ve ağaçtan tıpkı dünyadaki gibi beş çocuk doğmuştur.

Çuçu: Dokuz ay, on gün içinde Tuğla ve Selenga ırmaklarının arasında, Hulin dağının eteklerinde toplanan insanlardan birisidir. Gönlü zengin, yüreği keskin ve gözleri engin yarınların güneşleriyle ışıklanmış kendisinden emin bir ozandır.

Işık Tigin: Çocukların en büyüğü, en irisi ve daha gösterişlisiydi. Simsiyah zeytinleri andıran gözleri vardı. Ortası dolgun ve uçları kara ve iki yandan çekikti. Alnı genişti ve saçları ışıklı karaydı. Işıktan doğup, ışıkla beslenmiştir ve bu yüzden Işık Tigin adı verilmiştir.

Asena: Gözleri tutuşmuş yanar elâydı, iki uçtan çekikti, buğday benizliydi. Kaşları çatık ve geniş alnının üstünde karaya çalan saçları başlıyordu.

Börte-Çine Tigin: Sesi, hareketleri, yüzü, gözü, Asena’dan farksızdı. Işıkla doğarken ak saçlı, ak sakallı ihtiyar adını koydu.

Kaya Tigin: Işık Tigin’in aynıydı. Yanyana gelince kolay ayırt edilemezdi. Yalnız bakışları Işık Tigin’den daha yiğitti.

Bögü Han: Diğer kardeşlerine benzese de daha heybetliydi. Hulin dağını bir yumrukta parçalayabilirdi. Tuğla ve Selenganın akışını ters çevirebilirdi. Işıklı bir buğu içindeydi.

Ak saçlı, ak sakallı deli ozan, onun ileride mutlu bir geleceğin kaderini elinde tutacak; içinde bulunduğu ışıklı buğuyu zamana gelince milletin üstüne huzur ve sükun içerisinde gerecek biri olacağını o doğduğu an sezmiştir.

Yulıg Tigin: Bögü Han’ın soyundan olup, o ölünce yerine Hakan olmuştur.

Kiü Lien: Güzelliği dillere destan ve bütün Çin elinde Çin güzelleri arasında, sarı bir Çin güneşi gibi ışıl ışıl çevresine ışık saçan, yürüdükçe salım salım salınan bir güzellikteki bir Çin Prensesiydi.

Salur Han: Yulıg Tigin’in yiğit, şahbaz ve tuvâna oğludur. Kiü Lien adlı Çin Prensesini görür görmez o sarı güneşin sarı ışıklarına vurulmuştu.

Uygurlardaki Tigin sözü de başlangıçta Göktürklerde olduğu gibi “prens” veya “şehzade” anlamında kullanılmıştır.

Fakat Uygurlar Orhun boylarındaki eski yurtlarından göçerek Turfan’daki Uygur hükümdarlarının ünvanları da tigin ile sonlanmaya başladı ve tigin bir nevî hükümdarlık ünvanı oldu.

Cool MOTİFLER

Ağaç: Bu efsanede ağaca kişilik verilmiş ve ağaç doğurtulmuştur. Aslında burada ağacın doğurma olayı bahis konusu değildir. Çocuklar tanrı tarafından gönderilmiştir ve ağaç yalnızca onları dünyaya iletme görevi görmüştür. Uygurlar eski Türk Şamanizminin bu inanışlarını daha romantikleştirmiş ve ağacın doğurması gibi bir olayın hikayesini düzmüşlerdir.

Türklerde nehirlerin kavuştukları yerler, kutsal idiler. Tıpkı Oğuz destanında olduğu gibi burada da “nehirlerin arasında kutsal bir adacık” görülmektedir. “Kayın ağacı”, Türklerin kutsal bir ağacı idi. Tanrı, kendi haberlerini kayın ağacı yoluyla gönderirdi. Bu ağaç aynı zamanda bütün insanlığın atası olan bir “Kadın Ana”yı da içinde saklardı. Bu ağaç tıpkı islâmiyetteki “Tuba” ağacı gibi gökyüzünde ve cennette bulunuyordu.

Gökten Işık İnmesi: Kayın ağacının üzerine gökten bir ışık inerek gebe kalması, gökten bir ışığın inmesi sonucu dağların kabarması görülmektedir. Bu daha ziyade Bögü Kagan zamanında yani M.S. 763’te kabul edilen Mani diniyle ilgili bir motif olsa gerektir.

Bir çok Çin İmparatorlarının anneleri de gökten böyle ışık inmesi yoluyla gebe kalmışlardır.

Kutsal Kadın: Bögü Han’ın kutsal hatunu ile Ak-Dağ’da konaklaması önemli bir motiftir. Bögü Han’ın Hatunu Tanrı tarafından gönderilmiştir. Han ile kızın başka bir yerde değil de, böyle kutsal bir dağda buluşmuş olmaları da önemli bir efsâne motifidir.

Göktürk efsanesindeki gibi bir evlenme ve izdivaç yoktur. Bögü Han’a yeryüzünün hâkimi olabileceğini müjdeleyen de, yine Tanrı tarafından gönderilmiş olan bu kızdır. Bu kızın tavsiyesi üzerine askerlerini toplayarak savaşa giden Bögü Han yeryüzünü zapteder.

Beyazlar Giymiş İhtiyar-Ak Saçlı Ak Sakallı İhtiyar:

Ak saçlı, ak sakallı deli ozan Bögü Han doğduğunda, onun ileride milletin başına geçip, onları idare edecek bir kudrete sahip olduğunu bilmiştir. Ayrıca Bögü Han’ın rüyasına beyaz elbiseli bir ihtiyar girmiştir. Bu ihtiyar fıstık şeklinde bir yeşim taşı göstererek (semavî nurdan husule gelen kaya olmalı) <> demiştir.

Bögü Han’ın Kuş Dili Bilmesi: Bögü Han’ın kargalarla konuşması Ortaasya ve Anadolu masallarının bir özelliğidir.

Ya da Taşı: Bögü Han’ın rüyasına giren beyazlar giymiş ihtiyar, ona tılsımlı bir taş vermiştir. Kendisinde sihirli bir kuvvetin varlığı farzedilen bu taş Kut dağıdır.

Bozkurt: Hun Hakan’ın kızının Bozkurt şekline giren tanrıyla evlenmesi ve bir çok çocuklar dünyaya getirerek çoğalmaları önemli bir motiftir. Çocukların hepsinin sesi Bozkurt sesine benzemiş ve çocuklar birer Bozkurt ruhu taşıyarak çoğalmışlardır.

9) DEĞERLENDİRME

Uygur Türeyiş Destanı, Göktürklerin Bozkurt Destanı ile çok yakın benzerlikler taşımaktadır. Bu ilk okuyuşta anlaşılacak kadar açıktır. Hemen bütün Türk destanlarının birinci derecedeki unsuru olan kurt motifi Türeyiş Destanı’nda ilahileştirilmiş ve bir neslin başlangıcı ve devamı bu ilahi motife bağlanmıştır. Bozkurt destanındaki Bozkurt, dişi; buradaki ise hem erkek hem Tanrı’dır. Buna göre Bozkurt Göktürklerde “ana”, Uygurlarda “baba”dır. Göktürklerde olduğu gibi Uygurlarda da kurt gibi haykırarak şarkı söylediklerini görmekteyiz.

Bu destanda Dokuz Oğuz-On Uygurların Hun Türklerinin soyundan geldiğini gösteren izler varır.

Bögü Han’ın akınlarının bir bakıma Oğuz Han’ın seferleriyle benzerlikler gösterdiğine şahit oluyoruz. Örneğin Oğuz Han kuzey batıdaki karanlık ülkelere doğru gittikçe, başları köpek başına benzeyen it-Barak kavmine rastlar. Oğuz destanının ifadesine göre artık bundan sonra insanoğlunun yaşadığı sınırlar bitiyor ve acayip mahlukların ülkeleri başlıyordu. Bögü Han’da akınlar yaparak o kadar ilerilere gitmiştir ki, artık elleri ve ayakları hayvanlarınkine benzeyen insan türlerine rastlamıştır. Uygurların bu efsaneyi yazarken ellerinde Oğuz Kağan destanına benzer bir destanın varlığına kanaat getirmekteyiz. Oğuz destanında olduğu gibi bu destanda da küçük bir adacık ortasında bulunan bir ağaç kovuğundan insanların türemesi de bunu destekler mahiyettedir.

Eski Türk mitolojisindeki “ana ailesi” izleri Göktürk çağında yerini gelişmiş “baba ailesi” düzenine bırakmıştır. Bu efsanede annenin bir insanoğlu olması ana ailesinin izlerindendir. Ayrıca ana ailesinin özelliklerinden biri mirasın ve önemin küçük çocuğa verilmesi olarak sayılıyordu. Bu Uygur efsanesinde de kurt ile evlenen ve Uygurların soylarını meydana getiren ata, Kağan’ın küçük kızıdır.




KAYNAKLAR

1) Alâaddin Melik Atâ Cüveynî, Tarih-i Cihan Güşa I, Çev: Doç. Dr. Mürsel Öztürk,

Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.

2) Büyük Türk Klâsikleri, Ötüken-Söğüt, I. Cilt, 1985, İstanbul.

3) Çınar, Ali Abbas, Türk Dünyası Halk Kültürü Üzerine Araştırma ve İncelemeler,

Muğla Üniversitesi Matbaası, 2. Baskı, 1997, Muğla.

4) Demirel, Doç. Dr. Hamide, Türk Destanlarında Güzellik, Destan, Masal ve Din

Unsurları ile Yabancı Destanlarda Türk Kahramanları, Ötüken, 1985, İstanbul.

5) Gökalp, Ziya, Türk Medeniyeti Tarihi “İslamiyetten Evvel Türk Medeniyeti”, I.

Kitap, Hzl: Fikret Şahoğlu, Türk Kültürü Yayınları, 1. Baskı, İstanbul.

6) İzgi, Doç. Dr. Özkan, “Kutluk Bilge Kül Kagan, Bögü Kagan ve Uygurlar”, Kültür

Bakanlığı Yayınları, 1986, Ankara.

7) Karalioğlu, Seyit Kemal, Türk Edebiyatı Tarihi, II. Baskı, 1. Cilt, İnkılâp Aka,

1980, İstanbul.

Cool Köprülü, Ord. Prof. M. Fuad, Türk Edebiyatı Tarihi, Ötüken Neşriyat, İstanbul.

9) Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi 1, M.E.B. Yayınları, 1997, İstanbul.

10) Ögel, Prof. Dr. Bahaeddin, Türk Mitolojisi, 1. Cilt, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2.

Baskı, 1993, Ankara.

11) Sepetçioğlu, M. Necati, Türk Destanları, Toker Yayınları, 2. Baskı, 1976, İstanbul

12) Sepetçioğlu, M. Necati, Yaradılış ve Türeyiş, Milli Eğitim Basımevi, 1. Baskı,

1969, İstanbul,

13) Türk Dünyası El Kitabı, III. Cilt, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1992,

Ankara.

14) Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergah Yayınları, II. Cilt, 1997, İstanbul.

15) Yücel, Hasan Âli, Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış, Remzi Kütüphanesi, 1932,

(1. Kitap)


alıntı

KAFKASKAR diyor ki:
Yalnız kurt’ların tunçtan göğüsleri nurlu iman dolu,
Yolları Sancaktar Kafkas Kartalı Şeyh Şamil’in yolu.
Kafkas halklarının haklı özgürlük davası adına,
Yok mu duası kabul olunacak bir Allahın kulu.
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
01-06-2008, 09:41 AM (Bu Mesaj 05-12-2008 11:12 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : KAFKASKAR.)
Mesaj: #21
Cvp: TÜRK DESTANLARI
Öksüz Kiz
Kisin soguk bir gununde, öksüz bri Türk kizi, su almaya gider. Vucudu yari ciplak, ayaklari soguktan siskin; karni ac, gozleri yasli bir haldedir.

Elinde bir bakrac vardir. Birden bir kasirga kopar. Ay ise gokteki sarayindan kasirgaya tutulmus olan, bu zavalli fakir kiza bakmaktadir. Ay, kizin haline acir. Kendi kendine der ki: (Mutlaka üvey annesi bu kiza zulum ediyor).

Öksüz kiz o sirada bir caliliktan gecmektedir, ay caliya isaret eder: (O kizi al, yanima gel). Ayin bu emri uzerine cali hemen bir at olur. Bir yandan aya giden gok yolu acilir, bir yandan da at haline gelen cali, uzerinde kiz oldugu halde yukselmeye devam eder. Aya vardiklarinda kiz elinde bakraciyla ayin yaninda durur.

Ay, bu öksüz kizi sever, ici urpermeye baslar. Sekilden sekile girmeye baslar. BUndan sonra ayin gokte sekilden sekile girisi de, bunun ve sevgisinin sonucudur.

Ilk geceler ay bir gumus yay gibidir. Öksüz kiz buyudukce ay da buyumektedir. Bazi zamanlarda bu kiz gokteki ayin sarayindan iceri girer, hali dokur. O zaman ay sevgilisini gormedigi icin uzulur, hilale doner. Bazen de kizin keyfi yerine gelir, cosar, neselenir. O zamn ayin yuzu guler, dolun halini alir.

Ayin keyfini kaciran guclu bir rakibi vardir. O da gokte bulunan beyaz ayidir. Bu ayi da Ösüz kizi sevmektedir. Bu sebeple ayi tutarak bogmak ister. Ama ne de olsa gucu yetmez. Yirmi bes gun ay bu ayiya ustun gelir, onu ezer. Ayi yalniz uc gun aya ustun gelir. Ay bundan korkar, saklanir, kimselere gorunmez.

Bu mucadele her ay boyle devam eder.




alıntı
KAFKASKAR diyor ki:
Yalnız kurt’ların tunçtan göğüsleri nurlu iman dolu,
Yolları Sancaktar Kafkas Kartalı Şeyh Şamil’in yolu.
Kafkas halklarının haklı özgürlük davası adına,
Yok mu duası kabul olunacak bir Allahın kulu.
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
Sad BU VATAN SANA KURBAN OLSUN KINALI MEHMETCİK Güneş 50 1,299 09-24-2008 10:28 PM
Son Mesaj: Mehmet kocsan
  Takvimle Atatürk Senol 4 161 11-15-2007 01:31 PM
Son Mesaj: Güneş

Forum Atla:

İletişimSivas | Sivasliyiz.ComYukarıya dönİçeriğe DönHafifleştirilmiş SürümRSS Beslemesi






Seni Seviyorum Msn Nickleri Msn Adresleri Kevenli Check up